En Kötü Huy Mü'minlerin Annesi Aişe (r - Külliyat - Muvahhidsahsiyet - 19. Sayfa
En Kötü Huy
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha), yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'i anlatırken şöyle diyor:
Rasululîah (s.a.s.)'e göre, yalandan daha kötü bir huy yoktu! Kimin bir yalanını duysa, sonradan tevbe ettiğini bilinceye kadar onu kalbinden çıkarırdı (gönlünde böyle yalancı olarak devam ederdi).[1]
Yalan, hakikatin gizlenmesi, doğruların katledilmesi-dir... Yalan, yalan söylemek suçunu işleyen kişinin kendisini aldatması ve inkâr etmesidir... Yalan, kulun, kendisini yaratan, açık ve gizli her şeyini bilen Rabbi Allah'a karşı ihanetidir... Yalan, Allah ve Rasulü (s.a.s.) tarafından şidyasaklanmış en kötü huydur... Yalan, kötülüklerin kaynağı, suç işlemenin en korkunç aleti ve en adî suç işte yenlerin savunma silahıdır.,.
Yalancı, Allah'a karşı yalan söylemekten ve Allah'a iftira etmekten bile geri kalmaz... En korkunç yalan ve en ağır suç, Allah'a karşı yalan söyleyerek iftira etmektir. Allah'ın hiç bir ortağı olmadığı hâlde, gökte de, yerde de yalnız İlâh iken, O'ndan başka ibadet edilmeye layık hiçbir ilâh ve rab yok iken, O'na herhangi bir şeyi ortak koşan, en korkuç suç olan şirk suçunu işlemiş olur!.. Bu suçu işleyen Allah'a karşı hem yalan söyler, hem de Allah'a iftira eder...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.[2]
"De ki: 'Alİah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler.[3]
"Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır.[4]
"(Bu Kur'ân), 'Alİah, çocuk edindi, diyenleri uyarıp
korkutmaktadır.
Bu konuda, ne kendilerinin, ne de atalarının his ba bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz, ne (kadar da) büyük. Onlar, yalandan başkasını söylemiyorlar."[5]
"Hiç bir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırma için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? Şübhesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.[6]
"Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah, hidayete Şaştırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır.
Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri de onlardır.[7]
"İslâm'a çağrıldığı hâlde Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Alİah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.[8]
"Onlar, yalana kulak verenlerdir, haram yiyicilerdir.
"Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla, şuna helâl, buna haram demeyin, Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şübhesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
"Gerçekten Allah, yalancı kâfir olan kimseyi hidayete eriştirmez.
"Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının!"
Muvahhid mü'minler, her yönüyle iğrenç bir pislik putlardan, putlaştınlanlardan ve putculuktan alabildiğine kaçındığı, asla ve kat'a yaklaşmadığı gibi, yalandan, yalancılıktan ve yalancılardan da alabildiğine kaçınacak uzaklaşacak, yaklaşmayacaktır,
Safvan b. Süleym anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'e:
Mümin, korkak olur mu? diye sorulduğunda: "Evet" diye cevab verdi.
Mü'min, yalancı olur mu? diye sorulunca da: "Hayır!" buyurdu.[9]
Ebu Ümâme (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
Mü'min, bütün huylara sahib olabilir, ama yalancı ve hain olamaz.[10]
Mü'min müslümanlar, yalandan kaçındıkları gibi, yalana benzeyen zanndan da kaçınmalıdırlar... Allah ve Rasulullah (s.a.s.) konusunda da çok dikkat etmeli... Ellerinde sapsağlam bir delilleri olmadıkça hiç bir fikir yürüt-memelidirler... Allah ve Rasulü (s.a.s.) hakkında, yegâne hayat nizamı İslâm hususunda herhangi bir şey söylenecek ise, mutlaka Kur'ân-ı Kerim'in ayetlerinden ve Rasulul-lah(s.a.s.)'in sahih hadislerinden hareket etmelidirler...
Ayetleri ve hükümleri yanlış söylememeli, Rasulullah (s.a.s.)'e aid olmayan bir sözü bile bile hadis diye naketmemelidir... Böyle bir hareket, Rasulullah (s.a.s.)'e kar-yapılan korkunç bir ihanet olup cezası ağır olan bir suçtur- Hadis-i şerif olmayan herhangi bir sözü, Rasulullah fS.a.s-)'e mal ecip nakleden ve o söz üzerine bir fikir bina eden kişi, Rasulullah (s.a.s.)'e iftira etmiş ve dinleyenleri yanıltmış olur... Hem kendisi sapar, hem de başkalarını saptırır...
Enes b. Malik (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim benim üzerime bilerek yalan söylerse, cehennemdeki oturacağı yere hazırlansın.[11]
el-Muğire (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Benim ağzımdan yalan söylemek, başka bir kimse ağzından yalan söylemek gibi değildir.
Her kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa, ateşteki yerine hazırlansın.[12]
Rasulullah (s.a.s.) ümmetini, gecesi, gündüzü kadar apaydınlık ve her şeyi sapsağlam delillere dayalı bir nizam üzere bırakmıştır... Temelleri, sütunları, duvarları, çatısı, tabanı ve tavanı çok sağlam olan bu bina, ancak kendi usûlüyle korunur... Bu bina, kendisine inanmış, onu imanının gereği gören fedakâr mü'minlerin, onun usûlüne uygun korumalarıyla korunur... Bundan dolayı her türlü zandan sakındırılan mü'minler, kesin delillerle hareket eder, hakkında kat'î bilgisi olayan şeylerde zann ile hareket etmezler!.. Hele hele konu, İslâm olursa zan ile asla amel edilmez... Yegâne hayat nizamı İslâm, kişinin kanaatlerine göre değil, kendi ilkeleriyle gündeme gelmelidir... Hakkın da "Nass" bulunan mes'elelerde, Nas'lar bir yana bırakıp rak indi görüşlerin gündeme gelmesi, "bence'lerle amel edilmesi bir ihanet olur... Eğer böyle bir hareket cehalet değilse, ihanetten başka bir şey değildir...
Ebu Hüryre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur:
"Sizleri, zandan sakındırırım! Çünkü zanla söylenen söz, sözlerin en yalanıdır.
Birbirinizin eksiğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız. Hususî ve mahrem hayatınızı da araştırmayınız.
Almayacağınız bir malın, alıcıyı zarara sokmak için
fiatım arttırmayınız.
Birbirinize hased etmeyiniz, buğzlaşma da yapmayınız. Birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz.
Ey Allah'ın kulları, birbirinize kardeşler olunuz.[13]
Mü'min müslüman bir kul, bilmelidir ki, yalan terk bilmedikçe yapılan ibadetlerin kendisine faydası olmaz... İbadetin gayesi, ibadet edeni bütün kötülüklerden alıkoy-paktır... Kötülüklerin başında yalan vardır... Eğer yalan terJc edilmezse, diğer kötülükler rahatça yapılır... kötülüklerden ve günahlardan vazgeçmek için önce yalanı bırakmak, ona asla dönmemek kaydıyla terk etmek gerekir.^
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına, Alİah için hiç bir ihtiyaç yoktur." [14]
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) şöyle diyor:
Kul, yalan konuşmaya devam ettikçe, Allah katında yalancılardan yazıhncaya ve kalbinin tamamı kara-rıncaya kadar kalbinde siyah bir leke belirir.[15]
Yalan, nifak alâmetlerinden bir alâmettir... Yalan konuşmayı bırakıncaya kadar, münafıkın alâmetlerinden bir alâmeti üzerinde bulunduran bir kula,[16] her duyduğu şeyi, ;ru mu, yanlış mı diye araştırmadan söylemesi, onun için yalan olarak yeterlidir... Böyle bir hareket, toplumu if. sad eder... Bundan dolayı yalan, bir ihanettir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her işittiğini söylemek, bir insana yalan namına kâfidir.[17]
Süfyan b. Üseyd el-Hadremî (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Senin söylediklerini tasdik edecek bir mü'min kad-resine yalan söylemen, çok büyük bir hıyanettir."[18]
Abdullah ibn Ömer (r.a.)'dan.
Rasulullah(s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kul, yalan söylediği vakit vücûda getirdiği şeyin fena kokusundan Ötürü melek, kendisinden bir mil uzaklaşır.[19]Yalnızca insanları güldürmek için yalan konuşan kişiler, toplumda çok kötü bir yerleri olduğu gibi, ahirette de azabın en çetinine düşer... Böyle tipler, düşük karekterli olup diğer insanların kendilerine hiç değer vermedikleri ve alay konusu ettikleri kişilerdir... Elbette hiç bir mü'min Müslüman böyle bir duruma düşemez... İman ve haya, onu köyle alçak bir seviyeye düşmesini engeller... İman sahibi haya eder, haya eden kişi de, böyle bir duruma düşmez...
Behz b. Hakem (r.a.)'ın dedesi Muaviye b. Cey-de(r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Cemaatı güldürmek için yalan konuşanların vay hâline, vay hâline, vay hâline, (yazıklar olsun)!"[20]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah(s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak bir kul, insanları onunla güldürmek için bir kelime söylerse, o söylediği sebebiyle cehennemde, yeryüzü ve gökyüzü arasındaki en uzak bir yere düşer. O, ayaklarının daha çok dilinden saptığından dolayı sapıklığa düşer." [21]
Söylenmesi haram ve günah olan yalan, eğer hayra vesile olursa caiz olur... İki küs mü'mini birbiriyle barıştırıp aralarını bulmak için söylenmemişi söylenmiş, olmamışı olmuş gibi göstermek caizdir... Birbiriyle kavgalı iki mü'min grubun arasında barışı sağlamak için, onların birbirlerinin aleyhlerine söylediklerini değiştirip lehlerine çe, virmek, böylece söylenmemişi söylenmiş gibi anlatmak caizdir... Savaş sırasında düşmanı aldatmak için söylenen doğru olayan sözlerin caiz olduğu gibi, kişinin aile huzurunu pekiştirmek ve bozulmasını önlemek için hanımına doğru olmayan sözleri söylemesi de caizdir... Ümmü Külsüm bint Ukbe (r.anha)1 dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "İnsanların arasını iyileştirip düzelten ve bunun îçin hayır maksadıyla söz ulaştıran ve hayır kastıyla söz söyleyen kimse, yalancı değildir." [22]
Esma bint Yezid (r.anha)'dan
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Yalan, yalnız üç yerde caizdir:
Adam, karısını memnun etmek için (yalan) konuşur,
Savaş sırasında yalan,
Ve insanları birbiriyle barıştırmak için yalan söylemek." [23]
İbn Şihab dedi ki:
İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim. Ancak üç haslette müstesna:
Savaşta,
İnsanların arasını bulmakta,
Kocanın karısına ve karısının kocasına söylediklerinde! [24]
Bu konuda, "Asr-ı Saadet"te yaşanmış şu olayı nakledelim:
Ebu Azeretu'd-Düelî'nin kadınları, "hul" suretiyle kendisinden boşanırladı. Bu yüzden komşular arasında kötü isim yapmış, aleyhinde dedi-kodular olmuş, bunları duydukça canı sıkılırdı.
Bir gün Abdullah b. Erkam'ı aldı, evine götürdü. Karısına yemin verdirerek kendisim sevip sevmediğini sordu.
Kadın:
Bana, yemin verdirme! dedi ise de adam, yeminde ısrar etti.
Bunun üzerine kadın:
Evet, seni sevmiyorum, sana kızıyorum, dedi. Adam, İbn Erkam'a:
Duydun mu? dedi.
Ve İbn Erkam'ı alarak doğruca Halife Hz. Ömer'e gitti ve:
Ya Ömer, siz, kadınlara zulmediyor diye benim aleyhimde dedi-kodu yapıyorsunuz. Halbuki kabahat benim değil, kadınlar beni istemiyor. İbn Erkam'a sor! dedi.
Hz Ömer, İbn Erkam'a sordu, cevab aldı ve İbn Aze-re'nin karısını çağırttı. Kadın, amcasıyla beraber geldi. Hz. Ömer (r.a.):
Sen, kocana: "Seni sevmiyorum" dedin mi? diye sordu.
Kadın:
Ne yapayım, bana yemin verdirdi. Bunun için y lan söyleyemedim! Ey Mü'minlerin Emiri, bu hususta ya lan söylemeye müsaade var mı, yalan söyleyeyim mi? djv sordu.
Hz. Ömer (r.a.):
Evet, söyle! Sizden herhangi bir kadın kocasim sevmezse bunu, söylemesin! Karşılıklı sevgi çok azdır Ancak insanlar, islâmiyet ve hisleriyle yaşarlar, dedi.[25]
Bu ruhsat konusunda, yani yalanın üç yerde caiz olması konusunda, "Sahih-i Müslim Şerhi'Yıde şu açıklamalar yapılmıştır:
"Kadî Iyâz, üç yerde yalan söylemenin bilittifak caiz olduğunu söylemiştir. Ancak bu yerlerde mubah olan yalandan murad ne olduğu ihtilaflıdır.
Ulemâdan bir cemaata göre, bir maslahattan dolayı bu üç yerde yalan söylemek, mutlak surette caizdir. Memnu yalan, zararlı olandır.
Bir zalim, birinin yanında gizlenmekte olan kimseyi oldurmak istese:
Nerede olduğunu bilmiyorum, diyerek yalan söylemesi, bilittifak vacib olur.
Diğer bir takım ulemâya göre, yalan söylemek, hiç bir hususta caiz değildir. Onlarca, üç yerde yalan söylemenin caiz olmasından murad, "tevriyeli" yani kapalı ve ihtı-malli söz söylemektir.
Meselâ: Bir adam karısına, iyi bakacağını ona, şöre şöyle elbise giydireceğini va'd eder de, kalbinden:
Allah, takdir ettiyse yaparım, diye niyet eder. Bu, bir tevriyedir.
Dargın kimseleri barıştırmak için iki taraftan, birbir-rjne güzel sözler nakleder ve tevriye yapar. Harbde de yni şekilde hareket eder. Düşmana giderek:
Sizin, en büyük komutanınız öldü, der. Fakat bununla, onun geçmişteki bir kumandanını niyet eder.
Karı-kocanm birbirlerine yalan söylemelerine gelince: Bundan murad birbirlerine, sevgi göstermeleri ve ic-rası lazım gelmeyen şeyleri va'detmeliridir. Birbirlerine olan boçlarını vermemek, yahud hakkı olmayan şeyleri birbirinden istemek gibi hususlarda yalan söylemeleri bi-licinâ haramdır.[26]
EmirüT-mü'minin İmam Ömer İbnü'l-Hattab (r.a.)
şöyle söyler:
Tevriye ve kinaye yoluyla söylenen ta'rizli sözler, yalandan kurtulmadır. [27]
Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a), tevriye ve kinaye kelimelerini şöyle açıklar:
"Tevriye: Bir kimsenin, söylediği sözde zahirinin hilafını kasdetmesidir.
Kinaye: Her ne kadar mâ'nası lügatta açık ise de Allanmakla, kendisinden kasdedilen ma'nâ gizlenip örtül-mü§ olan sözdür.[28]
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Üvey babam Ebu Talha'nın bir oğlu Öldü. Eve ğinde:
Oğlan(m hastalığı) nasıl oldu? diye sordu.
Annem Ümmü Süleym:
Oğlanın nefesi sakinleşti. Ben, onun istirahata ka_ vuşmuş olmasını ümid ediyorum, dedi.[29]
Dikkat edilirse, Ümmü Sülym (r.anha), uzaklardan gelen ve yorgun olan kocası Ebu Talha (r.a.)'ya birdenbire hasta çocuğunun öldüğünü açık bir şekilde söylememiştir... Kullandığı kinayeli sözlerle çocuğun ölümünü üstü kapalı bir şekilde beyana çalışmıştır... Hem yalan söylemekten kurtulmuş, hem de kocasını üzmemiştir...
Bu konuda yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in hayatından iki örnek olayı analım...
1) Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Mekke'dan Medine'ye, Ebu Bekr'i bineğinin arkasına bindirmiş olarak geldi. Ebu Bekr, (saç ve sakalı ağardığından) ihtiyar (görünüyor, ticaret için gelip gittiğinden de) tanınıyordu. Allah'ın Rasulü ise, (saçı ağarmadığmdan) genç görünüyor, tanınmıyordu.
Herhangi bir kimse, Ebu Bekr'le karşılaşır da:
Ya Eba Bekr, şu önündeki adam kimdir? diye sorar.
Oda:
Bu adam, beni doğru yola hidayet eden kimsedir, diye cevab verirdi.
Zanneden kimse, Ebu Bekr'in bu sözle ancak olan yolu kasdettidiğini sanır. Halbuki Ebu Bekr, bu sö-zündeki yolu ile1, ancak hayır yolunu kasdediyordu.[30]
2) Rasulullah (s.a.s.), Bedir savaşı öncesi İmam Ebu gekr (r.a.)'ı yanma alarak Bedir bölgesinde araştırmaya çıkar..
İbn Shak (rh.a.) anlatıyor:
(Rasulullah,) Niyahet Arab'dan bir ihtiyarın yanında durdu, ve ona Kureyş'ten, Muhammed ile O'nun Ashabından ve oralarda ona gelen haberleri sordu.
İhtiyar dedi ki:
Sizin, kimlerden olduğunuzu bana haber vermeden size haber vermeyeceğim!
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.): "Bize haber verdiğin zaman, Sana haber veririz." buyurdu.
(İhtiyar:)
Bunun mukabilinde bu olur mu? dedi. (Rasulullah:)
"Evet" buyurdu. İhtiyar dedi ki:
Bana, şu haber geldi ki, Muhammed ve O'nun Ahşabı, şu ve şu günde çıktılar. Eğer bana haber veren doğru söylemişse onlar,' bugün şöyle şöyle yerdedirler.
Bana, şu haber geldi ki, Kureyş şöyle şöyle bir günde çıktılar. Eğer bana haber veren doğru söylemiş ise or\ lar, bugün şöyle şöyle yerdedirler.
(İhtiyar) haber vemesini bitirdiği zaman:
Siz, kimdensiniz? diye sordu. Rasulullah (s.a.s.):
"Biz, Su'danız," buyurdu. Sonra ondan ayrıldı. İhtiyar (Onların peşi sıra):
Su'danız demek, ne demektir? Irak'ın suyundan mı? diyordu. [31]
Rasulullah (s.a.s.), sözünü tevriyeli söyleyerek maksadını gizlemişti... Rasulullah (s.a.s.), insanın sudan yaratılmış olduğu niyetiyle, "Biz, sudanız" demiş, muhatabı olan ihtiyar kişi ise, "sudanız" ifadesini bir yer, ya da kabile anlamıştı...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "İnsanı, bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir." [32]
"O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz, onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?" [33]
Böyle kasdedilen mânânın gizlenerek söylenen yani tevriye ve kinaye sözlerde ferahlık vardır.. sözler, yalan olmadığı için söylenmeleri caizdir... Muhammed ibn Şirin (rh.a.) şöyle demiş:
Sözler, açıktan açığa yalan sayılmayacak şekilde geIıiş tutulmalıdır.[34]
Yalan söylemeye cevaz verilen yerler hariç, şaka bile yalan söylemek, uygun değildir... Bir mü'min müslü- şaka da olsa asla yalan söylememelidir... Şakadan yalan söyleye söyleye insanda bir alışkanlık yapar... Kişi kendisini kontrol edemez ve ciddî yalanlar da söylemeye başlar... Ayrıca şakadan yalan söylemesiyle şöhret bulan bir kişi, günün birinde ciddî bir mes'elede doğru söylediği takdirde insanları inandırmakta çok zorlanır, hatta bazan iş işten geçmiş olur...
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
Ne ciddî yerde, ne de şaka olarak yalan uygun düşmez. Sizden biriniz, çocuğuna bir şey va'dedip de sonra onu yerine getirmezlik etmesin! [35]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Kim bir çocuğu, 'gel-al' deyip de sonra, 'al, dediği Şeyi vermezse, işte bu bir yalan olur.[36]
Abdullah b. Amir (r.a.) anlatıyor:
Bir gün annem beni çağırmıştı. Rasulullah (s.a.s.), bizim evimizde oturuyordu.
Annem, bana:
Gel, sana bir şey vereceğim, dedi. Rasulullah (s.a.s.), anneme:
"Ona, ne vermek istiyorsun?" buyurdu. Annem:
Ona, hurma verceğim, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), anneme:
"Eğer sen, ona bir şey vermezsen, sana bir yalan yazılır." buyurdu.[37]
Ebu Kilabe Sabit b. Dahhak (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kişinin sahib olmadığı hususta nezir yapması, mu'teber değildir. Mü'mine lanet etmek, onu öldürmek gibidir. Her kim dünyada kendini bir şeyle öldürürse, kıyamet gününde o şeyle azab olunur. Her kim malını çok göstermek için yalan yere bir şey iddia ederse Allah, onun malını daha ziyade azaltmaktan başka bir şey yapmaz.
Bir de her kim yalan yere bir şeye yemin-i sabr ederse (o da Öyledir)." [38]
"Yemin-i sabr" için, bu hadisin şerhinde şunlar kaydedilmiştir:
"Sabr, habsetmek, mecbur etmek ve cür'etkâr olmak mânâlarına gelir. Yemin, bu üç mânânın her biri ile tavsif olunabilir. Zira yemin, sahibini edâ için habseder. Hakim, icabında cebren yemin ettirir. Bazı kimseler, yemin etmek bulunurlar.
İmam Nevevî (rh.a.), yemin-i sabrî:
Yemin eden kimsenin hakim huzurunda vermeye mecbur olduğu yemindir, diye tarif eder.
Cümlede şartın cevabı zekredildiğine göre bu cümle, ondan önceki şart cümlesi üzerine ma'tuf olabilir. Bu takdirde mânâ:
Sabran yemin edenin de Allah ancak malını azaltır, demek olur. Maamafih cevabın hazfedilmiş olması da muhtemeldir. Ve mânâ şöyle olur:
Sabran yemin eden kimse, Allah'a, O'nun hısımına uğramış olarak kavuşur.
Nitekim bu mânâda bir hadis de vardır.[39]
Abdullah İbn mes'ud (r.a.)?dan.
Rasuîullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim müslüman bir kişinin malını koparmak için habsedilmiş olduğu yalan bir yemin yaparsa o, Allah'a, Allah'ın gadabma uğrayarak kavuşur."
Akabinde Alİah, bu hadisi doğrulamak için şu ayeti indirdi:
"Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar, onlar için ahirette hiç bir pay yoktur. Kıyamet gününde Allah, onlarla konuşmaz, onları gözetmez (onlara bakmaz) ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır."[40]
Ravî dedi ki:
Bu sırada içeriye el~Eş'as ibn Kays girdi ve meclis Ebu Abdurrahman (Abdullah ibn Mes'ud) sizl£r ne tahdis ediyor? dedi. Biz: O, bize şöyle şöyle hadis söylüyor, dedik. el-Eş'as: O ayet, benim hakkımda indirildi:
Amcamın oğlunun toprağında benim bir kuyum var-dı.(O, bunu inkâr ediyordu.)
Rasulullah (s.a.s.), bana:
"(O kuyunun senin olduğuna) beyyinen, yahud onun yemini lazımdır." buyurdu.[41]
Ben:
Ya Rasulullah bu takdirde o, yemin eder, dedim. Bunun üzerine Rasulullah:
"Her kim müslüman bir kişinin malını koparıp almak için yalancı olarak sabr yemini yaparsa o kimse, Allah'ın öfkesine uğrayarak Allah'a kavuşur." buyurdu.
Ebu Ümâme (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim yemini ile bir müslümanın hakkını elinden alırsa, o kimseye Allah, cehennemi vacib kılmış, cenneti de haram etmiş demektir."
Bunun üzerine bir zât:
Pek az bir şey olsada mı ya Rasulullah? demiş.
Rasulullah (s.a.s.):
"Misvak ağacından bir çubuk dahi olsa (yine böyledir)." buyurmuşlar. [42]
Yalan söyleyerek ve yalandan yemin ederek, maz-junl ve mustaz'af bir mü'min müslümanın hakkını elinden almak, korkunç bir zulüm ve büyük bir günah olduğu gibi, ln yere şahidlik yapmak da büyük günahlardandır... hhid mü'min bir şahsiyet, bu haram sınırlara asla yaklaşamaz!.. O, her zamanda ve her mekânda adil bir şa-hiddir.[43]Mü'min müsümanlar, Allah Teâlâ'nın yeryüzündeki şahidleridir..[44]
Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Büyük günahlar:
Allah'a ortak kılmak,
(Müslüman) anne-babaya isyan etmek,
İnsan öldürmek,
Yalan yere bile bile (gamus) yemin etmek." [45]
Ebu Bekre (r.a.) anlatıyor:
Rasuhıllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
Evet, haber ver ya Rasulullah, dedik.
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'a ortak kılmak, anne ve babaya eziyet vermek!" buyurdu.
Dayanmakta iken oturdu da:
"İyi dinleyin! Bir de yalan yere şahidlik etmektir!"
buyurdu.
Rasulullah (s.a.s.), bu son sözü tekrar etmekte o kadar devam etti ki, nihayet biz (kendisine acıyarak):
Keşke sussa, diyorduk.[46]
Şerh'de şunlar beyan olunmuştur:
"Yalan yere şahidlik meşelisinde, zayi olan hakkın büyük veya küçük olması arasında hükmen bir fark olmadığı hadis ve kavaidin umûmundan ve mutlak olmasından anlaşılmaktadır.
Yalan söylemek ma'nâsına gelen "Kal-ı Zûr"u Kur-tubî, "yalancı şahidlik" diye tefsir etmişse de el-Ubbî, bu- j na itiraz etmekte ve şunları söylemektedir.
Öyle değildir. Bunun mâ'nâsı, bilmediği bir şeye . sCjen şahidlik etmektir. İsterse vakıa uygun düşsün. Nite-lârn bir kimse bilmeden, Zeyd Amr'ı öldürdü diye şahidlik etse de sonra bu sözün doğru olduğu anlaşılsa, yalan yere şahidlik etmiştir.
Kurtubî'nin beyanına göre, yalanın en büyük günahlıdan olması, mal ve can itlafına, haramı helâl, helâli haram yapmaya sebeb olduğundandır. Binaenaleyh şirkten sonra ondan daha büyük bir günah yoktur. Nitekim Peygarnber (s.a.s.)'in onu söylerken doğrularak oturması, ona pek ziyâde ehemmiyet verdiği içindir ki, bu da onun, haram ve çok çirkin bir şey olduğunu bi't-te'kid ifade eder.
Maamafih Nevevî, insan öldürmenin, yalancı şahid-liği yapmaktan daha büyük günah olduğuna kaildir.[47]
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
"Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.[48]Görmediği bir rüyayı, gördüğünü beyan etmek ve kendisine verilmemiş bir şeyi verilmiş gibi göstermek, yağcılıktır... Kişinin bu şekilde söylemesi veya davranması, Om* yalancılardan eder... O, kendi kendisini yalanlamakta Ve başkalarını kandırmaya çalışmaktadır...
Abdullah ibn Ömer (r.ahuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Yalanlardan en büyük yalan, rüyasında görmedi»; şeyi iki gözüne göstermek iddiasıdır."' '
Esma bint Ebu Bekr (r.anhuma) anlatıyor:
Bir kadın (Esma'nın kendisi):
Ya Rasulullah, benim bir kadın ortağım var.[49] camın bana vermediği şeyi (verdi diye) kocamdan yana kadın ortağıma karşı gösteriş yapsam bu, benim üzerime günah olur mu? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Verilmemiş bir şey ile tokluk ve süslük gösterişi yapan kimse, yalandan iki elbise giyen kimse gibidir." buyurdu. [50]
Yalan söylemek insanı, şerre ve fücura götürür... Şende kişiyi cehenneme götürür... Sonu cehennem azabı olan yalâcılıktan çok sakınan muvahhid mü'minler için Rasu-jullah (s.a.s.)'in şu müjdesi gerçekleşir İnşaalllah!..
Ubade b. Samit (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şu altı hususta kendinize kefil olun ki, ben de sizin jçin cennete kefil olayım:
Konuştuğunuzda doğru konuşun (yalan söylemeyin).
Söz verince yerine getirin.
Size bir şey emanet edilince cenneti de gözetin (İha-feet etmeyin).
Irzınızı koruyun.
Gözlerinizi harama kapayın.
Ellerinize hakim olun." [51]
Enes b. Malik (r.a)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim (şaka da olsa) yalanı terk ederse -ki yalan, batıldır- ona, cennetin dolayında bir köşk yaptırılır.[52]
Emirü'l mü'minin İmam Ömer İbnül-Hattab (r.a.) şöyle demiştir:
Sizi görmeden bizim için en sevimliniz, ismi güzel olanınızdır. Gördükten sonra en sevimliniz, ahlâkı en güzel olanınızdır. İmtihan ettiğimiz zaman en sevimliniz ise, en doğru konuşanınız, en emin olanınızdır.
Emirül-mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.) ise, Şöyle der:
Allah katında en büyük hata, yalan konuşmak en büyük pişmanlık, kıyamet günündeki pişmanlıktır.
Allah'ın kılıcı (Seyfullah) ve İslâm ordusunun raman komutam Halid b. Velid (r.a.)'a:
Bir adam, bir defa yalan konuşmakla kendisine yalancı denilebüinir mi? diye sorduklarında,
Halid (r.a.):
Evet, denilir, cevabını vermiştir.[53] İmam Mücahid (rh.a.) şöyle demiş:
Ağzından çıkan her söz yazılır. Hatta kul çocuğunu susturmak için:
"Dur! Ben sana, şunu-bunu alacağım' der de sonra almazsa, yalancılardan yazılır.
İmam Hasan el-Basrî (rh.a.) da şunları beyan etmiştir.
Çok konuşanın yalanı çok olur. Malı artanın günahı artar. Kötü huylu olanın nefsi muazzeb olur (azab içinde kalır).[54]
Rabbimiz Allah, katıksız iman eden bütün muvahhid mü'min kullarına hitaben şu emri vermektedir;
"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve sözü doğru söyleyin.
Ki O (Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlaraiı-zı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse, artık O, en büyük kurtuluşla kurtulmuştur." [55]
[1] İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm - Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T.Y. C.5, Sh.502, Hbr.31. Ahmed b. Hanbel, Bezzar, İbn Hıbban ve Hakim'den. İmam Gazali, A.g.e. C.3, Sh.305.
[2] Nisa, 4/48.
[3] Yunus, 10/69.
[4] Nahl, 16/105.
[5] Kehf, 18/4-5.
[6] En'am, 6/144
[7] Nahl, 16/104-105.
[8] Saff,61/7.
[9] İmam Malik, Muvatta'; Kitabu'l-Kelâm, Hds.19. İmam Gazalî, A.g.e. C.3, Sh.302.
İmam Maverdî, Edebü'l-Dünya ve'd-Din, çev. Ali Akın, İst. 1982, Sh.422.
[10] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.499, Hds.21-22. Ahmed b. Hanbel, Bezzar, Beyhakî, Taberânî, Kebir'de ve Dârekutnî rivayet etmiştir.
İmam'er-Rûdânî, A.g.e. C.4, Sh.259, Hds.7949.
Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabü'z-Zühd, Sh.210, Hbr.828.
[11] Sahİh-i Bubârî, Kitabu'1-İlm, B.39, Hds.49-51. Kitabu'l-Enbiya, B.50, Hds.128.
Sahih-i Müslim, Mukaddime, B.2, Hds.1-3.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-İlm, B.4, Hds.3651.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.4, Hds.30-37.
Siinen-İ Tirmizî, Kitabu'1-İlm, B.8, Hds.2796-2798.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.25, Hds.237-244.
[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenaiz, B.33, Hds.50.
Sahih-i Müslim, Mukaddime, B.2, Hds.4.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.4, Hds.31.
[13] Sahih-i Buhârî,' Kitabu'1-Edeb, B.5S, Hds.95 ve 93-94.
Kitabu'n-Nikâh, B.46, Hds'.76. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Birri ve's-Sıla, B.9, Hds.28. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.56, Hds.4917. İmam Malik, Muvatta'; Kitabu HüsnÜ'1-Hulk, Hds.15. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.192, Hds.410. B.622, Hds-1287-
[14] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.8, Hds.13. Kitabu'1-Edeb, B.51,Hds.86. Sünen-i Timizi, Kitabu's-Savm, B.16, Hds.703. Sünen-i İbn Mace, Kitabu's-Sıyam, B.21, Hds.1689. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sıyam, B.25, Hds.2362. Abdullah İbnü'l-Mübarek, Birri ve's-Sıla, çev. Tevhid Ajans, İst. .3998,Sh.20-21,Hds.93,
[15] Malik, Muvatta'; Kitabu'1-Kelâm, Hbr.18.
[16] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İinan, B.24, Hds.26. sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25, Hds.107-108.
[17] Sahih-i Müslim, Mukaddime, B.3, Hds.5.
Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.78, Hds.249.
Abdullah ibn Mübarek, Müsned, Sh.8, Hds.19.
Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.184, Hds.735.
[18] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.79, Hds.4971. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.184, Hds.393. Kuzâi, Şihâbü'l-Ahbâr, Sh.126, Hds.394.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.500, Hds.26. Ahmed b Hanbel (Müsned, C.4, Sh.l83)'den.
[19] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.46, Hds.2039. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.2, Sh.274, Hds.584.
îmanı Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.502, Hds.30. İbn Ebİ ^ ya'dan.
[20] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.88, Hds.4990. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.8, Hds.2417. Sünen-i Dârîmî, Kitabu'l-İsti'zan, B.66, Hds.2705. Abdullah ibn Mübarek, Müsned, Sh.8, Hds.17. İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.504, Hds.35. Beyhâkî'den. Abdullah ibnü'l Mübarek, Kitabü'z-Zühd, Sh.183, Hds.733
[21] Abdullah ibn Mübarek, Müsned, Sh.8, Hds.18. Ayrıca bkz. Sh.21, Hds.46.
Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabü'z-Zühd, Sh.184, Hds.734.
[22] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Sulh, B.2, Hds.3.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.27, Hds.101.
[23] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.26, Hds.2003. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.58, Hds.1921. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.179, Hds.385. Taberânî, Mu'cemuVSağir, C.l, Sh.201, Hds.127. İmam er-Rûdânî, A.g.e. C.4, Sh.258, Hds.7944. Rezin'den. İbn Kesir, A.g.e. C.5, Sh.1927. İmam Abmed b. Hanbel'den-
[24] Sahih-İ Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.27, Hds.lOl'in devamında.
[25] İmam Gazali, A.g.e. C.3, Sh.309.
[26] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1983, Sh.564.
[27] Sahih-İ Buhârî, Kitabıf 1-Edeb, B.l 16. (Bab başlığında). 6 Ir«am Maverdi, A.g.e. Sh.429.
[28] Seyyid Şerif Cürcânî, Kitabu't-Ta'rifât - Arabça-Türkçe Terimler i çev. Arif Erkan,'İst. 1997, Sh.68 ve 190.
[29] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.116. (Bab başlığında)
[30] Sahih-i Buhârî, K.itabu Menakıbi'I-Ensar, B.44, Hds.129. Ebu'l-Ferec Abdurrahman ibn Ali ibn Muhammed ibn Ali ibn el-Cevzî, el-Vefâ Bi Ahvâli'1-Mustafa - Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayaü, çev. Dr. Taceddin Uzun, Konya, T.Y. Sh.218-219 sahifenin, 259. dipnotunda aynı olayın: İmam Ahmed b. Hanbel'in 'Müsned" adlı eserinde yer aldığı kayıtlıdır.
[31] İbn Hişam, İslâm Tarihi - Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasa Ege, İst. 1985, C.2,Sh.35O.
İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye - Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, C.3, Sh.396.
[32] Furkan, 25/54.
[33] Enbiya, 21/30.
[34] mam Maverdî, A.g.e. Sh.429.
[35] Buhârî, Edebü'I-Müfred, B.180, Hds.387. 7? aunen-i îbn Mace, Mukaddime, B.7, Hds.46.
[36] Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.5O3, Hds.33 Ahmed b. Han-*!. ibn Ebi Dünya'dan.
[37] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.88, Hds.4991.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.504, Hds.34. Beyhâkî ve İbn Ebi Dünya*dan.
[38] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.47, Hds.176. Sünen-i Tirmizî, Kitabu't-Talak, B.6, Hds.l 191.
[39] Davudoğlu, A.g.e. C.l, Sh.432.
[40] ÂH İmrân, 3/77
[41] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.55, Hds.71. Kitabu'l-Ahkam, B.30, Hds.44.
Kitabu'l-Eyman ve'n-Nuzur, B.17, Hds.52. Sahih-i Müslim, Khabu'1-İman, B.61, Hds.222. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Eyman ve'n-Nuzur, B.l, Hds.3243. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.42, Hds.1285.
[42] Sahihi Müslim, Kitabu'1-İman, B.61, Hds.218.
[43] Bkz. Nisa, 4/135.
[44] Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenaiz, B.85, Hds.120. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenaiz, B.20, Hds.60.
[45] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Eyman ve'n-Nuzur, B.16, Hds.51.
Kitabu'ş-Şehadet, B.10, Hds.18.
Kitabu'd-Diyat,B.l,Hds.lO.
Kitabu'l-Edeb.B.ö.Hds.S. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.38, Hds.144. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.5, Hds.3206. Sünen-i Neseî, Kitabu'I-Kaseme, B.47, Hds.4838.
Kitabu Tahrimu'd-Dem, B.3, Hds.3997-3998. Abdullah İbn Mübarek, Birri veVSıla, Sh.23, Hds.106 ve 108.
[46] Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehâdât B.10, Hds.19.
Kitabu'l-Edeb,B.6,Hds.7.
Kitabu'l-îsti'zan, B.35, Hds.46-47. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.38, Hds.143. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.4, Hds.1964,
Kitabu Tefsim'l-Kur'ân, B.5, Hds.3207.
Kitabu'ş-Şehâdât, Hds.2401. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.7, Hds.15. B.15,Hds.3O.
[47] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.l, Sh.368-369.
[48] Purkan, 25/71-72.
[49] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Ta!bir, B.45, Hds.57.
îmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.48, Hds.l381(2479). Ahmed b. Han-bel, Müsned, C.2, Sh.96, 119'dan. İbn Abbas (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim görmediği bir rüyayı, 'gördüm' diye iddia ve ısrar edt fse, (kıyamet gününde) ona iki şaîr (arpa) danesinin birbirine düğümlenmesi teklif ve hiçbir zaman yapamayacağı bu işle azab olunur. Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Ta'bir, B.45, Hds.55. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.96, Hds.5024. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rüy a, B.7, Hds.2383-2384. Sünen-i İbn Mace, Kitabu Ta'birü'r-Rüya, B.8, Hds.3916.
[50] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.107, Hds.148. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Libas, B.35, Hds.126-127. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.91, Hds.4997.
[51] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.490-491, Hds.2-3. Ahmed b.
Hanbel, İbn Ebi Dünya, İbn Hıbban, Hakim, Beyhâkî, Ebu Bekr b.
Ebi Şeybe ve Ebu Ya'İâ rivayet etmişlerdir.
[52] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.57, Hds.2Ü61.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.8, Hds.4800.
Wm Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.49I, Hds.4, Beyhâkî'den.
[53] İmam Gazalî, A.g.e. C.3, Sh.306-307.
[54] İmam Gazalî, A.g.e. C.3, Sh.261-262.
[55] Ahzab, 33/70-71.
İslami Okul Okulların En Önemlisi