Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 96. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Ahmet Kekeç’ten Derin Roman

Ahmet Kekeç hangi işe girişirse girişsin, ortaya hep iyi şeyler çıkıyor.
Öykülerini topladığı Son İyi Şeyler de, deneme tadındaki Kanamalı Haydut da, cumhuriyetin yetmiş yılını anlattığı Derin Roman da hep başarılı bir kitap olarak anıldılar, inşallah, anılmaya da devam edecekler.
Bu yazımızda, Kekeç’in son eseri olan Derin Roman’a kısaca değineceğiz.
Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da, roman kahramanlarından birine şu sözü söyletir: “Tarihimiz ikiye ayrılır; yakın tarihimiz, uzak tarihimiz. Bize en uzak olan da yakın tarihimizdir.”
Ahmet Kekeç, Derin Roman’da, bize en uzak olan yakın tarihimizi konu ediniyor; özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesinde ve sonrasında yaşanan karanlık olayları romanına taşıyor.
Bu anlamda, ortaya koymuş olduğu esere Belgesel Roman da diyebiliriz.
Her şeyden önce, böyle bir romanın yazılabilmesi için, muazzam bir araştırma yapmaya, özellikle hatıratları, resmi tarihin dışındaki kitapları okumaya ihtiyaç var. Ahmet Kekeç de bunu yapmış. Kitabın sonundaki ‘kaynakça’ya baktığımızda, onlarca eserin tetkik edildiğini görüyoruz.
Derin Roman’ı okuyup bitirdiğimizde, yetmiş yıl içinde ne gibi oyunlar oynandığını, kimlerin ne gibi karanlık işlere giriştiğini büyük ölçüde öğrenmiş oluyoruz.
Kitabın ilk bölümünde Mustafa Kemal ile İnönü arasındaki çekişmeler yer alıyor. Ve bu bölümde, İsmet İnönü’nün gücünü nerelerden aldığını, niçin vazgeçilemeyen biri olduğunu öğreniyoruz.
Sonrası hep çekişme, hep entrika...
Siyasal kavgalar, kişisel çekişmeler, kanlı hesaplaşmalar...
Oyun daima aynı, aktörler farklı: Celal Bayar, Adnan Menderes, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve bir sürü general, albay, yarbay...
Oyun içinde oyun demiştik. İşte onlardan biri:
17 Mayıs 1972’de İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom THKP-C tarafından kaçırılır. Örgütün amacı, Elrom’un hayatına karşılık, tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasıdır.
Hükümet taviz vermeye yanaşmayınca, Elrom öldürülür. Gerisini Derin Roman’dan okuyalım: “Elrom’u kaçırıp öldürenlerden biri de Hava Harp Okulu’nda istatistik  öğretmenliği yapan Yüzbaşı İlyas Aydın’dı. Bazılarına göre, İlyas Aydın MOSSAD ajanıydı ve bu kaçırma olayını da bizzat MOSSAD tezgahlamıştı. Çünkü, Elrom’un öldürülmesinden sonra İsrail’le ilişkilerde yeni bir döneme girilmiş, MOSSAD ajanlarına Türkiye’de geniş çalışma imkanları sağlanmıştı.”
Derin Roman’da, darbeler yapılmadan önce, ülkenin hangi ortamlara sürüklendiğini de görmek mümkün. Mesela 12 Eylül 1980 askeri darbesi olmadan önce, terör doruk noktaya çıkar, her gün onlarca vatandaşımız hayatını kaybeder. “Aynı silahın sabah bir solcunun, öğleden sonra bir sağcının öldürülmesinde kullanıldığı balistik incelemelerle ortaya çıktığı halde, hükümet bir şey yapamaz.”
Kitap bitince, şu gerçek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor: Türkiye Cumhuriyeti’nde, ilk gününden bugüne kadar değişmeyen tek şey, siviller ile askerler arasındaki şiddetli geçimsizlik.
Kâh hükümet falanca generali harcamış, kâh generaller hükümeti harcamış.
“MİT raporu, Kenan Evren’in görev süresinin dolmasından sonra cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Orgeneral Necdet Üruğ’u harcamıştı. Necdet Üruğ’la aynı skalada bulunan komutanlar da, 28 Şubat sürecinde malum MİT raporunu kaleme alan istihbaratçıyı (Mehmet Eymür’ü) harcadılar.”
Derin Roman’ı ister roman olarak, ister tarih kitabı olarak okuyun, sonuç değişmeyecektir: Derdini anlatmasını bilen üslup sahibi bir yazarla ve sık dokunmuş, besin değeri yüksek bir kitapla karşı karşıyayız.
Derin Roman, 234 sayfa, Selis Yayınları