Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sizi gidi hainler - Ibrahimtenekeci - 132. Sayfa

Sizi gidi hainler.
 

Diyelim ki bir insan size yemek ısmarladı. Yemeğinizi yedikten sonra, ona dönüp “kesenize bereket” dediniz. Siz, “afiyet olsun” cevabını beklerken, o, birdenbire hiddetleniyor ve size, “ben kanguru muyum” diye çıkışıyor.
Evet, durum biraz bu örneğe benziyor. Özel yetkilerle donatıp Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen Vahdettin, ona yüklü miktarda para veren Vahdettin; kahraman olması gerekirken, hain olan Vahdettin...
Bu ülkede, bırakın uçağı–treni, asansöre binmemiş insanlar var. Dolayısıyla, asansöre hiç binmemiş biriyle, asansörün özelliklerini tartışmak; yakın tarihimizi bilmeyen kişilerle Vahdettin’in hain olup olmadığını tartışmak kadar saçma. Ne yapalım ki, inancımız ve mesleğimiz gereği, bu saçmalığa katlanmak zorundayız.
Bilemeyiz. Belki, gün gelecek, Lozan Antlaşmasını imzalayanlar bile “hain” olarak anılacak. Öyle ya, üzerine yemin edilmiş olan Misak-ı Milli sınırlarını; yani Batı Trakya, Adalar, Batum, Musul ve Kerkük, Hatay gibi önemli toprak parçalarını, hatta Boğazları bile ‘dışarıda’ bırakanlar, “kahramanlık” rütbesini daha kaç yıl taşıyacaklar? Türk halkı, gerçek manada gözlerini açtığı zaman, bazı gerçekleri görmeyecek mi? Elbette görecek.
İtiraz etmeye hazırlananlara hemen şunu hatırlatayım: O tarihte, Türklerden başka kimsenin savaşmaya mecali kalmamıştı. Kalsaydı eğer, emin olun, sadece Yunanlıların hücumuna maruz kalmazdık.
Tempo dergisinin muhabiri Enis Tayman, “İşte öteki hainler” başlıklı haberine şu satırlarla başlıyor: “Vahdettin’le başlayan tartışma, aslında buzdağının görünen ucu. Çünkü resmi tarihe göre, bu cennet vatana karşı suç işleyen öyle çok ‘hain’ var ki, sadece isimleri yazılsa ansiklopedi olur.”
Doğru. Durum öyle bir noktaya gelmiş ki, o meşhur rakı sofrasından uzak duran herkes, neredeyse “hain” damgası yemiş. İşte o “hain”lerden bir kaçı: Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Çerkes Ethem, Hüseyin Rauf Orbay, Dr. Rıza Nur, Sarı Efe Edip, İsmail Canbulat, Topal Osman...
Bu isimlerin anlam ve önemini uzun uzun yazmaya gerek yok. Sadece bir iki küçük ipucu: Mesela Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak olmasaydı, bana göre İstiklal Harbi de olmazdı. Çerkez Ethem olmasaydı, düzenli ordu kurulmadan önceki ayaklanmalar bastırılamaz, ayrıca Yunanlılara karşı, psikolojik önemi olan o ilk başarılar sağlanamazdı. İstiklal Harbinin önemli isimlerinden Başvekil Rauf Orbay olmasaydı, milli mücadele saflarına o kadar rütbeli insan katılmazdı...
Ama bir noktadan sonra bütün bu hizmetlerin hiçbir anlamı kalmamış ve hepsi “hain” olup çıkmış. Kimi yurtdışına kaçmak zorunda kalmış, kimi İstiklal Mahkemesinde yargılanıp ya idam edilmiş ya da canını zor kurtarmış, kimi de can derdine düşüp ‘düşman’a sığınmış.
Bir zamanlar kurşun sıktığın düşmana sığınmak, ilk bakışta kulağa hoş gelmiyor. Fakat, “konuşana değil, konuşturana bak” misali, sığınana değil, sığındırana bakmak lazım. Aynı durum, Vahdettin’in İngiliz gemisine binmesi için de geçerli...
Münevver Ayaşlı’nın hatıralarını okuyanlar, Mustafa Kemal’in temsilcisi olarak Sultan Vahdettin’le görüşen Refet Paşa’nın, padişaha neler dediğini, ne gibi hakaretler ettiğini iyi bilirler.
Sözü uzatmayalım ve son noktayı koyalım: Evet, Müslüman Türk milletinden hain çıkmaz. Vatana ihanet edenlerin ve hâlâ etmeye devam edenlerin, dolayısıyla ‘hain’ olanların secerelerine baktığımız vakit, bunu daha iyi anlarız...