Cahiliyyenin Değişmeyen Karekteri - Selefinizinde - 5. Sayfa
Cahiliyyenin Değişmeyen Karekteri
"Dediler ki: 'Alİah, oğul edindi.1 O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na boyun eğmiştir.[1]
Yahudiler, Üzeyr (a.s.)'ı Allah'ın oğlu olarâk-kabul ederken, Hristiyanlar, Mesih İsa (a.s.)'ı Allah'ın oğlu olarak kabul ediyorlardı... Mekke müşrikleri ise, Melekleri Allah'ın kızları olarak görüyor ve böyle inanıyorlardı... Ayrıca cinleri de, bazı konular da Allah'a şirk koşuyorlardı... Bu üç zümre de Allah'a inanıyordu inanmasına amma imanlarına şirk ve küfür karıştırarak inanıyorlardı...
Allah, âlemlerden müstağni,[2]benzeri gibi olmadığı gibi,[3]O'nun herhangi bir adaşı da yoktur.[4]
Bu, böyledir!...
Bu, böyle iken, küfür ve şirk içinde olan sapıklar, Allah'a karşı olmadık iftiralar edip durdular ve etmeye devam etmektedirler...
"Allah, çocuk edindi, dediler. O, (bundan) yücedir. O, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin isbatlayıcı bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
De ki: 'Alİah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa eremezler.'
(Onlar için) dünyada geçici bir meta (vardır). Sonra dönüşleri Bizedir. Sonra da küfre sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız.[5]
"Andolsun, 'Gerçekten Allah, Meryemoğlu Me-sih'dir, diyenler, küfre saptılar. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbi-niz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine şirk koşana, şübhesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.
Andolsun, 'Alİah, üçün üçüncüsüdür, diyenler küfre sapmışlardır. Oysa tek bir ilâhdan başka ilâh yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan küfredenlere mutlak acıklı bir azab dokunacaktır. «Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[6]
"Yahudiler: 'Üzeyr, Allah'ın oğludur, dediler, Hristi-yanlar da: 'Mesih, Allah'ın oğludur, dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir. Onlar, bundan önceki küfredenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Alİah, onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar?[7]
Onların bu batıl ve echel iddialarını, bizzat Allah'ın Nebî ve Rasullerinden Ulu'I-azm olan Peygamberlerden İsâ (a.s.) reddediyor:
"(İsa) Dedi ki: 'Şübhesiz ben, Allah'ın kuluyum. (Alİah) Bana Kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı.[8]
O batıl iddianın sahihleri, çirkin iddia ve iftiralarını devam ettirmişlerdir...
"Rahman, çocuk edinmiştir, dediler.
Andolsun siz, oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz,
Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı).
Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.
Göklerde ve yerde olan (herkesin, her şeyin) tümü, Rahman (olan Allah)a yalnızca kul olarak gelecektir.[9]
Batıl iddia sahibleri olan Yahudi ve Hristiyanlar, bu çirkin ve korkunç iftiralarıyla da kalmayıp kendilerini bile Allah'ın çocukları olarak takdim ediyorlardı:
"Yahudî ve Hristiyanlar: 'Biz, Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz, dediler. De ki: 'Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandmyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. Ö, dilediğini bağışlar, dilediğini azablandmr. Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tülünün mülkü Allah'ındır. Son varış, O'nadır.[10]
Yahudi ve Hristiyanlar, Tevhid inancını böyle çarptırırken, Mekke müşrikleri de, Allah inancında onların bir benzeri batıl iddialarda bulunuyorlardı... Kendilerinin olmasını istemedikleri ve nefret ettikleri kız çocuklarını Allah'a nisbet ediyor ve Melekleri Allah'ın kızları sayıyorlardı... Kendi nefislerine bile uygun görmedikleri ve koyu bir cehalet sonucu içine düştükleri kız çocuklarında nefret duygusunu taşıyan bu müşrik kâfirler, Allah'ın kızlarının olduğunu iddia ediyorlardı...
"Onların birine kız (çocuğu) müjdelendiği zaman, içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir.
Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu, aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür![11]
"Oysa onlardan biri, O Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur.[12]
Kız çocuklarının varlığından nefret ettikleri için onları, bir batıl inanış ve korkunç vahşet sonucu diri diri toprağa gömüyorlardı...
"Ve diri diri toprağa gömülen kızcağıza sorulduğu zaman: Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"[13]
Yeri gelmişken, Cahiliyye devrindeki bu vahşi ve korkunç anlayış uygulamasını dile getiren şu olayı kaydetmeden geçemeyeceğiz: .
El-Vadin'den.
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip şöyle dedi:
Ya Rasulullah, bizler, cahiliyye insanları ve putlara tapan kişiler idik. Bu sebeble çocukları Öldürüyorduk. Yanımda bir kızım vardı. Büyüyüp kendisini çağırdığımda çağırmadan dolayı sevinecek (bir yaşa geldiği) zaman, bir gün onu çağırdım, o da, peşimden geldi.
Ben de, ailemin uzak olmayan bir kuyusuna kadar gittim. (Kuyunun yanına varınca) elini tutup onu, kuyunun içine attım. Ondan hatırımdan kalan son şey:
Babacığım, babacığım, demesidir.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), gözyaşları boşalın-caya kadar ağladı. Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oturanlardan bunu gören bir adam, olayı anlatana;
Rasulullah'ı hüzünlendirdin, dedi. Rasulullah (s.a.s.), bu adama:
"Bırak onu" buyurdu. "Çünkü O, kendisini ilgilendiren, endişeye sevk eden bir şeyi sormaktadır."
Sonra olayı anlatan zata:
"Haberini bana tekrar anlat!" buyurdu.
O da, tekrar anlattı. (Rasulullah da) gözyaşları sakalına ininceye kadar ağladı. Müteakiben şöyle buyurdu:
"Allah, Cahiliyye (dönemi insanların) dan, yapmış oldukları şeyleri kaldırmıştır. Bundan dolayı ameline yeniden başla!"[14]
Kendilerinin kabul etmedikleri, edemedikleri ve kendileri için bir düşüklük, bîr kusur olarak gördükleri birşeyi, rahatlıkla âlemlerin Rabbi Allah'a uygun görüyorlardı.
Şirk ve küfür cephesinde tarih boyu bu batıl iddia su-lmiş ve yaşadığımız çağda aynı anlayış hakim bir durumdadır...
İşgal altındaki İslâm topraklarında müstaz'af ve mazhım mü'min müslümanlan egemenlikleri altına alıp esir muamelesine tabi tutan şeytanî düzenlerin yetkili tağutla- . ri, ellerindeki egemenlikleri gitmesin diye her türlü zulmü ve işkenceyi yapıyorlar... Egemenliklerini koruma adına akla-hayale gelmedik plan ve programlar üretiyorlar... İşin en ilginç yanı, elde tuttukları egemenlik, gasbedilmiş bir egemenliktir... Bu müşrik ve kâfirlerin egemenlikleri, âlemlerin Rabbi Allah'ın yeryüzündeki kullarının üstündeki egemenliktir... Allah'ın egemenliğini gasbedip O'nun hükümlerini rafa kaldırarak, egemen oldukları ülkede kendi hükümleri, yani tağutî yasalarıyla hükmedenler, kendileri için asla ve kat'a kabul etmedikleri bir hâli, Allah'a reva görüyor ve O'na nisbet ediyorlar...
"O, sadece bizi yaratan Tanrımızdır. Göklerdedir ve bizi yarattıktan sonra kesinlikle bizim işimizi karışmaz... Kendi yasalarımızı kendimiz yaparız, O, bizim için herhangi bir emir verme yetkisine sahib değildir... Siyasetimize, hukukumuza, ekonomimize, ticaretimize, eğitimimize, sosyal ilişkilerimize, emniyet işlerimize ve ferdî meselelerimize biz karar verir, biz uygularız.,. O, sadece bizim biricik yaratıcı Tanrımızdır... vs... vs..."
Bunun bir benzeri teklif, onların Allah için uygun gördükleri bir teklif kendilerine yapılsa, ne yaparlar acaba?.. "Gelin, makam koltuklarına sizler oturun, üniformalarınızı giyinin, isim, sizin isminiz olsun, tabela sizin istediğiniz türden yazılsın ve süslensin, amma sadece bu olsun. Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'a aid olsun ve insanların yönetildiği, eğitildiği, tabi olduğu yasa, Alemlerin Rabbi Allah'ın yasası olsun... Yönetimdeki koltuklan siz işgal edeceksiniz, amma sadece makam koltuklarına oturacak hiç bir yetkiniz olmayacaktır... Bütün yetki, Allah adma ve O'nun yasalarıyla yönetecek mü'min müslü-manlann olacak!.."
Bilindiği, görüldüğü ve defaten denendiği kadarıyla değil, böyle bir uygulamaya tahammül edip rıza göstermek, böyle bir teklifi yapanı bile affetmezler, işgal altında İslâm topraklarındaki egemen tağutlar... Böyle bir teklifi diline alanın dilini kesmek, eliyle yazarak ifade edenin elini kırmak ve düşünen kafayı koparmak için tüm imkânlarını seferber ederler...
"Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'a aiddir. Yeryüzünde de, göklerde de egemenlik, Alİah'dan başkasına aid olamaz... O hâlde müstekbir tağutlar tarafından gasbedilen egemenlik hakkının yeniden Allah'a iade edilmesi ve bir daha böyle bir isyanın, böyle bir suçun işlenmemesi gerekir" diyen her mü'min müslüman, egemen tağutî güçler tarafından en korkunç terörist ve en azılı anarşist olarak görülür... Çünkü bu mü'min müslüman, bu muttaki mu-vahhid, egemenliğin insanın değil, kayıtsız şartsız Allah'a aid olduğunu söylüyor ve savunuyordur... O muvahhid mü'min müslüman, egemen tağutların gözünde en korkunç suçu işlemiş ve hemen cezalandırılması gereken, bölücü faaliyette bulunan bir vatan haini olarak damgalanır... Tıpkı Fir'avn'ın, Musa (a.s.) ve Harun (a.s.)'a karşı gösterdiği tepki gibi, korkunç bir tepki gösterirler...
Fir'avn ve maiyetinde bulunanları, Allah'a iman etmeye, bulundukları bölgede gasbettikleri ve Allah'a aid olan egemenlik hakkını, Allah'a geri iade etmeye davet ettikleri zaman aynı tepki ile karşılandılar Allah'ın Nebisi ve Rasulü Musa (a.s.) ve kardeşi Harun (a.s.)!..
Âlemlerin Rabbi Allah'ın iki Peygamberinin, herkesin hakkı adalet ölçüşünce kendisine verilsin, yani kul, kulluğunu bilip kulluk haklarına razı olsun ve kul iken, ilâhhğa, rabliğe soyunmasın; Allah'ın egemenlik hakkı da, O'na iade edilsin teklifleri, çok korkaunç tepkilerle karşılanmıştı... Fir'avn, önce kendisinden başka egemen bir güç kabul eder ve bunun propagandasını yapacak olurlarsa, ken-dilerinei hapis cezasıyla cezalandıracağını ifade ediyor:
"(Musa): 'Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbi'dır, dedi.
('Fir'avn) dedi ki: 'Andolsun, benim dışımda bir ilâh edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.[15]
Daha sonra Allah tarafından getirmiş oldukları hak nizâm İslâm ile, kendi batıl ve tağutî düzenlerini yıkacakları endişesi ve korkusuyla, Allah'ın Rasulü Musa (a.s.)'ı öldürmek için Millet Meclisi'nden, izin istiyor, yani bir yasa kararının çıkmasını öngörüyor:
"Fir'avn dedi ki: 'Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de, O (gitsin), Rabbine yalvarıp yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi (düzeninizi) değiştirmesinden, ya da yeryüzünde fesad çıkarmasından korkuyorum.[16]
Binlerce yıl önceki Fir'avn ile, binlerce yıl sonraki Fir'avn, aynısının tıpkısıdır... Küfür cephesinde yeni bir şey yok!...
Allah'ın egemenlik hakkını gasbeden ve Allah'a iade etmek istemeyen egemen müstekbir tağutlardaki anlayış, Fir'avn'ın anlayışının aynısıdır... Aynı psikoloji, aynı karek-ter... Bir fark varsa, aynı Fir'avnî anlayış ve hareketin içinde olan günün işgalci egemen tağutlan, Musa (a.s.)'a inandıklarını da beyan ediyorlar... Musa (a.s,)'ın getirdiği ilahî hayat nizâmına inandıklarını sadece söz ile ifade eden çağın Fir'avnlan, bu görünümleriyle milyonlarca bilgisizleri de kandırabiliyor ve kendisine destekçi yapabiliyorlar... Hem İslâm ve mü'min müslümanlarm düşmanı bir tağut, hem de Müslüman hem Allah'ın egemenlik hakkım gasbetmiş ve iadesini hiç düşünmeyen bir Fir'avn, hem de Musa (a.s.)'a inandığını söyleyen bir tip, hem muvahhid mü'minleri, "egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'ındır." deyip inandıkları için zindanlara tıkayan bir Allah düşmanı, hem de Allah'a inandıklarını beyan eden hoşgörü önderi . vs. vs...
Başkaları tarafından, kendileri için düşünülmesi, söylenmesi, teklif edilmesini büyük suç saydıkları ve hemen cezalandırılmasını emrettikleri bir şeyi, Allah'a reva görenler, dün de aynı karekterde idiler, bugünde aynı karek-teri sergiliyorlar... Kâfir ve müşrik karekterden hiç bir şey değişmiş değildir...
Bu yeryüzünü ifsad eden Allah düşmanları, müşrik, kâfir, müstekbir tağutlar, aleyhlerine diye gördükleri bir harekette bulunanları hemen cezalandırdıkları gibi, Allah'a ve Allah'ın nizâmına karşı işledikleri bu korkunç suçlarının cezasının hemen verilmemesi de, Sünnetullah gereğidir...
Şöyle buyurur Âlemlerin Rabbi Allah:
"Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı. Ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
Onlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu1, düzmektedir. Hiç şübhesiz ateş, onlar içindir ve hiç şübhesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir.
Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir, bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır.[17]
Kendi hoşlarına gitmeyen şeyleri, Allah'a uygun gören müstekbir tağutlar, işgal altındaki İslâm topraklarında egemenliği, zulümle, sömürüyle ve işkenceyle ellerinde tutmaya devam ediyorlar...
Atalarının batıl ideolojisi ilkeleri doğrultusunda yönetime devam eden Mekke şirk devletindeki ve halkmda ki cahiliyye anlayışı bu idi... Onlar, melekleri Allah'ın kızları olarak görüyor, böyle inanıyorlardı... Bu batıl ve şirk anlayışı, şöyle beyan buyurur, her türlü noksan sıfatlardan' tenzih ettiğimiz yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):
"Onlar ki, Rahman'ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri, yaratılışlarına şahid mi oldular? Onların şahidlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar.[18]
"Ve Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (hâşâ) O, yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.[19]
"Rabbiniz, size erkekleri seçti de, meleklerden dişileri mi (kendine) edindi? Gerçekten siz, büyük bir söz söylemektesiniz.[20]
"Erkek (evlad) sizin, dişi de O'nun mu? Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma.[21] Yegâne Rabbimiz Allah'ı, dünün ve bugünün, yani geçmiş çağlardaki ve çağdaş müşrik ve kâfirlerin nitelene-geldikleri noksan sıfatlardan tenzih ederiz...
O müstekbir tağutların söylediklerinin tümü yalan ve iftiradır!..
Rabbimiz Allah, kendisini şöyle tanıtır ve böyle tanımamızı, böyle inanıp ilân etmemizi biz, nıü'min muvah-hid müslüman kullarına emreder:
"Deki: rO Allah, birdir.
Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır.)
O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir.[22]
Biz muvahhid mü'min müslümanlar, katıksız olarak böyle inanıyor ve böyle kabul ediyoruz!...
Rabbirniz Allah (Azze ve Celle), Zatı ve sıfatları konusunda küfre ve şirke düşenleri Tevhide davet ediyor, iyice düşünmelerini ve Allah'a karşı iftira etmekten vazgeçmelerini emrediyor:
"Ey Kitab Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsâ, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve Rasulü'ne inanınız, "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa, O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Mesih ve yakınlaştinimiş (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye karşı çekimser ve büyüklen-me gösterirse (bilmeli ki), onların tümünü huzurunda toplayacaktır.[23]
Dünün ve bugünün müşrik kâfirleri, Alİah hakkında ileri-geri düşünüyor, çok saçma ve batıl sözler sarfediyorlar... Müslüman çevreler, onların bu batıl, küfür, şirk ve iftira olan sözlerine aklanmamaları için Rableri Allah'ı za-tıyla ve sıfatlarıyla çok iyi tanımalıdırlar... Rabbimiz Allah, kendisini Kur'ân-ı Kerim'de naslı tanıtmışsa ve Rasulullah (s.a.s.), O'nu nasıl anlatmışsa öylece iman etmeli, Öylece anlayıp kavramalıdır... İmanına hiç bir şübhe, şirk, küfür, bid'at ve hurafe karıştırmamalıdır...
Bu konuda, özellikle diline sahib olmalı, düşüncesindeki yanlış anlayışları dışarı vurmadan içinde halletmeli, bilgisizliği bilgi ile, hatayı tevbe ile gidermelidir...
Süfyan b. Abdullah es-Sekafî" (r.a.)'dan.
Dedi ki:
Ya Rasululallah, bana bir iş söyle ki, ona sımsıkı sanlayım, dedim.
Rasul-i Ekrem, şöyle buyurdu:
"Rabbim Allah'dır (ben Allah'a iman ettim) de, sonra dosdoğru ol!"
Süfyan, diyor ki:
Ya Rasulullah, benim için en çok korktuğum şey nedir? dedim.
Rasul-i Ekrem, kendi dilini tutarak:
İşte bu!" buyurduk[24]
Muaz b. Cebel (r.a.)'dan.
Dedi ki: Bir seferde, Rasulullah (s.a.s.) ile beraberdim ve bir gün yürümekte iken Rasul-i Ekrem'e yakın bulundum. Bunun üzerine:
Ya Rasulullah, bana, beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel öğret, dedim.
Buyurdu ki:
"Bana çok büyük bir mesele sordun. Ancak bu mesele, Allah'ın kolaylaştırdığı kişi için şübhesiz kolaydır.
Allah'a ibadet eder, O'na hiç bir şeyi ortak koşmazsın. Namazı dosdoğru kılarsın, zekatı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Kabe'yi hacc edersin..."
Sonra şöyle buyurdu:
"Dikkat! Sana hayır kapılarını göstereceğim:
Oruç, kalkandır, sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi
hatayı söndürür ve kişinin gece yarısı kalktığı namaz da
(hatayı söndürür)."
Muaz b. Cebel dedi ki:
Sonra Rasul-i Ekrem:
"Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır..[25] ayetini, müteakib sonuna kadar okudu ve daha sonra şöyle buyurdu:
"Size, bütün işin başını, direğini ve hörgücünün zirvesini bildireyim mi?"
Ben de:
Evet, ya Rasulullah, dedim. Buyurdu ki:
"Her işin başı İslâm, direği namaz, hörgücünün zirvesi de cihaddır." Sonra;
"Bütün bunların can damarını bildireyim mi?" Ben de:
Evet, ya Rasulullah, dedim.
Bunun üzerine Rasul-i Ekrem, dilini tutarak ve: "Kendi (selameti)n için şunu tut!." buyurdu.
Ya Rasulullah, biz, konuştuklarımızdan ötürü hesaba çekilecek miyiz?, dedim.
Buyurdu ki:
"Annen hasretine yansın ya Muaz, insanları yüzükoyun veya burunları yerde (sürünmüş) olarak cehenneme
döken dillerinin hasadından (ektiklerinden) başka bir şey değildir.[26]
Sehl b. Said es-Saidî (r.a.) da, şu hadisi rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim bana, iki bacağı arasındaki organı ile, iki çene kemiği arasındaki organım (dilini) günahdan korumaya kefil olursa, ben de, o kimseye cennete kefil oludu.[27]
Hem akîde konusunda, hem de amel konusunda dillere iyi sahib olunmalı, Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e tam teslimiyet gösterilmeli, hakkında İslâmî delil olmayan meselelerde, indî görüş ile şu helâl, bu haram denilmemelidir...
Rabbimiz, şöyle buyuruyor:
"Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helâl, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şübhesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa ermezler.[28]
Yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), E-bu Musa (r.a.)'ın rivayetiyle bir hadislerinde şöyle buyurur:
"Yüce Allah'dan daha sabırlı ve aleyhinde işittiği (batıl iddiaların verdiği) ezaya hilmli hiç bir ferd-yahud hiç bir şey yoktur. Çünkü insanların bir kısmı, O'na oğul isnad edip çağırıyorlar. Böyle iken şübhesiz Allah, onları afiyette kılıyor ve onları türlü nimetlerle nzıklandmyor.[29]
[1] Bakara, 2/116.
[2] Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şübhesiz Alİah, âlemlerden müstağnidir." Ankebut, 29/6.
[3] O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiç birşey yoktur. O, işitendir, görendir." Şura, 42/11.
[4] Göklerin, yerin ve her ikisi arasmdakilerin Rabbidir. Şu hâlde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?" Meryem, 19/65.
[5] Yûnus, 10/68-70.
[6] Mâide, 5/72-74.
[7] Tevbe, 9/30.
[8] Meryem, 19/30.
[9] Meryem, 19/88-93
[10] Mâide, 5/18.
[11] Nahl, 16/58-59.
[12] Zuhruf, 43/17.
[13] Tekvir, 81/8-9.
[14] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 1, Hds. 2.
[15] Şuarâ, 26/29.
[16] Mü'min, 40/26.
[17] Nah!, 16/61-62-63.
[18] Zuhruf, 43/19
[19] NahI, 16/57.
[20] İsrâ, 17/40.
[21] Necm, 53/21-22.
[22] İhlas, 112/1-4.
[23] Nisa, 4/171-172.
[24] eni Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B. 47, Hds. 2522! Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 12, Hds. 3972. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 13, Hds. 62 (Birinci Kısım)
[25] Secde, 32/16
[26] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B' 8, Hds. 2749.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 12, Hds. 3973.
[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l- Muharribin Min ehli'l-Küfri ve'r-Riddeti, B. 4, Hds. 6. Kitabu'r-Rikak, B. 23, Hds. 61. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B. 47, Hds. 2520
[28] NahI, 16/116.
[29] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B. 71, Hds. 124.
Sahih-i Müsüm, Kitabu Sıfatu'l-Münafikine ve Ahkamihİm, B. 9, Hds. 49-50.
İslami Okul Okulların En Önemlisi