Dosdoğru Olanlar - Muvahhidsahsiyet - 5. Sayfa
Dosdoğru Olanlar
Yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"Seninle birlikte tevbe edenlerle beraber emrolundu-ğun gibi dosdoğru ol! Ve aşın gitmeyin (azıtmayın). Çünkü O, yapmakta olduğunuzu görendir.
Ve zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'dan başka velileriniz (dostlarınız/ yardımcılarınız) yoktur, sonra yardım da görmezsiniz.[1]
Dosdoğru olmak!.. Allah'ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)'in beyan buyurup gösterdiği şekilde inanarak hareket etmek!.. Dosdoğru olmak, ancak bu şekilde gerçekleşir... Dosdoğru olmak, önce katıksız bir şekilde iman etmek, sonra bütün cahiliyye âdetlerinden, inanç ve anlayışlarından tevbe edip tamamıyla İslâm'a teslim olmakla meydana gelir... Bu anlayış ve bu tavır, mü'min şahsiyetin anlayışı ve tavrıdır... Muvahhid şahsiyet; böyle olmalıdır...
İmam Taberî (rh.a.) şöyle diyor:
"Allah Tealâ, bu ayet-i kerimede, Rasulullah (s.a.s.)'ehitab ederek:
Sen ve seninle birlikte, yaptığı kötülüklerden tev-be ederek hakka yönelen mü'minler, Rabbin tarafından sana emredilen hususlarda dosdoğru olun. Kararlı olun, ondan ayrılmayın, sakın günah işleyerek Allah'ın emrine karşı gelmeyin, kimseye zulmetmeyin. Şübhesiz ki, Rabbiniz, amellerinizi çok iyi görendir. O, sizi gözetlemektedir, buyuruyor.[2]
"Emrolunduğun gibi dosdoğru olmak1', Allah'ın dini üzere, ayakları kaymadan, sağa-sola yapmadan yürümek demektir... Şirkin ve küfrün, açığından da, gizlisinden de tamamıyla tevbe edip arınmak, bid'at ve hurafelerden uzaklaşmak ve onlara yaklaşmamak ile gerçekleşen dosdoğru olmak hâli, ömrün sonuna kadar korunması gerekir... Kâmil mü'minin vasfı olan bu hâl üzere bulunmak kolay değildir elbette... Bu hayırlı, iyi ve güzel hâli korumak için gösterilen çaba, insanı yorar, yıpratır ve erken yaşta ihtiyarlatır...
Abdullah İbn Abbas (r.anhuma) der ki:
Rasulullah (s.a.s.)'in üzerine bundan daha ağır ve bundan daha zor herhangi bir ayet inmiş değildir.[3]
İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor: Ebu Bekr (r.a.):
Ya Rasulullah, ihtiyarladın, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Beni, Hud, el-Vakıa, el-Mürselât, Nebe ve Tekvir Sûreleri ihtiyarlattı.[4]
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" ayetinin gereğini yapmak ve onunla hakkıyla amel etmek muvahhid mü'minlerin çok çaba sarfederek geçekleştirmeye çalıştığı bir durumdur...Genci, ihtiyar yapan bir vazifedir[5]Bu ağır vazifeyi yerine getirmenin gereklerinden birisi, sadık olan muvahhid mü'minlerle beraber olmaktır... Katıksaz i-man edenler, takvaya sarılırlar... Takvaya sarılanlar, sadıklarla beraber olurlar...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Ey iman edenler, Allah'dan korkun ve sadıklarla beraber olun.[6]
Sadıkların kim olduğunu da şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah:
"Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların tâ kendileridir.[7] istikamet üzere olup dosdoğru davranan sadık muvahhid mü'minlerin mükafatlandırılacağım şöyle beyan buyurur:
"Mü'minlerden öyle erkek -adamlar- vardır ki, Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler. Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar, hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sadıkları, sadakatlarından dolayı mükafatlandıracağın..[8]
Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak ki Allah, mü'minin işlemiş olduğu iyiliğe karşılık vermede zulmetmez (eksiltme yapmaz). Dünyada rızıkla mükafatlandırılır, ahirette de(ayrıca) mükafat verilir.[9]
Rabbimiz Alİah, dosdoğru mü'min müslümanlar için şu müjdeyi vermektedir:
"Şübhesiz:'Bizim Rabbimiz Allah'dır, deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu), onların üzerine melekler iner (ve der ki:) 'Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va'dolunan cennetle sevinin.
Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velilerini-ziz. Orda, nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir.
Çok bağışlayıcı, çok esirgeyen (Allah)'dan bir ağırlanma olarak.[10]
Zührî (rh.a.) anlatıyor:
Emiru'l-mü'minin İmam Ömer İbnü'l-Hattab (r.a.), bu ayet-i kerimeyi [11]okudu, sonra:
Vallahi Onlar, Allah'a karşı itaatte dosdoğru oldular. Avcının elinden kaçan tilki gibi, şuraya-buraya hile ile sıvışmadılar, dedi.
Said ibn Nemrân (rh.a.) şöyle demiş: Ebu Bekr es-Sıddık (r.a.) da, bu [12] ayet-i kerimedeki, "istikamet" hakkında:
Allah'a, hiç bir şeyi ortak koşmadılar, dedi.[13]İbnü'l-Mübarek (rh.a.)'in beyanına göre, Süfyan es-Sevrî (rh.a.) bu ayet-i kerimeyi:
Melekler, onlara ölüm esnasında:
"Önünüzdekinden korkmayınız ve geride bıraktığınız mallarınızın zayiinden mahzun olmayınız ve va'd olunduğunuz Cennetlerle size müjdeler olsun" diye inerler, şeklinde izah etmiş. Ve:
1- Ölüm anında,
2- Kabirden çıktıklarında,
3- Korkutuldukları zaman:
"Dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda, nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir.[14] diye üç defa müjdelenirler ve (melekler) onlarla beraberdir,- diye ilave etmiştir.[15]
Allah'ın rızasına talib kâmil mü'min bir kul olmaya çalışan muvahhid şahsiyet, iyilerle, sadıklarla ve salihlerle
beraberliğini sürdümeye son derece gayret etmelidir... Katıksız ve kesin imandan sonra en Önemli tavır, istikamet üzere olmak ve her hâlinde dosdoğru davranmaktır... Böyle ciddî ve ihlâs üzere olan bir tavır, ancak gerçek muvah-hid bir mü'minin tavrıdır... Bu tavır üzere hayatı devam ettirmek kolay olmadığı gibi, bunu, ancak insan-ı kâmil olan muttaki mü'minler becerebilirler...
Vehb ibn Münebbih (r.a.) anlatıyor:
Kullardan bir adam, bir adama uğradı. Onu, kederli ve boynu bükük buldu :
Neyin var, neden mahzunsun? diye sordu. Oda:
Filanın işi, beni şaşırttı. Kullukta bildiğin dereceye ulaştı. Sonra dünya ehline döndü, dedi. O zât:
Yoldan dönenden dolayı şaşırma da, dosdoğru gidenden dolayı taaccüb et! diye cevab verdi.[16]
Ebu'l-Kasım en-Nasr Abâzî diyor ki:
Nefsin, seni hapsetmiştir. Bu hapisten kurtulup çıktığın taktirde, ebedî rahatlığa ulaşırsın. Ancak orada bulunmaya devam ettiğin sürece belâ zindanındasın. Seni, buradan kurtaracak olan sadece ve sadece istikamettir. Nitekim Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"İstikamet üzere bulunun. Bunun sevabını hesab edemezsiniz.[17]
Ebu Ali Cüzcânî (rh.a.) şöyle der:
İstikamet sahibi ol, keramet sahibi olma! Zira nefsin, kerameti taleb hususunda hareket halindedir. Aziz ve Celîl olan Rabbin ise, senden istikamet taleb etmektedir.
Vasıtî (rh.a.) şöyle diyor:
Bütün güzel olan her şey (ve huy), istikamet ile kemâl bulur. O, olmayınca bütün güzellikler çirkinleşir.
Şiblî (rh.a.) da şunları söylemiştir:
İstikamet, yaşadığın zaman içinde kıyametin koptuğunu (ve Allah'ın huzurunda bulunduğunu) müşahede etmendir.[18]
Süfyan b. Uyeyne (rh.a.) şöyle demiştir:
Sen, hak yolunu tut! Hakla beraber olduktan sonra, böyle insanlar az diye kendini yalnız hissetme!
Fudayl b. Iyaz (rh.a.) şunu beyan eder:
Öyle olanlar az diye, hidayet yolunda kendini yalnız hissetme! karşı taraftaki insanların kalabalıklığına aldanma!..
Ebu Süleyman ed-Dârânî (rh.a.) şunu der:
Gündüzleyin istikamet üzere güzel yaşayan insan, gece korunur. Geceleyin istikamet üzere güzel bulunan insan da, gündüz korunur. Kim nefsanî arzusunu terk etmek va'dinde sadık olursa, Allah onu, kalbinden uzaklaştırır. Allah, nefsani arzusunu kendi rızası için terk eden kalbe azab etmekten son derece münezzehtir.[19]
İstikamet konusunda ehil olanlar, bu güzel ve isabetli hikmetleri beyan etmişlerdir... Muvahhid mü'min şahsiyetin bu beyanlardan alacağı çok dersler vardır... Dosdoğru davranmak, katıksız iman etmenin bir gereği olduğunun şuurunda olan muvahhid şahsiyetler, istikametten sapmamak için azamî gayret sarfederler...
Süfyan b. Abdullah es-Sakafi (r.a.) anlatıyor: Ya Rasulullah, İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu, senden sonra hiç bir kimseye sormayayım, dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'a iman ettim de, ve dosdoğru ol!" buyurdular. [20]
Katıksız imanı, kalbiyle tasdik, diliyle ikrar eden ve bütün varlığıyla Allah'ın emirlerine teslim olan muvahhid mü'minler, bu imandan hemen sonra her şeyleriyle emrolundukları gibi dosdoğru olmalıdırlar... Dünyada ve ahiret-te kurtuluş budur!.. Dünyada izzet, ahirette saadet buna
bağlıdır...
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in emri ve tavsiyesi bu olduğu gibi, Ashab-ı Kiram'dan ve Tabiin'den olan Zâtların da tavsiyesi budur...
Osman b. Hazır el-Ezdî (rh.a.) anlatıyor:
İbn Abbas'ın huzuruna gidip:
Bana tavsiyede bulunun, dedim.
Şöyle karşılık verdi:
Peki, Allah'dan korkmalı, doğru yol (istikamet) üzere olmalısın! ( Sünnet'e) uy, bid'at işleme![21]
Muhammed b. Sîrin (rh.a.) şöyle der:
(Sahabe ve diğer ilk müslümanlar,) Sünnet üzere olanın, (doğru) yol üzere olduğu görüşünde idiler.[22]
Dosdoğru olan müttakî mü'minler, Allah'ın dosdoğru yolu üzerinde sabit olanlardır... Her fikirleri ve her hareketleri, Allah'ın emrettiği, Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği şekildedir... Her ne düşünür, her ne söyler ve her ne yaparlarsa, bu değişmez ilâhî ölçüye göre yaparlar... Bundan başka, gerek insandan, gerekse cinlerden olan şeytanların davet ettikleri yollara sapmazlar!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), bir gün bize bir çizgi çizdi. Sonra:
"Bu, Allah'ın yoludur." buyurdu.
Ardından bunun sağından, solundan bazı çizgiler çizdi. Sonra:
"Bunlar, (bir takım) yollardır. Onlardan her yolun başında, ona çağıran bir şeytan vardır." buyurdu. Sonra da şu ayeti okudu:
"Bu, Benim dosdoğru olan yolumdur. Şu hâlde ona uyun. Sizi, O'nun yolundun ayıracak (başka) yollara uymayın.[23]/[24]
Eban (rh.a.) anlatıyor:
Adamın biri, ibn Mes'ud'a şöyle sormuş:
Sırat-ı Müstakîm (dosdoğru yol) hagisidir? İbn Mes'ud, şu cevabı verdi:
Muhammed (s.a.s.), bizi onun başında bıraktı. O-nun bir ucuda cennettedir. Sağında bir takım yollar, solunda bir takım yollar vardır. O yolların başında, oralardan geçenleri davet eden bir takım kimseler vardır. Her kim bu yollara koyulacak olursa, o yollar, sonunda onu cehenneme götürür. Her kim de dosdoğru yola koyulacak olursa, o da onu, sonunda cennete ulaştırır.
Daha sonra İbn Mes'ud:
"Bu, benim dosdoğru olan yolumdur.[25]ayetini okudu.[26]
İmam Kurtubî (rh.a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyan eder:
"Bu ayrı yollar, yahudîliği, hıristiyanlığı, mecusîliği, diğer din mensublarını, fer'i meselelerde nevalarının arkasından giden istisna olan bid'at ve dalâlet sahihlerini de, bunların dışında kalan, tartışmalarda işi aşırıya götüren ve kelâmı mes'elelerde olmadık şekilde dalıp gidenleri de kapsamına alır. Çünkü bütün bunlar, ayaklarının kaymasına maruzdurlar ve yanlış inanışlara sapmaları zannolunur.
Bu açıklamaları ibn Atiyye yapmıştır.[27]
Bu yollar, vahyi terk eden insanın kendi nevasından ortaya koyduğu her türlü beşerî ve tağutî ideolojilerdir... Bu yolların hangisi olursa olsun yegâne hayat nizamı olan
İslâm'ı sosyal hayattan uzaklaştırarak bir yana bırakır ve ondan boş kalan yeri kendisi doldurmak ister... Bir asırdır ki, işgal edilmiş İslâm topraklarındaki egemen tağutlar, egemenlikleri altındaki bölgeleride, İslâm'ı sosyal hayattan uzaklaştırmış ve onun yerine kendi batıl ideolojilerini hakim kılmışlardır..
Müstekbir tağutî güçler tarafından işgal edilip sömürülen İslâm topraklarındaki esaret altında yaşayan mü'min müslümanlar, nevalarını ilâhlaştıran tağutlarin ortaya koyduğu hiç bir ideolojiye inanamaz ve itaat edemezler... Çünkü bu ideolojilerin bütünü, birbirlerinin aynısının tıpkısı olan şirk ve küfre dayalı batıl yollardır... Muvahhid mü'minler, "küfrün tek millet olduğunu" hiç bir zaman unutmamalıdırlar!.. Bu batıl yollara asla sapmadan, dosdoğru yol olan İslâm üzere yürümeye gayret etmelidirler... Bu güzel ve hayırlı hâllerini korumaya çalışırken, diğer insanları irşad edip İslâm'a davet eyleyerek, o batıl yollar olan beşeri ve tağuti ideolojilerden kurtarmaya, o batıl yollara sapmalarını engellemeye bütün imkânlarıyla çaba göstermelidirler!..
En hayırlı nesil olan Ashab-ı Kiram'dan Huzey-fe(r.a.) şöyle sesleniyor Kur'ân ehli olan mü'min müslümanlara:
Ey Kur'ân okuyucuları topluluğu, (Allah'ın emrine yapışmanız suretiyle) dosdoğru yola giriniz! (Eğer doğru yola girerseniz) şübhesiz sizler, açık bir öne geçişle öne geçirilmiş olursunuz. (Eğer emre muhalefet edip de) dosdoğru yoldan sağa ve sola giden yolları tutarsanız, muhakkak pek uzak bir sapıklıkla sapmış olursunuz.[28]
Dosdoğru yol olan İslâm üzere yaşamaya devam e-den mü'min müslümanlar bu yolda, ifrat ve tefritten arınmış bir hâlde olmaya çalışmalıdırlar...Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), ümmetinden mü'min müslüman ve sadık olan kadın ve erkeklere [29]bu tavsiyede bulunmaktadır...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Sizler, doğru yolu tutun, ifrat etmeyin. Gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonundan da bir mikdar faydalanın. Ve sizler, (her hâl ve hareketinizde) i'tidale tutunun. İ'tidale tutunun ki, maksadınıza eresiniz." [30]
Rasulullah (s.a.s.)'in halifesi İmam Ebu Bekri's-Sıd-dık (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk, iyilikle beraberdir. İkisi de cennetliktir. Yalandan sakınınız. Çünkü yalan, kötülükle beraberdir. Bunların ikisi de cehennemliktir. Allah'dan afiyet isteyiniz. Çünkü gerçek imandan sonra, afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir.
Birbirinize dargınlık etmeyiniz, birbirinize arka çevirmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin beslemeyiniz.
Ey Allah'ın kulları, kardeşler olunuz!"[31]
Muvahhid mü'min şahsiyet, Rabbi Allah'a karşı dosdoğru olmalıdır... Misak anında verdiği ahdini hiçbir zaman ve hiç bir mekânda unutmamalı,[32] devamlı hatırda tutmalı ve gereği olan kulluğu yapmalıdır... Çünkü onun yaratılış gayesi, yalnızca Âlemlerin Rabbi Allah'a emro-lunduğu gibi ibadet etmektir.[33]
Muvahhid şahsiyet, kendisine, ailesine akrabalarına, dost ve kardeşlerine, mesaî arkadaşlarına ve içinde bulu-duğu topluma karşı gerektiği gibi dosdoğru olmalıdır... Her hak sahibinin, Rabbimiz Allah Teâlâ tarafından beyan buyrulan hakkını vermelidir... İslâmî ölçülerde v& helâl üzere insanlarla ilişkilerini sürdürmelidir... Bu ilişkilerin sıhhatli sürdürülmesi için de, bu konudaki İslâmî ölçüyü bilmesi ve idrak etmesi gerekir... Çünkü mü'min müslü-manların üzerine farz-ı ayn olan ilmi öğrenmesi, onun için kaçınılmaz ve ertelenmez bir kulluk vazifesidir... Doğruluğun ne olduğunu, şartlarını ve ölçüsünü bilecek ki, sağa-sola sapmadan dosdoğru olabilsin... Yalnışlığın, sapıklığın ve kötülüğün ne olduğunu bilecek ki, onlardan sakınsın! Bundan dolayı ilk önce eşya ve olayların ilmini İslâmî ölçülerde bilip onunla amel etmesi lazımdır...
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Doğruluk, insanı hâlis iyiliğe götürür, hâlis iyilik de cennete kılavuzluk eder. İnsan, doğruluk ede ede nihayet bu seciyesiyle sıddîk olur. Yalancılık da insanı fücura, şerre götürür. Şerr de, cehenneme götürür. İnsan, yalancılık ede ede nihayet Allah katında bir kezzâb (yani çok yalancı bir kimse sıfatıyla) yazılır.[34]
Dürüst davranmamak ve haktan sapmak münafıklık alâmetlerindendir... Ancak kendisinde nifak alâmeti bulunan kişi, dosdoğru yoldan sapar ve dürüst davranmaz...
Abdullah ibn Amr (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Dört şey, her kimde bulunursa hâlis münafık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa, onu bırakmcaya kadar kendisinde münafıklıktan bir huy kalmış olur. Bunlar, şunlardır:
Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet etmek,
Söz söylerken yalan söylemek,
Ahd ettiğinde ahdini tutmamak,
Husumet zamanında haktan ayrılmaktır.[35]
Muvahhid şahsiyetler, doğru-dürüst olma konusunda kendilerini çok rahat bir şekilde kontrol edebilirler... Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), mü'min müslümanlara değişmez ve şaşmaz bir doğruluk ölçüsü vermiştir... Muvahhid mü'minler, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in bu ölçüsü ile kendilerini devamlı kontrol etmeli ve herhangi bir noksanlıkları var ise, onu gidermelidirler...
Ebu'l-Havrâ' el-Sa'dî (rh.a.) anlatıyor:
Hasan b. Ali (r.a.)'a:
Rasulullah (s.a.s.)'den ne ezberledin? diye sordum.
Dedi ki:
Rasulullah (s.a.s.)'den (şunu) ezberledim: "Sana kuşku veren şeyi bırakarak, kuşku vermeyen şeyi al! Doğruluk gönül rahatlığı, yalan ise kuşkudur." [36]
İşte muvahhid şahsiyetin ölçüsü!..
Kâmil iman, kalbi ihate edip, bedenin uzuvlarında salih amel olarak görüldüğü zaman bu ölçü, mü'min için kendisini kontrol etme konusunda en sıhhatli ölçüdür... Amel, imandan bir cüz olmamakla beraber iman, amel olmadan kâmil bir hâle gelmez... İman, kâmilleşmeyince zayıf kalır... Zayıf iman sahibi, salih amel işleme konusunda çok gevşek davranır... Böylece fısk ve fücur ortaya çıkar...
Günah işleyen zayıf imanlı bir kişide, Rasulullah (s.a.s.)'in beyan buyurduğu bu ölçü, gereği gibi sıhhatli bir sonuç vermez... Bu ölçünün sıhhati için, kâmil bir iman ve salih bir amel gerekir... Fısk ve fücur içinde yuvarlanmış, günah işleyen bir kul için, önce bütün günahlardan tevbe etmesi ve bir daha o günahlara dönmemeye karar verip, kararında samimi olması gereklidir...
Rasulullah (s.a.s.)'in insanlık âlemine neleri tavsiye ettiğini, Bizans kralı Herakl'ın huzurunda bulunan Ebu Süfyan şu şekilde anlatıyor...
Olayı, Ebu Süfyan ibn Harb'den dinleyen Abdullah ibn Abbas (r.anhuma) naklediyor...
Herakl, Ebu Süfyan'a sorar:
(O), Size ne emrediyor? (Ebu Süfyan):
Bize, yalnız Allah'a iman ediniz, hiç bir şeyi O'-na ortak koşmayınız, dedelerinizin inanıp söylediklerini terk ediniz, diyor.
Bize namazı, doğruluğu, iffetliliği ve Allah'ın eklenip durmasını emrettiği her şeyi ekleyip durmayı emrediyor, dedim.[37]
Rasulullah (s.a.s.)'in tavsiye ve emrettiği hayrın, güzelliğin ve iyiliğin neler olduğu şu ayet-i kerimede apaçık beyan olunmuştur...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (Birr/ takva) değildir. Fakat iyilik, Allah'a, ahiret gününe, melekler, kitablara ve peygamberlere iman eden, mala olan sevgisine rağmen onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenen ve kölelere (özgürlükleri için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahid-leştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttakî olanlar da bunlardır.[38]
Dosdoğru davranan ve takva sahibi olan muvahhid şahsiyetleri Rabbimiz Allah böyle övmekte, onların İslâm'a bağlılıklarını, doğrulukta ve takvadaki ciddiyetlerini beyan buyurmaktadır...
Onlar, her hâllerinde doğru-dürüst davrandıkları gibi, imtihanın en çetini olan ticaret hayatlarında da doğrudürüst davranırlar... Alış-verişlerinde, helâl- haram sınırına çok dikkat eder, helâl kılman şeyleri işler, haram kılınanlara yaklaşmaz, alabildiğine kaçınırlar...Helâlden kazanır, israf ve cimrilik yapmadan, Allah yolunda yine helâle sarfederler... Ticaretlerinde her zaman Allah'ın hükümlerini gözetir, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere olmaya çaba gösterirler...
Öderimiz Rasulullah (s.a.s.), bu şekilde davranan dürüst ticaret adamlarını övüyor ve en güzel bir sonuçla kendilerini müjdeliyor...
Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Dürüst ve emin (kendisini güvenilen) tacir, Nebiler, sıddıklar ve şehidlerle beraberdir.[39]
Hakim b. Hizam (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Alış-veriş eden iki kişi (alıcı ile satıcı), birbirinden ayrılmadıkları müddetçe -ayrılıncaya kadar- muhayyerliğe sahibdirler. Bunlardan her biri, dürüst ve doğru söyler (ve mala, semene aid hususlarıda) birbirine beyan ederlerse, bu alış-verişlerinde kendilerine bereket ihsan olunur. Eğer iki taraf (mal ve bedelinin ayıbını) gizlerler ve yalan söylerlerse, bu alış-verişlerinin bereketi giderilir.[40]
Bu hadisin şerhinde şunlar beyan olunmuştur:
"Beyandan murad: Malın veya ona bedel verilen şeyin kusurunu ve sair izaha muhtaç yerlerini bildirmektir. Alış-verişi yapanlar buna riâyet ederlerse, yaptıkları alışverişin bereketim görürler. Gerek satılan malın, gerekse ona mukabil verilen sevenin hayır ve menfaati çoğalır. Riâyet etmedikleri takdirde o işten, bir hayır ve bereket görmezler. Biri rivayet eder, diğeri etmezse, riâyet etmeyen hayır görmez.
Hadisin zahiri bunu iktiza ederse de doğru söyleyenin, yine de ötekinin şerrine uğramasından korkulur.[41]
Mü'min müslümanlar, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, gerek iman konusunda, gerekse hâl ve hareket, yani salih amel konusunda dürüst davranırlar... Rabbimiz Allah ve O'nun Rasulü (s.a.s.), mü'min kullara, her durumlarmda doğru-dürüst olmalarını emrederler... Her ne kadar kâmil mânâda becerilemezse de, güzel ve hayırlı olan bir şeyin tamamı yapılamayacak durumdaysa, yapılabilmen kısmı terk edilmez ve yapılmalıdır!..
Sevban (r.a)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"(Her işte) doğru-dürüst olunuz! Bunu, tam tutup başaramayacaksınız. (O hâlde) biliniz ki, sizin en hayırlı ameliniz, namazdır. Ve kâmil mü'minden başkası abdesti muhafaza edemez." [42]
En hayırlı amel olan namaza gereği gibi devam etmek ve abdesti muhafaza eylemek, mü'min müslümanla-rın dosdoğru olmasına en büyük yardımcı ibadetlerdir... Çünkü Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Sana kitab'dan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyan Allah'ı zikretmek ise, muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.[43]
Rabbimiz Allah'ın rızasını kazanmak ve yeryüzündeki imtihanı başarıyla bitirmek, her hâlde emrolunduğu gibi doğru-dürüst davranmak ile gerçekleşir... Muvahhid şahsiyet, iman ve salih amel ile kazandığı bu vasfını çok titiz davranarak korumalıdır!..
[1] Hud, 11/112-113. Ayrıca bkz. Şura, 42/15.
[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya, Kerim Aytekin, İst. 1996, C.4, Sh.527.
[3] İmam Kurtubî, A.g.e. C.9, Sh.165.
[4] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.56, Hds.3513.
Allah Teâlâ, ferdî, ailevî ve toplumsal hayatlarında
Ahmed ibn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.23, Hds.46. İmam Hafız Kadî Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. İbrahim-ı Emevî Mervezi, Müsned-ı Ebu Bekri's-Sıddık, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1981, Sh.l 11-114, Hds.30-33.
[5] İmam Kurtubî, A.g.e. C.9, Sh.166.
Fahruddin er-Razî, Tefsir-i Kebir, Mefatihu'1-Gayb, çev. Prof. Dr.
Suat Yıldırım, vdğ. Ank. 1992, C.13, Sh.136,
İmam Gazalî, İhyâu Ulûmi'd-Din, çev. Ahmed Serdaroğlu, İst. T.y.C.3,Sh.l45.
Abdulkerim Kuşeyri, Kuşeyrî Risalesi, çev. Süleyman Uludağ, İst.i991.Sh.351.
[6] Tevbe, 9/119.
[7] Hucurat, 49/15.
[8] Ahzab, 33/23-24.
[9] Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.80, Hds.327.
[10] Fussilet, 41/30-32.
[11] Fussilet, 41/30
[12] Fussilet,41/30
[13] Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.80, Hbr.325-326.
[14] Fussilet,41/31
[15] Abdullah ibnü'l-Mübarek, A.g.e. Sh.80, Hbr.328.
[16] Abdullah ibnü'l-Mübarek, A.g.e. Sh.134, Hbr.538.
[17] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, Sh.55, Hbr.10.
Sevban (r.a.)'dan rivayet edilen bu hadis için bkz.
İmanı Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.285, Hds.574 (994). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.277,282'den.
Münâvî, Feyzu'l-Kadir, C.l, Sh.497, Hds.994.
[18] Abdulkerim Kuşeyrî, A.g.e. Sh.351.
[19] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.56-57.
[20] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.13, Hds.62. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Zühd, B.47, Hds.2522. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3972. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.4, Hds.2714.
[21] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.19, Hbr.141.
[22] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.19, Hbr.142-143.
[23] En'am, 6/153
[24] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.23, Hds.208. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds.il.
Hatib-i Tebrizî, Mişkatü'l-Mesabih, Kitabu'1-İman, Hds.166. Ah-med İbn Hanbel (Müsned, C.l, Sh.435)'den.
[25] En'am, 6/153
[26] İmam Kurtubî, A.g.e. C.7, Sh.238. Taberânî'nin, "Kitabu Âdâbı'n-NüfusıTundan.
[27] İmam Kurtubî, A.g.e. C.7, Sh.238.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İ'tisam, B.2, Hbr.14.
[29] Bkz. Ahzab, 33/35.
[30] Sahih-i Buhârî, Kİtabu'r-Rİkak, B.18, Hds.50. Sünen-i İbn Mace, KitabıTz-Zühd, B.20, Hds.420I.
[31] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.301, Hds.724. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'd-Dua, B.5, Hds.3849. İmam Hafız Kadı Mervezî, A.g.e. Sh.66-67, Hds.6.
[32] Bkz. A'raf, 7/172.
[33] Bkz. Zariyat, 51/56.
[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.69, Hds.119. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Birri ve's-Sıla, B.29, Hds.105. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.88, Hds.4989. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.46, Hds.2038. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'd-Dua, B.5, Hds.3849. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.7, Hds.2718.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu'i-Kelâm, Hbr.16. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.180, Hds.386.
[35] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-İman, B.24, Hds.27.
Kitabu'I-Mezalim, B.17, Hds.20. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25, Hds.106. Sünen-İ Neseî, Kitabu'1-İman, B.20, Hds.4987. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.16, Hds.4688. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.2768. Ayrıca bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.69, Hds.120. Sahih-i Müslim, Ki tabu'I-İman, B.25, Hds. 107.
[36] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.22, Hds.2637. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.50, Hds.5677. Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.2, Hds.2535. İmam Tirmizî (rh.a.) notu:
Bu hadis, sahihtir.
[37] Sahih-i Buharı, Kitabu Bed'il-Vahy, B.l, Hds.6. (Bab başlığında)
Kitabu's-Salât,B.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Cihad ve's-Siyer, B.26, Hds.74.
[38] Bakara, 2/177.
[39] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.4, Hds.1225. Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.l, Hds.2139.
[40] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.19, Hds.31, B.22, Hds.34. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Buyu, B.l 1, Hds.47.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.26, Hds.1261-1262.
Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.4, Hds.4435-4442.
[41] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.7, Sh.630.
[42] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Tahare, B.4, Hds.277-279. Sünen-i Dârimî, Kitabu't-Tahare, B.2, Hds.661. İmam Malik, Muvatta', Kitabu't-Tahare, Hds.36. Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.2, Sh.309, Hds.1193.
Tebarânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.60, Hds.5.
[43] Ankebut, 29/45.
İslami Okul Okulların En Önemlisi