Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kur'ân Niçin İndirildi - Selefinizinde - 4. Sayfa

 

Kur'ân Niçin İndirildi?

 

Rabbimiz Allah, Kehf Sûresi'nin ilk ayetlerinde şöyle buyurur:

"Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aiddir.

Dosdoğru (bir kitabtır) ki, kendi katında şiddetli bir azab ile uyarıp korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi), şübhesiz on­lara, güzel bir ecir vardır.

Onlar, orada ebedî olarak kalıcıdırlar.[1]

Hamdın, yani övgülerin ve şükrün tamamı yalnız ve yalnız Allah'a aiddir... O'ndan başkasına hamd edilmez... Eğer herhangi bir şey övülecekse, Allah tarafından övül­düğü ve razı olunduğu için övülüp ve takdir edilir...

"Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır.[2]

"Ve de ki: 'Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı)

bulunmayan Allah'adır.' Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.[3]

"De ki: 'Harnd, Allah'ındır ve selâm, O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı, yoksa onların ortak koşmakta oldukları mı?"[4]

"Ve Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.[5]

"O, Allah'dır, kendisinden başka ilâh yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur, Hüküm, O'nundur ve O'na dön­dürüleceksiniz.[6]

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve ay­dınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) sonra bile, inkâr edenler, Rabblerine (bir takım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.[7]

Cabir b. Abdullah (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Zikrin (Allah'ı anmanın) en faziletlisi, Lâ ilahe illal­lah kelimesidir ve duanın en faziletlisi, Elhamdülillah sözüdür.[8]

Abdullah b. Ömer (r.anhuma) da, bize şu hadisi riva­yet eder:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah'ın kullarından biri:

Ya Rabbi, leke'l-hamdu kemâ yenbaği li celâli vechike ve H azimi sultânike (: Ey benim Rabbim, Senin zatının celâlına ve Senin hakimiyetinin azametine layık biçimde Sana hamd olsun), dedi.

Bu hamd, kulun amelini yazmakla görevli iki meleği aciz bırakarak, nasıl yazacaklarını bilemediler. Bunun üzerine melekler, göğe çıktılar ve:

Ey Rabbimiz, Senin kulun öyle bir söz (hamd) söyledi ki, nasıl yazacağımızı bilemeyeceğiz, dediler.

Allah (Azze ve Celle), kulunun söylediği sözü en iyi bilen olduğu hâlde:

Benim kulum ne söyledi? diye sordu. Melekler:

Ey Rabbimiz, bu kulun:

"Ya Rabbi, leke'l-hamdu kemâ yenbaği li celâli vec­hike ve azimi sudtânike" söyledi, dediler.

Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle), o iki meleğe buyurdu ki:

Kulum, Bana kavuşup da Ben, onu söylediği söz (hamd)e karşılık mükâfatlandırıncaya kadar siz, o sözü kulumun söylediği gibi yazınız, buyurdu.[9]

Bütün kâinatı örneksiz ve yoktan yaratan, göklerde de ilâh olan, yerde de ilâh olan,[10] Mülkün yalnız ve yalnız kendisine aid bulunan,[11] Hüküm, yani egemenlik sadece kendisine has olan,[12] Âlemlerin Rabbi Allah'a aiddir hamd...

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır[13] ve göklerdeki varlıklar ile yerdeki varlıkların hepsi Rableri Allah'ı teşbih ederler.[14] Canlı, cansız, görünen, görünme­yen,[15] bilinen, biinmeyen, göklerde, yerde ve gökler ile y-er arasındaki tüm varlığın[16] yegâne Rabbi Allah'dır... Al­lah'ın bütün kullarının vazifesi, O'nu bilmek, O'nu tanı­mak ve O'na gereği üzere hamd etmektir... Kulların yara­tılış gayesi budur,[17] yani kendilerini yaratan Rabbleri Al­lah'a gereği şekilde iman etmek ve emirlerine tabi olup itaat etmektir.[18]

Yeryüzündeki herşeyi insan kulları için yaratan ve faydalansınlar diye onlara müsahhar kılan[19] Âlemlerin Rabbine hamd etmek, insan kullarının vazgeçilmez vazi­fesidir...      

Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur:

"Göklerdç ve yerde bulunanlar O'nundur. Hepsi O'na gönülden boyurt eğmiş bulunuyorlar.[20]

Mülk, O'nitti; hamd, tümüyle O'na aiddir!..

İnsanların yegâne Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ, kulu RasuluUah Muhammed (s.a.s.)'in üzerine içinde hiç bir çelişki, hiç bir çarpıklık ve hiç bir noksanlık bulunma­yan yüce kitabı Kur'ân-ı Kerim'i indirmiştir...

RasuluUah (s.a.s.), Âlemlerin Rabbi Allah'ın çok de­ğerli kulu ve en son Rasulü'dür... RasuluUah (s.a.s.), seç­kin kullardan bir kul, seçkinlerin içinden en seçkin bir kuldur... Yalnız ve yalnız Rabbi Allah'a kul olmak maka­mı, iman eden ve salih amel işleyen kulların ulaşabilecek­leri en yüksek makamdır... Kul olmak, kul olduğunun far­kına varmak, amma yalnızca Allah'a kul olmak ve bunun farkında olmak, makamların zirvesidir...

Rasulullah (s.a.s.), yalnızca Allah'a kul olan ve kullu­ğunun gereğini kâmil mânâda yerine getiren bir kuldu... Rabbimiz Allah, O'ndan bahsederken, "O'nun, Allah'ın kulu" olduğunu beyan eder...

"Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlen­dirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah), yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.[21]

De ki: 'Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve

O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben, ancak O'na da­vet ederim ve son dönüşüm O'nadır.[22]

Rasulullah (s.a.s.)'e verilen bu emir, insanların ve cinlerin yaratılış, yani yalnız ve yalnız Allah'a kul olup O'na ibadet etmenin gereğidir... Yaratılışın gayesi bu­dur...[23] Misak anında kulların Rabbleri Allah'a verdikleri kesin sözün gereği budur... Yalnız ve yalnız Alemlerin Rabbini, Rabb olarak bilecek, tanıyacak, kabul edecek ve sadece O'na kul olup kulluğun gereğini emredilen ölçüde yerine getirecek.[24] Bu, Allah'a kul olanların ve vazifeleri­ni yerine getirenlerin değişmez vasfıdır... Şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Göklerde ve yerde kim varsa, O'nundur. O'nıın ya­nında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve Onlar, yorgunluk da duymazlar.

Gece ve gündüz hiç durmaksızın teşbih ederler.[25] Yalnızca Allah'a kul olduğunun farkına varan ve kul­luğu kabul eden insan, olgun insan olur... Bu olgun insan ,Allah'dan başka hiç bir rabb, ilâh ve melik kabul etmez... Yalnızca Allah'ın egemenliğini kabul edip, egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a aid olduğuna inanarak ilân eder...

Rasulullah (s.a.s.), bir insandır, amma insanların en seçkini, en kâmilidir... Rasulullah (s.a.s.), bir beşerdir, amma beşerin en şereflisi ve en izzetlisidir...

"De ki: 'Ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay hâline o müşriklerin.[26]

İbn Abbas (r.a.), Emiru'1-mü'minin İmam Ömer b. Hat-tab (r,a.)'ın minber üzerinde şunları söylediğini rivayet eder. İmam Ömer (r.a.), şöyle buyurur  Ben, Rasulullah (s.a.s.)'den işittim: "Nasranîler, Meryem oğlu'nu (İsa'yı) batıl ve aşırı su­rette medhettikleri gibi, sakın sizler de beni medhde aşırı gitmeyiniz. Şübhesiz ki ben, ancak bir kulum. Onun için bana, Allah'ın kulu ve Rasulü deyiniz." buyuruyordu.[27]

Cerir b. Hazım, Hasan Basrî'nin şöyle dediğine şahid olduğunu söylüyor:

Rasulullah (s.a.s.), yemek getirildiği zamana yere konulmasını söyler ve:

"Ben, sadece her kul gibi yiyip içen, oturup kalkan bir kulum." derdi.[28]

Yegâne Rabbimiz Alİah, böyle dosdoğru, doğruluyan ve doğrulanan kulu ve Rasulü (s.a.s.)'e, insanları uyarmak, müşrik ve kâfirleri azab ile korkutmak, mü'min müslü-manları mükafat ile müjdelemek üzere kitabım indirdi...

"Elif-Lâm-Mim.

Bu,; kendisinde hiç bir şübhe olmayan, müttakiler için de bir kılavuz olan bir kitab'dır.[29]

Mü'min müslümanlarm yegâne düstûru, muvahhid müttakilerin yegâne rehberi Kur'ân-ı Kerim'in kendisine vahyedilen Rasulullah (s.a.s.), âlemlere rahmet kılınmış,[30] en yüce bir ahlâk sahibi, ve üstün bir şahsiyettir[31]

Mü'mirrmüslümanlann yegâne düstûru Kur'ân-ı Ke­rim'in niçin indirildiğini şöyle beyan eder Rabbimiz Al­lah:

"Gerçekten o (Kur'ân), Âlemlerin Rabbinin (bir) in­dirmesidir.[32]

"Elif, Lâm, Râ. (Bu,) ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi olan ve herşeyden haberdar bulunan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklan­mış birkitab'tır (ki:)

Öyle ki, Allah'dan başkasına ibadet etmeyin. Ger­çekten ben, sizi O'nun tarafından uyarıp korkutan ve müjdeleyenim.

Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tev-be edin. O da, sizi adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanı­nı versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.

Sizin dönüşünüz Allah'adır. O, herşeye güç yetirendir.[33]

"Elif, Lâm, Râ. Bu, bir kitabtır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, o güçlü ve övgüye layık ola­nın yoluna çıkarmak için onu, sana indirdik.[34]

Bütün insanları, hüsrandan, bunalımdan, maddî ve manevî zarardan ve tüm olumsuzluklardan kurtarıp, Al­lah'ın izniyle karanlıklardan nura çıkarmak için indirilen Kur'ân-ı Kerim, eşi ve benzeri olmayan kurtuluş reçetesidir...

Yalnız ve yalnız Allah'a ibadet edilsin diye inzal edi­len Kur'ân-ı Kerim, mü'min müslümanlarm yollarını aydınlatan bir nur, kendilerine bir hidayet rehberi, hastalıkla­rına bir şifâ ve ruhlarına bir huzurdur... Bütün bu iyilik ve güzeliklerin elde edile bilinmesi için de, Rabbimiz Allah'ın Kur'ân'daki emir ve yasaklarına iman edip, imanına hiç bir şirk, küfür, bid'at ve hurafe katmadan tüm teslimiyet gös­termek, yani gereği gibi itaat etmek şarttır... Bu şartı yeri­ne getiren her ferd, her cemaat ve her toplum, maddi ve manevî iyiliklere, güzelliklere, huzur ve şifâya kavuşur...

Yegâne Rabbimiz Allah, yalnız kendisine ibadet edilmesini, yani yalnızca O'nun hükümlerine tabi olunma­sını, ondan başka egemen bir güç tanınmamasını ve bu konuda kendisine şirk koşulmamasını emrettiği gibi,[35] ha­yatın her birimine Kur'ân-ı Kerim'den başka hiç bir yasa­nın hakim olmamasını ister... Hayata hakim olması gere­ken yasanın, kendi yasası olan Kur'ân-ı Kerim olmasını emreder... Gerek ferdlere, gerekse toplumlara egemen olan yasanın Kur'ân olması ve nizâmın da İslâm olması Rabbimiz Allah'ın kafi emridir... İslâm Dini'nin tüm yeryüzüne hakim olması uğurunda mallan ve canlarıyla cihad etmesini bütün mü'min müslüman kullarına emreden[36] Rabbimiz Allah, gerek karada, gerek denizde, ge­rekse havada yeryüzünü ifsad edenler,[37] kim olursa olsun, ne olursa olsun ortadan kaldırılmasını buyuruyor...

Ve Mü'min muvahhidlere yegâne hayat düstûru Kur'ân-ı Kerim'i, iyiden iyi düşünmeyi ve idrak etmeyi emrediyor Rabbimiz Allah:

"Onlar, hâlâ Kur'ân'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah'dan başkasının katından olsaydı kuşkusuz içinde bir çok aykırılıklar (çelişkiler-ihtilaflar) bulacaklardı.[38]

İnsanlar, yüce ve ilâhî düstur olan Kur'ân-ı Kerim'i anlamak ve idrak etmek için okuyacak olurlar ise, onda hiç bir çelişki, hiç bir noksanlık ve içinde hiç bir şübhenin olmadığını kolayca kavrayacaklardır... Çünkü O, Âlemle­rin Rabbi Allah'ın kelâmıdır ve O'nun tarafından indiril­medir...

"(Onları,) apaçık deliller ve kitablarla (gönderdik). Sana da, zikri (Kur'ân'ı) indirdik ki, insanlara kedileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye.[39]

Biz kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslü-

manlara da bir Hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak in­dirdik.[40]

Yeryüzünde imtihanda olan insanların başarılı olma­ları, huzur ve saadet, sıhhat ve afiyet içinde yaşamaları için herşey apaçık bir şekilde beyan edildikten sonra in­sanlar, vicdanlarıyla, tercihleriyle başbaşa bırakılmıştır... Dinde zorlama olmamış, imtihanda olan insanların tercihi­ne bırakılmıştır... Akıllarını kullanmaları, hakkı batıldan ayırıp, hakkı tercih etmeleri tavsiye olunmuştur... Çünkü hak, batıldan apaçık bir şekilde ayrılmıştır...Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Gerçek şu ki, doğ­ruluk (rüşd), sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.[41]

Bu sapasağlam kulpa veya Allah'ın sapasağlam ipi olan Kur'ân-ı Kerim'e sımsıkı yapışılmasını emrediyor Rabbimiz Allah... Mü'min müslüman kulların ilk vazifesi budur... İman ve Tevhid noktasında ilk yapılacak iş, Kur'ân'a sımsıkı sarılmaktır...

"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrıl­mayın..[42]

Kur'ân-ı Kerim'in koruyucusu yegâne Rabbimiz Allah'dır!.. Kur'ân'a hiç bir ziyade ve noksanlık yapılamadığı gibi, aynı zamanda ona hiç bir batıl da karışamaz...

"Hiç şübhesiz, zikri (Kur'ân'ı), Biz indirdik, Biz, O-nun koruyucuları da gerçekten Biziz.[43]

"Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çün­kü Kur'ân,) hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Al­lardan indirilmedir.[44]

Hayat nizâmı İslâm'ın temel düsturu olan Kur'ân-ı Kerim, yeryüzündeki insanların kendisine tabi olup kurtulmaları için, gökten yere uzatılan Allah'ın sapasağlam ipidir...

Zeyd b. Erkam (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Ben, sizde (yek vücud) bir şey bırakacağım ki, buna sarrldığınız takdirde, benden sonra asla dalâlete düşmeyeceksiniz. İkisi de, birbirinden büyüktür:

Gökten yere uzanan bir ip (İlâhî nizâm) olan Allah'ın Kitabı ve yakınlarım, Ehl~i Beytim. Bu iki şey (kıyamet günü) havuz başında bana varıncaya kadar birbirinden as­la ayrılmyacaklardır. Bunlar hakkında bana nasıl halef olacağınıza dikkat ediniz![45]

İmam Malik (rh.a.)'in kaydetmiş olduğu bir başka ha­diste de şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara, sımsıkı bağlandı­ğınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün Sünneti'dir.[46]

Bi: başka hadis ise şöyle...

Cabir b. Abdullah (r.a.)'ın rivayetiyle "Veda Haca", sırasında irâd ettiği hutbesinde şöyle buyurmuştu Rasulul­lah (s.a.s.):

"Size Öyle bir şey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsa-nız, bir daha asla sapmazsınız. Size, Kitabullah'ı bırak­tım!.[47]İnsanlığın kurtuluş reçetesi, mü'min müslümanların hayat düsturu ve nurlu yolun rehberi Kur'ân-ı Kerim, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah'ın zatını, sıfatlarım, emirle­rini ve nehylerini bildirmek için inzal olunmuştur... Dos­doğru yolu terk etmiş ve sapıtmış olanları, yeniden istika­met üzere gelmelerim sağlamak, istikamet üzere olanların da Allah'ın izniyle hidayetlerini artırmak için indirilen Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurur Rabbimiz... Şöyle buyu­rur Rabbimiz diyoruz... Çünkü Rabbimiz Allah'dır... Çağ­daş Fir'avnların ilân ettiği rabliklerine itibar eden, küfür ve şirk ehlinden ayrıldığımız en bariz özelliğimiz, biz mu-vahhid niü'miri müslümanların Rabbi Allah'dır, onların rabbi ise, çağdaş Fir'avnlar ve Nemrudlardır... Biz, yegâne Rabbimiz Allah'a iman etmiş ve O'nun hükümlerine itaat edip razı olurken, onlar da, rableri olan egernen tağutlara inanmış, itaat etmiş ve onların heva-u heveslerinden kaynaklanan yasalarına boyun bükmüşlerdir... Biz mü'min müslamanlar, Abdullah olurken, onlar, abdüş-şeytan veya abdu't-tağut olmuşlardır...

Kur'ân-ı Kerim, Rabbimiz Allah'ı yanlış tanıyan ve tanıtanları uyarmak, azab ile korkutmak için indirilmiş­tir... Allah'ı, O'na yakışmayan vasıflarla ananları, Öyle bi­lenleri uyarmak için şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"(Bu Kur'ân), Allah çocuk edindi, diyenleri uyarıp korkutmaktadır.

Bu konuda, ne kendilerinin, ne de atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) bü­yük. Onlar, yalandan başkasını söylemiyorlar.

Şimdi onlar, bu söze (Kur'ân'a) inanmayacak olurlar­sa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öylemi)?..[48]

Yegâne Rabbimiz Allah'ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz!... O'na, kâmil mânâda hamd eder, O'nu la-yık-ı veçhiyle teşbih ederiz!... O'ndan başka İlâhımızın, Rabbimizin ve Melikimizin olmadığına şahidlik eder, O'ndan başka tüm yalancı, tüm sahtekar rablik iddiasında bulunan kurum, kuruluş, makam, mevki ve şahıslan red­dederiz.

Müşrikler ve kâfirler, "Allah, çocuk edindi." diyor, Allah'a noksan sıfatlar atfediyor, böylece kendi isteklerine uygun bir ilâh düşüncesi ortaya koyuyorlardı... Allah'ı yanlış tanıyor ve tanıtıyorlardı... Allah'ın zatına, put hey­kelleri ortak koşarken, O'nu noksan sıfatlarla anıyor ve in­sana benzetiyorlardı!... Hakimiyet noktasında -hâşâ- O'nu aciz görüyor, yerdeki put heykelleri ve gökteki cisimleri, özellikle de bazı yıldızlan O'na ortak ediyorlardı...

Rabbimiz Allah, onların şirkinden, küfründen ve cehaletlerinden doğan bu batıl iddialarını reddediyor, onla­rın ve atalarının koyu bir cehaletin içinde olduklarım be­yanla yalan söylediklerini açığa çıkarıyor...

 



[1] Kehf, 18/1-3.

[2] Fatiha, 1/2

[3] İsrâ, 17/111

[4] Nemi, 27/59.

[5] Saffat, 37/182

[6] Kasas, 28/70.

[7] En'am, 6/1

[8] Siinen-i İbn Mace, KitabuVEdeb, B. 55, Hds. 3800.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 8, Hds. 3605.

[9] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, B. 55, Hds. 3801.

[10] Göklerde İlâh ve yerde ilâh O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bi­lendir." Zuhruf, 43/84.

[11] Mülk elinde bulunan (Allah), ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir." Mülk, 67/1

[12] Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisnden başkasına kulluk etme­menizi emretmiştir. Dosdoğru olan din, işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." Yûsuf, 12/40.

[13] Dikkatli olun, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üze­rinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir." Nur, 24/64

[14] Göklerde ve yerde planların tümü Allah'ı teşbih eder. Mülk O'nun­dur, hamd (Övgü) de O'nundur. O, her şeye güç yetirendir." Teğabün, 64/1, Haşr, 59/1, Hadid, 57/1, Cuma, 62/1

[15] Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aiddir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp-kapama gibidir veya daha yakındır. Şübhesiz Alİah, her şeye güç yetirendir." Nahl, 16/77.

[16] Göklerin, yerin ve İkisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah), ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun karındadır ve O'na  | döndürüleceksiniz." Zuhruf, 43/85

[17] Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." Manyat, 51/56.

[18] Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.

Âlemlerin Rabbi olan Aİlah, ne yücedir." A'raf, 7/54.

[19] Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur....." Bakara, 2/29, Hacc, 22/65.

"Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu hâlde onun omuzla­rında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş, O'hadır." Mülk, 67/15.

[20] Rum, 30/26.

[21] İsrâ, 17/1.

[22] Ra'd, 13/36.

[23] Bkz. Zariyât, 51/56.

[24] Bkz. A'raf, 7/172-173.

[25] Enbiyâ, 21/19-20.

[26] Fussilet, 41/6, Kehf, 18/110.

[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Enbıya, B. 50, Hds. 115. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B. 68, Hds. 2787.

[28] Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, Çev. Mehmed Emin İhsanoğlu,

İst. 1993, C.İ,Sh. 17, Hds. 21.

İmam Suyutî, Cami's-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail

Mutlu, Vdğ. İst. 1996, C. 1, Sh. 26, Hds. 9 (14), Ebu Ya'la ve İbn Hıbban'dan.

[29] Bakara, 2/1-2

[30] Biz, seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." Enbiyâ, 21/107.

[31] Ve şübhesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin." Kalem, 68/4.

[32] Şuarâ, 26/192

[33] Hûd, 11/1-4.

[34] İbrahim, 14/1

[35] Hüküm yalnızda Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk et­memenizi emretmiştir....." Yûsuf, 12/40 ve 67, En'am, 6/57 ve 62, Ka-sas 28/70 ve 88, Mâide, 5/50. Kenf, 18/26.

[36] Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar, onlarla sa­vaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şübhesİz Alİah yaptıklarını gören­dir." Enfâl, 8/39.

"... Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düş­manlık yoktur." Bakara, 2/193.

[37] İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fe-sad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) Onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır." Rum, 30/41.

"O, iş başına geçti mî {ya da sırtını çevirip gitti mi), yeryüzünde boz­gunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez." Bakara, 2/205.

[38] Nisa, 4/82.

[39] Nahl, 16/44.

[40] Nahl, 16/89.

[41] Bakara, 2/256.

[42] Âl-i İmrân, 3/103.

[43] Hicr, 15/9.

[44] Fussilet, 41/42.

[45] Sünen-i Tirmizî, Kitabıı'l-Menakıb, B. 90, Hds. 4038. Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.l, Hds. 3319. İmam Suyutî, Camiu's-Sağır Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C.2, Sh. 78, Hds. İ446 (2631- Ahmed b. Hanbei; Müsned, C.3, Sh. 14, 17,26,59, ve C. 5, Sh. 182'den.

[46] İmam Malik, Muvattâ, Kltabu'l-Kader, Hds. 3.

İbn Hişam, A.g.e. C. 4, Sh. 346.

[47] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Hacc, B. 19, Hds, 147.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Menasık, B. 84, Hds. 3074 Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Menasık, B. 56, Hds. 1905.

[48] Kehf, 18/4-5-6.