Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hâl ve Gidişat - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 137. Sayfa

Hâl ve gidişat: Sıfır

Mustafa Kutlu ile yapmış olduğum söyleşide, sadece maddi yoksulluğun değil, manevi yoksulluğun da altı çizilmişti. Yine, Türkiye’nin, Türk insanının, sadece maddi olarak değil, manevi olarak da içinin boşaltıldığına dikkat çekilmişti.
Adına maddi yoksulluk dediğimiz şeyi, çalışarak, çabalayarak, harcamalarımıza dikkat ederek atlatabiliriz. Ama bir noktadan sonra, manevi yoksulluğun önüne geçmek çok zor.
Son cümlemizi biraz daha açalım: Hakan Albayrak’ın misyonerlikle ilgili yazısını, daha doğrusu yazılarını okuduysanız, bir zamanlar İslam’ın kalelerinden biri olan Arnavutluk’un, şimdi hızla hıristiyanlaştığını görürsünüz. Yine, Avrupa ülkelerinde, Müslümanların sayı olarak habire geriledikleri tek ülkenin, Bosna olduğuna şahit olursunuz. O Bosna ki, Müslümanların Avrupa’daki en sağlam mevzisiydi. Bu iki ülke, önce manevi olarak yoksullaştırıldı, sonra da misyonerlerin açık hedefi haline geldi.
Türk insanının manevi yoksulluğunun ne aşamaya geldiğini öğrenmek için, günlük gazetelerimizin birine bakmamız yeterli. O halde bakalım.
Evsahibi dehşet saçtı: Evsahibi Emin Çamdere, önce “kesin gürültüyü” dedi, sonra da pompalı tüfeğiyle kiracılarına kurşun yağdırdı. 3 ölü.
Böyle ihanet olmaz: Sevil ile Mennan Kömür 1 yıllık evliydi. Yeni doğum yapan kadın, yardımcı olması için kızkardeşini yanına çağırdı. Bir süre sonra kocası ile kızkardeşi kaçtı.
Torun dehşet saçtı: Torun Volkan Yurdagül, tartıştığı dedesi İsmail (85) ile anneannesi Saniye Kırbıyık’ı (65) bıçakladı. Yaşlı adam ölürken, yaşlı kadın da yoğun bakıma alındı.
20 milyon uğruna: İngilizce öğretmeni Turhan Gökçe, (35) sokakta tartıştığı kişi tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü.
Kiralık katil tutup kocasını öldürdü: Denizli’de kırk yerinden bıçaklanıp öldürüldükten sonra halıya sarılıp çuvala konulan büfeci Mithat Ö.’nün (40) cesedi kanalizasyon kanalında bulundu.
Canavar koca: Ağlayan oğlunu susturamayan karısını öldürdü. Korkunç olay İzmir’de yaşandı. Bıçak darbeleriyle hayatını kaybeden Yasemin Çelik, dört çocuk annesiydi.
İnsan olan bunu yapmaz: Ankara Gölbaşı Belediyesi tarafından Mogan Gölü çevresine yurt dışından ithal edilerek dikilen 20 Akçaağaç, önceki gece kimliği belirsiz kişiler tarafından kırılıp göle atıldı.
Yol vermeyeni kurşunladı: Yaralanan Veysel Çobanoğlu hastaneye kaldırılırken, kaçmaya çalışırken yakalanan Muhammed İlicipınar, “Önümde gidiyordu, ancak bir türlü yol vermedi. Çok sinirlendim ve ‘öyle yol verilmez, böyle verilir’ deyip ateş ettim” dedi.
Yüz karası polisler: Polis; uyuşturucu satmak, piyasaya sahte para sürmek ve rüşvet almak suçlarına karışan meslektaşlarını tek tek yakaladı. Biri emniyet amiri, üç polis tutuklandı.
Orijinal başlıklarıyla beraber okumuş olduğunuz bu haberler, bir gazetemizin bir günlük nüshasından alınmıştır. Bu gazetenin mankenlere, plajlara, gece kulüplerine, cinsel sorunlara da geniş yer ayırdığını düşünürseniz, manevi çöküntümüzü bütün çıplaklığıyla görmüş olursunuz: İnsanlar birbirine acımıyor, torun dedesini, koca hanımını, alacaklı borçluyu bıçakla delik deşik ediyor; 15-16 yaşındaki kız çocuklarımız “lolita” adı altında sapıklara servis yapılıyor, ‘devlete zarar vermek’ adına fidanlar kırılıyor vs vs. Bütün bunları önlemesi, suçluları yakalaması gerekenler de, bir şekilde, yanlış yollara sapıyor. [Dikkat ederseniz, hırsızlık haberleri artık ‘haber değeri’ taşımaz, gazetelere yansımaz oldu. Çünkü, hırsızlığı hep birlikte kanıksadık.]
Artık öyle bir manevi yoksulluğa ulaştık ki, bir bayan, neredeyse anadan üryan bir vaziyette kamera karşısına geçiyor ve bunun adı ayıp günah değil de “cesur pozlar”, oluyor. Üzerindeki de “cesur kıyafet.” Eğer bir filmde veya kliple yüz kızartıcı şeyler yapılırsa, buna da “cesur görüntüler” diyoruz. [Bana kalırsa, adına “cesur kıyafet” diyebileceğimiz tek şey, şu sıcakta, üstelik böyle bir ortamda, tesettürdür.]
Bu noktadan sonra, ortaya şu gerçek çıkıyor: Maddi yoksulluğumuzu gidermek için yabancı sermayeyi ülkemize davet ediyor, bazı değerlerimizi [kıymetli fabrikalarımızı] satışa çıkarıyoruz. Manevi yoksulluğumuzu da misyonerler, kendi yöntemleriyle gidermeye çalışıyor, her yerden mantar gibi kiliseler bitiyor. Tıpkı Arnavutluk ve Bosna’da olduğu gibi.
Oysa, yapılacak tek şey, İslam’ı öğrenmenin önündeki engelleri kaldırıp halkımıza Allah korkusu, insan sevgisi kazandırmaktır. Ve bu, o kadar zor bir şey değildir.

 

Yoldan güzel geçmek
Bir kral, halkı için geniş bir yol yaptırdı. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini ve ödül vereceğini söyledi.
Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimmde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.
Nihayet, bütün gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı, bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.
Günün sonunda yalnız bir yolcu, bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı: “Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.”
Kral gülümseyerek cevap verdi: “O altınlar sana ait delikanlı.”
“Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.”
“Evet” dedi kral. “Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldırmaya azmeden kişidir...”
[Fatih Köse]