Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hiçbir başarı cezasız kalmaz - Ibrahimtenekeci - 88. Sayfa

Hiçbir başarı cezasız kalmaz

Bir insanın arkasından konuşurken, o kişi çıkar gelirse, “iti an, çomağı hazırla” da diyebilirsiniz; “iyi insan lafının üstüne gelir” de. Bu, size ve o kişinin nasıl biri olduğuna kalmış.
Olaylar da böyledir.
Mesela Başbakan Erdoğan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden çıkan türban kararına dair yorumlarını dinlerken, nasıl bir tepki göstereceğiniz, sizin nerede durduğunuza ve olaya nasıl baktığınıza bağlıdır.
İktidar partisine mensup iseniz, “helal olsun” dersiniz. Değil iseniz, “madem türban yasağından rahatsızlık duyuyorsun, niçin gereğini yapmıyorsun” diye kızgınlık gösterirsiniz.
Türkiye’deki türban yasağının ve AİMH’nin türban mağdurlarının aleyhine verdiği kararların özeti aslında şudur: Türkiyeli Müslümanlar, kendilerine biçilen rolden daha fazlasını istemeye başlamıştır.
Taşradaki Bakkal Ahmet amcanın ya da Manav Mehmet efendinin kızına biçilen rol, orta okulu bitirdikten sonra evinde oturması, çeyiz hazırlayıp kısmetini beklemesi, belki bir biçki dikiş kursuna falan gitmesidir. Ama o ne yapmıştır? Liseyi de okumuş ve onca engele rağmen üniversiteyi kazanmıştır. Üstelik puanı da iyidir.
Aynı durum, muhafazakâr ailelerin erkek çocukları için de geçerli. Delikanlı, bir torna atelyesine veya marangozhaneye çırak olarak gireceğine, tutmuş, üniversiteye girmiştir. Hem de gözü yükseklerdedir, mühendis falan olmak istemektedir.
Yine, bazıları, er olmak varken, subay olmuşlardır. Bunların gözünün YAŞ’ına bakılmamalı ve sorgusuz sualsiz, hemen tayin işlemleri yapılmalıdır: Türk ordusundan işsizler ordusuna.
Sadece Türkiye’deki rejimin değil, Avrupa’nın da dindar Müslümanlara biçtiği rol budur: Bu insanlar, ‘kritik’ mesleklerden; fizik, kimya, matematik, elektronik gibi branşlardan uzak durmalıdır. Ola ki, sistemi delen biri olursa, hemen gereği yapılmalı; kâh yasaklanmalı, kâh fişlenip mesleğinde yükselmesi engellenmelidir.
Kimyaya meraklı bir Müslüman, çatapat ya da çamaşır suyu imal edebilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat, ya ilaç imal edip uluslararası ilaç şirketlerinin tekerine çomak sokmaya kalkışırsa? Ya, yirmi liraya satılan bir ilacı iki liraya piyasaya sürerse?
Maalesef ülkemizde, dindarlar söz konusu olduğunda, hiçbir başarı cezasız kalmıyor. Dindar iseniz, Müslamanların lehine işler yapıyor ve başarılı oluyorsanız, hemen hedef tahtasına yerleştirilirsiniz.
Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur: Gümüş Motor’dan Refah Partisi iktidarına kadar.
Üniversite okumak isteyen kızlarımızın karşılaştıkları şey, işte bu ceza sistemidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, türban mağdurlarının aleyhine verdiği kararlar ile, Türk Ceza Sistemini(!) desteklemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, birçok alanda olmasa bile, bu alanda Batı ile entegre olmayı başarmıştır. Kimine göre, bu da bir başarıdır.
Tekrar başa dönelim: Başbakan Erdoğan ve onun partisi, yabancıların hakkı/hukuku söz konusu olduğunda, tam anlamıyla bir iktidar partisi olmaktadır. Müslümanların hakkı söz konusu olduğunda ise, muhalefet partisiymiş gibi davranmaktadır.
Erdoğan’ın AİHM’nin türban kararına tepki göstermesinin nedeni budur.

Garip ama gerçek
Türkiye’de, vatanın ve milletin iyiliği için çalışanların başına iyi şeyler gelmiyor. Bunun en son örneğini 28 Şubat sürecinde gördük. Osmanlı’nın çöküş döneminde de böyleydi bu. Osmanlı Devleti’nin bir an önce çökmesini, habire borçlanıp faiz batağına saplanmasını isteyenler; devletin ve milletin iyiliği için çalışan herkesi, bir şekilde saf dışı etmeyi başarıyorlardı.
Bir örnek verelim: Buharın icadından sonra, kömür, olmazsa olmazlardan biri olmuştur. Ve ülkemizde kömür henüz bulunamadığından, yurtdışından ithal edilmektedir. Hem de onca maddi sıkıntı arasında...
Uzun Mehmet, ülkemizde taşkömürünü bulan ilk kişidir. Ereğli Köse Dağı mevkinde, Niren deresi boyunca gezerken, bir kömür damar bulur ve damardan aldığı parçaları İstanbul’a götürüp ilgili yerlere teslim eder. Uzun Mehmet, Sultan İkinci Mahmut Han tarafından elli kese altın ile ödüllendirilir. Ayrıca, kendisine 600 kuruş maaş bağlanır. Ve bir heyetle Zonguldak’a dönüp kömürü bulduğu yeri göstereceği sırada, kahvesine zehir konularak öldürülür. (1829)