Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İhtiyaç olmaktan çıkan - Ibrahimtenekeci - 127. Sayfa

İhtiyaç olmaktan çıkan...
 

  Ciddi ve köklü bir edebiyat dergimizin sunuş yazısı, şu soruyla bitiyordu: “Türkiye’de fikir var mı, fikre ihtiyaç var mı?”
Yüksek müsadenizle, örnekler eşliğinde ve dilim döndüğünce, bu soruyu cevaplamaya çalışacağım.
Seyrettiğim bütün ana haber bültenleri, Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz’in ölümünden sonra; servetinin kaç milyar dolar olduğunu, bu muazzam birikimin kimlere kalacağını, bu parayla kaç bin limuzin, kaç bin yat alınacağını hesap etme yarışına girdiler. Kimi, bu parayla şu kadar Boğaz Köprüsü inşa edilir diyordu, kimi de bu kadar Anelka transferi yapılır...
Kralın ölümünden sonra, siyasi dengelerin nasıl değişeceği, Suudi Arabistan’ı ne gibi sorunların beklediği, yeni kralın nasıl bir yönetim sergileyeceği, Fahd’ın ölümünün İslam dünyasına nasıl yansıyacağı vs vs. Söz konusu haber bültenlerinde, bu konularla ilgili bir bilgi kırıntısı bile yoktu. Talep olsaydı, belki olurdu.
Hadi, böyle derinlikli konularla kendimizi yormak istemiyoruz, diyelim.
Türkiye’nin çok satan gazetelerinden biri; müstehcen sözleri olan bir parçaya açık saçık bir klip çeken ve bu parçası ‘uygunsuz’ bulunduğu için televizyonlarda gösterilmeyen bir “sanatçı”mızla söyleşi yapmış. 
Sözde sanatçı, harfi harfine şunu söylüyor: “Bikini ile poz verebilirim, plaja gidebilirim. Ama çıplaklar kampına gitmem. Çünkü muhafazakârım.”
Akıl alacak gibi değil... Ve “Türkiye’nin en iyi gazetesi” sloganıyla yayın yapan gazete, buram buram cehalet kokan bu sözlerin sahibine neredeyse tam sayfa ayırıyor. Buna, “ucuz işçilik” bile diyemeyiz. Çok daha ucuz.
Hadi, “magazindir, olur” diyelim.
Aynı gün, yine çok satan gazetelerimizden biri, “N’olacak bu rakının hali” diye birinci sayfasına manşet atmış. Birinci sayfanın neredeyse yarısını bu haber kaplıyor. “Türklerin milli içkisi rakı tahtından inmiş. Çünkü gençler bira ve şarabı tercih ediyormuş” vs. Haberlerini grafiklerle zenginleştirmeyi de ihmal etmemişler.
İşte bu devasa haberin sağ tarafında, küçük bir kutu içerisinde, Hakkari’de şehit düşen beş askerimizin cenaze haberi vardı. Anlayacağınız, vatanı için gencecik yaşta şehit olan Mehmetçikler, rakı kadar haber değeri taşımıyordu.
Ve bu üç örneği yan yana getirdiğimizde, Türkiye’de fikir olmadığını ve fikre ihtiyaç da bulunmadığını anlamakta zorlanmıyoruz.
Bu üç örnek yeterli gelmediyse; son bir yılda, Türk basınının en seçkin yazarlarının tartıştıkları konulara ya da Türk edebiyatının önemli isimlerinin katıldıkları bir şiir gecesinde yaşananlara bakın, yeter...
Zenginliği parayla değil de bilgiyle ölçen bir medeniyetin mensupları olarak, elinizdeki ihtiyaç listesine bir bakın. Bu listede kitap ve dergi adı görmemiz acaba mümkün mü?
Millet olarak öyle bir noktaya geldik ya da getirildik ki, “beslenme” denilince, sadece gıda maddeleri aklımıza geliyor.

Hilafetin kaldırılmasının dünyadaki yankıları

Hilafetin kaldırılmasının üzerinden yetmiş yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, konuyla ilgili tartışmalar devam ediyor.
Dr. Hasan Gümüşoğlu’nun Kayıhan Yayınlarından çıkan Osmanlı’da Hilafet ve Halifeliğin Kaldırılması isimli kitabı, bazı gerçekleri gözler önüne sermesi açısından çok önemli. Sayın Gümüşoğlu’nun izniyle, kitaptan, ‘hilafetin kaldırılmasının dünyadaki yankıları’ bölümünü alacağız. Kim sevinmiş, kim üzülmüş, hep birlikte bakalım... [İbrahim Tenekeci]
Hıristiyan dünyasından
İngiltere, hilafetin ilgâsından sonra, sömürgeci emellerinin önündeki en büyük mâni ortadan kalktığından dolayı son derece memnundu. Ancak, İngiltere’yi endişeye sevk eden husus, hilafetin kaldırılmasında İngiliz parmağının olduğuna dar bir kanaatin Müslümanlar, özellikle de Hintli Müslümanlar arasında oluşması ve İngilizlere karşı isyan etmesiydi.
İngiliz basınının konuya yaklaşımı bu doğrultuda olmakla beraber, hilafetin ilgâsının Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olduğunu açıkca ifade edenler de olmuştu.
Daily Telegraph’da çıkan bir yazıda, Türkiye’nin hilafeti kaldırmakla çağdaşlaşacağını zannetmesinin yanlışlığı belirtilip hilafet sayesine büyük bir devlet olan Türkiye’nin, şimdi üçüncü sınıf bir devlet sayılacağının altı çizilmişti.
Bunun için İngiliz basını, Türkiye’nin kendi manfaatleri açısından son derece önemli olan bir kurumu bir anda kaldırmasını hayretle karşılamış, pek inanmak istemeyerek, “Türkler kendi bindikleri dalı kesmişler, İngilizler için inanılmaz derecede mükemmel bir şey olmuştur” ifadeleri kullanılmıştır.
Hilafetin kaldırılmasından sonra, büyükelçi Sir Ronald Linsday, Londra’ya gönderdiği mektupta, İngiliz İmparatorluğu için, laik Türkiye’nin tehlike olmaktan çıktığını belirtmişti.
Fransa ise hilafetin ilgâsını sevinçle karşılamıştır. Petit Journal’da Marcel Ray, kararı şöyle değerlendiriyordu: “Türkler tarafından işlenen ve bir çeşit dini intihar olan bu karar, bizim açımızdan kötü olmayacak gibi gözüküyor.”
Almanya’nın Berlin kentinde 41 farklı bölgeden gelerek toplanan Müslümanlar ise, hilafetin ilgasını Pan-Türkist bir hareket olarak değerlendirmiş ve kararın tüm dünya Müslümanlarına bir hakaret olduğu ifade edilerek, İslam dünyasına çağrıda bulunularak, Kemalist hükümetin ticari ve sosyal alanlarda boykot edilmesi kararı alınmıştı.
Rusya, karardan memnun olduğunu açıkça ifade etmiştir.
İslam aleminden
Hilafetin ilgâsı İslam aleminde hayal kırıklığına sebep olmuş ve İslam’a indirilen bir darbe olarak değerlendirilmişti. Batılılara karşı Kurtuluş Savaşı’nı kazandığı zaman Türkiye ve idarecilerine övgüler yağdırıp sevinçlerini coşkuyla ifade eden İslam alemi, hilafetin ilgâsından sonra Türkiye’ye ateş püskürmüştür.
Türkiye’ye karşı büyük bir muhabbet ve hürmet besleyen, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’ye milyonlarca İngiliz lirası gönderen Hindistan Müslümanları, karara önce inanmamışlar, Türkiye ile konuyu doğrudan görüşme arzularından bir netice alamayınca tam bir hayal kırıklığına uğramışlar ve son derece üzülmüşlerdir. Uzun müddet kararın geri alınmasını beklemişlerse de ümitleri gerçekleşmemiştir.
Hilafetin ilgâsına Mısır kamuoyundan da çok şiddetli tepki geldi. Mısırlılara göre, hilafet sadece Türklerin meselesi olmayıp bütün Müslümanları alakadar eden bir konuydu. O halde, Türkiye’nin bu meselede tek başına karar verme hakkı olamazdı. Beş on milyon nüfusu olan Türkiye’nin, üç yüz milyon Müslümanı alakadar eden bir konuda, dünya Müslümanlarının görüşlerini dikkate almaması, kabul edilecek bir durum değildi.
Ezher Üniversitesi’nden Muhammed Şakir, hilafetin ilgasına olan tepkisini şu sözlerle dile getirmişti: “Bir çılgınlık fırtınası bu. İslamın şerefini yükseltmelerini beklerdik, aksini yaptılar.” Daha önce Osmanlı yanlısı olan Mısır’ın Vatan ve el-Ehram gazeteleri de aynı şekilde hilafetin ilgasına şiddetle tepki gösterdiler.
Müteakip yıllarda hilafet meselesini ele almak için birçok kongre yapılmaya çalışıldıysa da, bu kongrelerin bazısı gerek batılıların, gerekse yeni Türkiye devletinin müdahalelerinden dolayı, bazen hilafet meselesi bile konuşulmadan sona ermiştir.