O fotoğrafın Türkçe açıklaması - Ibrahimtenekeci - 129. Sayfa
O fotoğrafın Türkçe açıklaması
Konuyu yazmak için notlar almıştım, fakat Zeki Ceyhan ağabeyimiz
benden önce davrandı ve güzel bir yazı kaleme aldı. [30 Temmuz tarihli yazısı.]
Artık bize, konunun kıyısında köşesinde dolaşmak düşüyor.
[Bu arada, konuyu kısaca hatırlatayım: Konya Büyükşehir Belediyesi’nin organize
ettiği ve Alişan’ın sahne aldığı konser sırasında, başı örtülü bazı hanımlar,
kendilerinden geçercesine dans etmişler. Bu arada, hanımlardan bir kaçının
göbeği açıkta imiş. Hoş bir görüntü değil tabii: Hem türbanlı, hem göbeği açık.
Böylece, Müslümanları karalamak isteyenlere iyi bir malzeme vermiş oldular.
Gerçekten de çok acı: Başı kapalı, fakat göbeği açık hanımların fotoğrafları,
kartel medyasının magazin sayfalarını “süslüyor.” Bu hanım kardeşlerimiz,
inşallah, ‘düşük bel’ modasına uymazlar!
Konserden dört ya da beş gün sonra, Konya Büyükşehir Belediyesi, aynı yerde bir
konser daha düzenledi. Özcan Deniz’in şarkılarıyla ‘coşan’ türbanlı hanımlar, bu
kez daha kötü görüntülere imza attılar. Her iki konseri de düzenleyen AKP’li
belediye başkanının amacı, belli ki, “Konya, eski Konya değildir” mesajını
vermek...]
On sene önce, tesettürlü bir hanıma rastladığımda, yakın bir akrabamı görmüş
gibi sevinirdim. Şimdi ise, aynı duyguyu yaşadığımı söyleyemem. En azından,
büyük çoğunluğu için söyleyemem.
Tabii sadece hanımlar için değil, erkekler için de geçerli bu. On sene önce,
dört beş mümin bir araya geldiğinde, İslam dünyası konuşulurdu, yapmamız gereken
işler tartışılırdı. Şimdi ise, genellikle, almamız gereken ihaleler ya da
aldığımız mal mülk konuşuluyor.
Önceden, ihtiyaç sahiplerini takip ederdik, şimdi menfaatimizi takip ediyoruz.
[Daha geniş bilgi için, bakınız, İş Takibi.]
Önceden, mesela ‘denize girmek’ bahsi açıldığında, “deniz bizsiz de olur”
derdik. Şimdi ise, “biz de insanız” diyoruz. Sanki, eskiden insan değilmişiz
gibi...
Şunu da unutmayalım: Hanımlarımızı nasıl görmek istiyorsak, onlar, öyle
giyinirler.
Evet, ortada bir yangın var. Arkadaşlarınıza, çevrenizdekilere, hatta ailenizden
kişilere, “yangından ilk olarak kurtaracakları üç şeyi” sorun. Şunu kurtarırım,
bunu kurtarırım diyecekler, ama hiçbiri, “önce kendimi kurtarırım” demeyecektir.
Durum bu kadar vahim yani.
Sayın Zeki Ceyhan, “eskiden olsa, bu fotoğrafın düzmece olduğunu düşünür,
türbanlı kızlara çamur atmak için yapılan bir işgüzarlık olarak
değerlendirirdim. Ama şimdi biliyoruz ki, o fotoğraf bir gerçeği yansıtıyor”
diyor.
Gerçek şu: Topyekün bir kirlenmeyle karşı karşıyayız. Hatta, Müslümanlar
arasındaki “ayrışma”nın bile, bu kirlenmeden kaynaklandığını söyleyebilirim:
Kimi, kaybettiklerini hatırlayarak elindekine sarıldı; kimi de politikayı bir
kazanç kapısı haline getirdi.
Elbette bu satırları açıp can sıkıcı, ibret verici örnekler sıralayabilirim.
Fakat bu, bizi üzmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Olsun, yine de bir örnek vereyim: Beş yıldızlı otellerde toplantı düzenleyip
yemeğinizi orada yerseniz, mahallenizdeki Şen Kardeşler Lokantasını bir daha
beğenmezsiniz. Ve o lokantadan yemek yiyenler, size, başka bir dünyanın insanı
olarak görünürler.
İşte bunu ve nefsimi iyi bildiğimden, geçen Ramazan’da, ricalar eşliğinde
götürüldüğüm beş yıldızlı bir otelden, bir yolunu bulup firar etmiş ve orucumu,
Şişli Merkez Cami’inin avlusunda, fakir fukaraya dağıtılan bedava yemekle
açmıştım. Evsiz, kimsesiz garibanlarla, evine yetişme imkanı olmayan asgari
ücretlilerle aynı sıraya giriyor, yemeğinizi alıyor ve bir köşeye büzülüp
afiyetle yiyorsunuz. O yemeğin tadını, inanın, İtalyan aşçılar bile
tutturamaz...
Sözün özü: A şıkkını, yani Aşkı işaretlemiş olan biz Müslümanlar, bugüne kadar,
“ferman padişahın, uymak bizimdir” düsturuyla yaşadık. İnşallah, bugünden sonra
da öyle yaşarız...
Yaşamazsak, konserdeki o görüntüler, önce çevremizde, sonra evimizde
tekrarlanır...
İslami Okul Okulların En Önemlisi