Müşrik Medyanın Saldırısı - Selefinizinde - 3. Sayfa
Müşrik Medyanın Saldırısı
Nadr b. el-Haris ve TJkbe b. Ebi Muayt, bu necis, hayvandan daha aşağı, Rasulullah (s.a.s.) ve mü'min müslümanlara karşı korkunç düşmanlığı olan işkenceci müşriklerden idi...
En-Nadr b-El-Haris b. Kilde b. Alkame İbnü Abdi Menaf b. Abdi'd-Dar b. Kusay, ayağa kalkarak şöyle dedi: — Ey Kureyş Cemaatı, vallahi başınıza öyle bir şey geldi ki, henüz onu çözüme kavuşturamadınız. Muham-med, içinizde genç bir delikanlıydı. En sevilen, en doğru sözlü, en güvenilirinizdi. Göz ile kulağı arasına beyaz saç düştüğü, size getirdiğini getirdiği azaman, "O, büyücüdür" dediniz. Hayır, vallahi O, bir sihirbaz değildir. Çünkü biz, sihirbazları ve sihirlerini, büyülerini gördük.
"O, kahindir, dediniz. Hayır, vallahi O, bir kahin değildir. Çünkü biz, kahinler ve hâllerim gördük ve sözlerini
dinledik.
"O, Şairdir" dediniz. Hayır, vallahi O, bir Şair değildir. Çünkü biz, şiir okuduk. Hezeciyle, receziyle ve kari-ziyle bütün şiir çeşitlerini dinledik.
Delidir, dediniz. Hayır, vallahi O, asla mecnun de-ğildir. Çünkü biz, deli gördük. O, delilik boğuntusu ve vesvesesi içinde değildir.
Ey Kureyş Cemaatı, işinize bakın! Çünkü vallahi, sizin başınıza, büyük bir şey geldi, dedi.[1]
Nadir b. Haris, Kureyş'in Şeytanlarındandı. Rasulul-lah (s.a.s.)'e eziyet verenlerden ve O'nun için düşmanlığa gayret gösterenlerdendi.
Hire'ye gelmişti ve orada Farsların meliklerinin haberlerini ve Rüstem ile İsfendiyar'ın haberlerini öğrenmişti.
Rasulullah (s.a.s.), bir mecliste oturduğu zaman onda Allah'ı hatırlatır ve onlardan önceki ümmetlere Allah'ın azabından erişen şeylere duçar olmaktan kavmini sakındı-rırdı. Kalktığı zaman yerine, bu Nadr geçerdi. Sonra şöyle derdi:
Vallahi ey Kureyş topluluğu, ben onlara, O'ndan daha güzel konuşuyorum. İşte geliniz ben, size O'nun sözünden daha güzelini haber veririm.
Sonra Fars meliklerinden Rüstem ve İsfendiyar'dan haber veriyor ve şöyle diyordu:
Neden Muhammed, benden daha güzel haber verici olsun.
İbn Hişam dedi ki:
Bana ulaşan habere göre: "Yakında Allah'ın inzal ettiğinin mislini inzal edeceğim" diyen odur.
İbn İshak dedi ki:
İbn Abbas (r.anhuma), bana gelen habere göre şöyle derdi:
"O'nun hakkında, Kur'ân'dan sekiz ayet nazil oldu. Allah Azze ve Celle'nin şu kavli:"
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar,) eskilerin uydurma masallarıdır (Esatiru'1-evvelin)' diyen.[2]
Ve Kur'ân'dan içinde, 'esatir' kelimesinin geçtiği her ayet onun hakkında nazil olmuştur.[3]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e ve mü'min müslü-manlara, Mekke şirk devletinin yetkisi ve izni ile işkence eden Nadr b. el-Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, Bedir Savaşı sonrasında müslümanların eline geçen esirlerdendi...
Buiazgın Allah düşmanları, Rasulullah (s.a.s.)'in emriyle boyunları vurularak Öldürüldü ve dünya onlardan temizlenmiş oldu...[4]
Âlemlerin Rabbi Allah (Azze ve Celle)'nin egemenliğini gasbeden, Allah'ın emirlerini kabul etmeyen, atalarından kendilerine miras kalan şirk ideolojisinin ilkelerine tabi olan ve başta Rasulullah (s.a.s.) olmak üzere tüm mü'min müslümanların düşmanı olan Mekke şirk devletinin Müşrik yöneticileri, En-Nadr ve beraberinde Ukbe b. Ebi Muayt'ı Medineli Yahudi âlimlerine gönderdiler ve onlara:
Onlara, Muhammed'i sorun, vasıflarını söyleyin, sözlerini aktarın. Çünkü onlar, ilk Ehl-i Kitab olanlar, bizim bilmediğimiz peygamberler tarihini biliyorlar, dediler.
Bunun üzerine En-Nadr ve Ukbe yola çıktılar. Medine'ye geldiler. Yahudi bilginlerine Rasulullah'ı sordular. Durumunu anlattılar, bazı sözlerini aktardılar. Onlara:
Siz, Tevrat ehlisiniz. Size, bizim şu arkadaşımızdan haber veresiniz diye geldik, dediler.
Yahudî bilginleri, onlara:
O'na, size söyleyeceğimiz üç şeyi sorun. Eğer onlardan size haber verirse, O, gerçekten Allah'dan gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer haber veremezse, O, yalan söyleyen bir kimsedir. O'nun hakkında görüşünüzde haklısınız.
O'na, tâ ilk devirlerdeki mağaraya giren gençleri (As-habu'1-Kehf i) sorun, Onların meselesi nedir? Çünkü onların tuhaf bir hikayesi var.
O'na, çok çok dolaşan, tâ yeryüzünün doğusuna - batısına varanı (Zü'1-karneyn'i) sorun. Onun iç yüzü nedir?
O'na, ruhun mahiyetini sorun. Nedir o?
Eğer bunları size haber verirse O, bir peygamberdir. O'na uyun. Eğer haber veremezse, yalan söyleyen bir kimsedir. O zaman O'na, elinizden geleni yapın, dediler.
En-Nadr ve Ukbe, dönüp Mekke'ye Kureyş'in yanına geldiler:
Ey Kureyş Cemaatı, biz size, Muhammed'in ne olduğunu anlamanıza yardım edecek bazı şeylerle geldik. Yahudî bilginleri, O'na bazı şeyleri sormamızı söylediler, dediler.
Sonra Rasulullah (s.a.s.)'e geldiler:
Ya Muhammed, bize haber ver deyip O'na, Yahudî bilginlerinin söyledikleri sorulan sordular.
Rasulullah da:
"Sorduklarınıza yarın cevab veririm." dedi. (Ve istisna etmedi, yani înşaallah demedi.) Onlar da, ayrıldılar.
Rasulullah (s.a.s.), onbeş gece bekledi, fakat Allah, o konularda herhangi bir vahy indirmedi. Cebrail, gelmedi. Mekkeliler bunu, dillerine doladılar:
Muhammed, bize yarın diye va'detti. Bugün onbe-şinci gün henüz kendisine sorduğumuz sorulara hiç cevab vermedi, dediler.
Rasulullah, buna üzüldü. Allah'dan vahy bekledi. Mekkelilerin konuştukları şeyler, O'na ağır geldi. Sonra Cebrail (a.s.)j kendisine "Kehf Sûresi'"ni getirdi.
Sûre, Allah'ın, Rasulullah'ın hüznünden dolayı bitkinliğini, sordukları Ashabu'l-Kehfle, Zü'1-karneyn'le ilgili bilgileri içeriyordu.
Cenab-ı Hak, ruh hakkında ise, şöyle buyurdu:
"Sana ruh'tan sorarlar, de ki: 'Ruh, Rabbimin emrindedir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.[5]
Müfessirin ulema, Kehf Sûresi'nin esbab-ı nüzulünün bu olay olduğunu beyan etmektedir... Her ne kadar bazı âlimler buna itiraz etmişlerse de bu olay, Kehf Sûresi'nin esbab-ı nüzulü olarak kabul görmüştür...[6]
Atalarından kalan şirk ideolojisinin koruyucusu olan Mekkeli müşrikler, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlardı...[7] Rasulullah (s.a.s.)'in, mü'min müslümanla-rın ve İslâm'ın aleyhinde propaganda kampanyalarına ara vermeden devam ediyorlardı... Sorularla ve olmadık şeylerin mucize olarak ortaya konulması istekleriyle Rasulullah (s.a.s.)'i üzmek, dara düşürmek, zora koşmak ve böylece susturup hak dâvasından vazgeçirmek istiyorlardı...
O kâfir ve Müşrikler, mu'cize istiyorlardı amma gözleriyle apaçık Allah'ın ayetlerini gördükleri hâlde yine i-man etmiyor, iriadî küfürlerine devam ediyor ve "Peygamber'in kendlerini büyülediğini" söyleyecek kadar saçma sapan iddialarda bulunuyorlardı...
Bu konuda şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"Onlar, ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysa ki, evvelkilerin sünneti geçmiştir.
Onların üzerine gökyüzüden bir kapı açsak da, ondan yukarı yükselseler de,
Mutlaka: 'Gözlerimiz döndürüldü, belki biz, büyülenmiş bir topluluğuz, diyeceklerdir.[8]
O günün inatçı müşrik ve kâfirleri ile bugünün azgın müstekbir müşrik ve kâfir tağutları istemese de, Alemlerin Rabbi Alİah, nurunu tamamlayacak ve dinini hakim kılıp, tüm batıl ideolojileri zelil edecektir... Çünkü hak gelmiştir, batıl yok olmaya mahkumdur... [9]
Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:
"Müşrikler istemese de, O dini (İslâm'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.[10]
Mekke'li müşriklerin, yandaşları ve yardımcıları olan Yahudî bilginlerinden öğrenip Rasulullah (s.a.s.)'e sordukları üç sorunun cevabı, Rabbimiz Allah (c.c.) tarafından beyan buyrulmuştur... O sorulardan bir tanesi, "Asha-bu'1-Kehf" hakkında idi... Onların durumları ve tavırları soruluyordu. Konu, Yahudî bilginlerce ve ehil olunlarca bilinen bir konu idi... Hatta Ashabu'1-Kehf Kıssası'na bir çok asılsız şeyler de katılmıştı... Günümüzde bile olay, bu asılsız katkılarla biliniyor ve anlatılıyor... Rabbimiz Allah,
IRasulü (s.a.s.)'e inzal buyurduğu ayetlerde olayı, net bir şekilde beyan buyurmuş ve bu konuda, bu haberlerin yeterli olduğunu beyanla bu kadarıyla yetinilmesinin gereğini ve başka kimseye sormamasını emretmiştir...
Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlar hiç kimseye bir şey sorma.[11]
Gaybî meseller, gaybı bilen Allah tarafından beyan edildiği kadarıyla yetinilmeli, Allah ve R'asulü (s.a.s.) ne buyurmuşlar ise, mü'min müslümanlar için yeterlidir... Bundan ötesini araştırmak, karanlığa taş atmak olacağından dolayı, böyle bir araştırma ve karıştırma işinden uzak durulmalıdır...
Rabbimiz Allah'a karşı kulluk vazifemizi yapmak için neye ihtiyaç varsa hepsi, Allah ve Rasulullah (s.a.s.) tarafından beyan buyrulmuştur...
Rabbimiz Allah'ın insan kullarından istediği kulluk vazifesi, kulların gücü nisbetinde olup, onların gücünü aşan her hangi bir teklif yapılmamıştır...,
"Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez...[12]
"Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklenıemiştir...[13]
Kulların hidayeti için ne lazımsa izah edilmiş ve Rasulullah (s.a.s.)'in şahsında örneği ortaya konulmuştur... Eğer bir şey beyan edilmemiş, ona dokunulmamış ise, demek ki, o mesele kulluk vazifelerimizden değil, ihtiyacımız yoktur ve hidayetimiz için lazım olan bir şey değildir... Kulların, kendilerine lazım olmayan ve kendilerini ilgilendirmeyen bu konunun peşine düşmemeleri gerek... Onu karıştırmamali ve ondan sual etmemeleri lazım...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İnsanın (dini ve dünyası hakkında) ihtiyaç duymadığı şeyleri (malayanîyi) terk etmesi, onun müslümanlığının güzelliklerindendir.[14]
Ve yine Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Sizler, sizi bırakıp teklif etmediğim hususlarda beni, kendi hâlime bırakınız. Sizden evvelki ümmetler ancak çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı ihtilafları sebebiyle helak olmuşlardır.
Ben, sizleri bir şeyden nehyettiğim zaman ondan sakının. Sizlere bir şeyi emrettiğim zaman da emrimi tutunuz. Gücünüzün yettiği kadar onu yerine getiriniz.[15]
Bundan dolayı Ashabu'1-Kehf olayı ile ilgili haberi, Rabbimizin bize beyan buyurduğu kadarıyla biliyor ve onunla yetinerek başka kaynaklara müracaat etmiyoruz... Bu konuda, tefsir kitaplarında, tarih kitaplarında ve ansiklopedilerde bir çok haberler vardır... Fakat bu haberler, tahkike muhtaç olup teferruat hükmündedir... Kulların hidayetine vesile olacak bir yanı bulunmayan bu haberlerin üzerinde durmuyoruz...
Kehf Sûresi'nin faziletini beyan buyuran üç hadisi kaydettikten sonra konumuza geçelim.
Ebu'd-Derda (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim Kehf Sûresi'nin başından on ayet ezberlerse, Deccal'dan Masun olur (yani Deccal'ın fitnesinden emin olur)."
Katade'nin bir başka rivayetinde:
"Sonundan on ayet ezberlerse." denilmiştir.[16]
Nevvas b. Sem'an el-Kilabî (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah, her müslümana benim vekilimdir. Sizden kim Deccal'a ulaşırsa, Kehf Sûresi'nin evvelini onun üzerine okusun. Bu Sûrenin sonu, Deccal'ın fitnesinden kurtuiuşunuzdur.[17]
Ebûd Derda (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Her kim Kehf Sûresi'nin başından üç ayet okursa, Deccal fitnesinden korunur."[18]
[1] Muhammed İbn İshak, Siyeer, Hzr. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, çev.Sezaî Özel, İst. 1991, Sh. 261. îbn Hişam, A.g.e. C. 1, Sh. 398.
[2] Kalem, 68/5
[3] İbn Hişam, A.g.e. C. 1, Sh. 399. Muhammed İbn îshak, A.g.e. Sh. 261-262. Ayetler için bkz. Mutaffifin, 83/13, En'am, 6/25,
Enfâl, 8/31, Nahl, 16/24, Mü'minun, 23/83, Furkan, 25/5, Nemi, 27/68, Ahkaf, 46/17.
[4] Bkz. İbn Hişam A.g.e. C.2, Sh. 383.
İbn Kesir, EI-Bidaye ve 'n-Nihaye, C.3. Sh: 459. vd.
M. Asım Koksal, İslâm Tarihi-Hz. Muhammed ve İslâmiyet, Medine
Devri/2, İst. T.Y. C.9, Sh. 170 ve 173.
[5] Muhammed b. İshak, A.g.e. Sh. 262. İbn Hişam, A.g.e. C.l, Sh. 399-401. Abdulfettah El-Kadî, A.g.e. Sh. 246.
îbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye- Büyük İslâm Tarihi, C. 3, Sh. 78. ve bütün Tefsirlerin, Kehf Sûresi Tefsiri bölümü.
[6] Değerli İslâm âlimlerinden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (rh.a.), ilmi kıymeti yüksek olan meşhur "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsirinde, Kehf Sûresi'nin esbab-ı nüzulü İçin anlatılan bu rivayeti zayıf görmüş, altı ayrı yönden İnceleyip Sûre'nin tefsirinde buna istinadın caiz olmadığını savunmuştur.
Bkz. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst. T.Y. (Yen-
da Yayınlan), C.5, Sh. 366-367.
Diğer rivayetler İçin bkz.
İbnu'1-Esir, El-Kâmil fi't-Tarih-İslâm Tarihi, çev. Dr. Ahmed Ağırak-
ça, vdğ. İst. 1985, C.l, Sh. 323, vd.
İbn Kesir, A.g.e. C.2, Sh. 186, vd.
Yeri gelmişken, "Esbab-ı Nüzul" meselesi hakkında değerli İslâm âlimlerinden Şah Velİyyullah ed-Dihlevî (rh.a.)'in görüşünü nakletmekten fayda umarız... Şöyle diyor Şah Velİyyullah: "Müfessirlerin çoğu, Muhasama ayetlerinden ve ahkâm ayetlerinden her bir ayeti bir kıssaya bağlıyor ve bu kıssanın, o ayetin nüzul sebebi olduğunu zannediyorlar. Muhakkak olan ise, Kur'ân'ın nüzulünden aslî maksad, beşerî nefisleri ıslah edip pâkize ve hâlis kılma, batıl akidelerini yanp parçalama, bozuk işleri ve amelleri yok etmektir. Binaenaleyh mükelleflerde batıl akidelerin mevcud oluşu, muhasama ayetlerinin nüzulüne sebebdir. Bozuk işler ve amellerin bulunması ve aralarında zulümlerin cereyan etmesi de, ahkâm ayetlerinin nüzulüne sebebdir. Mükelleflerin, Allah'ın nimetleri, Allah'ın günleri, Ölüm vaka'lan ve Ölümden sonraki işlerin zikrinden başkasıyla uyanmamaları, tezkîr, yani hatırlatma ayetlerinin nüzulüne sebebdir.
Müfessirlerin, kıssaların teker teker hususiyetleri nev'inden üzerlerine aldıkları zahmetli işlerin ve zorlukların, o ayetlerin lehine itibara alınacak bir dehli ve tesiri yoktur. Bu tesir, ancak içlerinde, Peygamber zamanında, yahud O'ndan evvel vücuda gelmiş vakıalardan bir vakıaya ta'riz vakî olan yerlerdeki bazı ayetlerde vardır. Bu ta'rizİ işitme sırasında dinleyiciye arız olan bekleyiş, ancak o kıssayı yayıp genişletmekle zâi! olur. Öyleyse bu ilimleri teker teker kıssalara getirme zahmetini gerekli kılmayacak bir v^cihle açıp şerhetmemiz lazım geldi." Şah Velİyyullah Ahmed İbn Abdurrahim ed-Dihlevî, El-Fevzu'1-Kebir Fi Usûli't-Tefsir, çev. Mehmed Sofuoğlu, İst. 1980, Sh. 4.
[7] Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." Tevbe, 9/32.
[8] Hicr, 15/13-15.
[9] De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şübheşiz batıl yok olucudur." İsra, 17/81.
[10] Tevbe, 9/33.
[11] Kehf, 18/22.
[12] Bakara, 2/286.
[13] Hacc, 22/78.
[14] Sünen-ı İbn Mace, Kitabu'l-Filen, B. 12, Hds. 3976. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.9, Hds. 2419-2420. İmam Malik, Muvatta1, Kitabu Hüsnu'1-Hulk, Hds. 3.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, Tercüme ve Şerhi, çev. İsmaİ! Mutlu, İst. 1996, C.2, Sh. 302, Hds. 606.
[15] Sahih-i Buharı, Kitabu'I-İtisam bi'f-Kitabi ve's-Sünneti, B. 2, Hds. 19. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B. 37, Hds. 130.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 1, Hds. 2.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İlm, B. 17, Hds. '2819.
Sünen-i Neseî, Kitabu Menasiku'1-Hacc, B. 1, Hds. 2609-2610.
[16] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'I-Müsafırine ve Kasriha, B. 44, Hds. 257 Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B. 14, Hds. 4323.
[17] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B. 4, Hds. 4321.
[18] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B. 5, Hds. 3046.
İslami Okul Okulların En Önemlisi