Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bazı Konular - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 143. Sayfa

Bazı konular.
 

  Bir yıl öncesine kadar, sadece şehit askerlerimizin cenaze törenlerini görüyorduk. Bu törenlerde öfkeli ve acılı insanlar, devlet lehine / bölücü örgüt aleyhine slogan atıyor, Türk bayrağı açıyorlardı. Şimdi ise, çatışmalarda öldürülen militanların cenazelerinde de aynı manzarayı görmeye başladık. Van ve Diyarbakır’da toprağa verilen PKK militanlarının cenazelerinde, kalabalık, devlet aleyhine / bölücü örgüt lehine slogan attı, PKK bayrakları açtı.
Bu mesele, üstü kapatılarak, sessiz kalınarak atlatılacak bir konu değil. Net bir şekilde görülüyor ki, artık ülkemizde iki kutuplu bir halk var. Ve bu kutuplaşma, sağcı-solcu kutuplaşması gibi küçük bir şey değil.
Başbakan Erdoğan, dışarıda gezip tozmayı bırakmalı ve bir an önce evinin sorunlarıyla ilgilenmelidir. Devletimiz, tüm kurumlarıyla birlikte işe koyulup ‘kaynaştırma operasyonuna’ girişmelidir. Tabii 1925’lerdeki gibi değil!
Avrupa Birliği sevdası ve ABD aşkının ülkemizi ne  tür belalara götürdüğü artık görülmeli; Türkiye Cumhuriyeti, karşılıksız aşktan vazgeçip kendisini gerçekten seven halkına kucak açmalıdır.
Son yıllarda, özellikle AKP’nin hükümet [İktidar kelimesini özellikle kullanmıyorum] olmasından sonra, Türkiye, İslam Dünyası’na ‘örnek ülke’ olarak sunulmaya başlandı. Sunanlar da hıristiyanlar ve yahudiler. Tabii bu insanların Türkiye’yi nasıl gördükleri veya görmek istedikleri de çok önemli. Mesela; ünlü para spekülatörü Soros, “Türkiye’nin en büyük ihraç maddesi ordusudur” diye bir laf etmişti. Bu sözün Türkçe açıklaması şudur: Bizler, yani hıristiyanlar ve yahudiler, TSK’yı T$K olarak görmek istiyoruz.
Hükümet, başkalarına değil, önce kendi halkına örnek olmalı; toplumu geren yasakları bir an önce kaldırmalıdır. Tabii yasakçıları da kaldırmalıdır...
Mahmud Ahmedinejad’ın seçimi kazanıp İran cumhurbaşkanı olması üzerine, hayat damarları dışarıya bağlı bazı gazete ve televizyonlar, saçmalama yarışına girdiler.
Mesela, televizyonlardan bir tanesi, “İran halkı, yasakların yeniden gündeme gelmesinden endişe ediyor” dedi. Tesadüfe bakın ki, bu haberin hemen peşinden, Başbakan Erdoğan’ın Rize gezisi verildi. Haberin özü şuydu: “Başbakan, yasakçıları halka şikayet etti.”
Şu samimiyetsizliğe bir bakın: Bir yandan İran’daki yasakların kalkmasını istiyorsunuz, bir yandan da Türkiye’deki yasakları destekliyorsunuz...
Konya’da dağ olarak bilinen yer, Trabzon’da ova muamelesi görür.
İstanbul’da martı görmek denize, Ankara’da martı görmek çöplüğe yorumlanır.
Fakirin biri rüyasında buğday görürse, bu rüya ciddiye alınmaz; fakat aynı buğdayı bir alim görürse, bu ciddi bir rüya olmuş olur.
Demek ki nereden baktığımız ve kim olduğumuz çok önemli. Tabii dayanak noktamız da öyle. Mesela; Osmanlı Devleti’nin 6 asır ayakta kaldığını söylersek, ilk aklımıza gelen, bu devletin çok uzun bir ömür sürdüğüdür. Ama, insan ömrünün ortalama 70 sene olduğunu düşünürseniz, Osmanlı Devleti’nin 9 insan ömrü ‘ancak’ yaşadığını görürsünüz. Ve bu, size çok kısa gelir. Oysa söz konusu olan, hangi örneği verirsek verelim, 600 yıldır.
Peki, bütün bunları yazmaktaki amacım ne?
Onu da siz bulun...

"Mustafa Kemal’e halifeliği kabul ettirmeye muvaffak olamayan hoca ve mürteciler, Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra, demokrasi bayrağı açtılar. İsyan etseler Şeyh Sait gibi öldürüleceklerine şüphe yoktu. Çünkü Şef ve zafer bizimdi. Bunlar için uygun yol, fırka [parti] saflarına sinip yavaş yavaş, sayı ve taviz siperlerini hazırlamaktı. Şeriat’ın ismini ‘Ahlâk’, Ümmet’in ismini ‘Millet’ koyarak, ahlâk ve millet namına, şeriat ve ümmet müessesesinin kapılarını az çok açık tutmaya çalışacaklardı.”
Okumuş olduğunuz bu satırları, Falih Rıfkı Atay, 1933 yılında kaleme almış. Kendisi, cumhuriyet ideolojisinin kalemşörlerinden. Eserleri iyidir, kötüdür; o ayrı...
Falih Rıfkı Atay madem böyle bir iddiada bulunmuş, kendisini yalancı çıkarmayalım ve iki adet ‘anlamlı’ sloganı köşemize konuk edelim:
– Önce ahlâk ve maneviyat.
– Milli Görüş, milletin özüdür.