El-Emin (S - Külliyat - Muvahhidsahsiyet - 6. Sayfa
El-Emin (S.A.S)'İn İzinde
Yegâne Rabbimiz Allah'ın insan kullarının arasından seçip vazifeli kıldığı hidayet rehberlerinin Rasul ve Nebî olarak en sonuncusu olan [1] Rasulullah (s.as.)'e vahiy gelmeden bir kaç yıl önce Mekke'de "Kabe" yeni baştan tamir olunmuştu... Kabe'nin inşâsı sırasında, "Haceru'l-Esved"i Kabe'nin köşe duvanndaki yerine koyma konusunda ihtilaf çıkmıştı... Cahiliyye döneminde ve şirk yasaları ile yönetilen Mekke devletinde yer alan kabilelerden her biri, "Hace-ru'l-Esved"i yerine koyma işinin kendileri tarafından yapılmasını istiyorlardı... Bir çok cahilce haraketten sonra nihayet bir çözüm önerisiyle olay sonuçlandı...
Muhammed ibn İshak (rh.a.) olayı, şu şekilde naklediyor:
"Kureyşliler, dört veya beş gece, birbirlerinden uzak olarak beklediler. Sonra mescidde toplandılar, müşavere ettiler ve birbirlerine eşit davrandılar. Bütün Kureyşlilerin büyüğü ve efendisi olan Ebu Ümeyye:
Ey Kureyş cemaatı, aranızdaki ihtilafı, mescid kapısından ilk girecek kimsenin hâlletmesini kabul edin, dedi.
Bu teklife muvafakat gösterip razı oldukları sırada, Rasulullah (s.a.s.) girdi. O'nu görünce:
Bu, kendisine güvenilen (el-Emin) kimsedir. Aramızda vereceği hükme razıyız, dediler.
Rasulullah (s.a.s.), yanlarına varınca, meseleyi O'na anlattılar.
"Bir bez getirin." Dedi.
Getirdiler. Rasulullah (s.a.s.), onun içine Heceru'l-Esved'i kendi elleriyle koydu. Sonra:
"Her kabile, bezin bir tarafından tutsun, sonra da hep birlikte kaldırın." dedi.
Kaldırdılar. Hacerü'l-Esved'i, konulacak yerine getirdiklerinde Rasulullah (s.a.s.) onu, bizzat kendi eliyle yerine yarleştirdi.
Rasulullah (s.a.s.)'e, cahiliyye döneminde, kendisine vahiy gelmeden önce "El-EMİN" deniliyordu.[2]
Vahyin gelmesinden ve Rasulullah (s.a.s.) ile ilk muvahhid mü'minlerin Mekke şirk devletinin zalim tağutlarından çektikleri korkunç işkence yıllarından onüç yıl geç-mişti Ashab-ı Kiram'dan bir bölümü iki defa Habeşistan'a hicret etmişlerdi... Bu seferki hicret yurdu, daha sonra ismi "Medine" olacak "Yesrib"ti... Rasulullah (s.a.s.) Ümmü'1-Kura (şehirlerin anası) [3] ve Beledi'1-Emin [4] olan Mekke'den hicret etmek zorunda kalmıştı... Mekke'nin egemen müşrik tağutlan, O'nu öldürmeye karar vermiş ve evinin etrafını sarmışlardı...
"Bunun üzerine Cibril (a.s.), Rasulullah (s.a.s.)'e geldi ve dedi ki:
Bu gece sen, yatağında yatma!
Gecenin ilk üçte biri geçtiği zaman, O'nun kapısına toplandılar. Ne zaman uyuyacağını kolluyorlardı ki, O'nun üzerine atılsınlar.
Rasulullah (s.a.s.), onların yerlerini aldıklarını görünce, Ali b. Ebi Talib'e dedi ki:
"Benim yatağıma yat ve benim bu yeşil hadramî cübbemle örtün ve onun içinde uyu! Sana, hoşlanmadığın hiç bir şey isabet etmez!"
Rasulullah (s.a.s.), uyuduğu zaman, O cübbe içinde uyurdu.[5]
İbn ishak (rh.a.) dedi ki:
Bana gelen habere göre, Rasulullah (s.a.s.) çıktığı zaman ancak, Ali b. Ebi Talib, Ebu Bekr es-Sıddîk ve Ebu Bekr'in ev halkı biliyordu.
Rasulullah (s.a.s.), Ali'ye çıkışını haber verdi ve O'-na, Mekke'de O'nun halefi kalmasını emretti ki, Rasulullah (s.a.s.)'in yanında olan milletin emanetlerini versin. Çünkü daha Önce Mekke'de herkes, muhafazasında korktuğu emanetlerini O'na bırakıyordu. O'nun doğruluğunu ve emanete riâyet ettiğini biliyorlardı.[6]
İbn Ishak (rh.a.), olayın devamını şöyle anlatıyor:
Ali b. Ebi Talib (r.a.), Mekke'de üç gün - üç gece kaldı. Nihayet Rasulullah (s.a.s.)'in yerine O'nun yanında olan emanetlerini sahiblerine verdi. Onları bitirdiği zaman, Rasulullah (s.a.s.)'e kavuştu ve O'nunla birlikte Külsüm b. Hidm'in yanına indi.[7]
Muvahhid mü'minlerin ve müttakî müslümanların yegâne Önderi Rasulullah (s.a.s.), "el-EMİN" olup emanet konusunda bu kadar hassas idi... Şirk yasaları ile yönetilen Mekke'nin egemen müşrik tağutlan, O'nu öldürmeye çalışıyor, O'na ölümcül tuzaklar kuruyorlardı... O (s.a.s.) ise, onların kendisine emanet ettikleri kıymetli eşyaları onlara vermesi için Emirü'l-mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.)'ı vazifeli kılıyordu... Ve çok sevdiği Mekke'den Medine'ye doğru yola çıkıyordu...
Abdullah b. Adiyy b. Hamra (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'i, Hazve'de ayakta gördüm. Şöyle buyurdu:
"Vallahi, sen (ey Mekke) Allah'ın, Allah'a en hayırlı ve Allah'a en sevgili olan ülkesisin! Senden çıkarılmış olmasaydım çıkmazdım.[8]
İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Mekke için şöyle buyurdu:
"Ne güzel bir beldesin ve bana ne kadar sevimlisin! Benim kavmim beni çıkarmamış olsaydı, senden başkasında oturmazdım.[9]
Her yönüyle "el-Emin" olan ve emanetin her türlüsüne karşı çok hassas davranıp riâyet eden önderimiz Rasulullah (s.a.s.) gibi, Allah'ın insan kulları arasında seçip vazifelendirdiği diğer Nebi ve Rasulleri de emanete riâyet hususunda son derece hassas idiler... Çünkü bütün Nebî ve Rasuller, anneleri ayrı, babaları ve dinleri bir olan kardeşlerdir.[10]
Ulu-azm peygamberlerden olan Musa (a.s.)'ın kıssasından bir bölümünü örnek olarak kaydedelim...
Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:
"(Musa,) Medyen'e doğru yöneldiğinde de: 'Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip, iletir" dedi.
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu.
Dedi ki: 'Bu durumunuz nedir?' 'Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız. Babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır' dediler.
Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki:'Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.
Çok geçmeden o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek O'na geldi:'Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir' dedi. Bunun üzerine O'na gelip de olup bitenleri anlatınca O: 'Korkma' dedi. 'Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun.'
O (kadm)lardan biri dedi ki: 'Ey babacığım, O'nu ücretli olarak tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (el-Emin) dır.[11]
Her muvahhid mü'min, imanla ve amelle ilgili mes'eleleri delilleriyle bilmesi gerekir... ilim, her müslü-man için farzdır...[12] Bu farzı hakkıyla yerine getiren kişi de, ilmiyle âmil olduğu müddetçe âlimdir... Ve âlimler, peygamberlerin varisleridir.[13] Dolayısıyla her muvahhid rnü'min ilim ile amel ettiği için âlimdir ve peygamberlerin varisidir.;. Hepsi birer "el-Emin" olan Rasul ve Nebilerin varisleri olan muvahhid mü'minler, onlar gibi çağlarının ve toplumlarının "el-Eminleri" olmalıdırlar... Her muvahhid mü'min, bulunduğu mekânda ve yetkili olduğu kadarıyla sorumludur... Kendilerinden sorumlu oldukları şeylerin hepsi onlara emanettir ve muvahhid şahsiyetler, birer el-Emin oldukları için emanete riâyet ederler...
Yegâne önderimiz el-Emin Rasuiullah (s.a.s.), ümmetinden olan ve O'nun izini takîb eden her ferdin, yetkisinde olanlardan mes'ul olduğunu beyan buyurmuştur...
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'nın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasuiullah (s.a.s.):
"Her birerleriniz çobandır ve her birerleriniz elinin altındakinden sorumludur.
İmam (devlet başkanı), birer çobandır ve elinin altın-dakileri layıkıyla muhafaza etmekten sorumludur.
Erkek, ailerinde bir çobandır ve o da eli altındakiler-den sorumludur.
Kadın da, kocasının evinde bir çobandır ve eli altın-dakilerden sorumludur.
Hizmetçi de, efendisinin malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur.
Ve kişi, babasının malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur.
(Hulasa) her birerleriniz çoban ve her birerleriniz elinin altındakilerden sorumlusunuzdur.[14]
Kişinin kendisinden sorumlu olduğu elinin altındakiler, yani sevk ve idaresi yetkisinde bulunanlar, birer emanettir... Mü'min müslümanlar, emanet konusunda emin insanlardır... Hakkından gelemeyecek oldukları, altından kalkamayacakları emanetleri yüklenme hatâsına düşmemeye gayret eder, bu konuda birbirlerini uyarmaya çalışırlar...
Ebu Zerr el-Gifârî (r.a.) anlatıyor:
Ya Rasulallah, beni vali yapmıyor musunuz? dedim.
Bunun üzerine eli ile omuzuma vurdu. Sonra:
"Ya Ebu Zerr, sen zayıfsın. Bu valilik bir emanettir. Gerçekten kıyamet gününde o, kepazelik ve pişmanlıktır. Yalnız onu, hakkı ile alarak, o hususta üzerine düşeni yapan müstesna!" buyurdu.[15]
Ağır bir mes'uliyet olan emanet kendilerine verilen mü'min müslümanlar, bu ağır yükün ehli olmadığını ve altında ezileceklerini anlayınca, emaneti geri iade etmişlerdir... Emanet, ehli olmayana teslim edilince, insanlar için bir felaket olur!..
Adiyy b. Amirate'l-Kindî (r.a.) anlatıyor: Ben, Rasulullah (s.a.s.)'i şöyle buyururken işittim: "Sizden herhangi bir kimseyi biz, memur tayin eder de bir iğneyi veya fazlasını bizden gizlerse bu, hıyanet olur. Kıyamet günü onu getirir!"
Bunun üzerine Ensar'dan siyah bir zât, kalkarak O'-nun yanına gitti. O'nu halâ görür gibiyim. Ve:
Ya Rasulullah, vazifeni benden kabul eyle! dedi. Rasulullah (s.a.s.):
"Sana ne oldu?" diye sordu.
Seni, şöyle şöyle derken işittim, dedi. Rasulullah (s.a.s.):
"Halbuki ben onu, şimdi söylüyorum! Sizden kimi bir zekat işine memur tayin edersek, onun azını-çoğunu getirsin! Ondan kendisine ne verilirse alır, ne yasak edilirse vazgeçer!" buyurdu.[16]
Rabbimiz Allah, mü'min müslüman ve kurtuluşa eren kullarının vasfını beyan ederken şöyle buyurur:
"Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riâyet edenlerdi» [17]
Emanet konusunda, itaat eden müttakî kullarına şu emri veriyor Rabbimiz Allah:
"Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahihlerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.[18]
"Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'dan sakınsın da emanetini ödesin.[19]"Ey iman edenler, Allah'a ve Rasulüne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.[20]
Emanet, çok ağır bir sorumluluktur... Ona ihanet, büyük bir suç, ona riâyet etmek, büyük bir sevab ve insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmesidir...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Gerçek şu ki, Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar, bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu, insan yüklendi. O, çok zalim, çok cahildir.[21]
Bu ayetin tefsirinde, İmam İbn Kesir (rh.a.) şunları kaydeder:
"Ali b. Ebu Talha, Abdullah ibn Abbas (r.a.)'dan emanetin, farzlar olduğunu söylediğini nakleder.
Allah bu farzları, göklere, yeryüzüne ve dağlara sunmuş ve onu yerine getirdikleri takdirde kendilerini sevaba, kaybettikleri takdirde azaba müstehak kılacağını bildirmiş, onlar, bundan hoşlanmayarak, isyan etmeksizin emaneti üstlenmekten kaçınmışlar. Onlar, Allah'ın borcunu yerine getirememekten korkarak, ta'zimden dolayı bunu üstlenmekten kaçınmışlardı.
Sonra Allah Teâlâ onu, Âdeme sunmuş, Âdem de ondaki her şeyi kabul etmiştir. İşte Allah Teâlâ'nın:
"Onu, insan yüklendi. Doğrusu insan pek zalim ve pek cahil oldu." Kavlinin mânâsı budur.[22]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), emanetin gereğini yerine getirmeyen ve ona ihanet eden kişi de, nifak alâmetlerinden bir alâmetin bulunduğunu beyan buyurmuştur...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Münafığın alâmeti üçtür:
Söz söylediği zaman yalan söyler.
Va'd ettiği zaman sözünde durmaz.
Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.[23]
el-Alâ b. Abdurrahman (rh.a.)'m rivayetinde: "Münafığın alâmeti üçtür. İster oruç tutsun, namaz kılsın ve kendini müslürnan saysın." denilmiştir.[24]
Gerçek insan-ı kâmil olan mü'min-i kamil, bütün kulluk vazifelerinin birer emanet olduğunun şuurunda olan bir muvahhid şahsiyettir... Gerek Rabbi Allah'a karşı, gerekse kendisi gibi kullara karşı, her emanet vazifesini yerine getirir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'rn rivayetiyle şöyle buyurur Ra-sulullah (s.a.s.):
"Emaneti, sana emanet eden kişiye ver ve sana hıyanet edene, sen hıyanet etme.[25]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Emanete riâyet etmeyenin imam yoktur.[26]
Emanete riâyet etmek, katıksız imanın bir gereğidir... Her kim ki, içine zulüm, yani şirk karıştırılmamış i-man sahibiyse o, emin bir kişidir... İman, emanete hıyanet etmeyi engeller... Eğer herhangi bir yerde ve herhangi bir işte nıyanet varsa, iyi bilinsin ki, bu ihanet, iman sakatlı-ğmdandır... Ferdin ve toplumun kıyametinin kopması, emanetin ehli olmayana verilmesiyle gerçekleşir...
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), bir A'rabînin sorusuna cevab olarak:
"Emanet zayi' edildiği zaman kıyameti bekle!" buyurdu.
A'rabî:
Emaneti zayi' etmek nasıl olur ya Rasulullah? diye tekrar sorunca:
"İşi, ehli olmayan kimseye havale edilip dayandırıldığı zaman, kıyameti bekle!.." buyurdu.[27]
EmirüT-müminin İmam Ömer b. Hattab (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"İnsanlardan ilk kaldırılacak şey, emanettir. Son kalkacak olan da namazdır. Nice namaz kılanlar vardır ki, kendilerinde hayır yoktur.[28]
Emirü'l-mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.), mü'min-i kâmili şöyle tarif ediyor:
Bir adamın tantanası (yüksekten atıp övünmesi), sizi hayrete düşüresin. Fakat kim emaneti yerine getirir ve insanların mal ve namusundan elini çekerse (olgun) adam odur.[29]
İşgal edilmiş İslâm topraklarındaki egemen tağutla-rın zulmü ve mü'min müslümanların içine düştükleri esaret zilletinin en büyük sebebi, emanete riâyet etmemek ve onu, ehline vermemektir... Ne zaman ki, muvahhid mü'minlerin vahdeti ile gayretleri bir araya gelir, çalışır-çabalar ve Allah'ın yardımıyla emanet ehil olanlara verilirse, o zaman zillet esaretinden kurtuluş gündeme gelir...
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), dualarında emanete ihanetten çokça Allah'a sığmıyor ve O'nun izinden yürümeye ahd eden mü'minlerin de böyle davranmasını emrediyor...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, açlıktan sana sığınırım. Şübhesiz o, kötü bir yatak arkadaşıdır. (Emanete) hıyanetten de sana sığınırım. Çünkü o, pek kötü bir sırdaştır (O,ne kötü duygu ve tabiattır).[30]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İman, ihaneti bağlamıştır. Mü'min, ihanet etmez.[31]
[1] Bkz. Ahzab, 33/40.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r- Ru'ya, B.2, Hds.2374.
Sünen-i İbn Mace, KitabuTabirü'r-Ru'ya, B.l, Hds.3896.
Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Ru'ya, B.3, Hds.2144.
İbn Kesir, A.g.e. C.12, Sh.6549. İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[2] Muhammed ibn İshak, Siyer, çev. SezaîÖzel, İst. 1991, Sh.161. İbn Hişam, A.g.e. C.l, Sh.261-262.
İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye-Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, C.2, Sh.470. Ahmed b. Hanbel, (Müsned, C.3, Sh.425)'den.
[3] Bkz. Şura, 42/7.
[4] Bkz. Tin, 95/3.
[5] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.147. İbn Kesir, A.g.e. C.3, Sh.269.
[6] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.151. İbn Kesir, A.g.e. C.3, Sh.272.
İbnü'1-Esir, El-Kâmil Fi't-Tarih Tercümesi İslâm Tarihi, çev. M. Beşİr Ersoy, İst. 1985, C.2, Sh.104.
Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Zakir Kadiri Ugan, Ahmet Temir, İst. 1992, C.4, Sh.205.
[7] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.161. İbn Kesir, A.g.e. C.3, Sh.298. Taberî, A.g.e. C.4, Sh.210.
[8] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, (Mekke'nin Fazileti), Hds.4180.
[9] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, Hds.4181.
[10] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) söyle buyurur:
"Peygamberler, babalan bir kardeştirler, anneleri ayrı ayrıdır, dinleri birdir."
Sahah-i Buhârî, Kitabul-Enbiya, B.50, Hds.113. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.40. Hds.143-145.
[11] Kassas, 28/22-26.
[12] Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasuiullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İlim aramak, her müslüman üzerine farzdır."
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.İ7, Hds.224.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.72, Hds.14.
[13] Ebu'd-Derda (r.a.)'dan'
Rasuiullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak âlimler, peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler,
ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar.
Peygamberler, miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim,
peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.1'
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.223.
Sünen-i Tirmizî, Kitabul-İlm, B.19, Hds.2822.
Süneni Ebu Davud, Kitabu'1-İlm, B.l, Hds.3641.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.32, Hds.349.
[14] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Cuma, B.l 1, Hds.18. Sahih-i Müslim, Kitabul-İmare, B.5, Hds.20. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Harac, B.l, Hds.2928. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.27, Hds.1757.
[15] Sahih-i Müslim, Kitabu-1-îmare, B.4, Hds.16.
[16] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.7, Hds.30.
[17] Mü'minun, 23/8.
[18] Nisa, 4/58.
[19] Bakara, 2/283.
[20] Enfal, 8/27.
[21] Ahzab, 33/72.
[22] İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, C.12, Sh.6612.
[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.69, Hds.120.
Kitabu'1-İman, B.24, Hds.26. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25, Hds.107-108. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.20, Hds.4988-4990, Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.2766.
[24] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25, Hds.109-110.
[25] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.38, Hds.1280. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Buyu, B.81, Hds. 35 34-3 53 5. Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.57, Hds.2600. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.445, Hds.331.
[26] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.171, Hds.107. İbn Hacer el-Askalânî, Terğib ve Terhib, Sh.75, Hds.99. İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.l, Sh.365, Hds.33.
İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.425, Hds.3848 (9704). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.3, Sh.135 ve 154'den.
İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî, Cemu'l Fevaid-Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naİm Erdoğan, İst. T.Y C.2, Sh.381, Hds.4987. Ebu Ya'lâ ve Bezzar'dan.
[27] Sahİh-i Buhârî, Kitabu'r-Rİkak, B.35, Hds.83. Kitabu'1-İIm, B.2,Hds.l.
[28] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.358, Hds.268. Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.47, Hds. 172 (ilk cümle).
Ebu Nuaym el-Isfahânî, Hilyetü'l-Evliya-Sahabeden Günümüze
Allah Dostları, çev. Said Aykut, vdğ. İst. 1995, C.2, Sh.185.
Emanetin nasıl kaldırılacağına dair Rasulullah (s.a.s.)'in beyanı için bkz.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.35, Hds.84.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.64, Hds.230.
[29] Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.173, Hbr.695.
[30] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.32, Hds.1547. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İsti'aze, B.f 9, Hds.5433-5434. Süneni İbn Mace, Kitabu'l-Et'ime, B.53, Hds.3354.
[31] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.157, Hds.2769.
İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sn.183, Hds.1679 (3098). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.l, Sh.l66-167'den.
İslami Okul Okulların En Önemlisi