Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Köye giden çocuklar - Ibrahimtenekeci - 134. Sayfa

Köye giden çocuklar

  Bir ayağı köyde olanlar ya da yıllık izinlerinde tatil beldelerini değil de köyleri tercih edenler, yılın bu vakitleri, çoluk çocuk köylere doluşurlar. Doluşsunlar.
Köy yerlerini bilirsiniz, her yer iyice tenhalaşmış; meydan, kapının önüne bile çıkmaktan üşenen yaşlılara kalmıştır.
Sonra biz şehirliler geliriz. Hediyelerimizle, özlemlerimizle, çocuklarımızla ve sorunlarımızla... Köy, bir anda nüfus patlaması yaşar; harman yerleri, bahçeler, tekrar çocuk sesleriyle çınlamaya başlar. Bu, ilk günler için iyidir, hoştur. Yaşlılar neşelenir, anılarını anlatacak birilerini bulmanın sevinciyle ses tonlarına ve dizlerinin dermanına çeki düzen verirler.
Köyün köpekleri, ilk bir kaç gün, gelen misafirlere efelenseler de, üçüncü gün bu iddialarından vazgeçerler. Çünkü işin ucunda, taş yemek vardır.
Şehirden köye gelen biz büyükler, neyin ne olduğunu bildiğimiz için, uyum sorunu yaşamaz, köy hayatına ilk günden ayak uydururuz. Fakat çocuklarımız için bu biraz zordur. Bahçenin ne olduğunu bilmeyen, çiçeği çiçekçide, meyveyi manavda gören, hayvanları belgesellerden izleyen, koyun ve inekleri kurbanlardan hatırlayan, yüz metrekarelik parklarla yetinmek zorunda kalan, asfaltın ve betonun arasında iyice bunalmış olan bu çocuklar; köy yerlerine varır varmaz, köylülerin tabiriyle “azarlar”, bizim tabirimizle kendilerinden geçerler.
Evet, bu çocukları zaptetmek pek mümkün olmaz.
Köpek korkusunu yendikten sonra, artık çocukları ölümün dışında hiçbir şey tutamaz. Ne nasihat fayda eder, ne de yalvarıp yakarmalar...
Bütün gün bostanlardan, bahçelerden çıkmaz, ağaçlardan inmez, köyün hayvanına gün yüzü göstermezler.
Bir gram meyve için bir kilo dal kırar, ne kadar ham meyve varsa, hepsini eve yığarlar. Tabii bu facia karşısında, köylülerin yüreği erir de, babalarının annelerinin hatırına, çocuklara bir şey diyemezler.
Kuzuları, oğlakları yakalayıp sevmek için kurt gibi koca sürünün içine dalar, sürüyü hallaç pamuğu gibi dağıtırlar. Çoban, bu işkenceye seyirci kalmaktan başka bir şey yapamaz. Yapamaz çünkü, gelirken hediye olarak bir çift çorap ya da bir kutu lokum getirmişlerdir.
Marketten alır gibi, komşunun kümesine girip yumurta alırlar ve bunun kötü bir şey olduğunu bilmezler. Bir köylü, başka bir köylünün yumurtasını bu şekilde alsa kıyamet kopar, fakat bu çocuklar alınca sadece yüzlerde bir gülümseme belirir. Ama acı bir gülümseme!
Bostanlara girer, marulları, soğanları, maydanozları yabani ot gibi çiğner, koca koca kabakları futbol topu zannederler. Fakat dokunulmazlıkları vardır. Şöyle bir köşeye çekip de iki tokat atmak ister, ama sadece istersiniz.
Tavukları, ferikleri, civcivleri kovalar; köşeye sıkıştırıp yakalamak, sevmek isterler. Bu sıcakta, zavallı hayvanların ağzı iki karış açıkta kalır, çatlamamak için kendilerini zor tutarlar.
“Yapma yavrum, etme yavrum”la başlayan yakarmalar, çocukların bir kulağından girer, öbür kulağından çıkar.
Bu çocukların gelişine ilk günlerde çok sevinen köy halkı, gitme vakitleri geldiği zaman, öyle bir oh çeker ki, bir anda on yaş gençleşirler...

 

Okuma notları
- İsmet Özel, Merdivenşiir dergisinde yayınlanan son şiirinde “Kaç litre süt sağdıysan / Sattığının hepsi o kadardı” diyor. Böylece, Müslümanın nasıl olması gerektiğini iki dizeyle bizlere anlatmış oluyor...
.
- Haydar Ergülen, son şiir kitabı Keder Gibi Ödünç’te, yaşama sevgisini şu dizelerle ortaya koyuyor: “Tanrım, evsahibim, izin ver bana / Biraz daha oturayım evinde...”
.
- Yıldız Ramazanoğlu’nun gezi notlarından oluşan İçimden Geçen Şehirler isimli kitabını okuyup bitirdiğimde, şu satırları sizinle paylaşmak ihtiyacını hissettim:
Göztepe Parkı: Evdeki bebeklerini akrabalarına bırakan kadınlar, temizliğe gittikleri evlerin köpeklerini gezmeye çıkarıyorlar akşamüstüleri...
.
- Cahit Sıtkı Tarancı, “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” diyor. Şu anda otuz beş yaşındayım. Ve şunu söylüyorum: “Yaş otuz beş, gerisi Allah kerim.” İki dize arasındaki bu fark, kimliklerimizi de ortaya koyuyor.
.
- Dergâh dergisinin Temmuz sayısında, Berat Demirci imzalı, Ezan ve Şehir başlıklı nefis bir deneme var. Okumanızı öneririm.

İngilizlerin gizli yazışmaları

- İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck’ten İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a, 10 Şubat 1920

Ermeniler için çalışan iki Amerikalı, Kilis ve Antep’te öldürüldü. 31 Ocak’ta Ermeniler Adana’da toplanarak, “Ermeni askeri örgütü kurulması ve bütün şüpheli Müslümanların yok edilmesi” kararını aldılar.
[Aynı vahşet, bugün Irak ve Filistin’de yaşanıyor. İşgal kuvvetleri ve siyonist askerler, şüpheli bütün Müslümanları sorgusuz sualsiz öldürüyorlar.]

Londra Konferansı Raporundan, 16 Şubat 1920Ermenistan’a altı ilden başka Trabzon ve Adana da verilmelidir. Fransa ise Adana’yı kendisi için istiyor. Trabzon’da bir tane bile Ermeni yok, Ermenisiz bir Ermenistan biraz gülünç olmuyor mu deniliyor.
[Şimdi de hıristiyan nüfusu olmayan yerlere kiliseler açılıyor. Hem de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin izni ve yardımı ile...]

İngiliz Dışişleri Bakanlığı Toplantı Raporundan, 28 Şubat 1920
Türk milli hareketi gittikçe büyüyor, tehlike artıyor. Muhtemelen, Fransız üniforması giyen Ermenilerin aşırı hareketleri Türkleri tahrik etmiş olmalıdır. Türkleri uyarmamız yeterli değildir, daha sert hareket etmemiz gerekir. Ayrıca, Maraş’ta yirmi bin Ermeni’nin öldürüldüğü tamamen hayaldir.

İstansul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck’ten İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a, 9 Mart 1920
Türkler, Yunan yönetimi altına girmezler, özellikle Yunanlıların İzmir’de yaptıkları kepazeliklerden sonra. İngiliz subayları ve bizim adamlarımız, Türkleri öldürme işinde Yunanlılarla işbirliği yapıyorlar. İngiliz halkı bunu öğrendiği zaman rahatsız olacaktır.
[İngiliz halkı rahatsız olmamıştır!]

İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda Yapılan Toplantıdan, 20 Mart 1920
Lord Curzon: Türkler için askerlik mesleği tamamen kapanmıştır. Kuşkusuz, Türkler askerlik yapmak isterlerse başka bir yere gidebilirler. Fransız Lejyonu onları kabul edecektir. Bununla birlikte İngiltere buna da itiraz eder. Çünkü Türkler diğer düşmanlarımızdan çok farklıdır, başka bir yerde bile askeri eğitim görmeleri iyi değildir.
[Türkler için askerlik mesleği kapanmamıştır. Fakat askerler için bazı şeyler kapanmıştır.]

İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’dan Tiflis’teki İngiliz Dışişleri Bakanlığı Temsilcisi O. Wardrop’a, 11 Nisan 1920
Bogos Nubar Paşa ve Mr. Ahoroniyan beni ziyarete geldiler, kendilerini aptalca hareketlerinden dolayı azarladım. Türkleri öldürmeleri için verdiğimiz silahları Azerbaycanlılara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım.

Villa Belle’de Yapılan Toplantı Raporundan, 21 Haziran 1920Türklere, bir milyon Ermeni öldü dediğim zaman, cevap olarak iki milyon da Türk öldü diyorlar. Türklere hiçbir şekilde merhamet edemeyiz.