Mü'min İle Aynîleşen Bir Hâl - Muvahhidsahsiyet - 10. Sayfa
Mü'min İle Aynîleşen Bir Hâl
Enes b.Malik(r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), insanların (yaratılış ve ahlâkça) en güzeli, insanların en cömerti ve insanların en cesuru idi.[1]
Abdullah ibn Abbas (r.anhuma), önderimiz Rasulullah (s.a.s.) hakkında şunları beyan ediyor:
Rasulullah (s.a.s.), hayırda insanların en cömerti idi. En cömert olduğu zaman da, Ramazan'da Cibril'in kendisine çokça kavuştuğu zamandır. Cibril (a.s.), Rama-zan'ın her gecesinde O'nunla buluşur, gündüz geceden sıyrılıp çıkıncaya kadar -veya Ramazan ayı çıkıncaya kadar- Rasulullah, Kur'ân'ı O'na arz ederdi.
Cibril, Rasullah'a kavuştuğu zaman da Rasulullah hayırda, eserken hiçbir engelle karşılaşmayan rüzgârdan daha cömert olurdu.[2]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma) da şöyle demiş:
Rasulullah (s.a.s.) kadar bahadır, O'nun kadar cömert, O'nun kadar yiğit, O'nun kadar nurlu ve O'nun kadar güzel hiç kimse görmedim.[3]
Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.s.)'den bir şey istenildiğinde O'nun:
"Hayır (yok)" dediği asla vaki' değildir.[4]Muvahhidlerin ve müttakîlerin Önderi Rasulullah (s.a.s.), her hayatî konuda olduğu gibi cömertlik konusunda da mü'min müslümanların hayat Örneğidir... Rasulullah (s.a.s.), hem mübarek ve irşâd ile hikmet dolu sözleriyle, hem de fiilleriyle ümmetine nasıl cömert olunacağını anlatıp göstermiştir...
Kardeş olan mü'minlerin birbirlerine karşı nasıl yardımcı olacaklarım ve kardeşliğin pekişmesi için nasıl hizmette bulunacağım beyan etmiştir...
İmam Gazalî (r.a.), cömertlik hakkında yapılan tarifleri şu şekilde kaydetmiştir:
"Cömertliğin, karşılık beklemeden vermek, düşünmeden istekleri yerine getirmektir, diyenler olduğu gibi, diğer bazıları da, cömertliği tarif ederken:
İstemeden vermek ve verdiğini azımsamaktır, dediler.
Diğer bazıları da:
Mal Allah'ın, kul Allah'ın, diyerek fakirliği düşünmeden Allah için Allah'ın kuluna veren cömerttir, dediler.
Diğer bir kısmı da:
Servetinin bir kısmını verip, bir kısmını saklayan cömert, çoğunu verip azım saklayan cûd, kendisi ihtiyaç çekip başkasını tercih eden Isâr sahibidir. Fazladan hiç bir şey vermeyen de cimridir, dediler.
Bütün bu ifadeler, cömertlik ile cimriliğin asıl yüzünü ortaya koyamamışlardır. Bunların hakikatini bildirmek için biz deriz ki:
Servet, bir hikmet ve maksad uğrunda yaratılmıştır. Bu da, halkın ihtiyacına faydalı olmasıdır. Serveti, yaratıldığı gaye uğrunda güzelce sarfetmek mümkün olduğu gibi, onu, yaratıldığı gaye uğrunda harcamayıp tutmakta mümkündür. Ayrıca servette adilane bir hükme varıp sarfı gereken yerde sarfetmek ve sarf edilmemesi gereken yerde serveti tutmakta mümkündür. Buna göre, sarfı gereken yerde sarfetmemek cimrilik, sarfedilmemesi gereken yerde sar-fetmek de israftır. Bunların ortasını bulmak ise, mümkündür. İşte sehâ ve cömertlik de bundan ibarettir. Zira Rasul-ı Ekrem (s.a.s.), ancak sehâvet ile emrolunmuştur.
Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de:
"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma.[5]
"Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne kısarlar, (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur.[6]
Anlaşılıyor ki, cömertlik, israf ile cimrilik, elini ta-mamiyle açmak ve tamamiyle kısmak arasında bir yoldur. O da, vermesi ve tutması bir ölçü ve borç nisbetinde olmaktır. Bununla beraber kalbi istemeyerek, yani içinden hoşlanmayarak böyle davranmakla da cömert olunmaz. Kalbinde mal sevgisi olmayacak, ancak malı sarfedeceği yere onu sarfetmek için sevecektir. Bu tarifi anlamak için de vacib olanı bilmek gerekiyor.
Buna göre deriz ki, vacib iki kısımdır: Biri Şer'an vacib, biri de mürüvvet ve adet bakımından vacibtir. Cömert olabilmek için şeriatın borç ettiğini yerine getireceği gibi, vicdan ve mürüvvetin de borç ettiği vacibleri yerine getirmesi lazımdır. Bunları yapmayan, cimrilikten kurtulamaz.[7]
Muvahhid mü'minler, cömert olan şahsiyetlerdir... Allah'ın onlara verdiği nimetlerde, ne israf eder, ne de cimrilik... Bu iki çirkin hâlden arınmış vaziyette cömert
olurlar... Cömertlik, onlarla aynileşmiş, onların olmazsa olmaz hâli olmuştur... Mü'min demek, cömert demektir... Cömertlikte, Rasulullah (s.a.s.)'i önder ve Örnek yapmış, O'nun gibi davranmaya gayret etmişlerdir...
Emirü'l-mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.) anlatıyor:
Bir kimse, Rasulullah (s.a.s.)'e geldi ve bir şey vermesini istedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Şu anda yanımda sana verecek hiçbir şeyim yok.(Fakat ücretini benim ödemem şartıyla) istediğin şeyi satın al. Bana bir şey gelirse, sahibine borcu ben öderim." buyurdu.
Bunun üzerine Ömer:
Ya Rasulullah, (bundan önce bu adama bazı şeyler) vermiştiniz. Allah, gücünüzün dışında bir şeyi size yüklemem iştir, dedi.
Rasulullah (s.a.s.), Ömer'in bu sözünü hoş karşılamadı. (Bunun üzerine) Ensar'dan bir kişi, şöyle söyledi:
Ya Rasulullah, (Allah yolunda muhtaçlara) her şeyini sarfet. Arş'ın Sahibi'nin seni fakir edeceğinden korkma!
(Bu söz üzerine Rasulullah (s.a.s.), gülümsedi ve yüzünde memnunluk alâmeti belirdi ve şöyle buyurdu:
"Ben böylece (Allah yolunda varımı, yoğumu sarfet-meye ve fakirlikten korkmamakla) emrolundum.[8]
Enes (r.a.) anlatıyor:
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'den iki dağ arası(nı dolduracak) koyun istemiş, O da vermiş. Akabinde adam, kavmine gelerek:
Ey kavmim, müslüman olun! Vallahi, Muhammed, öyle ihsanda bulunuyor ki, fakirlikten korkmuyor,
demiş.
Bir adam ancak dünyayı murad ederek müslüman oluyor, fakat müslüman olur olmaz İslâmiyet, onun nazarından ve dünya üzerindekilerden daha makbul oluyordu.[9]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.):
"Size, yaratıkların en şerlisini bildireyim mi?" buyurdu.
Ashab:
Buyur ya Rasulullah? dediler. Rasulullah (s.a.s.):
"Allah adına bir şey kendisinden istenip de vermeyen kişidir!" buyurdu.[10]
Ebu Said el-Hudrî (r.a.) anlatıyor:
Ensar'dan bazı kimseler, Rasulullah'dan sadaka istediler. Rasulullah da, onlara verdi. Sonra bunlar, yine istediler. Rasulullah (s.a.s.) yine verdi. Nihayet yanındaki mal tükendi. Akabinde Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Sadaka malından yanımda mevcud olan şeyleri sizlerden asla saklamam. Kim (dilenmekten) sakınmak isterse, Allah, o kimseyi iffetli kılar. Kim halktan istiğna ederse, Allah, onu zengin kılar. Kim sabretmek isterse Allah, ona sabır ihsan eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş bir nimet verilmemiştir.[11]
Cübeyr ibn Mu'tim'in oğlu Muhammed anlatıyor: Bana, Cübeyr ibn Mu'tim (r.a.) şöyle haber verdi: Kendisi, Rasulullah (s.a.s)'in maiyyetinde yol aldığı ve Rasulullah, beraberinde bir takım insanlar olduğu hâlde Huneyn (seferin)den döndüğü sırada (bir takım Bedevi) insanlar, Rasulullah'a takılmış, O'ndan ganimet istiyorlardı. Hatta onlar, Rasulullah'ı Semure (denilen dikenli bir) ağacın altına sığınmaya mecbur etmişlerdi de, o ağac(ın iri dikenleri) Rasulullah'ın ridasını çekip kapmıştı. Bu sebeb-le Rasulullah (s.a.s.) orada durmuş ve:
"Bana, ridamı veriniz! Eğer benim şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca ganimet devesi ve sığırım olsaydı, muhakkak ben, onları aranızda taksim ederdim. Sonra sizler beni, ne bir cimri, ne yalancı, ne de korkak bulurdunuz." buyurmuştur.[12]
Cömertlik, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in örnek ve güzel ahlâkındandır... Rabbimiz Allah'ın da cömert olduğunu ve cömertlik yapan kullarını sevdiğini beyan buyuran Rasulullah (s.a.s.), ümmetine cömert ve güzel ahlaklı olmayı vasiyet etmektedir... Cömert ve güzel ahlâklı olmak, muvahhid mü'minin vazgeçilmez iki hasletidir...
Amir b. Sâ'd, babası Sâ'd (r.a.)'dan rivayet eder:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
"Allah güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizi sever. Lütufkârdır, lütufkârlığı sever. Cömertdir, cömertliği sever. Siz de avlularınızı temiz tutun, Yahudilere benzemeyin!" [13]
İmran b. Husayn (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah bu dini, Zâtı için özel olarak seçmiştir. Dininize ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır.
Dikkat edin! Dindarlığınızı bu iki hasletle süsleyin![14]
Cömert davranıp, Allah'ın kendisine bağışlamış olduğu nimetleri Allah yolunda harcayanlar, helâl yollardan kazanıp harcadıklarının karşılığım yedi yüz katıyla alırlar... Merhametli ve şefkatli Rabbimiz Allah, cömert olan kulunu seviyor ve onun, kendi yolunda yaptığı infakını yediyüz katıyla mükâfatlandırıyor... Mallarını israf etmeden ve cimri davranmadan, Allah rızasını kazanmak için sadaka olarak sarfedenler, infak ettikleri şeyin peşinde başa kakmayıp eziyet etmeyenlerin ecirleri Allah kalındadır.,. Onlara her hangi bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.[15]
Rabbimiz Allah(Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler.... onlar, zulmedenlerdir.[16]
İmam Kurtubî (r.a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyan etmektedir:
"el-Hasen dedi ki:
Burada infak emri, farz olan zekata dairdir. İbn Cüreyc ve Said b. Cübeyr der ki:
Bu ayet-i kerime, hem farz olan zekatı, hem de nafile tasadduku söz konusu etmektedir.
İbn Atiyye der ki:
Bu sahihtir. Fakat daha önce savaşı söz konusu e-den ayet-i kerimeler ile yüce Allah'ın mü'minleri, kâfirlerin üstüne iterek defedeceğine dair buyrukları dolayısıyla buradaki teşvikin, Allah yolunda infakın olduğunu ortaya koyar. Bunu, ayet-i kerimenin sonunda yer alan: "Kâfirler ise zalimlerin tâ kendileridir." buyruğu da güçlendirmektedir. Yani canınızla, mallarınızı da infak etmek suretiyle savaşarak kâfirlerle mücadele ediniz.
Derim ki:
Bu açıklamaya göre malların infak edilmesi bazen vacib, bazen mendub olur. Bu ise, cihadın farz-ı ayn olması ile olmamasına göre değişir. Yüce Allah, kullarına kendilerine verdiği rızıktan ve ihsan etmiş olduğu nimetlerden infak etmelerini emretmekte ve kendisinde alış-verişin mümkün olmayacağı, yapılmak istenen fakat yapılamayan her hangi bir harcamanın telafi edilemeyeceğini bir gün gelinceye kadar infaktan uzak durmalarını sakındırmaktadır.
Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsaydım, diyeceği günden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın.[17]/[18]
Rabbimiz Allah, O'nun rızasını kazanmak için O'-nun yolunda yapılan infakı, verilen sadakayı, karşılığını kat kat vereceği kendisine verilmiş bir borç olarak değerlendiriyor... Ve şöyle buyuruyor Allah Teâlâ:
"Allah'a, karşılığını çok arttırma ile kat kat arttıracağı güzel bir borç verecek kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz, O'na döndürüleceksiniz.[19]
"Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız onu, sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan edendir), Hâlim'iiir (cezayı vermekte acele etmeyendir).[20]
Allah'ın katında sevilen cömert mü'minler, Allah yolunda sevdiklerinden infak edip iyiliğe (Birr'e) kavuşanlardır... Allah'ın verdiği nimetler, mal-mülk olur, servet ve maddi imkân olur, faydalı ve hayırlı ilim olur... Hangi nıü'min müslümanda bu nimetlerden hangisi varsa, muhtaç olanlara vermesi ve bu konuda cimrilik yapmayıp, cömert olması gerekir...
Şöyle buyuruyor Allah Teâlâ:
"Sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şübhesiz Allah, onu bilir.[21]
Cömert mü'minlerin örneği ve Öncüsü olan en hayırlı nesil Ashab-ı Kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), bu ayet-i kerime inzal olduğu zaman nasıl itaat edip hemen uyguladıklarını bir örnek ile beyen edelim...
Enes b.Malik (r.a.) anlatıyor:
Ebu Talha, Medine'de hurmalık mal yönünden En-sar'm en zengini idi. Kendisinde malların en sevimlisi de, Biruha (denilen bostan) idi. Biruha, mescidin karşısında idi. Rasulullah (s.a.s.) de, Biruha'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi.
"Siz, sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz..[22]ayeti indirilince, Ebu Talha kalktı da:
Ya Rasulullah, şübhesiz Allah:
"Siz, sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar iyiliğe eremezsiniz..." buyuruyor. Mallarımdan bana en sevimli olanı Biruha'dır. Biruha Allah için sadakadır. Ben, bu sadakamn hayrını ve Allah katında bunun ahiret zahiresi olmasını umarım.
Ya Rasulullah, bu bostanımı Allah'ın sana gösterdiği
uygun bir yere sarfet! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bu, ne kadar büyük ve hoştur. Biruha, sahibine kazanç getiren bir maldır. Ben, senin dediğini işittim. Ben, bu bostanı hısımların arasında bölüştürmeni ve onlara vermeni uygun görüyorum." buyurdu.
Ebu Talha:
Ben de böyle yaparım ya Rasulullah, dedi.
Akabinde Ebu Talha, o bostanı, kendi hısımları ve amcaoğullan arasında taksim etti.[23]
Allah, kendi yolunda infak edene, infak ettiği şeyin yerine yeni bir rızık verir... Mü'minler, hayır olarak her ne infak ederlerse, dünyada da, ahirette de kendi faydaları içindir... Dünyada yaptıkları sadaka, onların mallarını asla noksanlaştırmadığı gibi ayrıca Allah'ın izniyle bereketlendirir... Ahirette ise, yediyüz katı sevab ile karşılanır ve cennet nimetleri ile nimetlendirilir...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"De ki: 'Şübhesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.[24]
"Allah yolunda her ne infak ederseniz, size noksansız olarak ödenir ve siz, haksızlığa uğratılmazsınız.[25]
"Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnudluğunu istemekten başka (bir gaye ile) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size noksansızca ödenecektir.[26]
Muvahhid şahsiyet, dünya hayatında cömert davranıp yaptığı iyilikler ve verdiği sadakalar, onun kendisinden önce ahirete göndermiş olduğu malıdır... Ve cenneti, bu cömertçe Allah yolunda sarfetmiş olduğu mal ve gerektiğinde seve seve feda edeceği can ile satın almıştır.[27]
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.):
"Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha çok sevimlidir?" diye sordu.
Sahabîler:
Ya Rasulullah, bizden her bir kişiye muhakkak kendi malı daha sevimlidir, dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Çünkü kişinin kendi malı, ölümünden önce hayır yolunda harcayıp önden gönderdiği malıdır. Mirasçının malı da, kişinin hayra sarfetmeyip ölünceye kadar geri bıraktığı malıdır." buyurdu.[28]
Katıksız iman sahibi olan müttakî mü'minler, cömertlik ile aynîleşmiş olan kişilerdir... Cömert kişi, Allah'a yakın ve Allah'ın affettiği kâmil bir kuldur...
Cabir (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Allah (c.c), geçmiş ümmetlerden bir adamı mağfiret etti. (Bu adam), satarken cömert, satın alırken cömert ve hakkını isterken cömert idi.[29] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.)şöyle buyurdu: "Cömert kişi, Allah'a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır.
Hasis insan, Allah'dan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak ve cehennem ateşine yakındır.
Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir.[30]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Cimri ile infak eden cömert kişinin meseli, üzerlerinde memelerinden köprücük kemiklerine kadar demirden birer zırhlan bulunan iki kişinin meseli gibidir.
Cömert kişi, infak etmeye davranınca, muhakkak demir zırh cildi üzerinde tâ ayak parmaklarını örtecek ve ayak izlerini silecek kadar uzar, yahud bollanır.
Cimri kişiye gelince o, herhangi bir şey infak etmek isteyince muhakkak demir zırhın her bir halkası kendi yerine yapışır. Cimri kişi bu dar zırhı genişletmeye çalışır, fakat o genişlemez.[31]
İslâm'da en hayırlı hareketin, cömert olup muhtaç olanlara yardım ederek yemek yedirmek ve toplumsal bansın sağlanması için iyi ilişkilerin kurularak selâmın yaygın hâle gelmesidir... İnsanlarla yardımlaşmak ve selâmlaşmak, toplumsal barışı ve huzuru sağlar... Bu barış ve huzuru en iyi ve devamlı sağlayan hayat nizamı ise, İslâm'dan başkası değildir...
Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.
Bir kimse, Rasulullah'a:
İslâm'ın en hayırlısı hangisidir? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Yiyecek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir." cevabını verdi.[32]
"İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır?[33]diye buyuran Rabbimiz Allah, insan kullarının infak etmesi sebebiyle kendilerine infak edip azıklarını bereketlendirir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Allah:
Ey Ademoğlu, sen infak et, Ben de sana infak edeyim! buyurdu.[34]
Cömertd olana, cömert davramlır!..
Ve Allah, cömert olan salih kullarını sever... O mü'min ve müttakî kullar ki, cömertçe davranmalarından dolayı yaşadıkları toplumda huzuru sağlıyor ve insanlar arası ilişkilerin düzenli olmasına katkıda bulunuyorlar... Ferdlerin ve toplumun ıslahına uğraşan ve ıslah çabasında İslâmî ölçüye dikkat eden müttakî mü'minlerin varlığı bir ilâhi nimettir... Onların cehd ve gayretlerinden dolayı sapmışlar, dosdoğru yola giriyor, gafiller uyanıp kendine geliyorlar... Gerek aile ferdleriyle, gerek komşuları ve mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkileri sürdürenler, toplumsal barışı sağlayabilirler... Alış-verişlerinde adil ve cömert olanlar, toplum içinde örnek şahsiyetlerdir... Kendilerine düşen kulluk vazifelerini yerine getiren muvahhid şahsiyetler, Allah'ın sevdiği kâmil kullardır...
Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah, satması cömert, satın alması cömert ve hakkını isterken cömert olanı sever.[35]
Ne mutlu o muvahhid mü'mine ki, cömertlik onunla aynîleşmiş ve o, cömert olmada örnek bir şahsiyet olmuştur...
[1] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.39, Hds.62. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.l 1, Hds.48. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.15, Hbr.1740.
Sünen-i İbn Macc, Kitabu'l-Cihad, B.9, Hbr.2772.
[2] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.7, Hbr.12.
Kitabu'1-Edeb, B.23, Hbr.61.
Kitabu Fedaüi'l-Kur'ân, B.7, Hbr.18.
Bed'i'l-Vahy,B.l,Hbr.5. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Fedail, B.12, Hbr.50. İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. bölüm, Hbr.306/10. Sünen-i Neseî Kitabu's-Sıyam, B.2, Hbr.2097-2098. Kadı lyaz, Şifâ-ı Şerif, çev. Suat Cebeci, Ank. 1992, Sh.91.
[3] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.10, Hbr.60. Kadı lyaz, Şifâ-ı Şerif, Sh.92,
[4] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.35, Hbr.63. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Fedail, B.14, Hbr.56. Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.7, Hbr,71.
İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. Bölüm, Hbr.305/9. Kadı Iyaz, Şifâ-ı Şerif, Sh.90.
Abdurrahman ibnü'l-Cevzî, El-Vefa Bi Ahvali'1-Mustafa - Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, çev. Dr. Taceddİn Uzun, Konya, 1992, Sh.374, Hbr.758.
[5] îsra,17/29
[6] Furkan,25/67
[7] İmam Gazali, İhyâu Ulumi'd-Din, C.3, Sh.573-574.
[8] İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. Bölüm, Hds.308/12 Kadı Iyaz, Şifa-ı Şerif, Sh.91.
[9] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.14, Hbr.58. Ebu'ş-Şeyh el-İsbehânî, A.g.e. Sh.51.
Kadı Iyaz, Şifâ-ı Şerif, Sh.91.
Abdurrahman ibnü'l-Cevzî, A.g.e. Sh.374, Hbr.760.
Ayrıca Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned. C.3, Sh.175, C.6, Sh.130.
[10] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.2, Sh.286, Hds.5. İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[11] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.51, Hds.71. Sahih-İ Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.42, Hds.124.
[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.24, Hds.36.
Kitabu'l-Humus, B.19, Hds.55. Ebu'ş-Şeyh el-îsbehânî, A.g.e. Sh.54. Abdurrahman İbnü'l-Cevzî, A.g.e. Sh.375, Hds.761. Aynca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.184, C.4,82 ve84
[13] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zan ve'1-Adab, B.74, Hds.2950.
İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı, C.l, Sh.468,
Hds.1000(1748), Sh.462, Hds.986(1722). İbn Adiyy, el-Kâmil'den, Sh.463, Hds.987(1723). Beyhakî, Şuabu'l-İman'dan. Bkz. Münavİ, Feyzu'l-Kadir, C.2, Sh.239, Hds.1748.
[14] İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.450, Hds.964(1681). Taberânî,
Mu'cemu'l-Kebir'den.
İmam Hafız el-Munzûrî, A.g.e. C.5, Sh.229, Hds.21. Taberânî,
Evsat'ta ve Esbehânî'den.
Bkz. Münavi, Feyzu'l-Kadir, C.2, Sh.2O9, Hds. 1681.
[15] Bkz. Bakara, 2/261-262
Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.45, Hds.3172. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, Sh.345-346.
[16] Bakara, 2/254.
[17] Munafikun,63/10
[18] İmam Kurtubî, A.g.e. C.3, Sh.474.
[19] Bakara, 2/245.
[20] Teğabûn, 64/17.
[21] Âl-i İmrân, 3/92.
[22] Âl-i İmrân, 3/92
[23] Sahih-İ Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.57, Hds.75. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.14, Hds.42-43. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zekat, B.45, Hds.1689. İmam Malik, Muvatta', Kitabu's-Sadaka, Hds.2.
[24] Sebe, 34/39.
[25] Enfal, 8/60.
[26] Bakara, 2/272.
[27] Bkz.Tevbe,9/lll.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.12, Hds.29. Şünen-i Neseî, Kitabu'l-Vasiye, B.l, Hds.3594. İmam Buhârî, Edebii'l-Müfred, B.81, Hds.153.
[29] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.74, Hds.1336.
[30] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri veVSıla, B.40, Hds.2027. Seyyid Mansur Ali Nasif, Tâc Tercemesi, C.5, Sh.125, Hds.242. Beyhakî ve Taberânî'den.
[31] Sahih-i Buhtrî, Kitabu'z-Zekat, B.29, Hds.46.
KitabıTl-Libas,B.9,Hds.l6. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.23, Hds.75-77. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.61, Hds.2537-2538.
[32] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'1-İman, B.5, Hds.5.
Kitabu'l-İşti'zan, B.9, Hds.9. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.63. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.142, Hds.5196. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Et'ime, B.l, Hds.3253. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.12, Hds.4967. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Et'ime, B.43, Hds.1916.
[33] Rahman, 55/60.
[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nafakat, Hds.l.
Kitabu't-Tevhid, B.36, Hds.121.
Kitabu't-Tefsir, B.159, Hds.204. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.l 1, Hds.36-37. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Kefâre, B.15-, Hds.2123.
[35] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.74, Hds.1335.
İslami Okul Okulların En Önemlisi