Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ruyetullah Şehid İmamımız İmam Ebu Hanife (rh - Külliyat - Muvahhidlerinakidesi - 68. Sayfa

Ruyetullah

 

Şehid imamımız İmam Ebu Hanife (rh.a), "El-Fıkhu'l-Ekber" adlı eserinde şöyle söyler:

"Allah, ahirette görülecektir. Mü'minler, Allah'ı cen­nette, aralarında bir mesafe olmaksınız, teşbihsiz ve key­fıyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.

Allah'ın yakınlığı ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet manasınadır. İtaatli olan kul, Allah'a keyfıyetsiz olarak yakın, âsî kul ise, keyfıyet­siz olarak, Allah'dan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran bir kula racidir. Keza cennette komşu­luk ve Allah'ın önünde bulunmak da, keyfıyetsiz şeylerdir.[1]

"El-Vasiye" adlı eserinde ise, şöyle der Şehid İmam Ebu Hanife (rh.a):

"Cennet ehlinin, Allah Teâlâ'ya keyfiyet, teşbih ve cihet olmadan mülaki olmaları haktır.[2]

İmam Tahâvî (rh.a) "El-Akîdedu't-Tahâviyye" adlı eserinde şunları beyan ediyor:

"Cennetlik mü'minlerin Allah'ı görmesi, Rabbimizin Kur'an'da: 'O gün Rabblerine bakan pırıl pırıl parlayan yüzler vardır[3] buyurduğu gibi ihate ve keyfiyet söz konusu olmaksızın haktır. Bu ayetin tef­siri, Allah Teâlâ'nm murad ettiği ve bildiği şeyden ibaret­tir. Peygamber (s.a.s.)'den bu konuda varid olan sahib hadisler gibidir. Bunların mânâsı, peygamber, bu hadislerde ne kasdetti ise ondan ibaretti. Bu konuya görüş­lerimizle tevil ederek ve tahminlerimizle zanlarda bulu­narak girmeyiz. Çünkü dinimizle zanlarda bulunarak girmeyiz. Çünkü dini konusunda esenliğe eren kimse, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.s)'e teslim olan ve kendisine karışık gelen hususu, o konuyu iyi bilene havale eden kimsedir.

Bir kimsenin, cennetliklerin Allah'ı görmesine dair imam, ruyetin tahakkukunu vehmetmesi yahud tevil etmesi suretiyle sahih olmaz. Çünkü ruyetin ve Allah'a aid mânânın tevili, ancak ve ancak tevili terk edip teslimiyete sarılmak suretiyle olur. Peygamberlerin getirdiği dinler de bundan ibarettir. Allah'ın sıfatlarını inkâr etmekten ve Allah'ı mahrukatına benzetmekten sakınmayan kimse, sapıtır ve tenzih akidesine varamaz. Zira yüce Rabbimiz Vahdaniyet ve Ferdâniyet sıfatları ile mevsuftur. Mahlukattan O'nun sahib olduğu sıfatlara sahib olan hiçbir kimse yoktur.[4]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"O gün yüzler ışıl ışıl parlar,

Rabblerine bakıp durur.[5]

"Güzellik yapanlara, daha güzeli ve fazlası (Allah'ı görmek) vardır. Onların yüzlerine ne bir karartı sarar, ne bir zillet. İşte onlar, cennetin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.[6]

Abdullah b. Kays (r.a)'dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"And cennetindeki cennetliklerle bunların kendi Rabblerine bakmaları arasında, Allah'ın vechi üzerindeki Kibriya (büyüklük) ridasından başka bir şey bulunmayacaktır.[7]

Suheby b. Sinan (r.a.)'dan.

Rasukılları (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Cennetlikler cennete girdiği zaman, Allah Tebareke ve Teâlâ:

Size, daha ziyade bir şey vermemi ister misiniz? diye­cek.

Onlar da:

Sen, bizim yüzlerimizi ağartmadın mı? Bizi, cennetine koyarak cehennemden kurtarmadın mı? (Bize o, yeter) diyecekler.

Bunun üzerine Allah Teâlâ, hicabı kaldıracak. Artık onlara Rabbleri (Azze ve Celle)'ye bakmaktan daha mak­bul (daha sevimli) bir şey verilmiş olmayacaktır.[8]

Tirmizî el-Hakim Ebu Abdullah (rh.a) şöyle rivayet etmektedir:

Ubey b. Ka'b (r.a) dedi ki:

Ben, Rasulullah (s.a.s)'e Allah'ın kitabındaki:

"Ziyade/daha fazla" hakkında soru sordum.

Birisi, yüce Allah'ın:

"İhsanda bulunanlara daha güzeli ve daha fazlası vardır.[9] buyruğudur.

O (s.a.s):

"Maksad, Rahman'ın yüzüne bakmaktır" diye buyur­du.

Bir de yüce Allah'ın:

"Biz O'nu, yüz bin veya daha fazlasına gönderdik.[10]buyruğu hakkında sordum.

O (s.a.s):

"Yirmi bin kişi daha fazla idiler" diye buyurdu.[11]

İbn Ömer (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Cennet ehlinin en aşağı mertebede olanı şu kişidir ki, bahçelerini, kadınlarını, bol nimetlerini, hizmetçilerini ve tahtlarını bin senelik mesafeye kadar (uzanmış olarak) görecek ve onların Allah için en makbul olanı da şu kişidir ki, sabah ve akşam O'nun (Allah'ın) yüzünü görecektir."

Sonra Rasulullah (s.a.s.):

"O gün yüzler ışıl ışıl parlar

Rabblerine bakıp dururlar.[12]  ayet-i kerimesini okudu.[13]

Cerîr b. Abdullah el-Becelî (r.a) anlatıyor:

Bizler, Rasulullah (s.a.s)'in yanında bulunuyorduk. Rasulullah (s.a.s) bir gece, yani ayın ondördü olan bedr gecesi, aya baktı da şöyle buyurdu.

"Sizler, şu ayı, görünmesinden hiç biriniz mahrum olmaksızın (yahud birbirinize göstermek için sıkışıp üst üste yığılmanıza hacet kalmaksızın) hepiniz zahmetsizce görüyor olduğunuz gibi, Rabbinizi de muhakkak öylece göreceksiniz."[14]

Ebu Hüreyre (r.a)'dan.

Bazı insanlar:

Ya Rasulullah, kıyamet gününde biz, Rabbimizi göre­cek miyiz? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s):

"Ayın ondördüncü gecesi, görmeye mani olucu hiçbir bulut yok iken, ay'da şekk ve ihtilaf eder misiniz?" buyurdu.

Sahabîler:

Hayır, ya Rasulullah, dediler.

Rasulullah (s.a.s) tekrar:

"Ya görmeye mani olucu hiçbir bulut yokken güneşi görmekte şekk ve ihtilaf eder misiniz?" dedi.

Yine:

Hayır, ya Rasulullah, dediklerinde,

Rasulullah şöyle buyurdu:

"İşte O'nu siz, öyle göreceksiniz. Kıyamet gününde insanlar bir araya toplanacak da Allah:

Her kim, her neye tapıyor idiyse, onun ardına düşsün, buyuracak. (Yahud Allah'ın emriyle bu sözü diyen diyecek.)

Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi tağutlarm ardına düşecek. Yalnız bu ümmet içlerinde münafıkları da olduğu halde (yerinde durup) kalacak. Allah, onlara (tanıdıkların­dan başka bir suretle) gelecek de:

Ben, sizin Rabbinizim, buyuracak.

Onlar (Rabblerini, o tecelli ile tamyamayacakları için):

(Senden Allah'a sığınırız) Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır. Rabbimiz, bize geldiğinde biz, O'nu tanırız, diyecekler.

Allah, onlara (bu defa tanıdıkları surette) gelecek de:

Ben, Rabbinizim, buyuracak.

Onlar da:

Sen, bizim Rabbimizsin, diyecekler.

Allah da, onları davet buyuracak. Cehennemin ortasına Sırat (yani köprü) kurulur. Ümmetini (Onun üstünden) en evvel geçirecek ben olacağım. O gün Rasullerden başka hiçbir kimse (korku ve dehşet dolayısıyla) kelam edemez.

Rasullerin de o günkü kelâmı:

Ya Allah, selamet ver, selamet ver, olacaktır.[15]

 



[1] İmam-ı Azam'ın Beş eseri, sh.70-71.

[2] İmam-ı Azam'ın Beş eseri, sh.76.

Bkz. İmam/ı Azam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, sh.221-224.

[3] Kıyamet, 75/22-23

[4] Dr. Arif Aytekin, A.^e.sh.42 ve 44, Md. 35 ve 37. Tenzih: Allah'ı yaratıklara benzemekten kaçınmak. Vahdaniyet: Birlik Allah'ın zati sıfatları açısından birliği. Ferdâniyet: Allah'ın Fiilî sıfatlan itibariyle birliği.

[5] Kıyamet, 75/22-23.

[6] Yunus, 10/26.

[7] Sahih-i Buharı. Kitabu't-Tefsir, B.299, Hds.399.B.3OO, Hds.400.

Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.80, Hds.296. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B.3, Hds.2648. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.13, Hds.186.

[8] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-lman, B.80, Hds.297.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B.16, Hds.2676. Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.ll, Hds.3302. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.13, Hds.187.

[9] Yunus, 10/26

[10] Saffaf, 37/147

[11] imam Kurtubî, A.g.e.c.8, sh.509-510.

[12] Kıyamet, 75/22-23

[13] Sünen-i Tirmizi, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B.16, Hds.2677. Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.71, Hds. 3548.

İbn Kesir, A.g.e.c.l4.sh.82O0. Ahmed b. Hanbel'den.

[14] Sahih-i Buharı, Kitabu Mevakıtı's-Salat, B.17, Hds.31. Kitabu't-Tevhid, B.24, Hds.62.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Mesacid, B. 37, Hds.211.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.20, Hds. 4729-4731.

Sünen-İ Tirmizi, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B.16, Hds.2675 ve2679.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.39, Hds.4336.

Mukaddime, B.13, Hds. 178-179.

İmam-ı Azam, Müsned, sh.38, Hds.29.

[15] Sahih-i Buhâr"i, Ebvabu Sıfatu's-Salat, B.48, Hds.74. Kitabu't-Tevhid, B.24, Hds.65.

Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.81, Hds.299. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.20, Hds.4730. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B.15, Hds.2673.