Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaybetmemeye çalışmak yerine - Ibrahimtenekeci - 126. Sayfa

Kaybetmemeye çalışmak yerine, kazanmaya gayret etmek...

Anadolu coğrafyasını yurt edineli, bin yıla yakın bir zaman oldu. Bin yıl, çok uzun bir zaman. Fakat, hâlâ bu toprakların bizim olduğundan ya da bizim kalacağından endişe ediyoruz.
Sürekli bir korku, panik içindeyiz. Hep bölünme tehlikesinden bahsediyoruz. Her fırsatta, “Türkiye’yi parçalamaya kimsenin gücü yetmez” diyoruz.
Karadeniz bölgesinde bir tane misyoner görsek, hemen, “Pontus Rum Devleti’ni canlandırmak istiyorlar” diye yayın yapıyoruz. Van’da bir Ermeni kilisesinin restore edilmesi söz konusu olsa, “Büyük Ermenistan için adımlar atılıyor” diyoruz. Oysa, Karadeniz’deki Rumların, Van ve civarındaki Ermeniler sayısı, bir elin parmaklarını geçmez. Bu kadar az insanla, bırakın devleti, köy bile kurulmaz.
Buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç, bazı şeyleri çok abarttığımız yönünde.
Peki, aramıza yabancıların karışmasına, karışmaya çalışmasına neden bu kadar çok tepki veriyor; hemen panikliyor, vatan millet nutukları atıyoruz?
Aslında bu sorunun cevabı çok basit.
Bu topraklara has bir özellik, millet olarak, hepimizin bilinç altına sinmiş. Bütün bu ses yükseltmeler, itiraz etmeler, endişeye kapılmalar; kendimizi koruma refleksinden başka bir şey değil.
Anadolu coğrafyası, milletleri eritip yok etmesiyle meşhurdur. Mesela Almanlar, Fransızlar ya da Yunanlılar binlerce yıldır aynı topraklarda yaşarlar; fakat Anadolu, aynı zaman içerisinde, onlarca milleti tarih sahnesinden silmiştir.
Bugün, “şu Hititlidir” veya “Frigyalıdır” diyebileceğimiz kimse yoktur. Şartlar gereği Klikya’da Ermeniler, Pontus’da Rumlar da kalmamıştır.
Dolayısıyla, bu toprakların şu anki sahibi olan bizlerin, misyonerlik gibi bazı konularda hassas olmamızdan daha doğal bir şey olamaz.
Diğer milletlerinin başına gelen şeyin, Türk milletinin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir?
Türkler, bu topraklarda eriyip gitmemişse, bunu, İslam çatısına borçludurlar. İslam’ın koruyucu, kollayıcı, toparlayıcı, canlı tutucu özelliğine... [Böylece, bu ülkede, Müslümanlarla kimlerin uğraştığı, İslam’ı kimlerin etkisiz hale getirmeye çalıştığı da ortaya çıkmış oldu.]
Bence, ‘kaybetmek’ psikolojisinden kurtulmanın tek yolu, talepkâr bir politika izleyip milleti canlı tutmaktır.
Kaybetmemeye çalışmak yerine, kazanmaya gayret etmek...
Sadece elimizdekini muhafaza etmeye çalışarak, insanları canlı tutamayız. Karşı taraf, nasıl, her fırsatta Bizans ve Pontus’tan, Büyük Ermenistan’dan bahsediyorsa; biz de Selanik ve Kavala’dan, Gümrü’den bahsetmeliyiz...
Böylece, bu topraklarda gözü olanlar, kendi topraklarında da göz görmüş olacaklar.

 

Konuya ek

Bazıları, “Trabzon’u Rum, Van’ı Ermeni, İstanbul’u Bizans şehri yapmaya kimin gücü yetebilir? Bu, hayalden başka bir şey değildir” diye düşünüyor.
Yüz yıl önce de, “Selanik’i Yunan, Filibe’yi Bulgar, Üsküp’ü Makedon şehri yapmaya kimin gücü yetebilir” diye düşünüyorduk. Ama oldu. Üstelik, o zamanlar, Selanik ve Üsküp’deki Müslüman sayısı, Trabzon ya da Van’daki Müslüman sayısından daha fazlaydı. Buna rağmen oldu.