Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Anadolu Gençlik Dergisi Esenler Temsilciliği’nin çıkardığı Tebessüm dergisinde, genç arkadaşlarla bir söyleşi

Tebessüm dergisinde söylediklerimdir
 

Anadolu Gençlik Dergisi Esenler Temsilciliği’nin çıkardığı Tebessüm dergisinde, genç arkadaşlarla bir söyleşi gerçekleştirdik. Konunun önemi dolayısıyla, söyleşide yer alan iki soruyu köşeme almak istiyorum.

– Müslümanları son zamanlarda siyonizm, ABD, AB, BOP, masonlar gibi konular meşgul ediyor, bu konular kitaplara ve konferanslara konu oluyor. Konuşulanların çoğu da kesin bilgiye değil, daha çok rivayetlere yaslanıyor, senaryolara dayanıyor. Bu konular, yazarlarımızın mürekkebini emmiyor mu? Daha kendi değerlerini tam olarak tanıyamayan bizler, bu konulara gereğinden fazla vakit ayırmıyor muyuz?

– Önce şu ayrımı yapmak gerekiyor: Türkiye’deki yazarlar iki gruba ayrılıyor: Kalemlerine mürekkep çekenler, kalemlerine mürekkep yerine lağım suyu çekenler.

Şimdi de sorunuza cevap vereyim: İngilizler; Hindistan’da hüküm sürdükleri vakit, Hintli gençlerin aklına ‘bağımsızlık’ gibi “tehlikeli”(!) fikirler gelmesin diye, onlara logaritma cetvelini ezberletirlermiş. Bir düşünün: Kendi ülkelerindeki öğrencilere bu cetveli ezberletmiyorlar, ama sömürge olarak kullandıkları ülkenin öğrencilerine ezberletiyorlar.

Bizim durumumuz da buna benziyor: Siyonizmi, ABD’yi, AB’yi konuşmaktan; kendimize bakmaya, oturup bize ait şeyleri düşünmeye, İslam medeniyetini yeniden ayağa kaldırmaya vakit bulamıyoruz. Üstelik, bu konuşmalar, hep yüzeysel şekilde gerçekleşiyor. Nasıl desem? “Kahrolsun komünizm” diye bağırıyoruz, ama komünizmin ne olduğunu doğru dürüst bilmiyoruz...

Evet, tesbitiniz doğru. Bütün bunlar, fazlasıyla enerjimizi alıyor bizim. Ve habire bu konuların konuşulduğu ortamda büyüyen, yetişen biri, daha kendini kurtarmadan, Ayasofya’yı falan kurtarmaya kalkıyor. Sonuç olarak, hem Ayasoyfa’yı kurtaramıyor, hem de kendisini kaybediyor.

Acilen, kendi ana gündemimize dönmemiz lazım.

– İslami cemaatlerin önemli bir kısmında, gençlere, İslama hizmet etmek için zengin olmak yüksek makamlarda bulunmak gerektiği anlatılıyor. Hatta bunu Müslümanların kurtuluşu için tek çözüm olarak önerenler bile var. Halbuki manevi gelişimini tamamlayamamış bir insanın, kazandığı zenginlik ve yükseldiği konumla Müslümanlara hizmet edebileceğini düşünemeyiz. Oysa, maddi gelişim değil de manevi gelişim, Müslümanlar için daha hayatî öneme sahip değil mi?

– Bazı büyüklerimiz, “kapitalizmle mücadele etmenin tek yolu kapitaldir” dediler ve bunun için kapital sahibi olma yoluna gittiler. Kapital sahibi olunca da bunun tatlı bir şey olduğunu anlayıp mücadeleden vazgeçtiler ve birer kapitalist olup çıktılar. Buradan anlıyoruz ki, para, insanın aklını çelecek bir cazibeye sahip. Diyebilirim ki, zenginliğin olduğu yerde, adına “dava” dediğimiz şey, neredeyse sıfırla çarpılıyor... Hele, manevi yönünüz biraz zayıf ise, parayı “bulduktan” sonra bambaşka biri olup çıkıyorsunuz.

Ben, sizin de söylediğiniz gibi, önce manevi tarafın işlenmesini, sağlamlaştırılmasını savunuyorum. Manevi yönü kuvvetli olan, cenneti cehennemi bilen biri; servetini kendi yararına değil, insanlığın yararına kullanır. Bu konuyla ilgili şu örneği vermek mümkün: Sarhoşken araba sizi kullanır, ama sarhoş değilken siz arabayı kullanırsınız. Yani, manevi yönünüz kuvvetli ise siz parayı, değilse para sizi harcar!

Keşişin Fatih’e söylediğidir

Kritovulos, 15. yüzyılda yaşamış Bizanslı  bir tarihçidir. İstanbul’un fethini ve diğer önemli olayları/savaşları yazıp Fatih Sultan Mehmed’e takdim etmiştir. Ve Fatih’in takdirini kazanmıştır.

Kritovulos’un Fatih dönemindeki on yedi yıllık olayları yazdığı kitabı, Kaknüs Yayınları’ndan, İstanbul’un Fethi adıyla çıktı. Kitabın 107. sayfasını beraber okuyalım:

Fatih, İstanbul’a girip Ayasofya önüne geldiği zaman, derinden derine bir inilti işitti. Sesin geldiği yöne bir adam gönderdi. Sakalları uzamış, perişan durumda bir keşiş bulup getirdiler. Huzura çıkardılar. Korktu, teskin ettiler. Neden zindana atıldığını sordular.

Keşiş, Türklerin kuşatma hazırlıkları sırasında Kostantin’in kendisini çağırıp İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını bildirmek için remil açmasını söylediğini; remilde İstanbul’un Türklerin eline geçtiğini bildirmesi üzerine, Kostantin’in kızarak kendisini zindana attırdığını anlattı. Keşiş sonra, “demek remilim doğru imiş” diye ekledi.

Bunun üzerine Fatih de İstanbul’un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil açmasını ve doğruyu söylerse armağanlar vereceğini bildirdi. Keşiş yeniden, bu defa Fatih için remil açtı. Ve remili şöyle yorumladı:

– İstanbul, Türklerin elinden savaş ile çıkmayacak. Lakin öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.

Bu falın bildirdiği sonuçtan ileri derecede meteessir olan Fatih, ellerini gökyüzüne kaldırarak: “İstanbul’da edindiği yerleri yabancılara satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar” diye beddua etti.