Beşinci Adım
İFFETLİ
VE İZZETLİ BİR HAYAT
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
“Onlar, ırzlarını koruyanlardır.
Ancak eşleri, ya da sağ ellerinin sahib olduklarına
karşı (tutumları) hariç. Bu konuda kınanmış değillerdir.
Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.”[139]
Kadın olsun erkek olsun her muvahhid mü’min iffetini
korumak, fuhşun her türlüsüne yaklaşmamak, onlardan uzak kalmak, bedenini
onlardan arındırdığı gibi, düşüncesini de arındırmak ile mükelleftir... Kendisine
helâl olan ve nikah akdi ile birbirine bağlandığı eşiyle yetinmek, bu konuda
sabırlı olmak, mü’min müslümanların vazifesidir... Irzlarını gereği şekliyle koruyan,
zinânın her çeşidinden kaçınan, onlara yaklaşmayan muvahhid mü’minler, nikâhlı
hür eşlerine ve sağ ellerinin altında bulunan cariyelerine karşı İslâm’ın
hükümlerine riâyet ederek ortaya koydukları tutumlarından dolayı asla
kınanmaz... Allah’ın emri ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere nikâhlanıp
evlenen mü’min müslüman erkek ve kadın birbirine helâl oldukları için,
birbirinden faydalanmaları en tabiî haklarıdır... Ayrıca mü’min müslüman
erkeğin, kendi cariyesinden de faydalanması onun en tabiî hakkıdır. Bu konuda,
her hangi bir kınama söz konusu değildir...
Bundan ötesini aramak, yani kendilerine haram olan
kadınlara şehvetle bakmak ve onlarla cinsî ilişkide bulunmak zinâ olduğundan
dolayı haram kılınmış ve böyle çirkin bir davranış, sınırı aşmak, başkalarının
haklarını çiğnemek olduğu için günahtır... Allah’ın haram kıldığı, yani yasakladığı
sınırı çiğneyen kişiler, Allah’a karşı suç işlemiş, aynı zamanda ferde ve
topluma da karşı suç işlemiş, günah içine düşmüştür... Böyle bir suç ve günah,
hem ferdi yıkar, hem de toplumu...
Çok çirkin ve korkunç bir günah olan zinâya düşmek
tehlikesiyle karşı karşıya kalan bekâr mü’min müslümanların böyle bir günaha
düşmemelerinin en güzel çaresi, en sağlıklı tedavisi, helâl yoldan nikâhlanıp evlenmektir...
Evliler, eşleriyle yetinip bu ihtiyaçlarını gidermeli ve zinâya giden bütün
yolları kapayıp uzaklaşarak onlara yaklaşmamalıdırlar...
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), helâl yoldan evlenmek
ve nefsi zinâdan korumak konusunda nasıl davranılacağını bütün ümmetin
ferdlerine öğretmiştir...
Mü’minlerin annesi Aişe (r.anha)’nın rivayetiyle şöyle
buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Evlenmek, benim Sünnetim (girdiğim yolum)dur. Kim
benim bu yolum ile amel etmez (bundan yüz çevirir) ise, benden değildir. Ve
evleniniz. Çünkü ben, (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar
ediciyim. Kimin evlenme harçlığı var ise, evlensin. Kim (bu) masrafı
bulamazsa, (nafile) oruç tutmalıdır. Çünkü şübhesiz oruç, sahibi için şehvet
kırıcıdır.”[140]
Abdurrahman b. Yezid (rh.a.) anlatıyor:
Ben, Alkame ve el-Esved ile beraber Abdullah ibn Mes’ud’un yanına girdim.
Abdullah ibn Mes’ud şöyle dedi:
- Bizler, Peygamber (s.a.s.)’in maiyyetinde (evlenmek için)
hiçbir imkân bulamayan birtakım gençler idik.
Rasulullah (s.a.s.), bize:
“Ey gençler zümresi, evlenmeye gücü yeten evlensin.
Çünkü evlenmek, gözü haramdan en çok men eder, ferci de en iyi korur. Evlenmeye
gücü yetmeyen de oruca devam etsin. Çünkü oruç tutmak, kişi için inemedir (yani
şehveti kıran bir şeydir).” buyurdu.[141]
Sa’d b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor:
Osman b. Maz’un (r.a.), Nebî (s.a.s.)’e geldi:
- İdiş olma hususunda bize izin ver, dedi:
Rasulullah (s.a.s.):
“Ne idiş olan ve ne de ettiren bizden değildir. Ümmetimin
husyesini aldırması yerine, oruç vardır.” buyurdu.[142]
Rabbimiz Allah, mü’min müslüman kullarının evlenmelerini,
evlenemeyenlerin de iffetlerini korumalarını emrediyor:
“İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve
cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi
fazlından onları zengin eder. Allah, geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.
Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah onları, kendi fazlından
zenginleştirinceye kadar iffetli davransın.”[143]
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Üç kişi vardır ki, Allah Teâlâ’nın bunların hepsine
yardım va’di vardır:
Allah yolunda savaşan gazî,
(Azâdlanması için vermesi gereken parayı-malı) ödemek
isteyen mukâteb köle,
Ve nefsini harama girmekten men etmek isteğiyle evlenen
adam.”[144]
Rabbimiz Allah, mü’min müslüman kullarına fuhşun
açığını da, gizlisini de yasak etmiştir... İffetli ve izzetli bir hayat sürmek
için bu yasağa her zaman ve her yerde dikkat edip uymak gerekiyor...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
“Çirkin kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da gizli
olanına da yaklaşmayın.”[145]
El-Muğire (r.a) anlatıyor:
Ensar’dan Hazrec’in Seyyidi Sa’d ibn Ubade:
- Eğer ben, karımın yanında (yabancı) bir erkek görsem
onu, kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafı ile vurur, öldürürüm, dedi.
O’nun bu sözü, Rasulullah’a ulaştı da Rasulullah
(s.a.s.):
“Sa’d ibn Ubade’nin bu gayret (kıskançlık) ve
hamiy-yetinden hayret mi ediyorsunuz? (Hayret etmeyiniz.) Vallahi ben,
elbette Sa’d’dan daha kıskancım. Allah’da, benden daha kıskançtır.
İşte Allah’ın bu gayretinden dolayıdır ki Allah,
açık-kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır.”[146]
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
“Günahın açıkta olanını da, gizlisini de terk edin.
Çünkü günahı kazananlar, yüklene geldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir.”[147]
İmam İbn Kesir (rh.a.) şunları kaydeder:
“Mücahid der ki:
- Günah: Yapageldiği şeylerden kişinin niyet ettiği şeydir.
Katade, bu ayetin tefsirinde:
- Azını ve çoğunu, gizlisini ve açığını da bırakın,
der.
Süddî ise:
- Açığı, fahişeliği açık olanlarla zinâ, gizlisi de, kadın
dost ve arkadaşlarla olan zinâdır, der.
İkrime:
- Günahın açığının, birleşilmesi haram olan kadınları
nikâhlamak olduğunu, söyler.
Doğru olan ise, ayetin bütün bunlar hakkında genel olduğudur.
Böylece bu ayet, Allah Teâlâ’nın:
“De ki: ‘Rabbim, açığıyla, gizlisiyle tüm hayasızlıkları
haram kılmıştır.” (A’râf, 7/33) sözü gibi oluyor ki, bu sebeble burada:
“Çünkü günah kazananlar, kazanmakta oldukları yüzünden
cezalandırılacaklardır.” buyrulmuştur. Açık olsun, gizli olsun, Allah
Teâlâ, mutlaka bunları cezalandıracaktır.”[148]
İmam Kurtubî (rh.a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyan
ediyor:
“Yüce Allah’ın:
“Günahın açık olanını da, gizlisini de bırakın.”
buyruğu ile ilgili olarak ilim adamlarının söylediği pek çok söz vardır.
Bunların özü ise şudur:
‘Açık olan’dan kasıt, yüce Allah’ın beden ile ilgili
olup yapılmasını yasak kıldığı işlerdir.
‘Gizli olan’dan kasıt ise, kalbde kararlaştırılan ve
Allah’ın vermiş olduğu emir ve yasaklara muhalefet etme kararıdır. Bu ise (yani
gizli olandan kaçınmak) ancak muttaki ve ihsan derecesine ulaşmış olanların
erişebilecekleri bir mertebedir.
Nitekim yüce Allah şöyle buyur:
“Sonra da sakınıp iman ettikleri, sonra yine sakınıp
ihsanda bulundukları takdirde...” (Maide 5/93)[149]
Rabbimiz Allah, ırzını tertemiz kılan ve iffetini her
türlü kötülükten arındırıp sakındıran iman ehli şahsiyetlere kesin emrini veriyor:
“Zinâya yaklaşmayın! Gerçekten o, çirkin bir hayasızlık
ve kötü bir yoldur.”[150]
İmam Kurtubî (rh.a.) şöyle diyor:
“İlim adamları derler ki:
Yüce Allah’ın, ‘zinâya yaklaşmayın’ buyruğu,
zinâ etmeyin demekten daha beliğdir. Çünkü bu, zinâya yakın düşmeyin, demektir.
‘Bir yol’ lafzı ise temyiz olarak nasb edilmiştir.
İfâde, o yol, kötü bir yoldur, takdirindedir. Çünkü cehennem ateşine götürür.
Zinâ, büyük günahlardandır. Büyük günah olduğu hususunda
da, çirkinliği hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Özellikle de komşusunun
helâl hanımı ile olursa. Çünkü zinâdan dolayı başkasına aid olan çocuk, başkası
tarafından hizmette kullanılır, evlad edinilir. Buna benzer miras ve suların
karışımı (aynı rahime farklı menilerin dökülmesi) dolayısıyla neseblerin
bozuluşu gibi pek çok zararları vardır.”[151]
Ebu’d-Derda (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), bir çadır kapısında hemen hemen
doğurmak üzere olan bir kadının yanına uğramış da:
“Galiba bu adam, bu kadınla cima etmek, istiyor.” demiş.
Ashab:
- Evet, cevabını vermişler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
“Vallahi, içimden geldi, bu adama öyle bir lanet edeyim
ki (bu lanet), onunla beraber kabre gitsin! Acaba bu adam, çocuğu mirasçı
yapmak kendisine helâl olmadığı hâlde onu nasıl mirasçı yapar? Çocuğu köle gibi
kullanmak kendisine helâl olmadığı hâlde onu, nasıl hizmetçi olarak kullanır?
buyurdular.[152]
Bu hadisin şerhinde şunlar kaydedilmiştir:
“Nevevî (rh.a.)’ın beyanına göre kadın, esir ve hamile
imiş. Böylesi, çocuğunu doğurmadıkça kendisiyle cimada bulunmak helâl değildir.
Rasulullah (s.a.s.)’in:
“Acaba bu adam, çocuğu mirasçı yapmak kendisine helâl
olmadığı hâlde onu, nasıl mirasçı yapar? Çocuğu köle gibi kullanmak kendisine
helâl olmadığı hâlde onu, nasıl hizmetçi olarak kullanır?” buyurmasından muradı
şudur:
Kadının doğurması, altı ay gecikebilir. O zaman doğacak
çocuk, esir alan adamdan, yahud ondan önceki kocasından olabilir. Esir olandan
kaldığı takdirde çocuk, adamın kendi oğlu olur. Ve aralarında miras cereyan
etmez. Zira birbirleriyle akraba değillerdir. Bu takdirde o adam, doğacak
çocuğu kendi hizmetinde kullanabilir. Çünkü onun malıdır. Binaenaleyh hadis,
şöyle takdir edilir:
Bu adam, olur ki, bu çocuğun nesebini kendi nesebine
katar da çocuğu, kendisine oğul ve mirasçı yapar. Halbuki çocuk, ondan olmadığı
için mirasçı yapması helâl değildir. İhtimal ki, bu çocuğu köle gibi kullanarak
kendisine köle yapar. Halbuki, bu da helâl değildir. Zira haml müddeti çocuğu,
onun addetmeye müsâiddir.
İşte bu mahzurdan dolayı böyle bir kadın ile cinsî münasebette
bulunmaktan kaçınmak icab eder.”[153]
Ebu Sa’îd el-Hudrî (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.), Evtas esirleri hakkında (şöyle)
buyurmuştur:
“Gebe olan (esir) kadınla (çocuğu) dünyaya getirinceye
kadar cinsî münasebette bulunulmaz. Gebe olmayan kadınla da bir defa hayız
görünceye kadar cinsî münasebette bulunulmaz.”[154]
Nakledilen hadislere dikkat edilecek olunursa, yegâne
hayat nizamı olan İslâm’ın nesil emniyetine verdiği önemin değeri rahatça
anlaşılır... Zinâ, nesil emniyetine vurulmuş en korkunç darbedir... Zinânın
serbest kılınmasıyla nesiller birbirine karışır ve nesil emniyeti ortadan
kalkar... İslâm, nesil emniyetini sağlamak için zinâya giden bütün yolları kapatmış,
cinsî ihtiyacını ve nesil çoğalmasını en temiz, en helâl yoldan yerine getirmek
için bir çok çare ve imkânı gündeme getirmiştir...
Zinânın açığını da, gizlisini de haram kılan Rabbimiz Allah, zinâya gidecek yolların
birisini, gözlerin harama bakmasını beyan ediyor ve gözleri harama bakmaktan
men edip göz zinâsının haram olduğunu beyan buyuruyor:
“Mü’minlere söyle: Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir.
Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır.”[155]
Cerîr b. Abdullah (r.a.) şöyle demiş:
- Rasulullah (s.a.s.)’e ansızın görmeyi sordum. Bana,
gözümü (başka tarafa) çevirmemi emretti. [156]
İbn Büreyde (r.a.)’ın babası (Büreyde, (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.), Ali’ye (hitaben şöyle) buyurdu:
“Ya Ali, bir bakışa hemen ardından bir bakış daha katma.
Çünkü önceki bakış, senin için (affedilmiş)dir. Sonraki
bakış ise, senin için (bağışlanmış) değildir.”[157]
Ebu Said el-Hudrî (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Sizleri, yollarda oturmaktan sakındırırım.”
Sahabîler:
- Ya Rasulullah, bizim için oralarda oturmalarımızdan
kurtuluş yoktur. Biz, yollarda oturup konuşuruz, dediler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
“Madem
ki, sizler için oralarda oturmak zarûreti var, öyleyse yola hakkını veriniz.”
buyurdu.
Sahabîler:
- Yolun hakkı nedir, ya Rasulullah? dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
“Haramdan bakışı kısmak, gelip geçenlere ezâ vermekten
çekinmek, selâm alıp vermek, ma’rufu emredip münkerden nehyetmek.” buyurdu.[158]
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyyetine
bakar, sen de iki parmağın arası ile bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan,
bundan dolayı artık sana herhangi bir günah sabit olamaz.”[159]
Ebu Musa (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Her göz (ki şehvetle yabancı bir kadına bakmıştır)
zinâ işlemiştir. Kadın da, güzel koku sürünerek bir meclisten geçtiği zaman o
da, şöyle şöyledir, yani zinâ işlemiştir.”[160]
Behz b. Hakem’in dedesi (r.a)’dan.
Dedi ki:
- Ya Rasulullah, avretlerimizden neyi örtüp, neyi bırakalım?
dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
“Karından veya sahibi bulunduğun cariyeden başkasından
avretini koru!” buyurdu.
Sonra:
- Ya Rasulullah, insanlar birbirine girmiş vaziyette olurlarsa?
dedim.
Buyurdu ki:
“Avreti, hiç kimsenin görmesine gücün yeterse kesinlikle
gösterme!”
Sonra:
- Ya Rasulullah, herhangi birimiz yalnız olunca? dedim.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah, kendisinden haya edilmeye insanlardan daha
layıktır.”[161]
Ebu Ümame (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“İlk keresinde güzelliklerine bakan, sonra gözünü sakınan
hiçbir mü’min yoktur ki Allah Teâlâ, bunun peşinden ona tadını bulacağı bir
ibadet bahşetmiş olmasın.”[162]
Abdullah ibn Mes’ud (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu.
“Şübhesiz ki nazar, İblis’in zehirli oklarından bir oktur.
(Allah Teâlâ buyurur ki:)
- Kim bunu, Benim korkumla bırakırsa onu, kalbinde
tatlılığını bulacağı bir imanla değiştiririm.”[163]
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Mü’min kadınlara da söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak
kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından, ya da babalarından, ya da
oğullarından ya da kocalarının oğullarından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da
kardeşlerinin oğullarından, ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi
(mü’min) kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri
süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe
edin ey mü’minler, umulur ki, felâh bulursunuz.”[164]
Yegâne hayat nizamı İslâm, bütün hayatı kuşatmış ve
hayatî hiçbir konuyu göz ardı etmeden, bütün problemleri çözmüş, bütün soruları
cevablandırmıştır... Neyin doğru, iyi, güzel ve faydalı olduğunu beyan edip
tavsiye etmiş; neyin yanlış, kötü, çirkin ve zararlı olduğunu da apaçık izah
ederek yasaklamıştır...
İffet ve izzet sahibi mü’min müslüman kadının, şerefini
ve şahsiyetini koruması için nasıl davranacağını yukarıdaki ayette, hiçbir
noksanlık bırakmadan beyan buyurmuştur... Mü’min kadınlar ve mü’min erkekler,
kendilerini yanlızca kendisine ibadet etsinler diye yaratan[165]
yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’nın emirlerine tâbi oldukları ve yegâne önderleri
Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti ile amel ettikleri müddetçe dünyada da, ahirette
de huzurlu ve mutlu olurlar... İzzet ve şeref üzere yaşar, iffetlerini
korurlar...
Nur Sûresinin 31. ayeti olan yukarıda meâli zikredilen
ayetin nüzûl sebebi için şu olay anlatılır:
Cabir b. Abdullah (r.anhuma)’dan rivayet olunmuştur:
Esmâ bint Mersed, kendisine aid bir hurmalıkta bulunduğu
sırada kadınlar, örtüsüz olarak yanına gelmeye başlamışlardı. Ayaklarındaki
halhalları (bilezikleri), göğüsleri ve zülüfleri görünüyordu.
Bu durumu gören Esmâ:
- Bu, ne kadar çirkin bir durum, dedi.
Bunun üzerine Allah, bu ayet-i kerimeyi inzâl buyurdu.[166]
Rabbimiz Allah Teâlâ, kendisine katıksız bir şekilde iman
eden ve yaradılış gayesine uygun olarak ibadet eden mü’min müslüman kadın
kullarına, nasıl giyinecek ve nasıl davranacağını emretmiştir... Her muvahhid
mü’min müs-lüman kadın, Rabbi Allah’ın emrine tâbi olup itaat eder... Bu, onun
katıksız imanının ve kusursuz Tevhid akîdesinin gereğidir... O, herhangi bir
zorlayıcının zorlaması olmadan ve buna hiçbir zaman ihtiyaç duymadan, idrak
edip şuurlu bir şekilde bu itaatını yerine getirerek ibadete devam eder...
Ümmü Seleme (r.anha), azadlısı Nebhan’a, kendisinin
Meymûn’e ile beraber Rasulullah (s.a.s.)'in yanında olduklarını anlattı ve
şöyle dedi:
- Biz, Rasul-ü Ekrem’in yanında iken, Abdullah b. Ümmü
Maktum gelerek, Rasulullah’ın yanına girdi. Bu hadise, bize örtünme emri
geldikten sonra idi.
Rasulullah (s.a.s.):
“Ondan kaçın!” buyurdu.
Bunun üzerine:
- Ya Rasulullah, o âmâ değil mi? Bizi, göremez ve tanıyamaz,
dedim.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Siz de kör müsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?”[167]
“Irzlarını korusunlar” ayeti hakkında Said ibn
Cübeyr:
- Mahrem yerlerini fuhşiyattan korusunlar, der.
Katade ve Süfyan:
- Kendilerine helâl olmayan şeylerden korusunlar, derken,
Mukatil:
- Bu korumanın, zinâdan koruma olduğunu, söyler.[168]
“İbn Abbas (r.a.) ile O’na tâbi olanlar, ziynetlerin
kendiliğinden görünen kısmını, yüz ve ellerle tefsir etmek istemişlerdir.
Cumhur’a göre, meşhur olan tefsir de budur.”[169]
Mü’minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor:
Ebu Bekir’in kızı Esmâ (r.anha) üzerinde ince bir elbise
olduğu hâlde Rasulullah (s.a.s.)'in yanına girdi.
Rasulullah (s.a.s.), ondan yüz çevirip:
“Ya Esmâ, kadın buluğa erdiği (hayız görmeğe başladığı)
vakit, kadının şu ve şu azası hariç diğer uzuvlarının görünmesi uygun olmaz.”
buyurdu.
Görünmesini hariç tuttuğu iki uzuv için yüz ve ellerine
işaret etti.[170]
İmam Fahruddin er-Râzî (rh.a.) şöyle diyor:
“Başörtülerini
yakalarının üstüne örtsünler” ifâdesindeki, “humur” kelimesinin müfredi,
himâr olup başörtüsü demektir.
Müfessirler şöyle demişlerdir:
Cahiliyye kadınları, başörtülerini arkadan bağlarlardı.
Yakaları (elbiselerinin açılan kısımları), önde idi. Bundan dolayı onların boğazları,
gerdanları ve döşleri açık oluyordu. Böylece onlar, boyunlarını, boğazlarını,
buraları kuşatan saçlarını, kulak ve gerdandaki takılar gibi ziynetlerini ve
bunların takıldıkları yerleri örtsünler diye, başörtülerinin uçlarını yakaları
üzerine salıvermekle emrolu-ndular.
Ayette, “örtme” mânâsında “darb” vurma kelimesinin
kullanılması, başörtülerinin uçlarını buralara salıverip, buraları iyice örtme
mânâsı kasdedilmesi içindir.”[171]
Muhammed Ali es-Sabunî “Safvetü’t-Tefasir” adlı
eserinde şunları beyan eder:
“Cahiliyye döneminde kadın, bugün modern cahiliyye
döneminde olduğu gibi, erkeklerin yanından göğsü, gerdanı ve kolları açık
olarak geçerdi. Çok zamanda erkekleri baştan çıkarmak için, bedenin güzel
yerlerini ve saç örgülerini gösterirlerdi. Başörtülerini arkalarına
salıverirler, göğüsleri açık ve çıplak kalırdı. Dolayısıyla mü’min kadınlara,
başörtülerini önlerinden sarkıtmaları emredildi ki, göğüslerini de kapasınlar
ve kötülerin kötülüğünü kendilerinden uzaklaştırsınlar.”[172]
Mü’minlerin annesi Aişe (r.anha)’dan rivayet
edildiğine göre, O, Ensar kadınlarını andı, onları övdü ve onlar hakkında iyi
şeyler söyledi.
Dedi ki:
- Nur Sûresi indiğinde, gömlekerini (veya) kuşaklarını
ikiye böldüler, onu, kendilerine başörtüsü yaptılar.[173]
Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anha) anlatıyor:
- “Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar.”
(Nur, 24/31) meâlindeki ayet inince Ensar kadınları, sanki başlarında kumaştan
kargalar varmış gibi (başları siyah örtülü olarak) evlerinden çıktılar.[174]
Mü’minlerin annesi Aişe (r.anha) şöyle demiştir:
- Allah, ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin.
Allah’ın:
“Kadınlar, başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar.”
emri inince, o kadınlar, izar denilen dış elbiselerini yardılar da onlarla başlarını
örttüler.[175]
Safiyye bint Şeybe anlatıyor:
Biz, Hz. Aişe’nin yanında iken Kureyş kadınlarını ve
üstünlüklerini anmıştı.
Aişe (r.anha) şöyle dedi:
- Şübhesiz Kureyş kadınlarının üstünlüğü vardır. Allah’a
yemin ederim ki ben, Allah’ın Kitabı’nı tasdikde ve indirilenlere imanda Ensar
kadınlarından daha üstününü ve daha güçlüsünü görmedim.
Nur Sûresi’nde:
“Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.” (Nur,
24/31) ayeti nâzil oldu.
Erkekleri, evlerine dönüp Allah Teâlânın kendilerine
kadınlar hakkında indirmiş olduğunu onlara okudular. Herkes bu ayeti, kızına,
kız kardeşine ve akrabasına okudu. Onlardan hiçbir kadın kalmayıp, nakışlı, resimli
elbiselerine yöneldiler ve bunlarla başlarından aşağı örtündüler ki, Allah
Teâlâ’nın Kitab’ından indirmiş olduğuna iman etmiş ve onu doğrulamış olsunlar.
Sabahleyin namazda Allah Rasulü (s.a.s.)'in arkasında
baştan aşağı örtülü olarak durdular. Sanki başları üzerinde kargalar vardı.[176]
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Cehennemliklerden görmediğim iki sınıf vardır.
(Biri:) yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçıları bulunup, onlarla insanları
döven bir kavim!
(Diğeri:) Giyinmiş, çıplak, sallanarak yürümeyi öğreten,
kırıtkan, başları Horasan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi bir takım
kadınlar!
Bunlar, cennete giremeyecek, onun kokusunu duyamayacaklardır.
Halbuki onun kokusu, şu kadar ve şu kadar uzaklıktan duyulacaktır.”[177]
Katıksız iman sahibi mü’min müslüman kadınlar, Allah
Teâlâ’nın ve Rasulullah (s.a.s.)'in beyan buyurmuş oldukları bu emir ve
yasaklara imanları gereği tam itaat ederler... Emrolundukları gibi giyinir ve
hareketlerini ona göre düzenlerler...
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), mü’min müslüman kadınlardan
bey’at alırken, şu şartların zikredilmesini ve bu şartlara tâbi olunmasını
emretmiştir:
“Ey Peygamber, mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi
şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek,
elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp uydurmamak (gayr-i meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma’ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş)
konusunda sana isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman,
onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’dan mağfiret iste. Şübhesiz
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”[178]
Yegâne Rabbimiz Allah, mü’min müslüman kadın kullarının
çeşitli ihtiyaçlarını görmek için evlerinden dışarıya çıktıklarında nasıl
giyineceklerini şöyle beyan buyurmaktadır:
“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin
kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerini giymelerini söyle.
Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan
budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”[179]
Bu ayetin iniş sebebini şöyle anlatıyor mü’minlerin annesi
Aişe (r.anha):
Peygamber’in zevceleri geceleyin haceti def’e çıktıklarında
(Medine’nin kenarında olan) Menâsı’a kadar giderlerdi. O (Menâsı denilen yer)
açık bir yerdir.
Ömer, Peygamber’e:
- Kadınlarını perde arkasına koy (yani evden çıkmalarını
men et), der idi de Rasulullah (s.a.s.), O’nun dediğini yapmıyordu.
Nihayet Peygamber’in zevcesi Sevde bint Zem’a, gecelerden
bir gece yatsı namazı vaktinde dışarıya çıktı. Sevde, uzun boylu bir kadın idi.
Ömer, hicab emrinin indirilmesine çok arzu duyduğu için, O’na:
- Ya Sevde, bilmiş ol ki, biz seni, muhakkak tanıdık,
diye bağırdı.
Bundan sonra Allah, “Hicab Ayeti”ni indirdi.[180]
Yine mü’minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor:
Peygamber’in hanımlarından Sevde bint Zem’a Hicab
ayeti indikten sonra bir ihtiyacı için evinden dışarı çıkmıştı. Sevde, iri
yapılı bir kadındı. Bu sebeble kendisini tanıyanlara (örtülü olsa da) gizli
olmazdı.
Bu defa Ömer İbnü’l-Hattab, O’nu dışarı da gördü de:
- Ya Sevde, iyi bil ki, vallahi sen, bize karşı gizli
olmuyorsun. Bak, düşün! Sen, nasıl evinin dışına çıkıyorsun? dedi.
Aişe (rivayetine devamla) dedi ki:
Bunun üzerine Sevde, evine dönüp geldi. O sırada
Rasulullah benim odamda idi, akşam yemeği yemekteydi, elinde de etli bir kemik
vardı. Bu hâlde iken Sevde içeri girdi ve:
- Ya Rasulullah, ben, bazı ihtiyacım için evimden çıkmıştım.
Ömer bana şöyle şöyle söyleyip çıkışıma itiraz etti, diye şikayet etti.
Aişe devamla dedi ki:
Bunun üzerine Allah, Peygamber’ine vahy gönderdi.
Sonra kendisinden vahy hâli kaldırıldı. O kemik elinde olduğu hâlde ve onu
yere koymaksızın Sevde’ye:
“Siz kadınlara, kendi ihtiyaçlarınız için (örtünmüş
olarak) evlerinizden dışarı çıkmanıza izin verilmiştir.” buyurdu.[181]
Süddî (rh.a.):
“Eşlerine,
kızlarına, ve mü’minlerin kadınlarına söyle: Üstlerine örtülerini alsınlar. Bu,
onların tanınıp da incitilmemeleri için daha elverişlidir.” (Azhab,33/59)
ayeti konusunda şöyle der:
- Medineli fasıklardan bir topluluk, geceleyin
karanlık bastığı zaman, Medine sokaklarına çıkar ve kadınlara sataşırlardı.
Medine’nin evleri çok dardı. Kadınlar, akşam olunca ihtiyaçlarını gidermek için
dışarı çıkarlardı. İşte o fasıklar, bu zamanı gözlerler ve üzerinde Cilbab
bulunan kadın görürlerse:
- Bu, hürdür, diyerek ondan kaçınırlardı.
Üzerinde cilbab bulunamayan kadın görürlerse:
- Bu, cariyedir, derler ve ona saldırırlardı.
Mücahid der ki:
- Cilbab giymeleri hâlinde onların hür oldukları anlaşılır
ve hiçbir fasık onlara sataşmazdı.[182]
Ebu Bekre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), (Vedâ Haccı’nda) devesinin
üzerinde oturdu. Devenin dizginini bir adam tutuyordu.
Şöyle buyurdu:
“Kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, bu belde içinde
bu ayda, bugünün haramlığı kadar birbirinize haramdır.
Burada hazır bulunanlarınız, burada bulunmayanlara
(yani gelecek nesillerre) bunu, tebliğ etsin. Olabilir ki, hazır olan kimse bunu,
daha iyi olan bir kimseye tebliğ etmiş olur.”[183]
Yegâne hayat nizamı İslâm, kurtulanlar zümresinden
olan muttaki mü’min müslümanları, iffetlerini koruma konusunda gerekli şekilde
eğitmiş ve yeterli bilgiyi onlara vermiştir... Bundan sonra muvahhid mü’minler
emrolun-dukları gibi dosdoğru olmaya gayret edecek ve üzerlerine düşen kulluk
vazifelerini yerine getirmeye gayret edecekler...
Bu konuda beyan olunanları hep beraber okuyup gereği
şekilde idrak ederek amel edelim...
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah, Âdemoğlu üzerine zinâdan nasibini yazmıştır.
Âdemoğlu, (ezelden) takdir edilip yazılmış olan bu akibete muhakkak
erişecektir.
Gözün zinâsı (yabancı kadına şehvetle) bakmaktır. Dilin
zinâsı, (helâl olmayan sözleri zevk alarak) konuşmaktır. Nefs, zinâ temenni
eder ve buna arzu ve iştiyak besler. (Bu da, nefsin zinâsıdır). Cinsiyet organı
da bu organların hepsinin arzularını ya tasdik edip gerçekleştirir (fiile
çıkarır). Yahud bunları bırakarak yalanlar.”[184]
Yine Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayet ettiği aynı konuda
diğer bir hadiste şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Âdemoğluna zinâdan nasibi yazılmıştır. Buna, mutlaka
erişecektir. Gözlerin zinâsı bakmak, kulakların zinâsı dinlemek, dilin zinâsı
konuşmak, elin zinâsı tutmak, ayağın zinâsı da yürümektir. Kalb ise heves
eder, diler. Ferc bunu, ya tasdik eder, ya da tekzib.”[185]
Rabbimiz Allah’ın insan kulları için takdir ettiği kaderi,
insanlara gizli olan bir gayb olduğundan insanın vazifesi, sebeblere sarılıp
emrolunduğu helâl şeyleri işlemek ve nehy olunduğu haram şeylere yaklaşmamaktır!..
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah’ın haramlarından sakınan, Allah yolunda uykusuz
kalan ve Allah korkusundan sinek başı misali azıcık da olsa göz yaşı döken
gözler dışında her göz, kıyamet günü ağlayacaktır.”[186]
Sehl b. Saîd el-Saîdî
(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Her kim bana, iki bacağı arasındaki organı ile iki
çene kemiği arasındaki organını (dilini) günahtan korumaya kefil olursa, ben de
o kimseye cennete kefil olurum.”[187]
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah her kimi, iki çenesi arasındakinin şerri ile
iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şübhesiz cennete girer.”[188]
Abdurrezzâk’ın Ma’mer kanalıyla... Ubeyde’den rivayetine
göre o (Ubeyde):
- Allah’a, kendisiyle isyan olunan her şey büyük günahtır,
demiş.
Peşpeşe iki kere bakmayı da zikrederek:
“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar.”
demiştir.[189]
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
“Ondan sükûn bulup durmanız için, size kendi nefislerinizden
eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir.
Hiç şübhe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.”[190]
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından bazı zevat Muhammed
(s.a.s.)’e:
- Ya Rasulullah, servet sahibleri sevabları alıp
gittiler. (Zira) bizim kıldığımız namazı kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar.
(Fakat) onlar, mallarının fazlalarını tesadduk ediyorlar, demişler.
Rasulullah (s.a.s.):
“Allah size, tesadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her tesbih mukabilinde bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emr-i bi’l-ma’ruf sadaka,
kötülükten nehy sadakadır. Birinizin (hanımıyla) cinsî münasebetinde bile
sadaka vardır.” buyurmuşlar.
Ashab:
- Ya Rasulullah, birimiz, şehvetini kaza eder de, onda
da ecir mi olur? diye sormuşlar.
Rasulullah (s.a.s.):
“Ne dersiniz, o kimse şehvetini haramla tatmin ederse,
ona günah olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da sevab olur.”
buyurmuşlar.[191]
Ebu Umame (r.a.) anlatıyor:
Kureyş’ten bir delikanlı dedi ki:
- Ya Rasulullah, bana zinâ yapmam için izi verir misin?
Cemaat hemen onun başına üşüşüp azarladı.
Rasulullah (s.a.s.), bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Onu, bana yaklaştırın!”
Hemen yaklaştırdılar. Şöyle buyurdular:
“Sen bunu, annen için ister misin?”
Delikanlı:
- Hayır vallahi, Allah beni sana feda eylesin! dedi.
(Rasulullah:)
“İşte senin gibi, diğer insanlar da bunu, anneleri
için istemezler.” buyurdu.
Sonra kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesi hakkında da
aynısını söyledi.
Her seferinde:
“Sen, onlar için bunu ister misin?” diye sordu.
O da, her seferinde:
-Hayır vallahi, Allah, beni sana feda eylesin! diye
cevap verdi.
Rasulullah (s.a.s.), her defasında:
“İşte insanlar da bunu istemez.” buyurdu.
Sonra mübarek elini, onun üstüne koyup şöyle dua etti:
“Allah’ım, onun günahını bağışla, kalbini temizle, fercini
koru!”
Ondan sonra o genç, bir daha böyle (çirkin) şeylere iltifat
etmedi.[192]
İbn Ömer (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Dikkat! Bir erkek, bir kadınla başbaşa kalmasın, aksi
hâlde üçüncüleri mutlaka şeytandır.”[193]
Ma’kıl b. Yesar (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Birinizin başına demir bir çubukla vurulması (çuvaldızla
dürtülmesi), yabancı bir kadına el sürmesinden daha hayırlıdır.”[194]
Yegâne hayat
nizamı İslâm, her türlü zinâya giden bütün yolları kapattıktan sonra, İslâm’ın
egemen olduğu Daru’l-İslâm’da bu yasağı çiğneyip zinâ edenlere de caydırıcı cezalar vermiş ve uygulamıştır... Böylece her mü’min
müslümanın ırzı ve iffeti koruma altına alınmıştır...[195]