Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mhp Ve Müslümanlar - Sehadedvemetinyuksel - 23. Sayfa

 

Mhp Ve Müslümanlar

 

"Çoğu müslüman MHP meselesini "particilik" ola­rak değerlendiriyor ve müslümanl ardan MHP'ye yö­neltilen tenkidlerin MSP hesabına yapıldığı şart­landırması içinde bulunuyor. Şüphesiz particilik hastalığı bulaşmış Türkiye'n' kimi müslümanlann bu şartlandırmayı haklı gösterecek davranışları ola­bilir. Ancak, MHP'ye yönelen tenkidleri tamamen bu cümleden değerlendirip, kulakları tıkamak hiç kimseye ve hatta bizzat MHP'ye de bir şey ka­şandırmaya çaktır.

MHP'nin bağlısı bulunduğu "dava" nedir?

Türkeş'in açıklamasıyla bu "Dokuz Işık"tır. Yıl­ardan beri aynı ifadeyi kullanmakta ve "Dokt-•inimiz Dokuz Işık'tır. Gayemiz Türkiye'yi çağlar üs-ünden sıçratıp ileri devletler seviyesine il aştırmaktır" demektedir. Biraz daha izah istenirse JHP'nin davası "Türk Milliyetçiliği"dir. Buradaki nilliyetçilik; aynı dili konuşan, aynı dinden, aynı oydan, aynı kültüre sahip insanlar topluluğu şek-indeki millet tarifinden kaynaklanmakta, böyle bir ailletin, yani Türklerin sevilmesi ve yücelmesi ola-ak izah edilmektedir.

Yine sorulduğunda "Elbette müslümanız. Türkler aten İslâm'a en büyük hizmeti yapmıştır." cevabı eritmektedir.

Sloganlar peşpeşe sıralandığında eğer aralarında tenakuz varsa her biri güzel diye takdim de edilse, bunlardan bazılarının güzel, diğer bazılarının da çir­kin, bir başka deyişle bazılarının doğru, bazılarının yanlış olacağı açıktır.

Onun için Türkeş'in ifadeleri arasında eğer te­nakuz bulunuyorsa herbiri tek tek güzel şeyler dahi olsa, gerçekte bunların bir kısmının güzel, doğru bir kısmının çirkin olacağı bellidir.

Türkeş'in böyle tenakuzları var mıdır? Bir müs­lüman için evet! Hem de tenakuz bile değil, "te­melden yanlış" vardır. Türkeş'in "müslümanlıktan" bahsetmesi güzel olmakla birlikte, temeldeki yanlışı onun, müslümanlann davasıyla davah olmadığını ortaya koymaktadır.

Nedir bu yanlış?

Türkeş "millet"i Batı emperyalizminin İslâm dün­yasına empoze ettiği şekilde tarif etmekte, İslâm'ın getirdiği tarifi reddetmektedir. Yukarıdaki tarif, Batı'nın empoze ettiği tariftir ve üstelik İslâm'ın ke­sinlikle yasakladığı bizim "kavmiyetçilik" dediğimiz hüviyete bürünen "milliyetçilik" şekli olmaktadır.

Evet bu kavmiyetçilik veya Türkeş'in "mil­liyetçilik anlayışı" islâm tarafından kesinlikle ya­saklanmıştır, lanetlenmiştir. Lanetlenmiş, ya­saklanmış fikirle dolu olup, peşi sıra "müslümanım" demek, gafletten değilse -ki pek çok MHP'li gencin ve sempatizanın hali budur evet, gaflet değilse Allah korusun korkunç bir haldir. Abdullah Ibni Sebe'nin halinden aşağı kalmayacak korkunç bir hal...

Samimi olalım, nass ile apaçık bellidir ki, bir kav­min diğer kavme üstünlüğü yoktur ve İslâm şu veya bu kavmin inhisarında değildir. İnsanların Allah huzurunda yani İslâm karşısında mevkii kavmi ile değil takvası iledir. Ve ancak müslümanlar kar­deştir. Ferdin soydan gelen kardeşliği söz konusu değildir. Aslolan "Kelime-i Tevhid" kardeşliğidir.

Bu müslümanlarca böyledir ve başkaca hiç bir (kardeşlik) izahı doğru değildir.

MHP fikrinde ısrarlı olabilir. Kimse onları İslâm adına zorlamak hakkına ve selahiyetine de sahib de­ğildir. Ancak, MHP'nin de samimi olması şarttır, inandığı fikri katıksız savunmalı, rey kaygusuyla müslümanlan "Allah adı ile aldatmaktan" vaz­geçmelidir.

Eğer dava Allah'ın davası ise, o zaman şu tarif et­tikleri "milliyetçiliğin" veya "türkçülüğün" Allah da­vasında yerini göstersinler. Bir delil göstersinler, İslâm'dan, Müslümanca bir delil.

Gösterebiliri erse, kürd kürtçülüğünü, türk türk-çülüğünü, arab arabçılığım, bilmem işte pigme de pigmeciliğini İslâm adına sürdürsün.. Yok eğer gös-teremiyorlarsa, oy kaygusuyla devşirme cilik yap­mayı, kalabalık görünme hastalığını terketsinler. İnanıyorlarsa, -bize göre batıl da olsa- inandıkları kavmiyetçilik davasında az kalmaktan en­dişelenmesinler. Az olsunlar, kendi kendilerine ol­sunlar, samimi olsunlar, aldatılmış müslüman kit­lelerden koltuk değneği aramasınlar. Bu. davranışın onlara da hayrı olmaz!

Ve eğer müslümamn, Metin gibi yiğit müs-lümanların kanma girmeyi marifet saymaktaysalar, yine samimi olsunlar ve "savaş" ilan etsinler.. Şart­landırılmış, fikrî ve imam olgunluğa erişmemiş genç insanları kullanarak savaşmak mertlik değildir"

"Tevhid" gazetesinin 11. sayısının 12. sa-hifesinde, "Metin Yüksel Gerçek Bir Şehid İdi" başlığını atmış ve gazetenin haftalık ko­nuşmasına katılan, yazı kadrosundan Ah Bulaç, Selahaddin Eş ve Hüsnü Aktaş, olayı şöyle değerlendirmişlerdi: