Metin'le Anlaşılan - Sehadedvemetinyuksel - 15. Sayfa
Metin'le Anlaşılan
"Gerçek bir mücahid idi Metin. Kurusıkılarm değil, her şeyiyle fiiliyatın adamıydı. Söylediğini yapar, yapamayacağını söylemezdi. Bazıları Onun ferdi hareketlerini başıbozukluk, itaatsizlik olarak yorumluyor ve Metin için âdeta "Su testisi..." gibisinden düşünceler taşıyorlardı. Sanırım çoğunun içinden Metin'in şehadet haberini duyduklarında bu geçmiştir. Bu düşüncenin bir su-i zan olduğunu sanmayınız. Zira, Metin'i de, sözünü ettiğim kişileri de çok iyi tanırım. Mücadelenin şiir ve kompozisyon yarışmalarından çok başka birşey, mücahidliğin ise, dökülen kanla erişilecek bir rütbe olduğuna inanmıştı. Kavganın göbeğindeydi. Hariçten gazel okuyanlar en çok kızdığı insanlardı. Ne yazık ki; şimdi ben dahil bu hariçten gazel okuyonlar taifesi Onu anlatmaya, mücadelesinin anlaşılmasını sağlamaya çalışıyoruz, tanıdığım Metin Yüksel çoğunun zannettiği gibi kısa vadeli hesapları olan, pek derin düşünmeyen bir insan değildi. O kadar ki, kimsenin aklında böylesi mevzular yokken O orta mektep talebelerini hedef aldığı bir lise için yetiştiriyor, semtindeki küçük yaşta çocukları kazanmak için büyük bir gayret sarfediyordu. Nice yatak mücahidleri tatlı uykulanndayken o ve arkadaşları komünist veya faşist militanlarının saldırılarına karşı bîr mekteb, veya derneği korumak için nöbet tutuyorlardı. Me-cidiyeköy ve Şentepe'de dernekleri faşistlere karşı savunmuşlar, birçokları ise bu çatışmalara akıl er-dirememişlerdi. O komünist olsun, faşist olsun İslâm'ın dışındaki her şeye ve her fikre düşmandı. Beşeri ideolojilere karşı topyekün bir savaş açmıştı. Bu yüzden de faşistler tarafından sön zamanlarda, "Akıncıların içine sokulmuş maocu militan" karalamasına hedef tutuluyordu.
Şimdi gazetelerimizi kaplayan çarşaf çarşaf başsağlığı ilanlarında göze çarpan ortak bir nokta var ki o da; ırkçıların gerçek yerlerine konulduğudur. Bütün beyanlarda aynı ifade: "Irkçı, faşist, canilerin katlettiği..." Müslümanlar için örnek bir hayatı yaşayan mücahid Metin ölümüyle de bir gerçeği gözler önüne serdi. Safların seçilmesine yardımcı oldu. O böylece hedefine ulaştı, şimdi cemaat nicedir? Metin'in acısı üç gün sonra geçecek ve olanlar unutulacak mıdır? Kimseye karşı intikam almaktan söz etmiyorum. Böyle basit hesapların içinde olmalarım değil, şunun bilinmesini istiyoruz: Hiç bir fikir, dünya görüşü olarak ortaya çıkan hiç bir sistem, ideoloji uzlaşma kabul etmez. Marksizmin bir mantığı vardır: Her hadiseye marksistlerce aynı mantık tatbik edilir. Onlar için marksizt olmayan herkes faşisttir. Keza "Dokuz ışık"çılar için de aynı şey söylenebilir. Bir insan ya milliyetçidir ya komünisttir. Türk milliyetçiliğinin dışında olan herkes düşmandır.
İslâm'ın ise, bu noktada üçlü bir tasnifi vardır. Mü'min, münafık, kâfir, olarak. Bunların ise, çok açık tarifleri vardır, Mü'min Amentüye dili ve kalbiyle inanmış kişidir. Münafık inandığını söylediği halde, kalbi başka türlü olan insan, kâfir ise, açıkça inkâr eden kişidir. Türkiye'de ve dünyada bu üçlemeyle yapılacak bir tasnif, safların açıkça seçilmesini kolaylıkla sağlayabilir. Ta baştan Ya-radanı inkâr eden komünist şüphesiz kâfirdir. Ona karşı kâfirler için İslâm hukukunun koyduğu kaideler tatbik edilir. İnandıklarını söyledikleri halde Allah nizamına karşı fiilî ya da fikrî mücadele verenler, yahud Allah nizamının dışında beşeri sistem ve ideolojilere bel bağlayanlar da şüphesiz münafıklar sınıfı içerisinde mütalaa edilmelidir. Demokrasi yanlıları, laikler ve faşistler ülkemizde bu sınıfi oluştururlar.
Bunlar karşısında müslümanın tavrı tesbit edilmelidir. Onlara açık bir çağrı yapılarak, Allah nizamına davet edilmeleri, kabul etmedikleri takdirde, safların ayrılması gereklidir. Kendilerini peşinen müslüman kabul ettiklerini ve müs-lümanlığı kimsenin ipotek altına alamayacağını söyleyebilirler. Açık bir gerçektir ki; kişi kendini müslüman kabul etmekle müslüman olmaz. Bu ancak Türklük için geçerli bir kaidedir. Müslüman olmanın belli şartlan vardır ve elbette bunların başında Allah nizamına topyekün iman gelir. İpotek meselesine gelince, bahis mevzuu çağrı, insanları evvelemirde herhangi bir grup, dernek veya partiye değil cemaat olmaya çağırmaktır. Birlikte kurtuluşa davet olmalıdır. Bu çağrı baştan kendini kurtulmuş kabul edenlerin çağrısı değil...
Sebil, sayı: 166 9-3-1979, sh..ll.
Evet, şehid Metin'in şehadeti, Müslümanların cihad azmini bilemişti. Onları coşturmuş ve şehadet aşklarını artırmıştı. Şehid'in ağabeyi Edib Yüksel, Milli Gazete'de neşrettiği yazısını yüreğinden kalemine kan çekerek yazmıştı sanki:
Karlar Üzerinde Kıpkırmızı Kanını Gördüm Kardeşim...
"Karlar üzerinde kıpkırmızı kanını görddüm kardeşim... Ona ait en son gördüğüm; bu kan bi-rikintisiydi. Kardeşim yiğitti, mertti, cesurdu, güzelin ve mazlumun yanında idi.
Irkçı, faşist canilerce Cuma namazından çıkışt cami avlusunda vurulmuştu.
Silahsızdı kardeşim.
Öldürmekten başka şey düşünmeyen bir grup caninin kurşunlarına hedef olmuştu, kahpe kurşunlara!..
Cuma namazından sonra sessizce dua etmişti, mutlaka şehid olmak için dua etmiştir, her zamanki ibi. Allah Celle Celalühü da kabul etti.
Daha önce de komünistler tarafından çok kez kurşunlanmıştı. Vücudunda üç kurşun yarası kalmıştı bu komünistlerden. Biliyordu bir gün şehid olacağını ancak Türkçülerden yani düzenin uşağı MİT ve CIA'nm piyonu ırkçılardan beklemiyordu. Hele camiden çıkarken bunu yapacaklarım düşünemezdi. Hatta Cumayı yanında kılan münafık katillere, çıkarken müslümanca selam da vermişti. Yanıldı... Evet biz de yanıldık. Unutmuştuk daha geçen sene Erdoğan kardeşimizin ve daha nicelerinin faşistler tarafından şehid edildiğini...
Kardeşim,
Canım kardeşim, affet ağabeyini. Seni şimdi anlıyorum. Allah yolundaki mücadeleni devam ettireceğim. İslâm devriminin gerçekleşmesi yolunda ya şehit ya gazi!.
Metin'imi vuranlar müslüman olamaz. Hem de camiden çıkarken, silahsızken vuranlar müslüman değil, insan bile olamaz.
Sevgili Peygamberimiz boşuna buyurmamıştır: "Irkçılık davası güden, onun için savaşan ve onun yolunda ölen bizden değildir."
23.2.1979
Şehid Metin (rh.a.), Rabbimiz Allah'ın, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna misak anında verdiği, "evet", cevabını Allah yolundaki şehadetiyle tasdik etmişti.
Hazreti Mevlânâ'mn tabiriyle, Rabbimiz Allah'ın sorusuna verilen, "Belâ" cevabı, O'nun yolundaki belalara razı olmaktır. Her türlü imtihana sabretmektir "Bela" sözü...
İslami Okul Okulların En Önemlisi