Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yücelme Ve Olgunlaşma Vesilesi - Muvahhidsahsiyet - 17. Sayfa

 

Yücelme Ve Olgunlaşma Vesilesi

 

İnsanın yaratılışında var olan merhamet duygusu, yerinde ve zamanında emrolunduğu gibi kullanıldığı tak­dirde insanı, yaratılış gayesi doğrultusunda hem yüceltir, hemde olgunlaştınr... Bu fıtrî duygu, kişinin kendisine, ai­lesine, toplumuna ve çevresine gereği gibi uygulandığında huzur ve barış ortamı oluşur... İnsanlar, merhamet duygu­suyla birbirine bağlanır, dargınlar barışır, kırılmış olan kalbler bununla tamir olup düzelir ve düşmanlar birbiriyle dost olurlar... Hayat dengesi, merhamet duygusu vesilesiy­le sağlanır ve varlık âlemi bundan dolayı mutlu olur...

Merhametin kendisini ve birbirine merhamet eden. varlıkları yaratan Rabbimiz Alİah, merhametlilerin en tterhametlisidİr... Muvahhid mü'minler, her helâl olan iş ve hareketlerine, "Bismillahirrahmanirrahim" diye Rah­şan ve Rahim Allah'ın adını anarak başlarlar... Yegâne "ayat düsturumuz Kurân-ı Kerim, "B ismi İlah irrahmanirra-toro" ile başlar.[1]Rabbimiz Allah, Mukaddes hayat kitabının ilk sûresi olan Fatiha Sûresi'nde kendisinin, "er-Rahman, er-Rahîm" olduğunu beyan buyurmaktadır..[2] "Hamd, yalnızca Âlemlerin Rabbi Allah'a aiddir."

Rabbimiz Allah, mü'min müslüman kullarına öğret­miş olduğu duaların birinde şöyle buyuruyor:

"De ki: 'Rabbim bağışla ve merhamet et. Sen, mer­hamet edenlerin en hayırlısısın." [3]

Kendisinden başka ilâh olmayan, gaybı da, müşahe­de edilebileni de bilen, Rahman ve Rahîm olan Rabbimiz Allah'ın [4] Arş'im yüklenen ve Arş'ın çevresindeki me­lekler, iman edenlere mağfiret dilemekte, Allah'ın rahme­tinin her şeyi kuşatmış olduğunu beyan etmektedirler:

"Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunan­lar, Rabblerini hamd ile teşbih etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakı­mından her şeyi kuşatıp sardın. Tevbe edenler ve Senin yoluna tabi olanları mağfiret et ve onları cehennem aza­bından koru." [5]

Allah Teâlâ'ya dua edip bağışlanma ve merhamet edilme dileğinde bulunan Ulu'1-azm paygamberlerden Musa(a.s.)'a cevab veren Âlemlerin Rabbi Allah, merha­metinin sonsuz olduğunu beyanla rahmetinin her şeyi kuşatmış olduğunu bildirmiştir:

"(Musa) dedi ki: 'Rabbimiz, eğer dikseydin, onları ve beni daha önce helak ederdin. (Şimdi) içimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da, Senin denemenden başkası değildir. Onunla Sen, di­lediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim veli­miz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge. Sen, bağışla­yanların en hayırlısısın.

Bize, bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz. Şübhesiz Icî biz, Sana yöneldik.' (Allah) dedi ki: 'Azabımı dilediği­me isabet ettiririm. Rahmetim ise, her şeyi kuşatmıştır. Onu, korkup sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetle­rimize iman edenlere yazacağız.[6]

Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Alİah Teâlâ, rahmetini yüz parça yaptı da doksan-dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzü­ne indirdi.

İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün mahluklar birbirine acır, merhamet ederler. Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) dokunur korkusuyla bir ayağının tırnağını yu­karıya kaldırır." [7]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)'e bir adam geldi. Beraberinde bir çocuk vardı. Adam, çocuğu bağrına basmaya başladı.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Çocuğa merhamet ediyor musun?" Buyurdu.

Adam:

Evet, diye cevab verdi.

Rasulullah:

"Senin çocuğa merhametinden daha çok Allah, sana merhametlidir. Çünkü O, merhamet edenlerin en merha-

metlisidir." buyurdu. [8]

Yegâne hayat önderimiz Rasulullah (s.a.s.), âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir rahmet peygamberidir... o ümmetine örnek olmuş, merhamet konusunda nasıl davra- 1 nacaklarım kendilerine anlatıp hayatıyla örneklemiştir... Din tamamlanmış, İnsan hayatının ihtiyaç duyduğu her şey en güzel ve en hayırlı haliyle beyan olunmuştur... İslâm Dini, hayatın bütün problemlerini çözüp en iyi sonuca ulaştıran yegâne hayat dinidir... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), hayatını her yönüyle ümmetine anlatmış ve mutlu bir hayatın prensiplerini göstererek öğretmiştir... İslâm, in­san tabiatının fıtrî nizamıdır... İslâm, insan tabiatına uy­gun, insanın bozulmamış tabiatı da İslâm'a uygundur... Bu uyumun nasıl sağlanacağını da Rasulullah (s.a.s.), Rabbi-miz Allah'ın kendisine öğrettiği gibi öğretmiştir... Muvah-hid mü'minler, Allah'ın razı olduğu, huzurlu, sağlıklı ve mutlu hayat prensiplerini önderleri Rasulullah (s.a.s.)'den öğrenir, O'ndan görüp öğrendiklerini yaşar, dolasıyla mut­lu olurlar...

Ebu Musa el-Eş'arî (r.a.)'rn rivayetiyle şöyle ruyor Rasulullah (s.a.s.): "Ben, Muhammed'im, Ahmed'im, Mukaffî'yim, tevbenin peygamberiyim ve rahmetin peygamberiyim.[9]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Ya Rasulullah, müşriklerin aleyhine dua et! Denildi.

"Ben, lânetçi olarak gönderilmedim! Ben, ancak ve rahmet olarak gönderildim!" buyurdu.[10]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Ben, ancak ve ancak hidayet(e vesile olarak gönde­rilmiş) bir rahmetim.[11]

Rahmet peygamberi olarak gönderdiği en son Rasul ve en son Nebisi Muhammed (s.a.s.)'in merhamet vasfını şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah:

"Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." [12]

"Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametli olan bir Rasul gelmiştir." [13]

Şefkatli ve merhametli Rasulü (s.a.s.)'e, muvahhid şahsiyetler olan mü'minler için çok şefkatli olmasını emrediyor Allah Teâlâ:

Muvahhid ve müttakîlerin önderi Rasulullah [14] şefkatli ve merhametli olduğu gibi, O'nun Sünneti'y]e amel eden ve O'nun izinde giden muvahhid mü'minler de kendi aralarında oldukça merhametlidirler... Bir vücûdun organları, bir sapasağlam kale duvarının kurşunla kaynatıl­mış yapı taşlan olan mü'min müslümanlar, birbirlerine şefkat kanatlarını germişlerdir...

"Muhammed, Allah'ın Rasulü'dür. Ve O'nunla bir­likte olanlar da (ümmeti de) kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise, merhametlidirler.[15]

"Şübhesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları se­ver.[16]

Rasulullah (s.a.s.)'in ümmeti, böyle merhametli ol­duğu gibi, O'ndan Önceki Rasullerin ve Nebilerin ümmeti olan muvahhid mü'minler de birbirinin kardeşleri olup bir­birlerine karşı çok merhametli idiler... Birbirlerine karşı çok merhametli ve şefkatli olmaları, değişmeyen Tevhid akidesinin mensubları ve katıksız iman sahibi olmaların­dandır...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Andolsun Biz, Nuh'u ve İbrahim'i (Rasul olarak) gönderdik. Peygamberliği ve Kitabı onların soylarında kıl­dık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, on­lardan birçoğu da fasık olanlardır.

Sonra onların izleri üzerinde Rasullerimizi birbiri ar­dınca gönderdik, Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik. O'na İncil'i verdik ve O'nu izleyenlerin kalblerin-je bir şefkat ve merhamet kıldık..[17]

Merhamet edenlerin en merhametlisi ve en hayırlısı olan Allah Teâlâ'nın rahmeti, iyilik yapıp merhametli olan jflii'nıinleri kuşatıcıdır... Allah, merhametli, sabırlı ve te­vekkül edenleri sever, onlarla beraber olup rahmeti, onlara  yakındır...

"Doğrusu Allah'ın rahmeti, iyilik yapanlara pek ya­kındır.[18]

Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Merhamet edin ki, merhamet olunasınız. Bağışlayın ki, Allah da sizi bağışlasın.

Yazıklar olsun söz hunilerine (huni gibi sıvıları akı­tıp da kendisine birşey bırakmayan söz dinleyicilerine) ve yazıklar olsun bile bile (kötü) işleri üzerine ısrar eden kim­selere!"

Ernirü'ül-mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.) şöy­le söylemiştir:

Merhamet etmeyen kimseye merhamet edilmez, affetmeyen kimse affedilmez, tevbe etmeyenden tevbe kaul olunmaz ve takva sahibi olmayan da korunmaz.

Rasulullah (s.a.s.), gerek mübarek sözleriyle, gerek-e bizzat fiilleriyle birbirlerine karşı nasıl merhametli olacaklarını, rahmet olunmuş ümmetini beyan edip göster­miştir... Rasulullah (s.a.s.), bir muallim, yani terbiye edici bir eğitim ve öğretim mürşidi olarak gönderilmiştir..[19] O, bir mürşid-i kâmil ve bir insan-ı kâmil idi!.. Cerir b. Abdullah (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah, insanlara merhamet etmeyene merhamet et­mez.[20]

Bütün insanlara karşı Allah Teâlâ'nın tanıdığı haklar çerçevesinde ve adalet Ölçüşünce merhametli davranır muvahhid mü'minler... Mü'min kardeşlerine karşı iman bağın­dan dolayı merhametli davranır... Mü'min olmayanlar için ise, onların şirkten ve küfürden kurtulup iman ederek selâ­mete kavuşmalarını arzuladığı için merhametli davranır... Yumuşar hareket edip "Kavl-ı leyn" ile onları İslâm'a da­vet eder... Onlara, acıyarak, cehennemde yanmalarını arzu etmeyerek ve Allah'a kul olmaları isteğiyle tebliğ eder... Onlara, kullara kul olmaktan kurtulup Allah'a kul olacak velları gösterir... Bu tebliğ ve davet çalışmaları sırasında şefkatli davranır... Onları birer mü'min, birer dost olarak İcazanmayı diler...

Dost olmazlarsa, bari düşman olmasınlar diye çalı­şır... İman edip birer dost olmazlarsa da, düşman olmama­ları sağlanmış olur İnşaallah!.. Harbî olmayanlara karşı böyle davranılır!..

Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Merhamet edenlere, Rahman olan Allah merhamet eder. Siz, yeryüzü halkına merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsinler."

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Ebu'l-Kasım (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Merhamet, ancak şakî(nin yüreğin)den kaldırı[21]

Alemlerin Rabbi Allah'a gereği şekilde itaat etme­yen, yaratılış gayesine uygun yaşamayan, isyan hâlinde olan günahkâr kişi, şakî olan kişidir... Böyle zalimler, mer­hamet duygusundan sıyrılıp çıkmak istediklerinden ve merhametli olmayı reddettiklerinden dolayı onların kalble-rinden merhamet kaldırılır... Bu, onların zulmüne karşılık kendilerine verilen manevî bir cezadır... Şekavet sahibi °Ian şakiler, şartlarına riâyet ederek tevbe edip ihlâslı, dav­ranacak olurlarsa, tekrar merhamet sahibi said olan bir in-San olurlar...

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.)'e, bedevi bir Arab geldi de: (Ya Rasulullah), sizler, çocukları öper (sever) mi, siniz? Biz, çocuklarımızı öpüp okşamayız, dedi. Rasulullah (s.a.s.):

"Allah, senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmıştır. Ben, senin için neye malik olabilirim (yani ne yapabilirim)?" diye cevab verdi.[22]

Emirü'l-mü'minin İmam Ömer (r.a.), bir adamı me­muriyette çalıştırdı. Memur dedi ki:

Benim evladdan, şu ve şunlar vardır. Onlardan hiç birini öpmedim.

İmam Ömer (r.a.) şöyle dedi:

Aziz ve yüce olan Allah, kullarından ancak insan­ların hakkını en çok yerine getirene merhamet eder.[23]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), torunu Hasan b. Ali'yi öptü. O sı­rada yanında Akra' b. Habis et-Temimî oturmakta idi.

Akra':

Benim on tane çocuğum vardır. Onlardan hiçbiri­ni Öpmedim, dedi.        .

Rasulullah (s.a.s,), ona doğru baktı, sonra da:

"Şübhesiz merhamet etmeyene, merhamet olun­maz!" buyurdu. [24]

Muvahhid mü'min şahsiyet, kendi ailesi için merha­metli ve şefkatli olduğu gibi, bütün İslâm Milleti'nin jflü'rmn ferdleri için aynı merhamet ve şefkati göstermesi gerekir... Dünyanın neresinden olursa olsun, hangi bölge­den, hangi renkten, hangi ırktan, hangi kavimden ve hangi dilden olursa olsun bütün mü'min müslümanlar kardeştirler...[25] Bu kardeşler yüce şahsiyetli bir ailenin izzet sahi­bi ferdleridirler... Hepsi bir vücûdun organları gibi bütün­leşmiş bir ümmettirler... Kederde, sevinçte, acıda, neşede beraberdirler!..

Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'mn rivayetiyle Ra­sulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Küçüğümüze şefkat ve büyüğümüze hürmet göster­meyen, iyiliği emretmeyen ve kötülükten sakındırmayan bizden değildir![26]

Mü'min müslüman anneler ve babalar, çocukları için merhametli ve şefkatli oldukları gibi, mü'min müslüman çocuklar da, anneleri ve babaları için şefkatli ve merha­metlidirler... Onlar, anne ve baba hakkının ne kadar önemli olduğunu idrak etmiş olup, bu hakları gereği gibi yerine getirmede kusur etmezler... Anne ve babalarının her ihti­yaçlarını meşru çerçevede yerine getirir, onları üzmez ve rahatsız etmezler... Aksine onları rahat ettirmek için elle­rinden gelen bütün imkânı kullanırlar... Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanadını ger ve de ki: 'Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, sen de onları esirge.[27]

Mü'min müslüman çocuklar, anne ve babalarının sosyal güvencesidir... Onlar, anne ve babalarına en iyi şe­kilde hizmet eder, onların bakımlarını en güzel bir biçimde yapmaya gayret ederler... Onların ihtiyarlığında ve evlâda ihtiyaç duyduğunda, kendilerine hizmet etmeyi, Allah'ın bir emri olduğunu bilir, iman edip bir ibadet sayarlar... Bu ibadeti edâ ederken, kusur işlememeye azamî derecede dikkat ederler... Çünkü Rabbimiz Allah, bu konuda mü'min kullarına şöyle buyurur:

"Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve an-ne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: 'Öf bile deme ve onları azarlama, onlara güzel söz söyle."[28] Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Küçüklere (aile ferdlerine) Rasulullah (s.a.s.)'den daha fazla merhamet eden bir kimseyi görmedim! (Oğlu-' İbrahim, Medine'nin yaylasında sütanneye verilmişti. Ra-sulullah (s.a.s.), biz de beraberinde olmak üzere gider, o eve girerdi. Ev tüterdi. İbrahim'in sütbabası demirci idi. Rasulullah (s.a.s.), çocuğu alır-Öper, sonra dönerdi.[29]

İslâm Dini'nden, gerek akideden, gerekse amelî ilke­lerden taviz vermemek üzere kolay olanların insanlara be­yan edilmesi lazımdır... İnsanların yüklerini ağırlaştırma­dan, farz olan vazifelerin emredilmesi, nafilelerin tavsiye ve sevdirilmesi gerekir... İnsanlar, katıksız iman edip, iman onların kalblerine inerek sağlamlaşınca, dinden olan her şeyi severek yapacaklardır... Bundan dolayı hilimli ve hoş­görülü olup insanlara merhametli davranmak gerek... On­ların gücünü ve idrakim aşan şeylerle kendilerini zora koşmamak, İslâm devetçilerin dikkat etmesi gerekli vazi-felerindendir... İnsanlara kolaylık göstermek demek, İs­lâm'dan taviz vermek demek değildir... Muhatab insanın, anlayışı ve gücüne göre İslâm'ın emirlerini beyan etmek, dinde istenilen kolaylıktır.;.

Ebu Musa (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Muaz b. Cebel ile Ebu Musa'yı Yemen'e memur gönderdi ve onlara (verdiği emirden ola­rak):

"(Halka) kolaylık gösteriniz, güçlük göstermeyiniz. Müjde verip sevindiriniz, nefret ettirmeyiniz. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz." buyurdu.[30]

el-Ezrak İbn Kays anlatıyor:

Ehvaz'da (Duceyle denilen) bir nehrin kenarında bu­lunuyorduk. O nehrin suyu kuruyup gitmişti. Ebu Berze

Nadle ibn Ubeyd el-Ensarî, atı üzerinde geldi de namaza durdu, atı da salıverdi. Kendisi namazda iken atı yürüdü.

Ebu Berze, hemen namazını bıraktı ve atının ardın­dan gitti. Sonunda ona yetişip yakaladı. Sonra geldi, yan bıraktığı namazını tamamladı.

Bizim içimizde Haricî görüşünde olan bir adam var­dı. Ebu Berze'nin böyle namazı içinde atı yakaladığını, sonra yine kıldığını görünce:

Şu ihtiyara bakınız! Atı için namazını terk etti! demeye başladı.

Ebu Berze de, namazdan sonra ona yöneldi de:

Rasulullah (s.a.s.)'den ayrıldığım zamandan beri beni, hiçbir kimse sertlik, yoğunluk etmemiş, ayıplama­mıştır! diye cevap verdi ve şöyle devam etti:

Benim varıp ineceğim yer uzaktadır. Eğer ben, atımı bırakıp da namazı tam kılsaydım, geceye kadar ehli­min yanına varamazdım, dedi.

Bu arada kendisinin, Rasulullah (s.a.s.)'e Sahabîlik ettiğini ve bu beraberliğinde Rasulullah'm (namazda ve diğer hususlarda daima) kolaylık göstermesine şahid oldu­ğunu zikretti.[31]

Ümmet içindeki meşru ölçülerde hoşgörü ve birbiri sevip saymak, birbirine karşı İslâm kardeşliği bağlarını daha sıkılaştırır ve saflar, birbiriyle kenetleşir... Zalim tağutî güçler tarafından işgal edilen ve şirk ile küfrün egemen olduğu İslâm topraklarında esaret altındaki mü'min Müslümanların, bu konuda çok daha hassas olmaları ve dikkat etmeleri gerekir!..

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbiri­nizi sevmedikçe de (tam) iman etmiş olmazsınız. Ben, size bir şey göstereyim mi? Onu yaparsanız, birbirinizi sever­seniz: Aranızda selâmı yayın!" [32]

Ekbe b. Amir (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kim (bir müslümandan) bir ayıp görürde onu örter­se, (cahiliyye devrinde) toprağa diri diri gömülen kızları diriltmiş gibi olur.[33]

Hür olsun, köle olsun, işçi olsun, iş veren olsun, fa, kir olsun, zengin olsun, şehirli olsun, köylü ve çiftçi olsun ne olursa olsun insan olduktan sonra yegâne hayat nizamı olan İslâm, onlara kıymet verip saygı ile merhamet etmiştir... İnsana karşı merhametli davranmayı emretmiştir.. Onlara hiçbir haksızlığı kabul etmemiş, her türlü zulmü reddedip karşı çıkmıştır... Devamlı adaletli ve merhametli olmayı emreden hayat nizamı İslâm, insanlara insanca ya­şayacakları bir hayatın yollarını göstermiş, ilkelerini beyan etmiştir... İslâm, hürlerin hakkını koruduğu gibi, kölelerin de hakkını korumuştur... İşçinin alın teri hakkını koruduğu gibi, işverenin de hakkını gereği gibi korumuştur... Şehirli­ye verdiği kıymeti, köylüye ve çiftçiye de vermiştir... Kı­sacası insanı, Allah'a ibadet etmek için yaratılan bir kul olarak kabul etmiş, insana, hakkettiği değeri vermiştir...

Ebu Mes'ud el-Ensarî (r.a.) anlatıyor:

Bir kölemi dövüyordum. Derken arkamda bir ses

işittim:

Ya Ebu Mes'ud, bilmiş ol ki Allah, senin üzerine, senin buna olan kudretinden daha kadirdir!" diyor. Baktım, ne göreyim Rasulullah (s.a.s.) imiş.

Hemen:

Ya Rasulullah, O, Allah rızası için hürdür! dedim.

Bunun üzerine:

Dikkat et! Eğer bunu yapmasaydın, sana mutlaka ateş çarpardı!" buyurdu.[34]

Zâzân Ebu Ömer (r.a.) anlatıyor:

İbn Ömer (r.anhuma), bir kölesini çağırarak sırtında bir eser görmüş de ona:

Senin canını acıttım mı? demiş. Köle:

Hayır, cevabını vermiş. İbn Ömer:

Sen âzâdsın! demiş.

Sonra yerden birşey, veya bir çöp alarak:

Benim için bunda, bu işe değer ecir yoktur. Ben, Rasulullah (s.a.s.)'i:

"Her kim bir kölesini (mucibini) yapmadığı bir ka­bahat için döver veya tokatlarsa onun kefareti, o köleyi âzâd etmesidir." buyururken işittim, dedi.[35]

Hişam b. Hakim b. Hizam (r.a.)'dan.

Hişam, Şam'da bir takım insanların yanına uğradı ki, güneşe karşı dikilmişler, başlarının üzerine de zeytinyağı dökülmüştü.

Bu ne? diye sordu.

Vergi için azab olunuyorlar, denildi.

Dikkat edin! Ben, Rasullullah (s.a.s.)'i: "Şübhesiz ki Allah, dünyada (insanlara) azab edenle­ri, azab edecektir." buyururken işittim.

O gün onların Filistin'deki emiri Umeyr b. Sa'd idi. Hişam, O'nun yanına girerek (hâli) kendisine anlattı. O da, emir verdi ve çiftçiler serbest bırakıldılar.[36]

İnsanlara kıymet verip gereği gibi merhamet eden  mü'minler, hayat nizamı İslâm'ın kendilerine verdiği vazifeleri icabı hayvanlara ve bitkilere de değer verip merhamet ederler... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'jn bu konudaki emir ve tavsiyelerinden birkaç tanesini beyar! edelim...

1) Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:

"Yeryüzünde bulunan insan, hayvan ne varsa bütün canlılara merhamet edenlere, Allah ve O'nun bütün meleke leri merhamet eder. Bütün hayvanlar, insanlann emrine ve­rilmiştir, fakat onlara zulüm edilmemesi de beraber emre­dilmiştir." [37]

2) Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Birisi yürürken, birden susuzluğu arttı. Hemen bir kuyuya indi, suyundan içti. Sonra kuyudan çıktı. Adam, orada bir köpekle karşılaştı ki, hayvan, susuzluktan dilini çıkarıp soluyor, nemli toprağı yalıyordu.

Yolcu (kendi kendine):

Bana erişen hararet ve susuzluğun benzeri bu hayvana da ulaşmış, dedi.

Kuyuya inip ayakkabısına su doldurdu. Sonra (kuyu­dan çıkarmak için) ayakkabıyı ağzı ile tuttu. Sonra yükse­lip çıktı ve köpeği suladı. Bu yaptığından dalayı Allşh, ° kulunu övdü ve ona mağfiret eyledi."

Sahabîler:

Ya Rasulullah, hayvanları sulamakta bize de var mıdır? dediler.

Rasulullah (s.a.s.)

"Her yaş ciğerde (yani, hayat eseri olanı sulamakta) s6vab vardır." buyurdu.[38]

3) Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir kadın, aç Ölünceye kadar hapsettiği bir kedi se­bebiyle cehenneme girdi de azab edildi.

Allah, en iyi bilir ki, yahud cehennemin bekçisi Ma-lîlc, bu kadına:

Ey kadın, sen bu kediyi hapsettiğin zaman, onu yedirmedin, içirmedin, yerin böceklerinden (nasibini bu­lup) yemesi için de salıvermedin, demiş." [39]

4) Abdullah b. Cafer (r.a.) anlatıyor:

(Rasulullah, bir gün) Ensar'dan bir adamın bostanı­na girdi. Bir de ne görsün, bir deve! (Deve), Rasulullah'ı görünce inledi, gözlerinden yaşlar aktı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), onun yanma gidip kulak kökünü okşad (hayvan da) sakinleşti.

Rasulullah (s.a.s.):

"Bu devenin sahibi kimdir, kimin bu deve?" diVe sordu.

Ensar'dan bir genç gelip:

Ya Rasulullah o, benimdir, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Allah'ın, seni kendisine sahib kıldığı şu hayvan hakkında Allah'dan korkmuyor musun? Gerçekten bu hay­van senin kendisini aç bıraktığın ve yorduğunu bana şika­yet ediyor!" buyurdu.[40]

5) Sehl b. Hanzaliyye (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), (açlıktan) karnı sırtına yapışmış

bir deveye rastladı da:

"Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah'dan korkunuz! Onlara, (binmeye) elverişli hâllerinde bininiz ve (yenme­ye) elverişli hâllerinde onları yiyiniz!" buyurdu.[41]

6) Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.) ile bir seferde idik. Bir ihtiyacın­dan dolayı (yanımızdan) uzaklaşmıştı. O sırada iki tane yavrusuyla birlikte bir kayakuşu gördük ve yavrularını ya­kaladık. Bunun üzerine (anne) kuş gelip kanatlarını ^onla­rın üzerine) germeye başladı. Derken Rasulullah (s.a.s) geldi ve:

"Bunu, yavrularıyla üzen kimdir? Onları, kendisıne geri veriniz!" buyurdu.

Yine (Rasulullah), bizim yakmış olduğumuz bir ka­rınca yuvasını gördü de:

"Bunu, kim yaptı?" diye sordu.

Biz de:

Biz, dedik.

"Ateşle cezalandırmak, ateşin yaratıcısından başka hiçbir kimse için uygun değildir." buyurdu.[42]

7) Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), bir yerde konakladı. Adamın biri de, kayakuşunun yumurtasını aldı. Bunun üzerine kuş, Rasulullah (s.a.s.)'in başı üzerinde çırpınmaya başladı.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bu kuşa, yumurtası sebebiyle hanginiz rahatsızlık vermiş?"

Adamın biri dedi ki:

Ya Rasulullah, onun yumurtasını ben aldım!

Buna karşı Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kuşa merhamet için, o yumurtayı yerine bırak!"[43]

Rabbimiz Allah'ın, mü'min müslüman kulları için kesimini ve etinin yenilmesini helâl kıldığı hayvanlar kesilirken, kendilerine eziyet edilmemeli, keserken onlara yu­muşak ve merhametle muamele yapılmalıdır... Yegâne Ön­derimiz Rasulullah (s.a.s.), bu konuda ümmetini uyarmış ye merhametli davranmalarını emretmiştir...

Şeddad b. Evs (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Şübhesiz Allah, her şeye ihsanı (iyiliği) farz kilmışir- O hâlde siz, öldürdüğünüz vakit, öldürmeyi iyi yapın!

Kestiğiniz zaman da kesmeyi iyi becerin. Her biriniz ğını bilesin ve kestiği hayvana rahat versin!" [44]

Muaviyye ibn Kurre, babasından rivayet eder:

Bir adam, (Rasulullah'a) şöyle dedi:

Ya Rasulullah ben, koyun kesiyorum, fakat onaacıyorum.

Rasulullah (s.a.s.), iki defa şöyle buyurdu:

"Sen koyuna acırsan, Allah sana acır." [45]

Ebu Ümâme (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Boğazlanacak, hayvan bile olsa merhamet edene kıyamet gününde Allah merhamet eder." [46]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), canlı hayvanların atış için hedef yapılmasını, onlara eziyet edilmesini yasaklamıştır... Merhamet ve rahmet Peygamberi (s.a.s.), ümmeti­nin böyle bir hataya düşmemesi için gerekli önlemleri al­mış ve nasihat etmiştir...

Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur:

"İçinde canı bulunan bir şeyi hedef ittihaz etmeyimz![47]

El-Hakim ibn Eyyub (r.a) anlatıyor:

Enes, bir takım oğlan çocukları, yahud gençler gördü onlar, bir tavuğu atış hedefi dikmişler de ona atış yapmaktalar.

Bunun üzerine Enes (r.a.):

Rasulullah (s.a.s.), hayvanların (atış yapmak için) bağlanıp hapsedilmelerini nehyetti, dedi. [48]

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), yeryüzündeki bitkilere karşı da merhametli olmayı emretmiş, gerek ağaç dikmeyi, gerekse ekin ekmeyi ümme­tine çok sevablı bir vazife kılmıştır... Boş yere ve ihtiyaç olmadan ağaç kesmeyi yasaklamış, bu yasağı çiğneyenlere Allah'ın şiddetli bir ceza vereceğini beyan etmiştir...

Enes (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle bu­yurur:

"Hiçbir müslüman yoktur ki, bir ağaç diker, yahud ekin eker de, bunların her birinden bir kuş, yahud bir in­san, yahud bir hayvan yesin de, kendisi bundan faydalan­masın! Muhakkak buna mukabil o müslüman için bir sada­ka sevabı olmuştur.[49]

Cabir (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Bir müslüman bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenilen (yemiş) mutlaka onun için sadakadır. O ağaçtan çalınan (yemiş) onun için sadaka, yabanî hayvanların yediği sada­ka, kuşların yediği dahi onun için sadakadır. (Hasılı) bir kimse, o ağacı(n yemişini yiyip) azaltırsa bu, onun için mutlaka sadaka olur.[50]

Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Kıyamet kopar da sizden birinizin elinde bir hurma fidanı bulunursa, eğer helâktan önce onu dikmeye güç ye-tirebilecekse onu diksin.[51]

Yegâne hayat nizamı İslâm, yeryüzünü mamur et­mek için mü'min müslümanları böyle teşvik edip vazifeli kılıyor... Yeryüzünü ifsad edenlere karşı, elleriyle, dilleriy­le ve kalbleriyle mücadele etmeyi emrediyor... Yeryüzünü yemyeşil yapan ve şenlendiren gerek ağaç, gerekse diğer bitkileri boş yere israf etmemeyi, ağaçları kesmemeyi ve gerçek ihtiyaç olmadıkça onlara dokunmamayı emreder­ken, kendilerini yeryüzünün ıslahı için vazifelendiriyor... Muvahhid mü'minler, yeryüzünün hem halifeleri, hem de varisleridir... Veraset haklarını iyi korumalı ve hilafet vazi­felerini hakkıyla gerçekleştirmelidirler...

Abdullah b. Hubşî (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Kim bir Arabistan kirazını (Sidir ağacını) keserse, /Ulah onu, başı aşağı ateşe atar."

Ebu Davud'a bu hadisin mânâsı soruldu. Şöyle ce­vap verdi:

Sahrada, yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir Arabistan kirazını (Sidir ağacını) lüzumsuz, zulmen, ondan bir hakkı olmaksızın keserse, Allah onu, yüzüstü ateşe atar.[52]

İnsanların tabiî ihtiyacını gideren ekini, meyveyi, seb­zeyi ve diğer bitkileri yakmak, boş vermek ve çürütmek su­retiyle insanlık âlemine zarar veren ihanet ehli birisinin ve yahud birilerinin işlediği korkunç suç, katliâm yaparak ne­silleri yok edenlerin işlediği suç ile bir sayılmıştır... Ekini yok eden ile nesli yok eden aynı vahşeti işlemiş, aynı suçu paylaşmışlardır... Ekini yok etmek, nesli yok etmektir!..

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.

O, iş başına geçti mi (ya da sırtım çevirip gitti mi), yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

Ona: 'Allah'dan kork' denildiğinde, büyüklük guru­ru onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine, cehennem ye­ter. Ne kötü bir yataktır o." .[53]

Kendisinden başka rabb, melik ve ilâh olmayan, eşi ve benzeri bulunmayan, milkinde ve mülkünde ortaksı? tek hakim Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın, insan kullap nın sıhhati, selâmeti, huzuru ve saadeti için beyan buyur, duğu hayat nizamı İslâm'da merhamet, emrolundugu gibj yerine getirildiği takdirde âlemi kuşatıcı olduğu görülür.. Merhamet edene, Allah ve kulları merhamet eder... Merha­met etmeyen, Allah'ın ve kullarının merhametinden mah­rum kalır!..

Cerir b. Abdillah El-Becelî (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Merhamet etmeyen kimseye, merhamet olunmaz.[54]



[1] Fatiha, 1/1

[2] Fatiha, 1/3.

[3] Mü'minun, 23/118.

[4] Bkz. Haşr, 59/22.

[5] Mü'min, 40/7.

[6] A'raf, 7/155-156.

[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.19, Hds.29. Sahih-i Müslim, Kitabu't-Tevbe, B.4, Hds. 17-21. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.35, Hds.4294. îmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.54, Hds.100.

[8] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.175» Hds.377.

[9] Sahİh~i Müsiim' Kitabu'l-Fedail, B.34, Hds.126.

[10] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.24, Hds.87.

imam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.65, Hds. 1423(2585). Buhârî, Ta rıh'ınd

[11] A'g-e- C"2' Sh"65' Hds.l421(2583). İbnSa'd'm Ta-oakat'ı ve Hakim'in Müstedrek'inden.  t Ünâvî' Feyzu'l-Kadir, C.2, Sh.572, Hds.2583

[12] Tevbe, 9/128

[13] Tevbe, 9/128

[14] Hicr, 15/88.

[15] Fetih,48/29.

[16] Saff, 61/4.

[17] Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.176, Hds.380. 

[18] Buhârî Edebü'l-Müfred, B.174, Hbr.372,

[19] Abdullah b. Amr (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Ben, ancak Öğretici olarak gönderildim." İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.229.

[20] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, B.2, Hds.5.

Kitabu'1-Edeb, B.27,Hds.43. Sahİh-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.15, Hds.66. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.16, Hds.1987. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.53, Hds.96-97. B.174, Hds-375 Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr Tercümesi, Sh.176, Hds.576. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.394, Hds.3759(9093). Hanbel, Müsned, C.4, Sh.365'den.

[21] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 66, Hds. 4941

[22] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.18, Hds.27. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.15, Hds.64. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, B.3, Hds.3665.

İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.50, Hds.90. B.53, Hds.98.

[23] İmam Buhârî, Edebü'I-Müfred, B.53, Hbr.99.

[24] Sahİh-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.18, Hds.26.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.15, Hds.65.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.12, Hds.1976.

İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.53, Hds.95.

[25] Bkz. Hucurat, 49/10.

[26] Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.15, Hds.1986.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.66, Hds.4943.

İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.163, Hds.353-358.

[27] İsra, 17/24.

[28] İsra, 17/23.

[29] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.15, Hbr.63. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.175, Hbr.376.

[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.163, Hds.238. Kitabu'1-Edeb, B.80, Hds.149. Kitabu'l-İlm,B.12,Hds.ll.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.3, Hds.6-7. Sünen-İ Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.20, Hds.4835.

[31] Sahİh-i Buhârî, Kİtabu'1-Edeb, B.80, Hbr.152.

Ebvabu'l-AmelFİ's-Salât,B.ll,Hbr.l5. Not:

"Kastalânî (r.a.) şöyle demiştir:

Fakihler, devamlı çok yürüyüşün farz namazı bozacağı üzenn-de ittifak etmişlerdir. Bunun için Ebu Berze hadisinde bahsedil^ yürüyüş, az yürüyüşe hamledilir; Amr ibn Merzuk'un rivayeti, d11' nu te'yid etmektedir.

Amr ibn Merzuk rivayetinde: Ebu Berze, atını tuttu, sonra namaz yerine arka arkaya yürüyüp geldiği şeklindedir. Bu da, O'nun dönüşünün çok yürümekle olmadığını iş'âr eder. Bu, bir küçük amel ve az yürüyüş idi. Kıble'ye arka dönmek de yoktu. Bu sebeble Ebu Berze, bu fiilini namaza mani saymıyordu. (İrşâ-du's-Sârî, 11,357).

Sahih-İ Buhârî ve Tercemesi, çev. Mehmed Sofuoğlu, İst. 1987, C.3,Sh. 149, Dipnot: 26.

[32] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.22, Hds.93-94.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.142, Hds.5193. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zan ve'1-Adab, B.l Hds.2828. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.9, Hds.68. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.448, Hds.980. 

[33] Sünen-İ Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.45, Hds.4891. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.323, Hds.758.

[34] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Eyman, B.8, Hds.35.

[35] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Eyman, B.8, Hds.30.

[36] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Bim ve's-Süa, B.33, Hds.l 17-119.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Harac ve'1-İmare, B.30-32,

[37] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.66, Hds.4941.

[38] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Musakaat, B.10, Hds.ll. Kitabu'1-Edeb, B.27, Hds.39. Kitabu'1-Mezalim, B.23, Hds.27. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Selâm, B.41, Hds.153. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, B.8, Hds.3686(son cümle). Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Cihad, B.44, Hds.2550. İmam Malik, Muvatta', Kitabu Sıfatu'n-Nebî, Hds.23. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.176, Hds.378.

[39] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'l-Musakaat, B.10, Hfls.13. Kitabu'1-Enbiya, B.56, Hds.149. Kitababu'1-Ezan, B.9, Hds.14. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Selâm, B.40, Hds.151. Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.37. Hds.133-135. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Küsûf, B.14, Hds.1482. B.20, Hds.1496. Irrıam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.176, Hds.379.

[40] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.44, Hds.2549.

[41] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.44, Hds.2548.

[42] Sünen-i Ebu Davud, Kitabü'l-Cihad, B.l 12, Hds.2675. 

[43] KitabülCihad, B.l 12, Hds  Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.177, Hds.382.

[44] Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sayd ve Zebaih, B.l 1, Hds.57. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zebaih, B.3, Hds.3170. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Diyet, B.14, Hds.1430. Sünen-i Neseî, Kitabu'd-Dahâyâ, B.22, Hds.4383. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'd-Dahâyâ, B.11-12, Hds.2815. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Edahi, B.10, Hds.1976.

[45] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.174, Hds.373. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.l, Sh.3OO, Hds.206.

[46] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.176, Hds.381.

[47] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zebaih, B.10, Hds.3187. Sünen-i Neseî, Kitabu'd-Dahâyâ, B.41, Hds.4416-4422.

[48] Sahih-i Buhârî, Kitabu'z-Zebaih ve's-Sayd, B.25, Hbr.38-39. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sayd ve'z-Zebaih, B.12, Hbr.58. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'd-Dahâyâ, B.l 1-12, Hbr.2816. Sünen-i Neseî, Kitabu'd-Dahâyâ, B.41, Hbr.4417. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zebaih, B.10, Hbr.3185-3186.

[49] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muzara'a, B.l, Hds.l.

Kitabu'1-Edeb, B.27, Hds.42. Sahİh-i Müslim, Kitabu'l-Musakat, B.2, Hds.8. sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, B.40, Hds.1400. imam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.217-218, Hds.6-9. Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta ve İmam Ahmet b. Hanbel'den.

[50] Şahih-i Müslim, Kitabu'l-Musakat, B.2, Hds.7-13.

[51] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.222, Hds.479.

İmam Suyutf, A.g.e. C.2, Sh.89, Hds,1464(2668). Ahmed b. Han-bel,Müsned,C.3,Sh,184ve 191'den.

[52] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.7L Hds.5239.

[53] Bakara, 2/204-206. Bu ayetlerin tefsiri için bkz. İmam Kurtubî, A.g.e. C.3, Sh.143-151.

[54] Şahih-i Buhârî, Kitabu'I-Edeb, B.27, Hds.43.                            ,

İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.394, Hds.3759(9093). Ahmed t>-Hanbel, Müsned, C.4, Sh.365'den.