Besle Kargayı, Oysun Gözünü Yahudilere Ait Olan - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 115. Sayfa
Besle kargayı, oysun gözünü
|
Yahudilere ait olan 500. Yıl Vakfı’nın, Osmanlı Padişahları ve Musevi
Tebaları adı altında yayınlamış olduğu kitaba ancak ulaşabildim. Kitap,
Osmanlı Devleti’nin 700. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yayınlanmış. Kitabın özü şu: 36 Osmanlı padişahının saltanatı sırasında, yahudiler ne gibi olaylar yaşamışlar, devlet katında hangi görevleri almışlar... Bunları anlatıyorlar. Şimdi, hiçbir yorum yapmadan, kitaptan bazı alıntılar yapalım: Orhan Gazi, 1326 yılında Bursa’yı feth ettikten sonra, ilk sinagogun inşası için ferman buyurmuştur. Orhan Gazi, Bursa’da baskı altında inleyen bir musevi cemaat bulmuştu. Sayesinde, museviler rahata kavuştular. Birinci Murad, 1376’da Macaristan’dan kaçan musevileri Rumeli ve Anadolu’ya yerleştirmiştir. Murad, payitahtı Bursa’dan Edirne’ye nakletmiş ve Edirne geliştikçe, Balkan musevileri Edirne’ye akın etmiştir. Yıldırım Bayezid, 1394’te Fransa Kralı VI. Şarl’ın zulmünden kaçan musevileri Osmanlı topraklarına kabul etmiştir. İkinci Murad, Alman zulmünden kaçan musevileri, 1421 senesinde Edirne ve Selanik’e kabul etmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle, Bizanslı museviler rahata kavuşmuşlardı. Ayrıca, bugünkü Yunan adaları ve Girit musevi ahalisinden aileleri de İstanbul’a kabul etmişti. Fatih, yangın neticesinde zarar gören Ahrida, Karaferya, Yanbol ve Çukurca sinagoglarının onarımı için ferman buyurmuştur. İkinci Bayezid, 1490 ile 1497 yılları arasında, İtalya, İspanya ve Portekiz’den, 1501’de ise Fransa’dan sürülmüş musevileri Osmanlı topraklarına kabul etmişti. 150 bin kadar musevi Osmanlı’ya sığındı. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonucunda Filistin kapılarını musevilere açmıştı. Milattan Sonra 60 senesinde Roma Senatosunun almış olduğu tehcir kararını ve dönüş yasağını ortadan kaldıran padişahtır. Dönüş yasağı* Romalılar, Memlüklüler, güneyden gelen Araplar ve Haçlılar tarafından aynen uygulanmıştır. Yavuz Sultan Selim, 1516’da dönüş yasağını iptal etmekle, bugünkü İsrail’in temellerini atmış oldu. [*Musevilerin Filistin’e yerleşmesini yasaklayan karar.] Kanuni Sultan Süleyman, Kineret gölünün kenarında bir musevi yerleşim merkezi kurulmasını emretmiş, binlerce göçmeni Filistin’e yerleştirmiştir. Sultan Abdülaziz, 5 Nisan 1870 tarihli fermanı ile Alliance İsraelit’e, Filistin’de, Yafa’nın doğusunda bir ziraat okulu açılması için 2600 dönüm araziyi bağışlamıştır. Ben Gurion’un ifadesine göre, İsrail devletinin temel taşını Mikveh İsrael adındaki bu ziraat okulu teşkil etti. Abdülaziz, ayrıca, musevilere eziyet edilmesini yasaklayan bir ferman yayınlamıştır. İkinci Abdülhamid Han zamanında, Türk-Rus harbi neticesinde yapılmış bulunan Berlin Antlaşması ile Osmanlılar Balkanlardan çekilmek zorunda kaldı. Türkler ve museviler, beraberce Türkiye’ye doğru göç ettiler. 1893’de, Sultan Abdülhamid, 200 bin museviyi Filistin yerine, Güneydoğu’ya yerleştirme planları yapıyordu. Fakat bu düşünce, projeden ibret kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde, musevi cemaati mensuplarından üç başkonsolos, on konsolos, bir divan tercümanı, iki bakanlık danışmanı, bir konsolosluk müfettişi ve elçilik sekreteri, Osmanlı dışişlerinde görev alanlar arasındaydı. [“Hiçbir yorum yapmayacağım” dememe rağmen, bir şerh düşmek zorundayım: Yahudiler, Abdülhamid Han’ın projesini öğrenir öğrenmez, onu tahtan indirmenin yollarını aramışlardır. Nitekim, onun yerine padişah olan Sultan Reşat zamanında, devletin mühim mevkilerini ele geçirdiler.] İyiliğin karşılığı... Buraya kadar okuduklarımızdan ortaya çıkan gerçek şu: Osmanlılar, yahudileri korumuş, kollamış, en zor günlerinde onları topraklarına kabul etmiş, ayrıcalık vermiş, devlet adamı olmalarına bile müsaade etmiştir. Zaten, buraya kadar okuduğunuz satırları yahudiler yazdığına göre, onlar da bu gerçeği kabul ediyorlar demektir. Peki, bütün bu iyilikler karşısında, yahudiler, Osmanlı’ya, yani bizlere, nasıl teşekkür etmiştir? Bu sorunun cevabını bulmak için, Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası kitabının, “Yahudi casuslar” bölümünü okumanızı öneririm. Feridun Kandemir imzalı kitap, Yağmur Yayınları’ndan çıktı. Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı Ordusu ile İngilizler arasında Filistin, Sina, Gazze, Suriye cephelerinde devam eden savaşlarda, binlerce yahudi, Osmanlı’yı arkadan vurmuş; askerlerimiz mevzilerini, savunma hatlarımızı, ikmal yollarımızı, planlarımızı, cephane ve yiyecek depolarımızın yerlerini İngilizlere bildirmişlerdir. İngilizler, bu bilgiler ışığında etkili saldırılar yapmış ve umduklarından daha kolay ilerlemişlerdir. Kitaptan bir bölüm okuyalım ve bu can sıkıcı konuyu kapatalım: “İlk Dünya Harbi esnasında, Filistin Yahudi Casusluk Merkezi gizlice kurulmuştu. Yahudiler, İngilizlerden sağladıkları çeşitli muhabere araçları ve vasıtalarıyla, gizlice ele geçirdikleri bilgileri, her akşam, belli bir saatte lamba ile işaret vererek, kıyıdan geçen İngiliz gemisine şişe içinde gönderiyorlardı. Bu şekilde gizli çalışma aylarca sürmüş ve bu suretle Filistin’deki İngiliz orduları, başkumandanları Mareşal Allenby’nin de sonraları açıkça itiraf ettiği şekilde, Türklerin bütün sırlarına vakıf olarak, harbi kazanmışlardır. Tam işte bu sıralarda, yani yahudi casusluğunun olanca melânetiyle aleyhimizde yapmadığını bırakmadığı günlerde, nasılsa içimizdeki bu yılanların varlığı farkedilince, derhal harekete geçilmiş; bir yandan casusluklarından şüphe edilen yahudiler yakalanırken, bir yandan da Divan-ı Harp kurulmuştur. Sorguya çekilen ve casusluk suçları sabit olan yahudiler bile; ‘yaptıkları işin casusluk olmadığını, ancak milli bir vazife olduğunu’ söylemekten çekinmiyorlardı. Bu söz üzerine, Türk hakim onlara şu soruyu soruyordu: ‘Peki ama, size Filistin’de rahat ve huzur içinde yaşamak imkanı veren bir devlete, en nazik bir zamanında hiyanet etmeyi de milli bir vazife sayabilir misiniz? Düşünün, dünyanın birçok yerinden kovulup atılan ve hakir görülerek hemen her yerde ezilip çiğnenen yahudileri, Türklerden başka kim insanca karşılayarak bir millet saydı?’ Hele, Çanakkale’de İngilizlere yardımcı olmak için bizimle aylarca savaşan o mel’un gönüllü yahudi taburundan hiç biri, esir olarak bile elimize geçmemiştir.” |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi