Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhammed Esed ve Meali (I) MUSTAFA İSLAMOĞLU

  MUSTAFA İSLAMOĞLU

 

03/09/2005

 

Çünkü, bir meal hazırlamak, her şeyden önce bir "çeviri" işlemidir. Çeviri bilimiyle ilgilenenler bilirler, bu alan, en sorunlu alanlardan biridir. Bir kere, mutlak objektiflikten söz edilemez. Çeviri sübjektiviteden arındırılamaz. Çünkü çeviri, eni-konu bir yorumdur. Hele çeviriye konu olan metin, sembolik yönü ağır basan, dünyanın en eliptik (veciz) metniyse, bu daha da böyledir.

 

polemik konusu yapmayı hiç düşünmüyoruz. Onun için de, Esed'i eleştirenlerin kişiliği ve kimliklerinden çok, Esed ve mealine yönelik eleştiriler hakkındaki kanaatlerimizi serdedeceğiz. Zamanı gelince de, Esed mealiyle ilgili tesbit edebildiğimiz bazı notları okurlarımızla paylaşacağız.

 

03/09/2005

 

kafir oğlu, Hz. İbrahim'in putperest babası, Hz. Lut'un nankör karısı ve kızları, Firavun'un mü'min karısı, Hz. Peygamber'in müşrik amcası örneklerinin, Kur'an'daki veriliş amacı nedir?

alim tercihinde "yerli malı" kampanyasını kendilerine iş, hatta "mezhep" edinmişlerdir. İlim yerli ve yabancı diye tasnif edilebilir mi? Elbette edilemez. Alim de öyle. Vahyin inşa ettiği bir tasavvur, "bizden-elden" ayrımının zeminine "iman" dışında bir şeyi nasıl yerleştirir?

 

Fakat, şu türden bir eleştiri, ne ilme ve fehme, ne de insafa ve vicdana sığar:

 

imkan tanımak için, bilerek veya yanılarak Kur'an'ın tahrifinde hayli mesafe kat etmiştir."

 

03/09/2005

 

inkar etmeye fazlasıyla hazırdır." Bunun ardından Batılı bir bilginin "varlığını sınırlı duyularımızla hissedemeyeceğimiz başka bedenlerin ve görünmeyen varlıkların mevcudiyeti" konusundaki satırlarını "görünmeyen nesnelere karşı –sözde- modern tavra" (bu ibare aynen Esed'e ait) karşı bir cevap olarak nakleder (s. 163).

 

03/09/2005

 

bir çoğu, "kendilerinden önceki çoğunluğun" görüşüne aykırı nice yorumun sahibidir. "Maymunlaşma" konusunda (2.65) Mücahid'in yorumu, "illa ma zahara minha" (24.31) hakkında Kaffal'in yorumu, Maide 6'daki "ayaklarınızı da" hakkında Taberi'nin yorumu yüzlerce örnekten sadece birkaçıdır. İlim tarihimizde "cumhur" sözcüğünün otoritesine sığınılarak nice yanlış yorumların mutlaklaştırıldığı erbabının malumudur. Bir yorumun "şaz" olması, tek başına, yanlış olmasını gerektirmez. Bunun en tipik örneği tefsir tarihinin en özgün isimlerinden olan Ebu Müslim el-Isfahani'nin yorumlarıdır. Onun "şazzın şazzı" sayılan yorumları, Razi tarafından çoğu zaman "müreccah görüş" olarak desteklenir. Zaten onun kayıp olan tefsirine, Razi sayesinde, bu yolla ulaşmış oluruz.

 

inkar ettiği iftirasında bulunabilir miyiz? Özetle o, Kur'an'a "akılcı" yaklaşmamıştır, "akıllı" yaklaşmıştır. Akli yorumlarının bazısında isabet edememiştir. Onun rasyonalizm hakkında nasıl mümince bir eleştiri getirdiğini merak edenler Yolların Ayrılış Noktasında İslam adlı eserine başvurabilirler. Ben buraya kısa bir bölüm aktarmakla yetineyim:

selîm ve önyargıdan uzak bir akla itimat edilmiştir. Fakat bu demek değildir ki, İslâm'la tanışan her akıl sahibi insan, zarûrî olarak ve mecbûr imişçesine onun esaslarını kabul eder! İslâmı kabul, her şeyden önce (manevî) bir istidat, çevre ve nihayet rûhî aydınlanmaya eriş - ya da, Kur'ân-ı Kerîm'in tâbiriyle, bir hidâyet meselesidir. Sübjektif önyargılarla donanmış kimselerin dışında, İslâm'da akla aykırı bir şey bulunduğu iddiasıyla ortaya çıkacak bir tek kimse bulamazsınız. (...) Aklımız, yaratılış karakteri icâbı, 'küllî oluş' fikrini kavrayamaz. Biz ancak, her şeyin teferruâtını (nasıl ve nice) anlayabiliyoruz. Fakat sonsuzu, ebedî ve ezelîyi, hatta hayâtın mahiyetini bilemiyoruz. Mutlak ve küllî temellere dayanan dînî hükümlere gelince: bunlar konusunda zarûrî olarak öyle bir rehbere muhtâcız ki, onun aklı maddeye dayalı salt aklî düşüncenin de, hepimizde bulunan sıradan akletme kabiliyetinin de üstünde ve ötesinde bir vasıf taşısın! Biz, vahiyle aydınlanan birine - kısaca bir peygambere muhtacız. Kur'ân'ın Allah (c.c.) kelâmı, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Allah (c.c.) Rasûlü olduğuna inanıyorsak eğer, her ikisinin rehberliğine, sadece ahlâkî olarak değil, aynı zamanda zihnî ve aklî olarak da, kayıtsız şartsız uymak durumundayız. Bu kayıtsız şartsız uyma hali, aklî melekelerimizi bir tarafa atmamız anlamına gelmez..."

 

03/09/2005

 

kar topu gibi "genişler". Kimi zaman da güneşe maruz kalmış bir kar topu gibi "daralır". Anlamın hedefe doğru giderken yolda başına her iki kazadan hangisi gelmiş olursa olsun, bu bir "anlam kayması"dır.

mânânın" amacı değil de aracı olarak görüyorsak, bu durumda bize düşen, bu kabın ilk muhteviyatını orijinal haliyle tesbit etmektir. Zaten tefsir ilminin üzerinde yükseldiği sütunlardan biri de budur.

 

kafir", "münafık", "hanif", "İslam" ve "takva" kelimeleri ilk elde buna verilebilecek örneklerdir.

salat" kelimesi, yine "haşyet", "havf", "kalb", "ruku", "sucud" gibi.

 

(Bu anlamı Esed'e maletmek hatalıdır. Ondan önce T. İzutsu kullanmıştır, muhtemelen Esed'le eş zamanlı fakat birbirinden bağımsız olarak Fazlur Rahman da kullanmıştır), "kafirler: hakikati inkar edenler", "kitab: ilahi kelam", "ehl-i kitab: geçmiş vahyin izleyicileri", "nefs: insan kişiliği", "ğayb: insan idrakini aşan olgular", "cihad: üstün çaba göstermek", "zekat: arındırıcı mali yükümlülük" vb. gibi...

 

03/09/2005

 

imkan ve zaaflarının farkında olarak nasıl bir Kur'an çevirisi yapılabilir?" sorusuna verilmiş güzel bir cevap sayılmalıdır.

imkanlar ne kadar zorlanırsa zorlansın, nihai tahlilde yine de "yorum içerir". Bu açıdan Esed çevirisi "başarılı" denmeyi haketmişse, bu Türkçe'ye nisbetle değil kendi diline nisbetledir. İtalyanların "döndüren dönektir", dolayısıyla "çevirmen haindir" gibi bir anlama gelen o ünlü sözünü hatırlamak gerek: "Traditore, traditore!"

 

mahkum etmek, ya da "yaklaşık çeviri" adı altında keyfi ve gelişigüzel bir "metin üretip" adına "Kur'an'ın anlamı" demek.

Oysa ki vahiy, ilk muhatabına söz olarak iletilmiştir. Dili, konuşma dilidir. Özellikle bir başka dile çevrildiğinde, eğer onun bu vasfı gözden ırak tutulursa, üsluptan manaya kadar bir dizi problem ortaya çıkacaktır. Esed, bir mütercim olarak bunun farkında olduğunu tercümesinde ortaya koymuştur. Köşeli-köşesiz parantez içi açıklamalarla, söz konusu problemleri çoğu zaman başarılı bir biçimde aşmıştır. Bunu yaparken metne sadakatten de taviz vermemiştir. Lafzi anlamları dipnotta vermesi bunun güzel bir ifadesidir.

) Kur'an'ın iç bütünlüğünü göstererek, parçanın gerçek anlamına ait olduğu bütün içerisinde ulaşılacağına dikkat çekmiş; b) kısmen de olsa alternatif kıraat ve anlamlara yer vermiş; c) tercihlerinin dilsel gerekçelerini göstermiş; d) öznel tercihlerini çok az nokta hariç, İslam ilim geleneğine referansla kullanmış, buna karşın geleneğin otoritesini istismara yeltenmemiştir.

imkanları içerisinde kalmıştır.

bir çok Kur'an müterciminin durmadığı kadar ince bir işçilik sergilemiştir: Bir çok mütercimin anlama katkısı ve işlevi üzerinde yeterince durmadığı sıradan gibi görünen edatlar, Esed tarafından titizlikle ait oldukları bütün içerisine yerleştirilmiş ve bu durum notlarla da gerekçelendirilmiştir. "Ve" bağlacının anlamları arasında "sekiz"in de bulunduğunu söyleyenler, onun çok yerinde tesbitle "ev" bağlacına "yani" anlamını vermesini neden kabul edilemez bulurlar, anlamak gerçekten zor.

 

03/09/2005

 

bir çok özgün boyutuyla ortaya çıkar. Kur'an şairi Akif'ten ödünç alarak söylersek "Kur'an'ı asrın idrakine 'söyletme' çabasının" başarılı örneklerindendir. Her özgün çalışma gibi bu çalışmanın da eleştirilecek yanları, kusur ve noksanları vardır. Bunlardan sınırlı sayıda örnek vererek bu diziyi noktalayalım:

46.9) "min hılafin" (26.49), "innehu kane azabe yevmin azim" (26.189) gibi bir çok ibarenin karşılığı çeviride yer almamıştır. Mesela bu sonuncusu, İngilizce metinde olduğu halde Türkçe çeviride yok. Bazen de 2.282, 7.43'teki Allah lafızlarının başına aynı şey gelmiştir.

Oysa ki metinde, bir bitkinin tohumdan meyveye giden süreçteki aşamaları sıralanıyor. İkinci cümledeki "minhu"daki zamir suya değil "şey'in"e gider. Daha sonra gelen "minhu"daki zamir de bu cümledeki "hadiran"e atıftır ve böylece bitkinin üç aşaması dile getirilmiş olur. Dolayısıyla, ikinci cümledeki "hadıran" sözcüğüyle "bitki"den bağımsız bir şey değil, bitkinin çimlenme aşaması kastedilmektedir.

iç yapısı, ne "ikterafe" sözcüğünün kullanım alanı, ne de bütün bir tefsir geleneği onaylamaktadır.

 

Oysa ki, burada, akıbet benzerliğinden önce ve daha çok hal, tavır, davranış ve gidişat benzerliği dile getirilmektedir. Ayetteki "adet, gelenek" anlamına gelen "de'b" sözcüğü bu anlamı verdiği gibi, bu cümleden hemen sonra gelen "mesajlarımızı yalanladılar" cümlesi de bu anlamı pekiştirmektedir.

 

Oysa ki ayetin bu anlamı, şaz görüş değil, İbn Abbas başta ilk müfessirlerden destek gören alternatif anlamdır. Taberi, kendisinin de iştirak ettiği tam beş rivayetle bu anlamı desteklemiş, Zemahşeri alternatif olarak bu okumayı nakletmiştir. Ayrıca Kurtubi, Beğavi ve diğerleri de bu rivayeti nakletmişlerdir.