Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Seçimler yaklaşıyor - Ibrahimtenekeci - 91. Sayfa

Seçimler yaklaşıyor...
 

Her şair kendi okuyucusunu sıfırdan oluşturur. Yine, her kuşak kendi şairini seçer. Ve her kuşağın “üstad” bildiği şair bir tanedir.
Mesela yetmiş kuşağı, yani bugün elli / altmış yaş arasında olanlar, şairleri olarak Necip Fazıl Kısakürek’i seçmişlerdir. Muhterem Hasan Aycın’dan Mustafa Miyasoğlu’na, Ali Haydar Haksal’dan İbrahim Balcı’ya kadar, bu kuşağın önemli isimleri Necip Fazıl’ı çok sever, sayar, en yukarıya onun ismini yazarlar. Hem şair, hem yazar olarak.
Seksen kuşağının şairi ve üstadı Sezai Karakoç’tur. Karakoç’un şiir ve yazıları, bu kuşak için çok önemli metinlerdir. Seksen kuşağının dikkat çeken isimlerine baktığımızda; mesela Necat Çavuş ve Şaban Abak’a, Ömer Erdem ve Ebubekir Eroğlu’na, bu şairlerin Karakoç çizgisinde olduklarını görürüz.
Doksan kuşağının “üstad” olarak seçtiği isim İsmet Özel’dir. İsmet Özel, yazı ve şiirleriyle, doksan kuşağını derinden etkilemiş, yönlendirmiştir. Dikkat edilirse, bu kuşağın kayda değer isimleri, İsmet Özel’in izini sürenlerdir. Dergilerde yayınlanan birçok şiirde İsmet Özel etkisi vardır. Yetmişli yıllarda yayınlanan şiirlerde Necip Fazıl, seksenli yıllarda yayınlanan şiirlerde Sezai Karakoç etkisinin olması gibi.
Şimdi ikibinli yıllardayız. Ve yaşları yirmi /yirmibeş arasında olan ikibin kuşağı, kendisine bir şair seçecek. Bakalım bu şair kim olacak?
Bir de ara dönem şairleri vardır. Kuşkusuz bu şairler de çok önemli işler yapmış, edebiyat tarihinin vazgeçilmez isimleri olmuşlardır. Ama bu şairlerin hiç biri, yaşadıkları dönemde, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel gibi olamamışlardır.
Sözgelimi Cahit Zarifoğlu büyük bir şairdir. Her kuşaktan okurları, hayranları vardır. Onsuz bir Türk edebiyatı düşünülemez. Yazdıklarının etkisi hâlâ devam etmekte, gençleri etkilemeyi sürdürmektedir. Fakat bütün bunlar, onun “ara dönem” şairi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Zarifoğlu, Sezai Karakoç ile İsmet Özel arasında bir yerdedir. Bir nevi, seksen kuşağı ile doksan kuşağı arasında köprüdür, bağlaçtır. Zarifoğlu iyi anlaşılmadan, ne Karakoç, ne de İsmet Özel tam olarak anlaşılır.
Burada bir noktayı daha açmakta fayda var: Öne çıkan, üstad olarak kabul edilen şairlere baktığımızda, bu şairlerin sadece şiirde değil, düz yazıda da çok güçlü, çok başarılı olduklarını görüyoruz. Demem o ki, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel’i üstad yapan şey, sadece şiirleri değildir. Yazılarının da bunda katkısı büyüktür. Çünkü, şiir nesirle büyür. Özellikle ülkemizde, nesirsiz bir şiir, kanatsız kuş gibidir.
Şiir yetenek meselesidir; ama nesir bilgiyle ilgilidir. Okuma yazması olmayan biri bile iyi şiirler söyleyebilir, fakat sağlam yazılar kaleme almak için kültürlü, birikimli, donanımlı, tecrübeli olmak gerekir. [En kuvvetli şiirlerin gençlik döneminde, en başarılı yazıların ise olgunluk döneminde yazılması biraz da bundandır.]
Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve İsmet Özel’i üstad yapan etkenlerden biri de, bir düşünceye sahip çıkmalarıdır. Çünkü ülkemizde şiirle düşünce kol kola gitmektedir. Ülkemizde geçerli olan, düşünceye yaslanmayan şiirin uzun süre ayakta kalamadığıdır.
Necip Fazıl Büyük Doğu fikrini, Sezai Karakoç Diriliş düşüncesini öne çıkarmış; gerek yazı ve şiirleriyle, gerek eylemleriyle bunun mücadelesini vermişlerdir. İsmet Özel’in dillendirdiği Türklük bahsi de böyledir. Dolayısıyla burada, okuyucu nezdinde, taraftarlık da söz konusudur.
Tevfik Fikret’i değil de, İslamcılığı savunan Mehmet Akif Ersoy’u ‘tutmamız’ gibi.
İşler, ilişkiler
İlk çalışmalarımın yayınlandığı yıllarda, yani 1990’ların başında; gündeme gelmek için iyi işler yapmak gerekiyordu. Eğer ortaya iyi bir eser koymuş iseniz, mutlaka emeğinizin karşılığını alıyordunuz.
Türkiye’deki birçok şey gibi bu da, kısa sürede değişti. Şimdi, gündeme gelmek için işinin değil, ilişkilerinin iyi olması gerekiyor.
İsterseniz en kaliteli işi [eseri] ortaya koyun, ‘gerekli bağlantılarınız’ yok ise, tanıtım sorunu yaşayacağınız için, eseriniz çok dar bir çevrenin dışına çıkamayacaktır. Ve bu da, emeğinizin karşılığını alamayacağınız anlamına gelir.

 

Hormon

İyi hatırlıyorum: Bir meyvenin/sebzenin şeklini ya da tadını beğenmediğimizi söyleyeceğimiz vakit, önce, “Allah’ın gücüne gitmesin” derdik.
Şimdi, böyle bir söz söyleyeni duymuyorum. Çünkü, adına “hormon” denilen şey, bu büyüyü bozdu.

Eğitimin önemi

Buz pateni yarışmasını seyrediyorum: Ömrü buzların içinde geçen Eskimoların esamesi okunmuyor; buna karşılık, buzu ancak buzdolabında gören ülkeler hep dereceye giriyor.
Demek ki eğitim önemli bir şey...