Giriş Tamamlanmış Güzel Ahlâk Ebu Hüreyre (r - Külliyat - Muvahhidsahsiyet - 2. Sayfa
Giriş
Tamamlanmış Güzel Ahlâk
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):
"Ben, ancak ahlâkın güzellerini tamamlamak için gönderildim. [1]
Muvahhid mü'minlerin, muttaki müslümanlarm yegâne önderi ve hayatın her yönüyle biricik örneği Rasulullah Muhammed (s.a.s.), böyle buyurmuştu... O (s.a.s.), güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmişti... O (s.a.s.), Allah'ı ve ahiret gününü uman mü'min müslümanlar için yegâne örnek idi... O (s.a.s.), Allah'ı çok zikredenlerin hayat ve hidayet rehberiydi.[2]
O (s.a.s.), yegâne Rabbimiz Allah'ın tamamlanmış nimeti olan İslâm'ı[3] noksansız bir şekilde hayata hakim kılmak için vazifelendirilmişti.[4]
Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı, yani her yönüyle hayatı, yegâne hayat düsturumuz Kur'ân-ı Kerim'in uygulanmasından başka bir şey değildi... O (s.a.s.)'in ahlâkı, Kur'ân-ı Kerimi'in aynısının tıpkısıydı... Bu hakikati, müminlerin annesi Aişe (r.anha) beyan etmektedir...
Katade'nin Zürara'dan naklen rivayet ettiği Sa'd İbn Hişam'm kıssasından...
(Sa'd, Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan sorar):
Ey mü'minlerin annesi, bana Rasulullah (s.a.s)'in ahlâkını anlat, dedim,
Aişe:
Sen, Kur'ân okuyorsun değil mi? dedi.
Evet, okuyorum, dedim.
İşte Nebiyullah (s.a.s.)'in ahlâkı Kur'ân idi, dedi.[5] Mümin müslümanların kendisine uyacağı [6] ve izini takib etmekle mükellef olduğu Rasulullah (s.a.s)'in ahlâkî yapısını, yine mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan dinleyelim!..
Ümmü'1-mü'minin Aişe (r.anha) şöyle anlatıyor:
Rasulullah(s.a.s.) -dünya işlerinde iki şey arasında muhayyer kaldığında muhakkak onlardan -günah olmadığı müddetçe- en kolay olanını alırdı. Eğer günah gerektirecek olursa, o kolay şeyden insanların en uzak bulunanı Rasulullah olurdu.
Rasulullah, kendisi için kin tutup öcalmamıştır. Ancak Allah'ın hürmetine saygısızlık edilmesi hâli müstesnadır. İşte bu hâlde yapılan hürmetsizlik sebebiyle Allah için (öfkelenir) intikam alırdı.[7]
Muvahhid mü'minlerin yegâne önderi ve Örneği olan Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkını, yegâne Rabbimiz Allah şöyle beyan buyurur:
"Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.[8] Kadın olsun, erkek olsun bütün mü'min müslümanlan ahlâk bakımından kendisine iman ederek tabi olmaları gereken merci Rasulullah (s.a.s.)'dir.[9] Önderleri ve hayat rehberleri olan Rasulullah (s.a.s.) gibi davranmaları gerekir... Ahlâkları, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı gibi olmalı... Hayatlarını, Rasulullah (s.a.s.)'in hayatına benzetmelidirler... Rasulullah (s.a.s.)'in yaptıklarını yapar, kaçındıklarından kaçınacak olurlarsa,'Allah'ın sevdiği ve kendilerinden razı olduklarından olurlar... Allah'ın dostluğunu kazanmanın tek yolu, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne sarılmak ve hayatını Sünnet üzere tanzim etmektir... Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti, Kur'ân-ı Kerim'in hayata tatbik şeklidir... Âlemlerin Rabbi Allah'ın sevgisini ve dostluğunu kazanmak, Rasululllah (s.a.s.)'e tabi olmak ile gerçekleşir.[10] Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) kimleri sevdiğini, O'nun ayetlerinden okuyalım... Okudaklarımızı iyice idrak edip üzerinde hakkıyla düşünüp O'nun sevdiklerinden olmaya gayret edelim...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: "Allah, sabredenleri sever.[11]
"(Her konuda) adil davranın. Şübhesiz Allah, adil
olanları sever.[12]
"Şübhesiz Allah, kendi yolunda sanki birbirine kenetlenmiş, bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.[13]
"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki haklarm)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.[14]
"Allah, iyilikte bulunanları sever.[15]
"Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şübhesiz Allah, iyilik
edenleri sever.[16]
"Allah'dan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar, çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et Şübhesiz Allah, tevekkül edenleri sever.[17]
"Şübhesiz Allah, müttakîleri sever.[18]
"Hayır, kim ahdine vefa eder sakınırsa, şübhesiz Allah da sakınanları sever.[19]
"Daha ilk günlerde takva temeli üzerinde kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten arzulayan adamlar vardır. Allah, arınanları sever.[20]
"Yine de onları affet, aldırış etme. Şübhesiz Allah, muhsinleri (ihsanda bulunanları) sever.[21]
"Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidad eder)se, Allah, (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.[22]
"Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun Rasulü, rükû ediciler olarak, namaz kılan ve zekat veren mü'minlerdir.
Kim Allah'ı, Rasulünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şübhe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdırlar.[23]
"İzzet (güç, onur ve üstünlük), Allah'ın, O'nun Rasulü'nün ve mü'minlerindir.[24]
Yegâne Rabbimiz Allah ( Azze ve Celle)'nin kimleri sevmediğini, yine O'nun ayetlerinden öğreniyoruz...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"De ki: 'Allah'a ve Rasulüne itaat edin. 'Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez.[25]
"Şübhesiz O (Allah), kâfirleri sevmez.[26]
"Allah, zalim olanları sevmez.[27]
"Allah, günahkâr kâfirlerin hiç birini sevmez.[28]
"Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şübhesiz Allah, hıyanette ilerlemiş günahkârı sevmez.[29]
"İsraf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez.[30]
"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.[31]
"Hani Kavmi ona (Karun'a) demişti ki:' Şımararak sevinme. Çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.[32]Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere-yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.[33]
"Gerçekten O (Allah), müstekbirleri sevmez.[34] "İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.[35]
"Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helâl kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şübhesiz Allah, haddi aşanları sevmez.[36]
"Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şübhesiz O, haddi aşanları sevmez.[37]
"Gerçekten Alİah, hıyanet edenleri sevmez.[38]"Şübhesiz Allah, (müşriklerin saldın ve sinsi tuzaklarım) İman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.[39]
"Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah, işitendir, bilendir.[40]
"Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.[41]
Alemlerin Rabbi Allah'ın dostu olmak kâmil iman ve salih amel sahibi bir şahsiyete bürünebilmek için, Allah'ın sevdiği ahlâk üzere bulunmak gerekir... Bu ahlâkî yapı, insan olmanın gereğidir... Bu edeb, kişiyi olgun insan yapar ve insanın yaratılış gayesine uygun bir şekilde hareket etmeyi sağlar... Allah'ın sevmediği hâl ve tavırlardan alabildiğine kaçman kâmil mü'minler, dünya hayatlarında kurtuluşa ermek ve ahirette Allah'ın rızasını kazanmış kullara karışmak için, kendisine emredilenleri dosdoğru yapmak zorundadırlar... ,
Rabbimiz Alİah, kurtuluşa erme saadetine ulaşan muvahhid mü'minlerin vasıflarını şöyle beyan buyurmaktadır:
"Mü'minler, gerçekten felah bulmuştur.
Onlar, namazlarında huşu içinde olanlardır.
Onlar, tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir.
Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir.
Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.
Ancak eşleri, ya da sağ ellerinin sahib olduklarına karşı (tutumları) hariç. Bu konuda kınanmış değillerdir.
Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar, sınırı çiğneyenlerdir.
(Yine) onlar, emanetlerine ve ahidlerine riâyet edenlerdir.
Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak olanlardır.
Ki onlar, Firdevs (Cennetlerin)e de varis olacaklardır. İçinde de ebedî olarak kalacaklardr.[42]
"Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiligi emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarım koruyanlar, sen(bütün) mü'minleri müjdele.[43]
"O Rahman (olan Allah)'m kullan, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatab oldukları zaman, 'selâm' derler.
Onlar Rablerine secde ederek, ve kıyama durarak gecelerler.
Onlan'Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir, gerçekten, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır).'derler.
'Şübhesiz O, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konuklama yeridir.'
Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar (harcamaları), ikisi arası orta bir yoldur.
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı cam haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.
Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde
aşağılanmış olarak temelli kalır.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka. İşte onların günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
Ki onlar, yalan şahitlikte bulunmayanlar, boş ve faydasız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
Onlar, kendilerine Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.
Ve onlar: 'Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiblerine önder kıl diyenlerdir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik, dileği e selâmla karşılanırlar.
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. O, ne güzel bir ka-argâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.
De ki:'Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size değer erir miydi? Fakat siz, gerçekten yalanladınız. Artık (buun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.[44]
İnsanı, yaratılmaşlarm en şereflisi kılan bu Tevhidi akîde ve bu imandan kaynaklanan ahlâkî yapıdır... İnsan, insan şahsiyetine yakışan ahlâkı ile insan olur... Kendisini sadece bir canlı olmaktan, olgun insan olma seviyesine yükselten tek şey, yaratılış gayesine uygun bir ahlâk ile ah-lâklanmaktır... Bu ahlâk ile ahlâklanınca, yani yegâne Rabbi Allah'a tam teslimiyetle itaat edip bütün hayatını ibadet hâline getirince,"İnsan-ı Kâmil" olur... İnsan-ı kâmil, mü'min-i kâmildir...
İnsan-ı kâmil olanların yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.) insanı, "eşrefi mahlukat" eden güzel ahlâk konusunda şunları beyan buyururlar... Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Mü'minlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâk bakımından en güzel olanlarıdır.
Mesruk (r.a.) anlatıyor:
Bizler, Abdullah ibn Amr (r.a.)'in beraberinde oturuyorduk. O da, bize hadis tahdis ediyordu.[45]
Bu sırada:
Rasulullah (s.a.s.), aşırılık yapıcı seciyede değildi, aşırılık yapıcı da olmamıştır. Muhakkak olan şu ki:
"Sizin en hayırlı olanlarınız, ahi âkı en güzel olanlarınızdır." buyurur dururdu.[46] Usame b. Şerik (r.a.)'dan. Bedeviler, Rasulullah (s.a.s.)'e:
Ya Rasulullah, kula verilen (hasletler)in en hayırlısı nedir? diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
"Güzel ahlâktır." buyurdu.[47]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.)'e: (Mü'mini) cennete dahil eden (yani cennete girmesine sebeb olan) amellerin en çoğu hangisidir? diye soruldu. O (s.a.s.):
"Takva ve ahlâk güzelliğidir." buyurdu.
(Mü'mini) cehenneme sokan günahların en çoğu hangisidir? diye soruldu.
O: "(Şu) iki organ:
Ağız ve tenasül uzvu." buyurdu.[48]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e:
Mü'minlerin hangisi daha faziletlidir? diye sordu. Rasulullah (s.a.s.):
"Ahlâkı en iyi olandır." buyurdu.
Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır? diye sordu. Rasulullah (s.a.s.):
"Ölümü en çok hatırlayanları, ölüme en iyi hazırlık yapanlarıdır, işte akıllılar bunlardır." buyurdu.[49]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Ebu'l-Kasim (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"İslâm bakımından sizin en hayırlınız, bilgili oldukları takdirde ahlâk yönünden en güzel olanlarınızdır.[50]
Büyük ve kâmil ahlâk sahibi, insanlık âleminde güzel ahlâkı tamamlamaya gelen yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in beyanlarından apaçık anlaşıldığı gibi, insana yakışan, güzel ahlâk sahibi olmaktır... Fıtrat üzere yaratılan[51] ve yaratılışı gayesine uygun[52] bir hayat yaşamaya azimli olan her muvahhid mü'min, güzel ahlâk sahibi şerefli bir şahsiyettir... Bu şerefi, imanı, itaati ve güzel ahlâkı sayesinde elde etmiştir... Önderi Rasulullah (s.a.s.)'e tabi olmakla, O'na itaat edip Sünnetini yaşamakla ulaştığı ahlâk yüceliğindeki makamını korumak, onun ilk vazifesidir... Güzel ahlâk, Allah Teâla'nın yarattığı en büyük şeylerdendir.[53]Ve güzel ahlâk, cennet amellerindendir.[54]
Önderi Rasulullah (s.a.s.)'den öğrendiği gibi güzel ahlâk üzere olmaya devam eden muvahhid mü'min şahsiyet, dünya hayatının her anında iyilik üzere olmaya devam eder ve huzur içinde yaşar... Bu katıksız imanı ve güzel ahlâkı, onu öyle bir seviyeye çıkarır ki, O kendisini devamlı kontrol edebilir ve nefsini hesaba çekebilir bir duruma gelir... Üzerine farz olan ilimleri elde ettikten sonra gerekli ameli işler ve her anı olgunluğa doğru atılan ciddi adımlarla dopdolu geçer.'..
Böylece muvahhid mü'min şahsiyet, kendisine karşı, ailesine karşı, akraba ve dostlarına karşı, içinde bulunduğu topluma karşı samimi davranıp iyi ahlâk ile muamele eder...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Mü'minin şerefi dinidir, kişiliği aklıdır. Nesebi de ahlâkıdır.[55]
Nevvas b. Sem'an el-Ensarî (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'e iyilik ve günahı sordum da şöyle buyurdu:
"İyilik, ahlâk güzelliğidir. Günah ise, kalbinde gıcık yapan ve başkalarının muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir.[56]
İbn Abbas (r. anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Suyun (güneşin) buzu erittiği gibi, güzel ahlâk da günahları eritir (yok eder).
Kötü ahlâk da, sirkenin balı bozduğu gibi (güzel) amelleri bozar.[57]
Cabir b. Semure (r.a.) anlatıyor:
Babam Semure ve Ebu Ümâme'nin de bulunduğu Rasulullah (s.a.s.)' in meclisinde idim.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kötülüğün ve kötülüğe özenmenin İslâm'da asla yeri yoktur. İnsanların İslâm'da en güzel olanı, ahlâkı en güzel olanlarıdır.[58]
Rabbimiz Allah'ın razı olup emrettiği ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in örnek olarak ortaya koyup yaşayarak gösterdiği gibi, inanıp davranan mü'min müslümanlar, güzel ahlâk üzere olmuşlardır... Güzel ahlâk sayesinde, iç olgunluğu tamamlamış, dış güzelliğini olgunlaştırmalardır... İçin ve dışın temizliği, güzel ahlâk ile gerçekleşir...
Ümmü'l- mü'minin Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak mü'min, güzel ahlâkı sayesinde (nafile) oruç tutan ve namaz kılanların derecesine yetişebilir.[59]
Usame b. Şerik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oturuyorduk. Sanki başımızın üstünde kuş varmış gibi sessiz ve hareketsiz duruyorduk. O sırada bir grup insan gelerek, Rasulullah'a:
Allah'a, kullarından en sevgili olanı hangisidir? dediler.
Rasulullah (s.a.s.) de:
"Ahlâkı en güzel olanıdır." buyurdu.[60]
Âlemlerin Ra'obi Allah Teâlâ'nın katında en kıymetli insan, mü'min olan müttakî bir kuldur... Mü'min ve müttakî kullar, güzel ahlâkları ile Allah katında kıymet bulmuşlardır.[61]
Güzel ahlâk, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne tabi olmak ve Allah'ın koyduğu sınırlara dikkat edip onları aşmamaktır... Her kulun, Allah tarafından beyan edilen hakkına riâyet edip, haklarına tecavüz etmemek ve hakkı, hak edene vermek, güzel ahlâklı olmanın gereğidir...
Güzel ahlâk, muvahhid mü'minlerin dünya hayatlarını huzurlu ve mutlu, sıhhat ve afiyetli kıldığı gibi, ahiret-lerinin de ebedî bir saadet yurdu olmasını sağlar...
Ebu'd-Derda (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):
"Teraziye koyulan hiç bir şey, güzel ahlâktan daha ağır değildir. Güzel ahlâk sahibi, bu sayede (nafile) oruç tutanın ve namaz kılanın derecesine ulaşır. [62]
Cabir (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet gününde bana en sevgili ve meclis bakı-mından en yakın olanınız, ahlâkça en güzel olanımzdır. Ve kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden en uzak olanınız, sersar (hezeyana saçmalayan)lar, boşboğazlar ve mütefeyhıklerdir."
Ashab:
Ya Rasulullah, hezeyancıları ve boşboğazları bildik, (fakat) bu mütefeyhıkler kimlerdir? dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ululuk taslayanlar (mütekkeburun)dır." buyurdu. [63]
Rabbimiz Allah'ın razı olduğu güzel ahlâk, dünya servetinin ve nimetinin en kıymetlisidir... Gönül zengini olan güzel ahlâk sahibi, dünyalık başka bir şeyi yoksa bile dünyanın en zengin kişisi sayılır... Başkalarının malı ve servetine karşılık onun baha biçilmez şahsiyeti vardır... O, güzel ahlakıyla toplumda en büyük bir mevki elde etmiş ve insanlar arasında gerekli otoritesini sağlayıp,şahsiyetinin ağırlığını hissettirmiştir...
Abdullah İbn Amr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Eğer sende şu dört özellik varsa, dünyadan kaybettiğin önemli değil:
Doğru sözlülük,
Emanetin konunması,
Ahlâk güzelliği,
Yemede haramdan korunup helâli gözetmek.[64]
Ebu Zerr (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Her ne hâlde olursan ol, Allah'ı say (Allah'a karşı gelmekten sakın)! Günahın ardından sevab ulaştır ki, günahı silsin! insanlara güzel ahlâkla muamele et!"[65]
Abdullah ibn Amr b. As (r.a.)'dan. Muaz b. Cebel, sefere çıkmak istediğinde:
Ya Nebiyyallah, bana tavsiyede bulun, dedi. Rasulullah (s.a.s.) de:
"Allah'a ibadet et, O'na hiç bir şeyi ortak koşma." buyurdu.
Muaz (r.a.): . Daha söyle ya Rasulullah, deyince:
"Bir kötülük yaparsan, arkasından hemen iyilik yap!" buyurdu.[66]
Muaz:
Biraz daha söyle ya Rasulullah, deyince: "Dürüst ol ve ahlâkın güzel olsun!" buyurdu. m Muaz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:
(Yemen'e vali olarak giderken) ayağımı üzengiye koyduğum zaman, Rasulullah (s.a.s.)'in bana son tavsiyesi şu oldu:
"Ya Muaz b. Cebel, insanlar için ahlâkını güzelleştir!" [67]
İnsanın fıtratını bozan bütün kötülüklerden kalben, ruhen ve fikren temizlenmiş katıksız iman sahibi ve güzel ahlâka ermiş olan muvahhid mü'minler, Alemlerin Rabbinin kendilerinden razı olduğu bir seviyeye yükselmişlerdir... Rabbleri Allah ile aralarını düzeltince, Allah onlarla diğer insanlann arasını düzeltir... Kim iman ve ihlas ile iç dünyasını düzeltirse, Allah da onun dış dünyasını düzeltir[68] İç ve dış dünyaları düzelmiş olan kâmil insanlardan maydana gelen toplum da kâmil bir toplum olur... Fıtrat üzere ve yaratılış gayelerine uygun inanıp hareket eden ferdlerin oluşturduğu toplum, iyilerin ve temizlerin toplumudur... Bu toplum, erdemlilerin toplumu, yani İslâm toplumudur... Zulmün her türlüsünün yok edildiği adalet toplumu... Bütün kargaşaların ortadan kaldırıldığı, her şeyin olması gereken yere konulduğu huzur ve barış toplumu... Kadın olsun, erkek olsun her ferdinin ahlâkın en güzeline ulaşmaya gayret ettiği, her hak sahibine hakkının verildiği izzetli bir toplum...
Böyle bir toplum, ancak Allah'ın razı olduğu ve Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği şekilde güzel ahlâk ile gerçekleşir... En güzel ahlâk üzere olan ve güzel ahlâkı tamamlamaya gelen yegâne önderimiz Rasulullah (s.as.), güzel ahlâk konusunda Rabbimiz Allah'a dua ediyor ve kötü ahlâktan Allah'a sığınıyordu... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bu dualarından bir kaçını buraya kaydediyoruz...
Emirü'l- Mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, Melik ancak Sensin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen, benim Rabbimsin. Ben de Senin kulun! Nefsime zulmettim. Günahımı da itiraf eyledim. Bundan dolayı bütün günahlarımı bana bağışla! Çünkü günahları Senden başka affedecek yoktur.
Beni ahlâkın en güzeline hidayet buyur! Onun en güzeline Senden başka hidayet eyleyecek yoktur. Kötü ahlâkı benden def eyle. Onu, Senden başka benden defedecek yoktur. Senin emrine tekrar tekrar icabet eder, dinine tekrar tekrar tabi olurum.[69]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, vücûd yapımı güzel yaptığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.[70]
Abdullah ibn Amr (r.a.)' dan.
Rasulullah (s.a.s.) şu duayı çok ederdi:
"Allahım, Senden, sıhhat, iffet, emanet, güzel ahlâk ve kadere rıza isterim.[71]
Ziyad b. Ilaka'nn amcası (Kutbe b. Malik, r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, ahlâkın, amelin ve arzuların yaramazlarından Sana sığınırım.[72]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, ihtilaf ve düşmanlıktan, nifaktan ve kötü ahlâktan Sana sığınırım.[73]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s)'in bu duaları, bütün mü'min müslümanlar için geçerli olan ve devamlı yapmaları gerekli olan dualardır... Allah'dan güzel ahlâk ve onun devamını dilemek, kötü ahlâktan Allah'a sığınmak her muvahhid mü'minin kulluk vazifelerindendir... Her ne kadar karekterlerini göre mü'min müslümanların ahlâkları birbirlerinden farklı ise de, temelde aynı ahlâkî ilkelere bağlandıkları için ahlâkları, güzel ahlâk olduğundan birbirlerine benzerler...
Ashab-ı Kiram'dan Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
Allah Teâlâ, aranızda nzıkları böldüğü gibi, ahlâklarınızı da aranızda bölmüştür (ahlâklarınız, birbirinizden farklıdır).
Yine Allah Teâlâ malı, sevdiğine ve sevmediğine verir. Fakat imanı, ancak sevdiğine verir. Kim malı harcamakta cimrilik ederse, düşmanla mücahededen korkarsa ve gecenin, uykusuzluk gibi kendisine meşakkat vermesinden korkarsa:
"Lâ ilahe illallah, Sübhanallah, Elhamdülillah, Alla-hu Ekber" sözünü çok söylesin.[74]
Allah'ın, kendilerine rahmet edeceği ve kendilerinden hoşnut olduğu güzel ahlâk sahibi mü'min müslüman erkek ve kadının vasıfları şöyle beyan olunmuştur ayet-i kerimelerde:
"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasu-lüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va'detmiştir. Al-lah'dan olan hoşnudluk ise, en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.[75]
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle)'nin ayetleri ve Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) hadisleri ile güzel ahlâkı beyan ettikten sonra, Muvahhid Mü'minlerde olması gereken İslâm ahlâkını birer birer tanımaya çalışalım...
[1] İmam Buhârî, Edebü'l- Müfred, B.135, Hds.273. İmam Malik, Muvatta, Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hds.8.
îmam Suyutî, Camiü's-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. İst. 1996, C.2, Sh.65, Hds.1422 (2584) Hakim Müstedrek ve Beyhakî, Şuabu'l-İman'dan.
[2] Bkz. Ahzab, 33/21.
[3] Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim." Mâide, 5/3.
[4] Bkz. Bakara, 2/193. Enfal, 8/39. Fetih, 48/28. Mücadele, 58/21.
[5] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.18, Hds.139. Sünen-i Neseî, Kitabu Kıyamu'1-Leyl, B.2, Hbr.1601. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salati't-Tatavvu, B.26, Hds.1342. Sünen-i Dârimî, Kitabu's-Salât, B.165, Hds.1483.
İmam-ı Azam Ebu Hanife, Müsned, çev. Muhammed Selim Köse,
İst.T.y.Sh.214,Hds.356/7.
İmam-ı Buhârî, Halku Ef'ali'1-İbad-Hadis-i Şerifler ışığında ilâhî
Kelâmın Müdafaası, çev. Yusuf Özbek, İst. 1992, Sh.120, Hds.375.
[6] De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Alİah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." Al-i İmrân, 3/31.
[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıb, B.23, Hbr.67.
KitabuU-Edeb, B.80, Hbr.151.
Kitabu'l-Hudud, B.ll, Hbr.15. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Fedail, B.20, Hbr.77. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.5, Hbr.4785. İmam Malik, Muvatta'. Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hbr.2. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hbr.274. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst. 1997, C.2, Sh.464, Hbr.758.
îmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, çev. Muhammed Raif Efendi, Konya, T.Y. Sh.140, Hbr.303/7.
Ebu'ş-Şeyh el-İsbehânî, Kitabu Ahlâk en-Nebî ve Adabuhû - Hz. Peygamberin Edeb ve Ahlâkı, çev. Naim Erdoğan, İst. 1995, Sh.35-36.
[8] Kalem, 68/4.
Atiyyetü'1-Kûfî (r.a.):
"Muhakkak ki, sen büyük bir ahlâk üzeresin." Ayeti hakkında:
Kur'ân edebi üzeresin, buyurdu.
Abdullah ibnü'l-Mübarek Kitabu'z-Zühd, Ve'r-Rekaik, çev, M. Adil
Teymuri, İst. 1992, Sh.168 Hbr.678.
[9] Bkz. Âl-i İmrân, 3/32. Ahzab, 33/36.
[10] Bkz. Âl-iİmrân, 3/31.
[11] Âl-i İmrân, 3/146.
[12] Hucurat, 49/9.
[13] Saff, 61/4.
[14] Âl-i İmrân, 3/134. Mâide, 5/13.
[15] Âl-i İmrân, 3/148.
[16] Bakara, 2/195.
[17] Âl-i İmrân, 3/159.
[18] Tevbe,9/4.
[19] Âl-i İmrân, 3/76.
[20] Tevbe, 9/109.
[21] Mâide, 5/13.
[22] Mâide, 5/54.
[23] Mâide, 5/55-56.
[24] Münafıkun, 63/8.
[25] Al-İmrân, 3/32.
[26] Rum, 30/45.
[27] Âl-i İmrân, 3/57 ve 140.
[28] Bakara, 2/276.
[29] Nisa, 4/107.
[30] En'am, 6/141. A'raf, 7/31.
[31] Kasas, 28/77.
[32] Kasas, 28/76.
[33] Nisa, 4/36. Hadid, 57/23.
[34] Nahl, 16/23.
[35] Lokman, 31/18.
[36] Mâide, 5/87.
[37] A'raf, 7/55.
[38] Enfal, 8/58.
[39] Hacc, 22/38.
[40] Nisa, 4/148.
[41] Bakara, 2/190.
[42] Mü'minun, 23/1-11.
[43] Tevbe, 9/112.
[44] Furkan, 25/63-77.
[45] Sünen-i Ebu Davud, Kitabü's-Sünnet, B.16, Hds.4682. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rada, B.ll, Hds.1171. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.74, Hds.2795.
İmam Hafız el-Munzİrî, Hadislerle İslâm-Terğİb ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T.y. C.5, Sh.255, Hds.5. Hakim'den.
[46] Sahîh-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.39, Hds.64.
Kitabu'l-Menakıb, B.23, Hbr.66.
Kitabu Fedailu Ashabu'n-Nebi, B.29, Hds.100. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.16, Hds.68. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.271.
[47] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Tıbb, B.l, Hds.3436. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.291. İmam-ı Azam Ebu Hanife, Müsned, Sh.266, Hds.452/6. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.54, Hds.394.
[48] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.4246. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2072. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.289.
Kuzâî, Şihabü'l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr, Ali Yardım, İst. 1999,Sh.200,Hds.670a~b.
[49] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, Sh.240, Hds.857. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.31, Hds.5259,
[50] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.285.
[51] Bkz. Rum, 30/30
[52] Bkz. Zariyat, 51/56
[53] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.3O5, Hds.1964 (3717). Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'den.
[54] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.300, Hds.3481(8195). Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[55] İmam Hafız el-Mımzirî, A.g.e. C.5, Sh.258, Hds. 11.
İbn Hıbban, Sahih'inde, Hakim ve Beyhakî, Müslim b. Halid ez-Zencî'den rivayet etmişlerdir. Hakim, "Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu" söylemiştir.
Beyhakî de, Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiş, isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Bu, daha uygundur.
[56] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.6, Hds.14-15. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd. B.40, Hds.2497. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.73, Hds.2792. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.295.
[57] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.268, Hds.35. Taberânî, Mu'cemıTI-Kebir ve Mu'cemu'l-Evsat'mda ve Beyhakî rivayet etmiştir.
İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.305, Hds.l966(3719), İbn Adiyy, el-Kâmil'den (Birinci Cümle).
C.2, Sh.468, Hds.2362 (4722). Hakim'in Kunnî'sinden. (İkinci cümle).
[58] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.265, Hds.27.
imam Ahmed b. Hanbel ve Taberânî'den. İmam Ahmed'in isnadı ceyd olup ravîleri sikadır.
[59] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.8, Hds.4798. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.284.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu Hiisnü'1-Hulk, Hbr.6.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.256, Hds.6. İbn Hıbban,
"Sahih"inde. Ve Hakim rivayet etmiştir.
[60] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e, C.5, Sh.264, Hds.25. Taberânî ve
İbn Hıbban, "Sahih"inde rivayet etmişlerdir. Taberânî'nin ravileri
sahih hadis konusunda hüccet kabul edilirler.
İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.86, Hds.134 (218).
[61] Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Alİah katında, mü'minden daha değerli hiçbir şey yoktur."
Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.313, Hds.615.
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"Şübhesiz, Allah katında sizin en üstün (kerîm) olanınız (ırk ya da
soyca değil), takvaca en ileride olanınızdır. Şübhesiz Allah, bilendir, haber alandır." Hucurat,49/13.
[62] Şünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2071. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.270. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.44, Hds.386.
İmam Suyutî A.g.e. C,3, Sh.286-287, Hds.3441(8046). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.6, Sh.442,448 ve 451 'den. İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.254, Hds.3, İbn Hıbban'dan. Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr Tercümesi, Sh.196, Hds.655.
[63] Şünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.70, Hds.2087. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.272.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.271, Hds.40. İmam Ahmed b. Hanbel, Taberânî ve ibn Hıbban, "Sahih"inde rivayet etmişlerdir. Ayrıca bkz. Sh.461,Hds. 12
[64] Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.177.
İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir karhğa-
Dr. Bedrettin Çetiner, İst. 1986, C.12, Sh.6616. Taberânî'den.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.492, Hds.6. İbn Ebi Dünya,
Taberânî ve Beyhakî'den.
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hbr.288.
Abdullah İbnü'l-Mübârek, Kitabu'z-Zühd, Sh.278, Hbr.1204.
[65] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.54, Hds.2053. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.74, Hds.2794. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.20, Hds.372.
[66] imam Hafız el-Munzirî, A.g.e, C.5, Sh.266, Hds.28.
İbn Hıbban, "Sahih"inde ve Hakim rivayet etmiştir. Hakim, isnadının sahih olduğunu söylemiştir.
[67] İmam Malik, Muvattâ, Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hds.l.
[68] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.320, Hds.3534 (8339). Hakim Müstedrek'den.
[69] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.26, Hds.201. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İftitah, B.16, Hds.896.
[70] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.267, Hds.32. İmam Ahmed b. Hanbel (Müsned, C.l, Sh.403 - C.6, Sh.68 ve 155) rivayet etmiş olup, ravileri sikadır.
İmam en-Nevevî, El-Ezkâr, Peygamberimizin En Güzel Duaları ve Zikirleri, çev. A. Fikri Yavuz, Konya, 1990, Sh.540, İbn Sünni'den. Kuzâî, Şihabu'l-Ahbâr, Sh.264, Hds.886.
[71] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.144, Hds.307.
İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.414, Hds.891 (1519). Tâberânî, Mu'cemu'l-Kebir'den.
[72] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat (çeşitli hadisler), B.10, Hds.3823.
[73] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.32, Hds.1546. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İstiaze, B.21, Hds.5436.
[74] İmam Buharî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hbr.275.
[75] Tevbe, 9/71-72,
İslami Okul Okulların En Önemlisi