Ahd Bağlayıcıdır - Muvahhidsahsiyet - 7. Sayfa
Ahd Bağlayıcıdır
"Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyen) riâyet edenlerdir.
Şahidliklerinde dosdoğru davrananlardır.
Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.[1]
Kendisine katıksız iman ve itaat eden müttakî mü'min kullarının sıfatlarını böyle beyan buyuruyor Alemlerin Rabbi Allah (Azze ve Celle)... Allah'a gerçek kul olmuş, yeryüzünün insan-ı kâmilleri olan muvahhid mü'minler, emanete riâyet ettikleri gibi, vermiş oldukları ahidlerine de harfiyen riâyet ederler... Ahidlerine sadakat gösterenler, aynı zamanda yeryüzünde Allah'ın şahidleri olup şahidliklerinde dosdoğru davranır ve namazlarım dosdoğru kılarla. Bunlar, Rabbleri Allah tarafından cennette ağırlanarak mükafaatlandınlmaktadirlar... Çünkü onlar, yegâne Rableri Allah'a verdikleri misak ahdine bağlı kalmış ve sözlerinden asla caymamışlardır.[2] Rabb, Melik ve ilâh olarak Allah'ı kabul etmiş, Allah'dan başka yeryüzünde insanların üstünde egemenlik kurup rab, melik ve İlâh olmak isteyen bütün müstekbir tağutları reddetmişler-der... Bu kesin inanç ve tavır, misak ahdine bağlılığın isba-tıdır...
Ebu Ümâme (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir. Varise, vasiyet yoktur, kadın, kocasının izni olmadan evinden hiç bir şey sarfedemez."
Ya Rasulullah, yemek de veremez mi? denildi. "O, bizim en değerli malımızdır (veremez)." buyurdu. Sonra da:
"Ariyet (ödünç şey) ödenir, minha (gelirini alıp iade etmek üzere alınan tarla, hayvan ve ağaç) geri verilir, borç ödenir, kefil borçludur." buyurdu.[3]
Dâre Kutnî (rh.a.), rivayetinde şunu eklemektedir:
Bunun üzerine bir adam:
Peki, ya Allah'ın ahdi? diye sordu. Rasulullah (s.as.) şöyle buyurdu:
"Allah'ın ahdi, eksiksiz olarak yerine getirilen şeyler arasında buna en layık olandır.[4]
Kul olarak insanın Allah'a karşı kulluk borcunu tam ödemesi, O'na verdiği ahdin yerine getirilmesi sonucudur... Misak anında Allah'a verdiği ahdinde, O'ndan başka Rabb ve İlâh edinmeyeceğini beyan eden insan, yeryüzündeki imtihan sırasında bu ahdine vefa göstermesi, onun, Rabbi Allah'a karşı kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirmesi demektir... Allah'ın sevdiği ve bol mükafaat ile karşıladığı kâmil kul, ahdine sadakat gösteren kuldur...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Hayır, kim ahdine vefa eder ve sakınırsa, şübhesiz Allah da sakınanları sever.
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar, onlar için ahirette hiç bir pay yoktur. Kıyamet gününde Allah, onlarla konuşmaz, onları gözetmez (onlara bakmaz) ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır.[5]
Rabbimiz Allah, kendisiyle yaptıkları misak ahdine sadakat gösterip, O'ndan başka Rab ve ilâh tanımayan, yani O'nun hükümlerinden başka hüküm kabul etmeyen ve yalnızca O'na itaat eden müttakî kullarını sever... Kim ki, ahdini bozar, Allah'ın adına yaptıkları yeminlerini dünya metaı karşılığında satarsa, onun için dünyada zillet ahirette acı bir azab vardır... Çünkü Allah, vefasızlığı kabul etmez... Vefasızlık suçu, suçların en korkuncudur... Ahdine vefasızlık yapanlar, bu korkunç suçu işlemişlerdir...
Ebu Ümâme (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim yemin ile bir müslümanın hakkını elinden alırsa, o kimseye Allah, cehennemi vacib kılmış, cenneti de haram etmiş demektir."
Bunun üzerine bir zât:
Pek az bir şey olsa da mı ya Rasulullah? dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Misvak ağacından bir çubuk dahi olsa (yine böyledir)." buyurdu.[6]
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Ki (bunlar/ fasıklar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.[7]
İmam Kurtubî (rh.a.) bu ayetin tefsirinde şunları beyan etmiştir:
"Bu ayet-i kerime, ahde vefa gösterip ona bağlı kalmaya, aynı şekilde kişinin bağlı kalmakla kendisini yükümlü tuttuğu caiz olan her türlü ahdi bozmanın helâl olmadığına bir delildir. Bu ahidlerin, müslüman ile müslüman olmayan arasında olması farketmez. Çünkü yüce Allah, ahdini bozan kimseyi burada yermiştir.[8]
Ahde vefa göstermeyi emreden Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid, bir sorumluluktur.[9]
ez-Zeccac (rh.a.) derki:
Allah'ın emrettiği ve yasakladığı her bir şey, ahdin kapsamı içerisinde yer alır.
Denildiğine göre, ahde dair sorgulama, onu bozan kimseleri azarlamak için yapılacaktır. Ona:
Sen, ahdini bozdun ha!., denilecektir.
Nitekim kız çocuğunu diri diri gömene azarlamak için sorulacağı gibi.[10]
Yaptığı ahdi, yani verdiği sözü yerine getirmek, gerçekten iman eden mü'min müslümanlann vazgeçilmez va-siflarmdandır... Onlar, Allah'ın razı olacağı şekilde ahidle-şirler ve bütün imkânlarını harcayarak ahidlerine sadakat gösterirler... Meşru çerçevede verdikleri sözlerine bağlı kalmaya gayret ederler... Böyle olmaları ve bu şekilde davranmalarını yegâne Rableri Allah emretmiştir:
"Ey iman edenler, akidleri yerine getirin.[11]
Maan veya Avf (rh.aleyhim) anlatıyor:
Adamın biri, Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'a gelerek şöyle demiş:
Bana ahdet!
Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) demiş ki:
Allah Teâlâ'nın:
"Ey iman edenler ahidleri yerine getirin." ayetini işittiğin zaman, ona kulağını ver. Çünkü bu ayette, hayırlar emredilmekte, şerrler nehyedilmektedir.
Zührî (rh.a.) şöyle demiş:
Allah Teâlâ:
"Ey iman edenler," buyurduğu zaman, o buyruğu yerine getirin. Çünkü Rasulullah (s.a.s.) de onlardandır.[12]
Abdullah ibn Abbas (r.anhuma) ve Mücahid (rh.a.)'dan nakledilen diğer bir görüşe göre, bu ayette zikredilen, "Ahid"den maksad:
Allah Teâlâ'nm kullarından, iman etmelerine, helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram kabul etmelerine, emirlerini tutup yasaklarından kaçınacaklarına dair aldığı sözdür (ahiddir).
Bu hususta Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'nm şunları söylediği rivayet edilmektedir:
Ey iman edenler, sözleşmeleri yerine getirin" ifadesinden maksad, Allah'ın Kur'an'da helâl, haram ve farz kıldığı ve sınırlar koyduğu hususlar da Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin, ahdinizi bozmayın, ihanet etmeyin demektir.
Allah Teâlâ, verdikleri sözü bozanlar hakkında sert
hükümler koyarak şöyle buyurmuştur:
"Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir,"[13]/[14]
Dahhâk (rh.a.) de, buradaki akidlerden maksad, Allah'ın helâl ve haram kıldığı şeyler, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ve Kitab'a iman etmeyi kabul eden kişilerden almış olduğu, Allah'ın helâl ve haramlarla, farzlarını yerine getirmelerine dair sözlerdir.
Zeyd b. Eşlem (rh.a.) ise, akidlerin altı tane olduğunu söyler. Bunlar:
Allah'ın akdi, yemin akdi, ortaklık akdi, alış-veriş akdi, nikâh akdi ve hilf akdidir.[15]
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), her hutbesinde şunları tekrarlardı:
"Emanete hıyanet edenin imanı yoktur. Ahdini bozanın da dini yoktur.[16]
Muvahhid şahsiyet, Rabbi Allah'a verdiği ahdinde dosdoğru olup gereğini yerine getirdiği gibi, mü'min müslüman kardeşlerine de verdiği ahdinde sadık olup gereğini yerine getirir... İslâm Ölçülerinde gayr-ı müslimlerle yaptığı ahdinde de dosddoğru olmalıdır... Ahidlerin gereğini yapmada mü'min müslüman, insanlık âlemi içinde örnek bir şahsiyettir... Yeryüzündeki Allah'ın şahidlerindendir... O bilir ki, ahdinde durmayan kişi, büyük bir suç işlemiştir... Çünkü ahd etmek, bağlayıcı bir borçtur...
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Verdiği sözde durmayıp cayan gadredici kimse için kıyamet gününde bir bayrak yükseltilir de (kendi ismi ve babasının ismi söylenerek):
Bu, falan oğlu filanın ahd ve sözünde durmamasıdır! denilir.[17]
Verdiği ahdinde durmak için bütün imkânını kullanan muvahhid mü'min, kendisini aşan bir zorlukla karşılaştığı için ahdini yerine getirmediğinden dolayı mes'ul değildir... Çünkü hem niyeti, hem de gayreti ahdini yerine getirmek iken, imkânsızlıklardan dolayı gereğini yapamamıştır... Bundan dolayı özürü kabul edilip kendisi hoş görülür...
Zeyd b. Erkâm (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Bir kimse mü'min kardeşine söz verir, sözünü yerine getirme niyetinde olur da, yerine getiremez ve söz verdiği yerde bulunamazsa (elinde olmayarak gelemediği için) ona günah yoktur.[18]
Muvahhid mü'minler, "Darül-îslâm" da EmiriTl-mü'minin olan İslâm Devleti başkanı İmam'a bey'at ederler... "Daru'l- Harb"de ise, mü'minlerin velayet hakkına sahib olan "Daru'1-Harb Emiri"ne ahid ederler... Gerek bey'at olsun, gerek ahid olsun, Allah için ve Allah adına yapılmış bir sözleşmedir... Mü'min müslümanları bağlayıcı olup, o konuda gereğinin yapılması lazımdır!.. Bu, iman etmenin bir gereğidir!..
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Şübhesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu hâlde kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık o da, ona büyük ecir verecektir." [19]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Üç şahıs vardır ki, Allah, kıyamet günü onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz, onlar için elem verici bir az-ab vardır:
(Birincisi) şu kimsedir: Kendisinin yol üstünde ihtiyacından fazla suyu vardır da onu, yolculardan men'etmiş-tir.
(İkincisi) şu kimsedir: İmama (halifeye/ emire) yalnız dünya metaı için bay'at etmiş, imam ona dünyalık verirse hoşlanır, vermezse öfkelenir.
(Üçüncüsü) şu kimsedir ki, bu da, satılık malını ikindiden sonra (pazar) çıkarır ve:
Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki ben, bu mala emin ol kafi olarak şöyle şöyle para verdim, der.
Satın alıcı olan kimse de, onu tasdik eder (o fiata satın alır).[20]
Bu hadis-i şerifin şerhinde şöyle denmiştir:
"Büyüklerden birine dünya malı için bey'at etmek, yani dünya menfaati için ona rey vermektir. Böylesi, bütün müslümanlan ve onların başında bulunanları aldattığı ve sözünden döndüğü zaman bir çok fitnelerin çıkmasına se-beb olacağı için mezkur tehdidi hak etmiştir.
Bazı rivayetlerde büyükten muradın, devlet reisi olduğuna işaret vardır.
Bey'at etmek: Gönülden söz vererek bağlanmaktır. Bey'at kelimesi, alış-veriş mânâsına gelen 'Bey'den alınmıştır. Binaenaleyh aralarında bey'at vaki olan iki kişi, sanki birbirlerine kalblerinin ihlâs ve samimiyetini satmış ve birbirlerinin emri altına girmiş gibi olurlar.[21]
Kendisini sadakat gösterilecek ahidlerden en önemlilerinden biri de, borçtur... Başkasından ihtiyacını gidermek üzere alınan borcun, zamanında verilmesi gerekir... Onu, zamanında vermek üzere alacaklı olanla yapılan ahde ihanet etmek, yani zamanında vermemek, bu konuda hiç aldırış etmemek büyük bir felakettir...
İnsan kullarının arasındaki birbirinden borç almak ve birbirlerine yardımcı olmak konusunu, Alemlerin Rabbı Allah her hâli ile beyan buyurmuş, sınırlarını, şartlarını tayin etmiştir... Muttaki mu'minler, Allah'ın beyan buyurduğu şartlara uymalı ve beyan buyurduğu sınırları aşmamalıdırlar...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona, elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.
Allah'a döneceğiniz günden sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce Ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.
Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızda bir katib doğru olarak yazsın. Katib, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'dan sakınsın, ondan hiç bir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı, ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun. Eğer iki erkek yoksa, şahidlerlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler, çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahidlik için en sağlam, şübhelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka. Bunu, yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, Şahide de zarar verilmesin. (Aksini) yaparsanız o, kendiniz için fısk (zulüm ve gtinah)tır. Allah'dan sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi bilendir.
Eğer yolculukta iseniz ve katib bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan Rabbi olan Al-lah'dan sakınsın da emaneti ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şübhesiz, onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.[22]
Rabbimiz Allah, kullarının kendi aralarında birbirlerine borçlanma ve alacaklı durumda olmalarının hükmünü bu şekilde apaçık beyan buyurmuştur... Mü'min müslü-manlara düşen görev, katıksız iman edip itirazsız itaat eyledikleri Rabbleri Allah'ın hükümlerine tabi olmaktır...
Borçlu olan müslüman, alacaklasıyla ahidleştiği şartlara dikkat etmeli ve borcunu güzellikle va'd edilen zamanda ödeyip, bu yardımından dolayı alacaklıya teşekkür ederek dua etmelidir... Alacaklı olan mü'min de, borçlu olana kolaylık sağlamalı, Ödeyecek durumda değilse ona mühlet tanımalı, eğer gerçekten fakirse, gerekirse borç ondan tahsil etmemeli ve kendisine sadaka olarak bağışlamalıdır... Bu güzel ve hayırlı hareketi, yalnızca Allah için yapmalı ve sevabını Alemlerin Rabbi Allah'dan dilemelidir...
Muvahhid mü'minler bilmelidirler ki, imkânı olduğu hâlde borcunu zamanında ödememek, geciktirmek ve bu konuyu hafife almak, kul hakkına tecavüz olup büyük bir günahtır... Borçlu, borcunu zamanında ve güzellikle ödemeli, ödeme gücüne sahib olmadığı takdirde, alacaklıya müracaat edip özrünü beyan etmeli ve kendisine zaman tanıyarak bir kolaylık sağlamasını taleb etmelidir...
Bu adaba ve usûle dikkat edildiği takdirde mü'minler arası barış ve huzur sağlanır... Birbirlerine yardımcı olmak konusu daha da iyileşip sağlamlaşır... Gönüller birbirine ısınır, kalbler birbirine kenetlenir... Mü'min müslü-rnanlar, bir bilek ve bir yürek hâline gelirler...
Borçlu ve alacaklının adabı ve tabi olmaları gerekli usûl hakkında, yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Ra-sulullah (s.a.s.)'in uyanlarına dikkat etmeliyiz... Bu adab ve usûl, Rasulullah (s.a.s.)'in hadislerinde şöyle beyan olunmuştur,
1) Caoir b. Abdullah (r.anhuma)'m rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Satarken, satın alırken, alacağını taleb ve borcunu öderken cömertlik ve kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet eylesin.[23]
2) Emirü'l-mü'minin İmam Osman b. Affan (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Alırken ve satarken, borcunu öderken ve alacağını isterken kolaylık gösterip iyi davrananı Alİah, cennete koyar.[24]
3) Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Bir tacir vardı. İnsanlara borç verir dururdu. Borçluyu fakir gördüğü zaman, hizmetçilerine hitaben:
Buna, müsamaha gösteriniz. Allah'ın da bize müsamaha etmesi ümit edilir, derdi.
İşte bu huyundan dolayı Allah, o taciri müsamaha ile afveylemiştir.[25]
4) Abdullah b. Ebi Katâde (rh.a) anlatıyor:
Ebu Katâde (r.a.), bir borçlusunu aramış da borçlu, ondan gizlenmiş. Sonra onu bulmuş. Borçlu:
Ben fakirim, demiş. Ebu katâde:
Allah'a yemin eder misin? diye sormuş. Borçlu:
Billahi, diye yemin etmiş. Ebu katâbe:
Zira ben, Rasulullah (s.a.s.)'ı:
"Her kimi Allah'ın, kıyamet gününün dehşetinden kurtarması memnun ederse, fakire nefes aldırsın, yahud alacağını ona bağışlasın!" buyururken işittim, demiş.[26]
5) Büreyde el-Eslemî (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Kim bir fakirin borcunu ertelerse, (erteleme süresince) her gün karşılığında o kimseye bir sadaka sevabı olur. Kim onun borcunun vadesi geldikten sonra ertelerse (bu sürece) hergün karşılığında o kimseye borç miktarının bir misli sadaka sevabı olur." [27]
6) Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim malını çoğaltmak için, insanlardan mallarını isterse o, ancak ve ancak ateş parçası ister. Artık bunun ister azını, ister çoğunu dilesin.[28]
7) Suhaybu'î-Hayr (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Herhangi bir adam, Ödünç alacağı şeyi sahibine ödememek kararı ile borç alırsa, Allah'ın huzuruna hırsız olarak çıkar.[29]
8) Ebu Hüreyre (r.a.)'dan, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim insanların mallarını ödemek isteyerek (bir muamele sebebiyle) alırsa Allah, o kimseye Ödemeyi kolaylaştırır.
Her kim de halkın mallarını telef etmeyi kast eyleyerek alırsa, Allah da onu telef eyler.[30]
9) Amr b. eş-Şerid'in babası (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Varlıklı bir kimsenin borcunu ödemeyi geciktirmesi, (alacaklıya ondan) şikayetçi olmayı ve (hakime de) onu (hapis cezasıyla) cezalandırmayı meşru kılar.[31]
10) Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Zengin kişinin borcunu ödemeyi uzatması bir zulümdür. Sizin biriniz(in isteğinin ödenmesi) bir zengine havale edildiğinde (havaleyi kabul ile ona) müracaat etsin.[32]
11) Ebu Katâde (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), aralarında ayağa kalkarak:
"Allah yolunda cihadla imanın amellerinin en faziletlisi" olduğunu söylemiş.
Bunun üzerine bir adam kalkarak:
Ya Rasulullah, ne buyurursun, ben, Allah yolunda Öldürülsem günahlarım affolunur mu? demiş
Rasulullah (s.a.s.), Ona:
"Evet, ihlâsla sabrettiğin hâlde, ileri gidip geri dönmeyerek Allah yolunda öldürülürsen." buyurmuş.
Sonra Rasulullah (s.a.s.):
"Nasıl dedin?" diye sormuş
Adam:
Ne buyurursun, ben, Allah yolunda öldürülürsem günahlarım affolunur mu? demiş.
Rasulullah (s.a.s.):
"Evet, ihlâsla sabrettiğin halde, ileri gidip geri dönmeyerek Allah yolunda öldürülürsen!.. Yalnız borç müstesna!.. Gerçekten bunu, bana Cibril (a.s.) söyledi." buyurdular. [33]
12) Abdullah b. Amr (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şehidin her günahı affolunur, yalnız borç müstesna![34]
13) Abdullah b. Amr (r.a.)'dan,' Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şübhesiz borç sahibi ölünce, kıyamet günü borcu kendisinden tahsil edilir. Fakat (şu) üç haslet için borçlanan (müslüman) bir kimse, bu hükmün dışındadır:
Adamın gücü Allah yolunda (savaşta) zayıflar ve bu nedenle borçlanıp bununla Allah düşmanına ve kendine karşı kuvvetlenir.
Adamın yanında bir müslüman ölür, onun tekfin ve defin için borçtan başka bir şey bulamaz.
Bir de adam, bekârlık yüzünden nefsinin günaha girmesinden korkar da dinini korumak gayesiyle evlenir.
Şübhesiz Allah Teâlâ, kıyamet günü bunların yerine borçlarım öder.[35]
14) Muğire b. Şu'be (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah size, annelere itaatsizlik etmeyi, kız çocuklarım diri diri gömmeyi, verilmesi gereken borcunuzu men etmeyi ve alma hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı.
Ve yine Allah sizin için, dedi-kodu etmeyi, çok soru sormayı ve malı zayi etmeyi kerih gördü.[36]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bu beyanlarıyla, borçlu ve alacaklının dikkat edecekleri hususları apaçık bir şekilde gündeme getirmiştir.,. Beyan edilen adab ve usule dikkat edecekl olan borçlu ve alacaklı, her zaman rahat ve huzur bulurlar... bu şartlara dikkat etmeyenler ise, birbirlerine düşman olur, her zaman huzursuz ve mutsuz olurlar... Mü'min müslümanlar arasında huzur ve barışın sağlanması için, verilen ahidlere riâyet edilmesi gerekir...
[1] Mearıc, 70/32-35.
[2] Bkz. A'raf, 7/172.
[3] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Buyu, B.88, Hds.3565. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.39, Hds.1281.
Kitabu'l-Vasaya, B.4, Hds.2203. Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.5, Hds.2398-2399.
[4] İmam Kurtubî, A.g.e. C.5, Sh.293.
[5] Âl-i İmrân, 3/76-77.
[6] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.61, Hds.218. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Ahkâm, B.8, Hds.2324. Sünen-i Neseî, Kitabu Adabu'l-Kudat, B.30, Hds.5384. Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.62, Hds.2606. İmam Malik, Muvatta',Kİtabu'!-Akdiye, Hds.ll.
[7] Bakara, 2/27.
[8] İmam Kurtubî, A.g.e. C.l, Sh.516.
[9] İsra, 17/34.
[10] İmam Kurtubî, A.g.e. CIO, Sh.390.
[11] Mâide, 5/1.
[12] İbn Kesir, A.g.e. C.5, Sh.2081. İbn Ebi Hatim'den.
[13] Ra'd,13/25
[14] et-Taberî, Taberî Tefsiri, C.3, Sh.188.
[15] İbn Kesir, A.g.e. C.5, Sh.2082.
[16] İmam Hafız el-Munzİrî, A.g.e. C.6, Sh.17, Hds.21. Ahmed, Bez-zar, Taberânî, "Evsafında, İbn Hıbban, "Sahih'"inde rivayet etmiştir.
İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.425, Hds.3848 (9704). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.3, Sh. 135,154,210,251 Men.
[17] Sahih-i Buharı, Kitabu'1-Edeb, B.99, Hds. 199-200.
Kitabul-Cizye, B.22, Hds.27-28.
Kitabu'l-Hiyel,B.9,Hds.t3.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.4, Hds.9-16. Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer, B.27, Hds.1630. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.150, Hds.2756. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cihad, B.42, Hds.2873. Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.ll, Hds.2545.
[18] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.90, Hds.4995. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.2770.
[19] Fetih, 48/10.
[20] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Müsakat, B.6, Hds.7. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.46, Hds.173. Sünen-i îbn Mace, Kitabu'l-Cihad, B.42, Hds.2870.
[21] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.l, Sh.423.
[22] Bakara, 2/280-283. Bu ayetlerin tefsiri için bkz. İmam Kurtubî, A.g.e. C.3, Sh.613-621, C.4, Sh.8-65.
[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.16, Hds.28.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.2, Sh.146, Hds.467.
[24] Siinen-i Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.I04, Hds.4671.
[25] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.18, Hds.30. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Müsakat, B.6, Hds.31. Sünen-i Neseî, Kitabul-Buyu, B.104, Hds.4670.
[26] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Müsakat, B.6, Hds.32. Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.50, Hds.2592.
[27] Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.14, Hds.2418.
İmam er-Rûdânî, A.g.e. C.2, Sh.35O, Hds.4795. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.351 ve 366'dan.
[28] Sahih-i Müslim, Kİtabu'z-Zekat, B.35 Hds.I05. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zekat, B.26, Hds.1838.
[29] Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.l 1, Hds.2410. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.136, Hds.74. İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.4, Sh.92, Hds.ll, Beyhakî'den.
[30] Sahİh-i Buhârî, Kitabım Fi'1-İstikraz, B.3, Hds.3.
Kitabu'z-Zekat, B.19 (Bab başlığında) Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.l I, Hds.2411. (2. kısım)
[31] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Akdiye, B.29, Hds.3628 Sahih-i Buhârî, Kitabım Fİ'1-İstikraz, B.14 (Bab başlığında) Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.100, Hds.4664-4665. Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.18, Hds.2427.
[32] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Havalat, B.l, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Müsakat, B.7, Hds.33. Sünen-i Tirmizî, Ki tabu'1-Buyu, B.66, Hds.1324. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'KBuyu, B.10, Hds.3345. Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.8, Hds.2403. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.1Û0, Hds.4663-4666 Sünen-i Dârimî, Kitabu'1-Buyu, B.48, Hds.2589. İmanı Malik Muvatta', Kitabu'1-Buyu, Hds.84. Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr Tercümesi, Sh.4O, Hds.29.
[33] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.32, Hds.l 17. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.32, Hds.3141-3144. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.32, Hds.1765. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Cihad, B.21, Hds.2417. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Cihad, Hds.31.
[34] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.32, Hds.119-120. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedaili'l-Cihad, B.13, Hds.1693.
[35] Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sadaka, B.21, Hds.2435.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.4, Sh.99, Hds.19. Bezzar'dan.
[36] Sahih-i Buhârî, Kİtabun Fi'1-İstikraz, B.20 Hds.22. KitabuVRikak, B.22, Hds.60.
Sahih-İ Müslim, Kitabu'l-Akdiye, B.5, Hds.12-14. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.7, Hds.16,297,460. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.38, Hds. 2754.
İslami Okul Okulların En Önemlisi