Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kürt sorunu yoktur - Ibrahimtenekeci - 123. Sayfa

Kürt sorunu yoktur, rejim sorunu vardır

Bazı kareleri doldurulmuş bir çengel bulmaca elime geçmişti. Bulmacayı çözmeye çalışan kişi, Sodyum’un simgesine So, Çinko’nun simgesine Çi, Lityum’un simgesine Li yazmış. Sonra bulmacanın içinden çıkamamış ve kaldırıp atmış.

Bu kişi, belli ki, konuyla ilgili en ufak bir bilgiye sahip değil. Ama yine de, üç cevaptan biri doğru. Fakat bu cevabı doğru saymak, bu kişinin konuyla ilgili bilgisinin olduğunu kabul etmek anlamına geleceğinden, Lityum’un simgesi olan Li’yi de yanlışlar hanesine yazmakta fayda var.

Nereye varmaya çalıştığımı hemen söyleyeyim: Dördüncü kuruluş yıldönümünü kutlayan AKP’nin, bulmacayı çözmeye çalışan kişiden hiçbir farkı yok.

O kadar çok yanlış iş yapıyorlar ki, bazen, yanlışlardan biri doğru olarak görülebiliyor. Sözgelimi, 1 Mart Tezkeresi’nin Meclis’ten kılpayı geçmemesi böyle bir şeydi.

Erdoğan ve kurmaylarının, milletvekillerine evet oyu kullanmaları için ne kadar baskı yaptığını, tehdit savurduğunu unutan Türk halkı; bir anda hükümeti kahraman ilan etti.

Oysa, hükümetin içinde, tezkerenin geçmemesi için hayır oyu kullananların sayısı 10 ise, evet oyu kullananların sayısı 100’dü. Dolayısıyla, ortadaki yanlış, doğrudan çok daha fazlaydı.

Hükümetin “Doğu politikası” da böyle.

Başbakan Erdoğan, “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demekle, bölücülüğün fitilini ateşlemiştir.

Bu sözün anlamı şudur: Türkiye Cumhuriyeti, iki ayrı milletten kurulmuştur. Tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ya da Çekoslavakya gibi. Çekler ve Slovaklar nasıl kendi istekleriyle ve kan dökmeden ayrıldılarsa; bizler de, işte öyle, medeni bir şekilde...

Ama gelin görün ki, özellikle malum medya, Başbakan’ın bu sözlerini, bir bahar havası ile okuyucularına duyurdu. Bahar havasının insanı nasıl çarptığını kimse söylemedi, o ayrı...

“Türkiye’de Kürt sorunu vardır”la başlayan cümleler, Batılıların kullandığı bir üsluptur. Oysa Türkiye’de Kürt sorunu değil, rejim sorunu vardır.

Başörtüsü sorunu da, devasa boyutlara ulaşan yolsuzluk da, milyonlarca oy alan bir partinin meclis dışında kalması da bu sorunun bir parçasıdır.

Başbakan Erdoğan, aydın desteği ve medya imkanlarıyla gittiği Diyarbakır’da, beşyüz kişilik bir dinleyici topluluğu ancak bulabildi.

[Bu, AKP’nin ciddi oranda oy kaybına uğradığını da göstermektedir.]

Doğu’nun en kalabalık ili olan Diyarbakır’da, bir sünnet töreninde veya bir kına gecesinde bile bundan daha fazla insanın toplandığını düşünürseniz, durumun vehametini anlarsınız.

Bu düşük katılım, bölücülüğün fitilini ateşleyen Başbakan Erdoğan’a şu mesajı vermiştir: “Siz bizi tanıyorsunuz ama biz sizi tanımıyoruz...”

İlklere imza atmaya devam eden Başbakan, “Kürt sorunu vardır” demekle, bu deyimi devlet katında kullanan ilk kişi de olmuştur.

Siyasi geçmişini ve fikirlerini hepimizin bildiği Başbakan, “Kürt sorunu benim sorunumdur” demekte, fakat “başörtüsü sorunu benim sorunumdur” dememektedir.

Terör mağdurları ile başörtüsü mağdurlarını sayıya vurursak; aralarında çok büyük bir fark olmadığını göreceğiz. “İkisi aynı şey mi” diye soranlara da bir cevabım olacak: Evet, aynı şey. Her ikisinde de terör var! Her ikisinde de kaybolan hayatlar, hayaller, umutlar var!

Tam burada, aklımıza şu soru gelmektedir: “Bir grup aydın, başörtüsü sorununu görüşmek ve çözmek için bir platform oluştursaydı; Başbakan, bu aydınlarla görüşür, onları ciddiye alır mıydı?”

Söylemeye çalıştığım şey işte bu!

Başbakan, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve girmeye çalıştığı Avrupa Birliği’ne yaranmak adına, sadece onların ilgi duyduğu konularla ilgilenmektedir. Ve onların niyeti bellidir: Ülkemize zarar vermek...

Başbakan’ın, bu oyuna alet olmaması, Türkiye gerçeklerini görüp ona göre hareket etmesi gerekir.

Bu millet, tezkereye evet oyu verenleri unutmuş olabilir. Fakat, şehit cenazeleri kaldırılırken, halı saha maçında “şov yapan” bir Başbakanı unutacak kadar körelmemiştir...

Bunu da bir kenara yazalım.