| |
Ciddi ve köklü bir edebiyat dergimizin sunuş yazısı, şu soruyla bitiyordu:
“Türkiye’de fikir var mı, fikre ihtiyaç var mı?”
Yüksek müsadenizle, örnekler eşliğinde ve dilim döndüğünce, bu soruyu
cevaplamaya çalışacağım.
Seyrettiğim bütün ana haber bültenleri, Suudi Arabistan Kralı Fahd bin
Abdülaziz’in ölümünden sonra; servetinin kaç milyar dolar olduğunu, bu
muazzam birikimin kimlere kalacağını, bu parayla kaç bin limuzin, kaç bin
yat alınacağını hesap etme yarışına girdiler. Kimi, bu parayla şu kadar
Boğaz Köprüsü inşa edilir diyordu, kimi de bu kadar Anelka transferi
yapılır...
Kralın ölümünden sonra, siyasi dengelerin nasıl değişeceği, Suudi
Arabistan’ı ne gibi sorunların beklediği, yeni kralın nasıl bir yönetim
sergileyeceği, Fahd’ın ölümünün İslam dünyasına nasıl yansıyacağı vs vs. Söz
konusu haber bültenlerinde, bu konularla ilgili bir bilgi kırıntısı bile
yoktu. Talep olsaydı, belki olurdu.
Hadi, böyle derinlikli konularla kendimizi yormak istemiyoruz, diyelim.
Türkiye’nin çok satan gazetelerinden biri; müstehcen sözleri olan bir
parçaya açık saçık bir klip çeken ve bu parçası ‘uygunsuz’ bulunduğu için
televizyonlarda gösterilmeyen bir “sanatçı”mızla söyleşi yapmış.
Sözde sanatçı, harfi harfine şunu söylüyor: “Bikini ile poz verebilirim,
plaja gidebilirim. Ama çıplaklar kampına gitmem. Çünkü muhafazakârım.”
Akıl alacak gibi değil... Ve “Türkiye’nin en iyi gazetesi” sloganıyla yayın
yapan gazete, buram buram cehalet kokan bu sözlerin sahibine neredeyse tam
sayfa ayırıyor. Buna, “ucuz işçilik” bile diyemeyiz. Çok daha ucuz.
Hadi, “magazindir, olur” diyelim.
Aynı gün, yine çok satan gazetelerimizden biri, “N’olacak bu rakının hali”
diye birinci sayfasına manşet atmış. Birinci sayfanın neredeyse yarısını bu
haber kaplıyor. “Türklerin milli içkisi rakı tahtından inmiş. Çünkü gençler
bira ve şarabı tercih ediyormuş” vs. Haberlerini grafiklerle
zenginleştirmeyi de ihmal etmemişler.
İşte bu devasa haberin sağ tarafında, küçük bir kutu içerisinde, Hakkari’de
şehit düşen beş askerimizin cenaze haberi vardı. Anlayacağınız, vatanı için
gencecik yaşta şehit olan Mehmetçikler, rakı kadar haber değeri taşımıyordu.
Ve bu üç örneği yan yana getirdiğimizde, Türkiye’de fikir olmadığını ve
fikre ihtiyaç da bulunmadığını anlamakta zorlanmıyoruz.
Bu üç örnek yeterli gelmediyse; son bir yılda, Türk basınının en seçkin
yazarlarının tartıştıkları konulara ya da Türk edebiyatının önemli
isimlerinin katıldıkları bir şiir gecesinde yaşananlara bakın, yeter...
Zenginliği parayla değil de bilgiyle ölçen bir medeniyetin mensupları
olarak, elinizdeki ihtiyaç listesine bir bakın. Bu listede kitap ve dergi
adı görmemiz acaba mümkün mü?
Millet olarak öyle bir noktaya geldik ya da getirildik ki, “beslenme”
denilince, sadece gıda maddeleri aklımıza geliyor.
Hilafetin kaldırılmasının dünyadaki yankıları
Hilafetin kaldırılmasının üzerinden yetmiş yılı aşkın bir zaman geçmesine
rağmen, konuyla ilgili tartışmalar devam ediyor.
Dr. Hasan Gümüşoğlu’nun Kayıhan Yayınlarından çıkan Osmanlı’da Hilafet ve
Halifeliğin Kaldırılması isimli kitabı, bazı gerçekleri gözler önüne sermesi
açısından çok önemli. Sayın Gümüşoğlu’nun izniyle, kitaptan, ‘hilafetin
kaldırılmasının dünyadaki yankıları’ bölümünü alacağız. Kim sevinmiş, kim
üzülmüş, hep birlikte bakalım... [İbrahim Tenekeci]
Hıristiyan dünyasından
İngiltere, hilafetin ilgâsından sonra, sömürgeci emellerinin önündeki en
büyük mâni ortadan kalktığından dolayı son derece memnundu. Ancak,
İngiltere’yi endişeye sevk eden husus, hilafetin kaldırılmasında İngiliz
parmağının olduğuna dar bir kanaatin Müslümanlar, özellikle de Hintli
Müslümanlar arasında oluşması ve İngilizlere karşı isyan etmesiydi.
İngiliz basınının konuya yaklaşımı bu doğrultuda olmakla beraber, hilafetin
ilgâsının Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olduğunu açıkca ifade edenler de
olmuştu.
Daily Telegraph’da çıkan bir yazıda, Türkiye’nin hilafeti kaldırmakla
çağdaşlaşacağını zannetmesinin yanlışlığı belirtilip hilafet sayesine büyük
bir devlet olan Türkiye’nin, şimdi üçüncü sınıf bir devlet sayılacağının
altı çizilmişti.
Bunun için İngiliz basını, Türkiye’nin kendi manfaatleri açısından son
derece önemli olan bir kurumu bir anda kaldırmasını hayretle karşılamış, pek
inanmak istemeyerek, “Türkler kendi bindikleri dalı kesmişler, İngilizler
için inanılmaz derecede mükemmel bir şey olmuştur” ifadeleri kullanılmıştır.
Hilafetin kaldırılmasından sonra, büyükelçi Sir Ronald Linsday, Londra’ya
gönderdiği mektupta, İngiliz İmparatorluğu için, laik Türkiye’nin tehlike
olmaktan çıktığını belirtmişti.
Fransa ise hilafetin ilgâsını sevinçle karşılamıştır. Petit Journal’da
Marcel Ray, kararı şöyle değerlendiriyordu: “Türkler tarafından işlenen ve
bir çeşit dini intihar olan bu karar, bizim açımızdan kötü olmayacak gibi
gözüküyor.”
Almanya’nın Berlin kentinde 41 farklı bölgeden gelerek toplanan Müslümanlar
ise, hilafetin ilgasını Pan-Türkist bir hareket olarak değerlendirmiş ve
kararın tüm dünya Müslümanlarına bir hakaret olduğu ifade edilerek, İslam
dünyasına çağrıda bulunularak, Kemalist hükümetin ticari ve sosyal alanlarda
boykot edilmesi kararı alınmıştı.
Rusya, karardan memnun olduğunu açıkça ifade etmiştir.
İslam aleminden
Hilafetin ilgâsı İslam aleminde hayal kırıklığına sebep olmuş ve İslam’a
indirilen bir darbe olarak değerlendirilmişti. Batılılara karşı Kurtuluş
Savaşı’nı kazandığı zaman Türkiye ve idarecilerine övgüler yağdırıp
sevinçlerini coşkuyla ifade eden İslam alemi, hilafetin ilgâsından sonra
Türkiye’ye ateş püskürmüştür.
Türkiye’ye karşı büyük bir muhabbet ve hürmet besleyen, Kurtuluş Savaşı
yıllarında Türkiye’ye milyonlarca İngiliz lirası gönderen Hindistan
Müslümanları, karara önce inanmamışlar, Türkiye ile konuyu doğrudan görüşme
arzularından bir netice alamayınca tam bir hayal kırıklığına uğramışlar ve
son derece üzülmüşlerdir. Uzun müddet kararın geri alınmasını beklemişlerse
de ümitleri gerçekleşmemiştir.
Hilafetin ilgâsına Mısır kamuoyundan da çok şiddetli tepki geldi.
Mısırlılara göre, hilafet sadece Türklerin meselesi olmayıp bütün
Müslümanları alakadar eden bir konuydu. O halde, Türkiye’nin bu meselede tek
başına karar verme hakkı olamazdı. Beş on milyon nüfusu olan Türkiye’nin, üç
yüz milyon Müslümanı alakadar eden bir konuda, dünya Müslümanlarının
görüşlerini dikkate almaması, kabul edilecek bir durum değildi.
Ezher Üniversitesi’nden Muhammed Şakir, hilafetin ilgasına olan tepkisini şu
sözlerle dile getirmişti: “Bir çılgınlık fırtınası bu. İslamın şerefini
yükseltmelerini beklerdik, aksini yaptılar.” Daha önce Osmanlı yanlısı olan
Mısır’ın Vatan ve el-Ehram gazeteleri de aynı şekilde hilafetin ilgasına
şiddetle tepki gösterdiler.
Müteakip yıllarda hilafet meselesini ele almak için birçok kongre yapılmaya
çalışıldıysa da, bu kongrelerin bazısı gerek batılıların, gerekse yeni
Türkiye devletinin müdahalelerinden dolayı, bazen hilafet meselesi bile
konuşulmadan sona ermiştir. |