Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 130. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Kim, kimdir?
 

Bindiğimiz minibüsün şoförü, uzun ve meşakkatli bir uğraştan sonra, önündeki minibüsü sollamayı başardı. Fakat, tam arayı açmak üzereyken, yolculardan biri, “müsait bir yerde inecek” var dedi.
Şoför, bu isteği duyar duymaz, geriye dönüp öyle bir bakış baktı ki; bu bakış, ne Avrupa Birliği kriterlerine uygundu, ne de örf ve adetlerimize.
Tabii durmak zorundaydı ve durdu. Haliyle, önündeki aracı sollamak için harcadığı onca emek de ziyan olup gitti.
İlk bakışta komik gibi görünen bu olay, Türkiye’nin yetmiş yıllık tarihini özetlemek adına, en ideal örnek.
Türkiye, önündeki engelleri aşıp tam gaza basmaya başlıyor ki, birileri, ya müsait bir yerde aracı durdurup iniyorlar ya da şoförü indiriyorlar.
28 Şubat süreci de böyle bir şeydi...
Refahyol Hükümeti, gerçekten de önemli başarılara imza atmış ve Türkiye’nin önündeki birçok engeli ortadan kaldırıp hal ve gidişatı iyiye doğru hızlandırmıştı. Bu gidişatın Müslümanlar için hayırlı, Türkiye’nin sırtından geçinenler için zararlı olduğunu gören ziyniyet; arabanın hızını kesmek ve bu olumlu durumu engellemek için, olmadık yollara girişti. Başarılı da oldular.
Bu, madalyonun bir yüzü. Diğer yüzünde ise, başarısız olanlara gaz verme yöntemi var.
Yani, başarılı olanların gaza basmaları engellenirken, başarısız olanlara habire gaz veriyorlar.
Bugünkü hükümete gelelim: Rakamlara göre, iki buçuk yıllık AKP iktidarının Türkiye’ye maliyeti 110 milyar doları geçmiş. Dış borç, dolayısıyla dışa bağımlılık, her geçen gün artıyor. Bağımsız kaynakların açıkladığı rakamlar, bizlere hiç de iyi şeyler söylemiyor. Ayrıca, sadece rakamsal olarak değil, siyasi olarak da dışarıya bağımlılığımız arttı.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, AKP iktidarına nasıl gaz verildiğine bir bakın. Kartel medyasından uluslararası kuruluşlara, IMF’den yahudi lobilerine kadar Türkiye’den menfaati olan herkes, AKP’ye gaz verme yarışında...
Bu satırları okuduktan sonra, AKP’nin direksiyon başında olduğunu sanmayın sakın. Kendilerine biçilen rol, muavinlik. Yani, yolculardan ücretleri toplayıp şoföre vermek. Peki şoför kim? Şoför, Türkiye’ye yüksek faizle borç veren malum kesimler.
[Evet, hükümetin yaptığı budur: Vatandaştan topladığı vergileri, yaptığı zamların farklarını, sattıkları sanayi tesislerinin karşılığını, alacaklılara yetiştirmek.]
Seçim zamanı geldiğinde, aynı odakların halka da gaz verdiğini biliyoruz. Ve bu gaz sayesine, sözkonusu parti iyi oy aldı, yine alabilir.
Fakat bizler, kazandığımızı ya da kaybettiğimizi öğrenmek için, sadece skor tabelasına bakmayız, bakmamalıyız...

 

Tanınmak, bilinmek

Önemli olan, bir insanı ya da bir şeyi tanımak değil, bilmektir, diye düşünüyorum. Ve bu düşüncemden yola çıkarak, tanınan değil, bilinen biri olmak istiyorum.
Tanımak gözle, bilmek ise kalple ilgilidir. Göz unutur, kalp unutmaz. Bunu edebiyata uyarlarsak; bilinmek içerikle, tanınmak görüntüyle...
Tanınmış biri, ekrana çıkmazsa, gazeteye yansımazsa, biz onu unuturuz. Fakat bilinen biri, yıllar yılı kimseye görünmese bile, yine de unutulmaz. Dolayısıyla, tanınmak, kalabalığa hitap etmektir; bilinmek ise insana...
Yunus Emre, bilinen değil de tanınan biri olsaydı, sık sık televizyona ve gazeteye çıksaydı; herhalde ölümünden bir müddet sonra unutulurdu. Ama bilinen biriydi ve ölümünden asırlar sonra bile biliniyor.
Evet, daha şimdiden, her gün televizyonlarda boy gösteren, gazetelerde poz veren tanınmış kimseleri, ‘unutulacaklar’ listesine eklesek iyi olacak. Buna karşılık, sessiz sedasız köşesinde yaşayıp eser veren, televizyonculara ve gazetecilere göz kırpmayan, ismi anıldığı zaman “o da kim” denilen bazı insanlar, öldükten sonra da yaşamaya devam edecekler.