Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 18. Sayfa - Muvahhidlerinakidesi

Dördüncü İlke. 1

Peygamberleri Tanımak Ve Peygamberlere İman Etmek. 1

 

Dördüncü İlke

 

Peygamberleri Tanımak Ve Peygamberlere İman Etmek

 

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, hayat düsturumuz Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"(Allah) dedi ki: 'Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yer­leşim ve Meta (geçim) vardır.'

Dedi ki: 'Orda (yeryüzünde) yaşayacak, orada ölecek ve ondan çıkarılacaksınız.[1]

"Sizi, ondan (yeryüzünden) yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.[2]

"(Alİah) dedi ki: 'Oradan tümünüz inin. Artık ne zaman size, benden bir hidayet gelir de, kim Benim hidayetime uyarsa, onlar için ne bir korku vardır, ne de mahzun olacaklardır.

İnkâr edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır.[3]

"(Allah) dedi ki: 'Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size, Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa artık o, şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.

Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz.[4]

İmam İbn Kesir (rh.a.) Tefsirinde şöyle diyor:

"Allah Teâlâ, Hz. Ademi ve eşini uyardığını, İblis'i ve Adem ile eşini Cennetten indirdiğini belirtmektedir. Burada kasdolunan, onların soylarıdır. Onlara kitablar indirilecek, kendilerinden peygamberler ve elçiler gönder­ilecektir. Ebu'l-Aliye'nin dediği gibi:

Hidayetten maksad, peygamberler, Rasuller ve ilâhî beyandır.

Mukâtil İbn Hayyan der ki:

Hidayetten maksad, Muhammed Mustafa (s.a.s.)'dir:

Hayyan der ki:

Hidayet Kur'ân'dır.

Her iki Kavil de sahihtir. Ancak Ebu'l-Aliye'nin Kavli, daha geniş ve daha yaygındır.

Kimler de Benim hidayetime uyarsa..." Kendisine indirilen kitaba ve gönderilen Rasule inanır ve bağlanırsa, onlar için hiçbir korku yoktur." Ne beklenilen ahiret konusunda korku vardır, ne de dünya işlerinde kaybolan şeyler hususunda üzüntü vardır.[5]

Şehid İmamımız İmam Ebu Hanife Numan b. Sabit (rha) "El-Alim ye'1-Muteâllim" adlı eserinde şunları beyan eder:

"Peygamberlerin peygamberliğini Allah tarafından bi­liriz. Her ne kadar peygamber, Allah'a çağırırsa da hiçbir kimse, Allah, gönlüne tasdik ve peygamber olduğu bil­gisini koymadan peygamberin hak ve doğru söylediğini bilemez.

Bunun için Allah:

Sen, şüphesiz ki, sevdiğini hidayete ulaştıramazsın, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir.[6]buyurmaktadır.

Eğer Allah'ı bilmek, peygamberler vasıtasıyla olsaydı, insanlara marifetullah nimetini ihsan etmek, Allah'dan değil, peygamberden olurdu. Halbuki Rabbini bilme nimetini peygambere ihsan edende Allah'dır. Peygamberi, insanlara tanıtarak tasdik ettirmesi, Allah'ın insanlar için bir nimeti ve lütfudur. Kul, bildiği hayrı ancak Allah tarafından bilir, dememiz gerekir." [7]

İmam Ömer en-Nesefî (rh.a.) "Metnu'l-Akaid" adlı eserinde şöyle der:

Peygamber göndermede hikmet vardır.

Bu metni şerh eden Allâme Sa'düddin Taftazânî (rh.a) şunları kaydeder:

"Resul, Rasul kelimesinin çokluk şeklidir. 'Teûl, vezninde bir kelime olan rasul, risâlet kökünden gelir. Rısâlet, Allah Teâlâ ile O'nun mahluklarından akıl sahibi olan (temyiz ve rüşd çağına ulaşan) insanlar arasında (peygamber olan bir) insanın sefirlik yapmasıdır. Allah, bu sefaretle, insanların dünya ve ahiretteki çıkarlarıyla ilgili olan, fakat mahiyetini kavramaya düşünceleri kâfi gelmeyen illetleri ve kusurları giderir.

(Metin:)

İman ve taat sahiblerini, cennet ve sevabla "Müjdelemek" kâfirleri ve günahkârları cehennem ve ceza ile "Korkutmak için Allah Teâlâ, insanlardan insanlara rasuller göndermiştir."

(Şerh:)

Bu  gibi   hususlara  ulaşmak  ve   onları   kavramak" konusunda akıl için yol yoktur. (Hangi işlerin insanı cen­nete hangilerinin cehenneme götüreceğini akıl idrak ede­mez.) Akıl için (bunlardan bazılarını) idrak etmek mümkün olsa bile, bu tek-tük kimselerden başkasının başaramayacağı çok ince düşünceler sayesinde kabil olur.

(Metin:)

"Allah, dünya ve din işleriyle ilgili olarak ihtiyaç duy­dukları hususları açıklasınlar diye insanlara peygamberler göndermiştir."

(Şerh:)

Allah Teâlâ, cennet ve cehennemi yarattı. Bunların birinde mükafatı, diğerinde cezayı hazırladı. Bunların hal­leriyle ilgili tafsilatı, birincisini elde etme, ikincisinden sakınma konusu, aklın, yalnız başına anlayamayacağı işlerdendir. Bunun gibi Allah, hiss ve aklın müstakil olarak mahiyetini kavrayamayacağı faydalı ve zararlı (helâl ve haram olan) maddeler yaratmıştır. Bundan başka öyle kaziyeler (ve dînî hükümler) ortaya koymuştu ki, bunlardan bir kısmı hadd-i zatında mümkün olmakla beraber mümkün olan iki şıktan birini kestirmeye akıl için yol yoktur. (Akşam namazının 2 veya 4 rekât olması mümkündür. 3 rekât olması geretiğini şeriat bildirmesey-di, akıl bilemezdi.) Bu hükümlerden bir kısmı vacib ve zarurî veya muhal "ve imkânsız olmakla beraber, akıl, bun­ların böyle olduğunu mükemmel bir araştırma ve sürekli bir düşünme neticesinde anlayabilir. İnsan, bu neticeye varmak için o kadar vakit ayırsa, işlerinin çoğu muattal olur, görülmeden kalır. O sebeble, bu gibi hususları açık­lasınlar diye Allah, lütfunun ve rahmetinin eseri olarak peygamber göndermiştir.

Nitekim Hakk Teâlâ:

"Biz seni, sadece âlemlere rahmet olasın diye gönderdik..[8] buyurmuştur.[9]

Rasul ve Nebî kavramlarını şöyle açıklıyor AUâme Taftazânî (rh.a.):

"Rasul, halka dini hükümleri tebliğ etmesi için Allah Teâlâ tarafından gönderilen bir insandır. Bir insanın rasul olması için, kendisine Allah tarafından kitab verilmesi şart iken, Nebî de böyle bir şart mevcııd değildir. Zira nebî, daha genel bir tabirdir. (Her rasul nebidir, amma her nebî, rasul değildir. Rasul, yeni bir şeriat getirir, Nebî, önce gelen şeriatı yerleştirir ve yayar. Rasul, melek vasıtasıyla kendisine vahy, gelen zattır. Rasule de, rüyada vahye mazhar olana da Nebî denilir.)[10]

Âlemlerin yegâne Rabbi ve kendisinden başka ibadet edilecek ilâh olmayan Allah Teâlâ, yeryüzüne imtihan için gönderdiği insan kullarını, O'nun izniyle karanlıklardan nura, cehaletten ilme, sapıklıktan doğru yola, şirkten Tevhid'e, küfürden imana, kötülükten iyiliğe çıkaracak Rasul ve Nebî kullarını göndermiştir... İnsanlara mer­hametinden dolayı onlara hidayet yollarını gösterecek peygamber kullarını vazifeli kılmıştır... Her çağa ve her kavme bir uyarıcı ve müjde verici peygamber gönderen Rabbimiz Allah, bu hakikati şöyle beyan buyurmaktadır:

"Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) gönderdik.[11]

"Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı korkutucu gelip geçmiş olmasın.[12]

"Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygam­berleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verirler ve onlar, zulme uğratılmazlar.[13]

"Her toplumun bir hidayet önderi (uyarıcısı) vardır.[14]Onları, kendi emrimizle hidayete yönelten imamlar

(önderler) kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize ibadet edenlerdi.[15]

"Hani Rabbin İbrahim'i bir takım kelimelerle denemeden geçirmişti. O da, bunları tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Alİah, İbrahim'e): 'Seni, şübhesiz insanlara imam kılacağım, demişti, (ibrahim) 'Ya soyundan olanlar?' dey­ince (Allah): 'Zalimler, benim ahdime erişemez, demişti.[16]

"Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir Rasul gönderinceyc kadar (hiç bir topluma) azab edecek değiliz.[17] Biz, Rasulleri müjde vericiler ve uyarıp korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu hâlde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur. Onlar, mahzun da olmayacaklardır.

Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azab dokunacaktır.[18]

"Peygamberler, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucular olarak (gönderildi.) Öyle ki, peygamberlerden olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.[19]

Rasul olsun, Nebî olsun, Rabbimiz Allah Tcâlâ'nın va­zifelendirip, kendilerine vahyettiği bütün peygamberlerin (Salavatullahi aleyhim ve Selâmuhu) vazifesi, insanları Tevhid'e davet etmek, tağutu her yönüyle reddedip yalnız­ca Allah'a kul olmalarını sağlamaktır... Tevhidi kabul eden, küfür ve şirkten tamamen arınan, katıksız iman eden muvahhid mümin müslümanları amel konusunda eğitmek, onlara doğrulan öğretip nasıl işleyeceklerini göstermek de, hidayet rehberleri olan peygamberlerin vazifesidir...

Rabbimiz Allah, bu konuda şöyle buyurur:

"Andolsun, biz, her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının, (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.[20]

"Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki, Ona, şunu vahşetmiş olmayalım: 'Benden başka ilâh yoktur, öyleyse Bana itaat edin.[21]

"Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: 'Benden başka ilâh yoktur, şu halde Benden korkup sakının' diye uyarır.[22]

"Beşerden hiç kimsenin, Allah, kendisine kitab, hükmü ve peygamberliği verdikten sonra insanlara: 'Allah'ı bırakıp bana kulluk edin' deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat O: 'Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre Rabbaniler olunuz' (deme görevindedir.)

O, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecekler?[23]

"Andolsun, Biz, Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) 'Ben, sizin için apaçık bir uyarıp korkutucuyum.

Allah'dan başkasına kulluk etmeyin. Ben, size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım' dedi.[24]

"Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Siz, yalan olarak (ilâhlar) düzenden başkası değilsiniz.[25]

"Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik.) Dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur.[26]

"Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka ilahınız yoktur.[27]

"Şu halde bil, gerçek şu ki, Allah'dan başka ilâh yok­tur.[28]

Nübüvvet ve Risâlet vazifesi, Allah Teâlâ'nın dileme­sine bağlıdır... Rabbimiz Allah, Nübüvveti ve Risâleti dilediği kuluna ve dilediği yere verir... Cahil ve inkarcı insanların bu konudaki itirazları, onların cahilliklerinden ve hakkı inkâr etmelerinden ileri gelmektedir...

Rabbimiz Alİah şöyle buyurur:

"Onlara, ne zaman bir ayet gelse derler ki: 'Allah'ın Rasııllerine verilenin bir benzeri bize verilene kadar biz, kesin olarak inanmayız.' Allah, elçiliğini nereye vereceği­ni daha iyi bilir. Bu, suç ki günahkârlara kurdukları hileli düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab ve Allah katında bir küçüklük, isabet edecektir. [29]

"Bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazl (Lütuf ve ihsan)'dır. Allah, büyük fazl sahibidir.[30]

Allah Teâlâ'nın gönderdiği bütün peygamberlere, peygamber oldukları için hiç birini diğerinden ayırdetmeden hepsine iman etmek, katıksız imanın gereğidir... Her muvahhid mü'min, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem (a.s.)'dan, kendisinden sonra hiç bir peygamber olmayan "Hatemu'n-Nebiyyin" olan Rasullulah (s.a.s)'e kadar ne kadar peygamber var ise, cümlesi'ne katıksız ve şübhesiz iman eder... Bu, mü'min müslüman olmanın olmazsa olmaz şartlarından bindir...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine inandı. 'O'nun peygamberleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı (dileriz). Varış, ancak Sana'dır' dediler.[31]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Biri müslümanlardan, öbürü yahudîlerden olan iki kişi, birbiriyle sövüştüler.

Müslüman olan zat, Yahudi'ye:

Muhammed'i âlemler üzerine süzüp seçen Allah'a yemin ederim ki, demişti.

Yahudî de, Müslümana hitaben:

Musa'yı âlemler üzerine süzüp seçen Allah'a yemin ederim ki, demiş.

Bunun üzerine Müslüman, elini kaldırıp Yahudînin yüzüne bir tokat vurdu.

Yahudî, hemen Rasulullah'ın yanma gitti. Kendisinden ve müslümandan meydana gelen işleri, RasuluUah'a haber verdi. Rasulullah (s.a.s.), O müslümanı çağırttı ve ona, olan işten sordu. Müslümanda, olanları kendisine haber verdi.

Akabinde Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

Bana, Musa üzerinde hayırlılık vermeyiniz! (Peygam­berler arasında fazilet farkı yapmayın!)

Muhakkak ki, insanlar, kıyamet gününde (o günün korkunçluğundan yıldırım çarpmış gibi) bayılacaklar. Onlarla beraber ben de bayılacağım. Fakat ilk ayılan ben olacağım. O anda ben, Musa'yı Arş'ın bir tarafına sımsıkı tutunmuş duruyor görürüm. Biliyorum, Musa da bayılan­ların içinde idi de, benden evvel mi ayıldı, yahud baygın­lıktan Allah'ın istisna ettiklerinden mi bulundu?[32]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Allah'a ve Rasulü'ne inananlar ve onlardan hiç biri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirler verilecek­tir. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[33]

"Öyleyse siz de, Allah'a ve Rasulü'ne iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.[34] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Bir gün Rasulullah (s.a.s.), meydanda oturuyordu. Yanma bir adam geldi ve:

iman nedir? diye sordu.

Rasulıülah(s.a.s.):

"İman: Allah'a, meleklerine, Allah'a kavuşmaya, peygamberlerine inanman, Kezâlik (öldükten sonra) dirilmeye inanmandır." Cevabını verdi.[35]

Bütün peygamberlere iman etmeden mü'min müslü-man olunmaz... Peygamberlerin bütününü, ya da herhangi birisini inkâr, küfür olup böyle bir suçu işleyen işe, kâfirdir... Şübhesiz bu, korkunç bir sapıklıktır...

Bu konuda şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Ey iman edenler, Allah'a, Rasulü'ne, Rasülü'ne indirdiği kitaba ve bundan Önce indirdiği kitaba iman edin. Kim, Allah'ı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, kuşkusuz uzak bir sapıklıkla sapmıştır.[36]

"Allah'ı ve peygamberlerini (tanımayıp) küfre sapan, Alİah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen ve: 'Bazısına inanırız, bazısını tanımayız, diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler,

İşte onlar, gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamısızdır.[37]

"Semud'a gelince: Biz, onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar, körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayı verdi.

İman edenleri ve sakınanları ise, kurtardık.[38]

"Ey Âdemoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse, işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır.[39]

Rabbimiz Allah'ın, insan kulları arasında seçip vazife­li kılarak insanlara peygamber olarak göndermiş, aldığı, izzet ve şeref sahibi bütün Rasul ve Nebî'ler mü'min müslüman olduğu gibi, onlara katıksız iman eden ümmetleri de mü'min müslümandır... Hepsi Tevhid ehli Muvahhidler idi.

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"İbrahim, ne Yahudî idi, ne de Hristiyandı. Ancak O, hanif (Muvahhid) bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.[40]

"Musa dedi ki: 'Ey kavmim, eğer siz, Allah'a iman edip müslüman olmuşsanız, artık yalnızca O'na tevekkül edin.[41] Hani Havarilere: 'Bana ve Rasulüme iman edin, diye vahy (ilham) etmiştim. Onlar da: 'İman ettik ve gerçekten müslüman olduğumuza sen de şahid ol, demişlerdi.[42]



[1] A'raf, 7/24-25.

[2] Tâhâ, 20/55.

[3] Bakara, 2/38-39.

[4] Tâhâ, 20/123-124.

[5] İbn Kesir/Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, c.2, sh.311. Ayrıca bkz. et-Taberi, A.g.e.c.l, sh.193.

.330

[6] Kasas, 28/56

[7] İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh.41.

[8] Erbiya, 21/107

[9] Taftazânî, A.g.e.sh. 293-295.

[10] Taftazânî, A.g.e.sh.112.

[11] Nahl, 16/63.

[12] Fatır, 35/24.

[13] Yunus, 10/47.

[14] Ra'd, 13/7.

[15] Enbiya,  21/73.

[16] Bakara, 2/124

[17] İsra, 17/15.

[18] En'am, 6/48-49.

[19] Nisa, 4/165.

[20] Nahl. 16/36.

[21] Enbiya, 21/25.

[22] Nah!, 16/2.

[23] Âl-i imrân, 3/79-80. Bkz. Âl-i imrân, 3/146.

[24] Hud, 11/25-26.

[25] Hud, 11/50.

[26] Hud, 11/61.

[27] Hud, 11/84.

[28] Muhammed, 47/19.

[29] En'am. 6/124

[30] Cuma, 62/4.

[31] Bakara 2/285

[32] Sahİh-i Buhârî, Kitabu'l-Husumet, B.l, Hds.2. Kitabu'İ-Enbiya, B.33. Hds.82. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-FedaiL B.42, Hds. 159-160. İbn Kesir. A.g.e.c.6, sh. 3081. İmam Ahmed b. Hanbel'den.

[33] Nisa,  4/152.

[34] Âi-i İmrân, 3/179

[35] Sahih-i Buharı, Kitabu'1-Iman, B.37, Hds. 43. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.l, Hds.l.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Sünnet, B.17, Hds.4695. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İmarı, B.4, Hds.2738.

[36] Nisa, 4/136.

[37] Nisa,4/150-151.

[38] Fussilet, 41/17-18.

[39] A'râf.7/35.

[40] Âl-i İmrân,3/67.

[41] Yunus,10/84. .

[42] Mâide, 5/111.