Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 122. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Ne söylüyor, ne yapıyoruz?
 

Son iki cumadır, namazımı eda etmek için Ayasofya Camiine gidiyorum. Namaz için, arkada, küçük bir yer ayırmışlar. Yer küçük olmasına rağmen, şimdiye kadar tam olarak dolduğunu görmedim. Diğer camilerde, cemaat sokağa taşarken, burada, geniş boşluklar oluşuyor. [Sırası gelmişken söyleyeyim; cep telefonunu kapatmayan bir kardeşimiz yüzünden, tam bir rekat boyunca, Kurtlar Vadisi melodisini dinlemiş olduk.]
Ayasofya’nın cami olması için bağırıp çağıran, yayın yapan, şiir yazan Müslümanların sayısı, milyonun üzerindedir. Ama iş, cuma namazını orada kılmaya gelince, bir kaç turist rehberinden, çevre esnafından ve yolu oradan geçenlerden başkasını görmekte zorlanıyoruz.
Oysa, Müslümanlar buraya akın akın gelse, cemaat yollara, meydanlara taşsa, yer gök mümin dolsa, belki, namaz için ayrılan bölümü biraz daha genişletmek zorunda kalacaklar. ‘Biraz daha, biraz daha’ derken; bir bakmışsınız, Ayasofya’nın küçük bir bölümü değil, hepsi müminlerin olmuş.
İstanbul Üniversitesi’nin ana giriş kapısındaki başörtüsü eylemine katılmıştım. Sayımız elli civarındaydı. Aileleri bir kenara bırakın, sadece başörtüsü mağdurlarının sayısı bile on binin üzerinde. Yine, başörtüsüyle ilgili, 1 Ocak 2005’ten itibaren, sadece bu sayfaya gelen yazıların sayısı yüzün üzerinde.
Beyoğlu’nda, Rus Büyükelçiliği’nin önünde, Maşhadov’un şehit edilmesini protesto eden bir gösteriye katılmıştım. Kırk kişi ya vardık, ya yoktuk.
Oysa, Çeçenlerin haklı mücadelesini destekleyen, Rusların yöntemlerini ve Maşhadov’un şehit edilmesini kınayan yazıların/yazarların sayısı bile, bu rakamın çok üzerindeydi.
Bütün bu örneklerden ortaya çıkan sonuç şu: Bizler, konuşmayı, yazmayı, ahkam kesmeyi seviyor; fakat iş eyleme dönüştüğünde, sırra kadem basıyoruz.
Mesela, Millî Gazete’nin çok satması için uğraşıyor, ama kendimiz alıp okumuyoruz. Çevremizdekilere, kitap okumalarını tavsiye ediyor, fakat elimize kitap almıyoruz.
Üniversitenin kapısındaki başörtüsü eyleminde, Rus Büyükelçiliğinin önündeki protesto gösterisinde, yüz bin insan olsaydı; gazetemiz ve kitaplarımız büyük tirajlara ulaşsaydı, bazı şeyler Müslümanların lehine değişebilirdi. Ama onlar, Müslümanları az gördükçe, azgınlıklarını ve yasakları arttırıyorlar.
Böyle bir çelişki karşısında ise, şaire düşen, şu dizeleri yazmaktır:
Savaş çıksa da, savaştan kaçıp
Şiirler yazsak, kahramanlık üstüne.

 

Kuruluş felsefesi

Bir duvara, “Türksen öğün, değilsen itaat et” diye yazmışlar.
Komik gibi görünen bu cümle, aslında, cumhuriyetin kuruluş felsefesini ortaya koyuyor. Ve bu cümleyi açtığımız vakit, “Laiksen öğün, değilsen itaat et”, “Batıcı isen öğün, değilsen intihar et” gibi garabetler ortaya çıkıyor.