Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Alpaslan Bey'e Mektup - Sehadedvemetinyuksel - 25. Sayfa

Alpaslan Bey'e Mektup

 

Alpaslan Bey,

Sizin birlik çağrılarınıza çok muhatab olduk. Böyle bir güzel davete icabet etmek de isterdik. Ancak bütün birlik çağrılarına rağmen, aramızda kan akıtan ve buna sebep olan taraf, sizin "baş-buğ'luğunu yaptığınız taraf oldu ve dün İstanbul'da Mustafa Bilgi ve Edirne'de Erdoğan Tuna gibi kar­deşlerimizden sonra, bugün de Türkiye müs-lümanlarmın, İslâm dışı bütün güç merkezlerine korku saçan yürekli evladı Metin Yüksel alçakça katledildi.

Biz inanıyoruz ki, Metin Yüksel -inşaallah-şehid'dir. Ama bu öyle, İslâm'ın mukaddes mefhumu şehidliğin, ölen herkese bir yafta olarak verilmesi misalinde olduğu gibi bir şehidlik değil!... Hani, bi­lirsiniz, komünist kâfirler, bırakınız islâm'a teslim olmayı; her türlü ahiret hayatına bile inanmadıkları halde; münhasıran İslâm'a aid bir mefhum olan şe­hidlik makamını kendi ölüleri için kullanabil­mektedirler. Hatta onların dışmdakilerden ni­celerinin gusül abdesti almayı bile bilmeyen ve bütün alâmet-i farikası "anti-komünistlik" olan ni­celerinin daha şehid diye anıldıklarını bilirsiniz. Ama bizim Metinimiz öyle değil!... Dış şekil şart­larına göre, dört-dörtlük bir şehid, inşaallah de-runuyla da.. Zira namazını kıldıktan sonra Fatih Camii'nden çıkarken dört-beş kişilik eşkiya çetesi taraûndan kurulan bir pusuda, sırf müslüman ol­duğu için, müslümanların en yüreklilerinden birisi olarak İslâm-dışı güçlere büyük bir engel teşkil et­tiği için öldürüldü. Kaatilleri daha da alçaltan o ci­nayetin sonunda bizim Metin'imiz şehadet mer­tebesine yükseldi. Metin'in kanı şimdi kaatiller ve münafıklar ile aramızda kesin bir duvar teşkil et­mektedir. Bize yapılacak her türlü birlik-beraberlik çağrılarında, müslüman olmaktan başka suçu ol­mayan kardeşlerimizin o yolda akıtılan kanlarını el­bette ki asla unutmayacağız. Bu bir kan gütme da­vası olarak görülmemelidir. Çünkü müslüman kan davası gütmez.. Bu doğru... Ne var ki, Allah'ın ka-atillik suçlarında tayin ettiği ceza tahakkuk edin­ceye kadar da, kaatillerle ve kaatillere yataklık edenlerle aramızda bir birlik ve beraberlik mümkün olamıyacaktır.

Diyeceksiniz ki, Alpaslan bey,

Bütün bunları bana niçin söylüyorsun, ben bu söylediklerinizin muhatabı mıyım?

Alpaslan bey, bunun sizinle bir ilgisi olup ol­madığım biz değerlendirmeyelim de; başında bu­lunduğunuz hareketin, MHP'nin İstanbul Gençlik Teşkilatı'nın Başkanı Kazım Ayaydın'm, 26 Şubat 1979 günlü bazı gazetelerde de kısmen intişar eden beyannamesinin metnini bir gözden geçirip de, ondan sonra şöyle bir elinizi vicdanınıza koyup ken­diniz düşününüz. Ne diyor o beyannamede bu de­likanlınız? "-Bu kardeş teşekküller arasında pro-vakasyon (kışkırtma) yolunu seçenler, bizi birbi­rimize düşürmek istiyorlar. Buna karşı uyanık olmak lazımdır. Akıncıların içine komünistler ve bö­lücüler sızmıştır, eğer onlar oradan temizlenmezse, bu gibi hadiselerin bundan sonra da cereyan etmesi muhtemeldir." vs. Bu sözlerin, Metin Yükselin al­çakça katledilmesinden hemen sonra söylendiğini unutmayınız.

Alpaslan bey, siz şu cümleyi Türkçeye tercüme ederseniz, altından ne çıkar? Burada denilmek is­tenen şudur: "-Öldürülen bu kişi komünist ve bö­lücüdür. Akıncılar onu kendi aralarından te­mi zliyemediler, biz temizledik! Bundan sonra da bu gibi hadiselerin tekrarı muhtemeldir!..." Yani, yeni cinayetleri kaatil bizzat ihbar ediyor...

Şurasını ifade edelim ki, Alpaslan bey, Metin Yükselin İslâm olmaktan başka hiç bir vasfı yoktu; onu öldürenler komünist de olabilir ama Onun İslâm dışı sıfatlara izafesi en hafif tabiriyle bayağıca bir saptıncılıktır! Müslümanların arasında ko­münist arayıcıhğına çıkanlar önce kendilerinin ne olduklarını iyi bilmelidirler.

Metin Yüksel için o beyannamede üstü kapalı ola­rak söylenmek istenen komünistlik ve bölücülük ya­kıştırmaları ile kitleniz kandırılıyor ve muhtemeldir ki, bu iddialar size kadar da gelmiştir. Eğer ya­nılmıyorsam yanıltılıyorsunuz! Bunu bilesiniz! Yok eğer, "ben adamlarımı bilirim, benim adam­larım beni yanıltamaz, onlara itimadım var!" derseniz; biz de diyelim kî, biz de kendi insanımıza en azından sizin kendi insanınıza güvendiğiniz kadar güveniyoruz. Ve o iddialar kesinlikle yalandır! Sizin gençleriniz bizi bizden daha iyi mi biliyorlar? Metin Yüksel, İslâm milletinin bölünmezliğine inanmış ve o uğurda mücadele veren bir yiğit müslümandı. Hem de İslâm-dışı düzenlerin bağhlarınca öl­dürülme planlarına muhatab olacak çapta bir yiğit müslüman! Onun için de isimleri camiamızca bi­linen kaatiller ona pusu kurup dört bir yandan kur­şunlar yağdırmış ve silahsız bir Müsiümanı kalleşçe katletmişler, sonra da münafıkça tekbirler getirerek (!) kaçmışlardır.

Alpaslan Bey,

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha çook birlik çağrılan yapacaksınız. Ama, liderliğini yüklendiğiniz teşkilatınızın üzerindeki şu müs­lüman kanını temizlemeden bu çağrıyı tekrarhyacak olursanız, size kim inanır? Sizin bir komünist düş­manı olduğunuzu biliyoruz. Biz de, çeşitli küfür sis­temleri meyanında komünizme düşmanız. Ve o sis­temlerin en katısı olduğu için elbette ki komünizme, diğerlerinden daha az olmamak üzere düşmanız. Si­zinle bu noktada bir beraberliğimiz var... Ama, yeter mi bu beraberlik?

Bizim için sadece, küfrün timsali olan Ebu Cehil'e düşman olmak kâfi değildir. Evet, Ebu Cehil, Yüce Resul'ün düşmanı olduğu için; ona düşman olan, "düşmanımın düşmanı dostumdur" fetvasınca ve pragmatist (faydacı) açıdan, dost kabul edebiliriz ama, bu bizim müslümanlığımızla bağdaşmaz. Zira, bir kişinin sadece Ebu Cehü'e düşman olması yet­mez, o kişinin Yüce Resul'e dost olması esastır. Bir insan Yüce Resul'e dost oldu mu, o, Ebu Cehil'in bizatihi düşmanıdır. Ama Ebu Cehil'in düşmanı olan kişinin Yüce Resul'e de düşman olması mümkündür.

Bizim komünizm karşısındaki tavrımız budur ve sadece komünist düşmanı olmayı bunun için yeterli bulamayız.

Alpaslan bey,

Biz bu açıdan Türkiye'de ana vasfı müslüman olmak değil de anti-komünist olmak olanların hemen büyük ekseriyetinin İslâm karşısındaki tav­rım "İslâm'ın bölünme kabul etmez bir bütün ha­linde hayata tatbik ve hakim kılınması" açısından gözden geçirdiğimizde görmekteyiz ki; hemen hep­sinin İslâm'a bakışı Batılı kapitalistlerin İslâm'a ba­kışından daha insaflı değildir! Ve onlar müslüman milletimizi kendi kıskaçlarına almışlar, onu ancak komünizm korkusuyla kendi menfaatlerinden tu­tunuz da, şehvetperestliğine, seksomanyaklığma va­rıncaya kadar, bir cemiyetin komünist olması için ne kadar lüzumlu saik ve sebep varsa, onların hepsini hazırlayanlar, bu alçak batılılardır ve müs-lümaniarın kelleleri üzerinde kılıç şakırdatarak bu neticeyi elde etmişlerdir de şimdi müslümanları, daha da korkunç keferelerin geleceği korkusuyla, kendilerine ram etmeye çalışıyorlar! Ama, müs-lümanlarm gözleri açılıyor.. Artık, kavmiyetçilik sa-pıklığıyla, müslümanları iptidai çağların soy-sop ve kabile şuuruna çekmeye çalışan batıcı sistemlerin geçersizliğini müslümanlar anlamaya başladılar. Artık resmi ideolojinin ve icad edilen putların ür-kütücülüğü ile ilanihaye yaşanmıyacağmı müs­lümanlar anlıyorlar.. Artık, fransız yahudilerinden Emil Durkhlim'in, Lenin'in akıl hocalarından Par-vus'un ve Moiz Kohen Tekin Alp'in patentiyle it­tihatçı çetelerine ve mevcud düzenin mimarlarına akıl hocalığı etmiş olan Ziya Gökalp'lerin yollarının yol olmadığını, onların kurduğu düzenin tabii mah­sulü olarak ortaya komünist bir neslin, komünist düzen arayıcılarının çıkacağını müslümanlar anladı ve anlıyor..

Alpaslan bey, işte bu noktada siz, komünist düş­manı olduğunuz için size sempati duyabilen müs­lümanları tedirgin eyleyen, onları rencide eden gö­rüşler belirtmek talihsizliğine düştünüz. Biz ne sizin, ne kimsenin strateji ve taktiklerinize de ka­rışacak değiliz elbette... Ama, elbette ki, hiç mecbur olmadığınız halde açıkladığınız menfi sözleriniz oldu, bunları hatırlıyacaksmız. Türkiye'deki düzenin ayakta durmasının, İsrail için zaruri olduğuna dik­kati çeken, alman gazetesine "Türkiye'ye islâm ni­zamı bir daha gelmemek üzere gitmiştir" diye be­yanat veren, sizdiniz.

Bekledik ki bunlan yal a nhy asınız, veya dönüş ya-pasınız... Ama siz bunlan yalanlamadınız. Fakat müslüman milletimizi birlik ve beraberliğe davet et­mekten de geri durmadınız ama nerede birlik ve be­raberliğe? Babayasanm dibacesinde belirtilen temel ilkeler etrafında!... Bilmez misiniz ki, bu "temel il­keler" dediğiniz şeyler aslında Türkiye'yi bugüne ge­tiren temel faktörlerdir! Bunları görmezlikten mi ge­lelim?

Alpaslan bey,

Size bir şey söyleyeceğim: Bir zamanlar size bağlı olanların sık sık tekrarladığı bir slogan vardı, hani.. "Milliyetçi-toplumcu" şeklinde... Bu nasyonal sos­yalizmin kötü bir tereüraesiydi kötü diyorum, zira bunun karşılığı "kavmiyetçi-toplumcu" olmalıydı ve siz bu sloganın kullanılmasını bilahare ya­sakladınız, niçin?

Zira, bu söz ile nasyonal sosyalizm arasında bir bağ vardı, bundan komünistler tedirgin oluyordu. Siz onların hatırı için bir sloganınızı dahi terkettiniz ama; bugüne kadar müslümanların hatırı için değil, İslâm'ın hatırı için, şeref ve izzeti için terkedilmesi gereken bir çok sloganlarınızdan hangisini ya-' sakladınız? Bizim kimseyle fert veya teşekkül olarak düşmanlığımız yok; biz İslâm'ın dışında olan her şeye düşmanız, o kadar!... İslâm'ı anlamak, evet, kimsenin tekelinde değil!... Ama bu, İslâm'ı herkes dilediği gibi anlar manasında değildir. Burada, İslâm üzerinde anlayış farklarımız ve ihtilaflarımız varsa, bunları hep birden gözden geçirmek zo­rundayız. Bu ihtilaflar için müracaat edeceğimiz kaynaklar İslâm'ın kaynaklarıdır; yoksa laik dü­zenlerin, batıcıların, keferelerin kaynakları veya tel­kinleri, onların ideolojilerine göre şekillenen ilimler vs. değil! Tabiatıyla da İslâm'ı bir başka şeyle sen­teze zorlamak gibi, kavmiyetçilik asabiyetleriyle hiç değil...

Alpaslan bey,

Allah aşkına, "bir araya gelelim, birlik olalım" derken, neyin etrafında, nasıl bir ve bareber ola­cağımızı yeniden ve esaslı bir surette tesbit edelim. Müslümanların ancak ve ancak İslâm'ın hiz­metçiliğini yapması gerektiğini yeniden anlayalım. İslâm-dışı her türlü küfür sistemlerine karşı ko­yalım. Allah'ın İslâm milletine gösterdiği Tevhid akidesi dışında; laiklik, demokrasi, kavmiyetçilik, resmi ideoloji, kapitalistlik, faşistlik, komünistlik vs. gibi temeller üzerinde birleşip birleşemiyeceğimizi yeniden gözden geçirelim, gerisi iolay!... Siz bi­liyorum, belki de derhal Türkiye'nin ve Türklerin yüksek menfaatlerinden bahsedeceksiniz ama ben de inanıyor ve diyorum ki; Türkiye'nin de, Türklerin de bütün insanlığın da yüksek menfaati ancak ve ancak, İslâm'dadır!

Eğer biz Allah'ın emrettiği birlik çizgisi üzerinde birleşmezsek başka bir yolda birleşmiş gözükmekle kendimizi kandırmaktan kurtulamayız, birbirimize karşı gizli oyunlar oynarız, birbirimizi koltuk değ­neği olarak kullanmak gibi gizli hesaplara düşeriz. İslâm temelinde birleşemiyeceksek, o zaman he­pimize düşen, "senin dinin sana, benimki bana" de­mekten ibarettir ki; işte o zaman her şey türlü al­datmacadan ari olarak ortaya çıkıverir!

Selâm, Hûda'ya tabi olanlara..."

Haftalık "Sebil" gazetesi, 2 Mart 1979 tarihli ve 165. sayısında şehid Metin'in şehadetini kapak konusu yapmıştı. Kapakta şu cümleler yer almaktadır: