Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ve Dağda Üslenmek - Selefinizinde - 8. Sayfa

Ve Dağda Üslenmek

 

Her biri bir gayb haberi olan [1]ve gaybı yalnız ve yalnız kendisi bilen Alemlerin Rabbi Allah tarafından[2] temiz akıl sahihlerinin ibret alması için vahyedilen,[3] ev­velki ümmetlere, Peygamberlere ve salih mü'min kullara aid olan kıssalardan birisi de, Ashabu'1-Kahf Kıssası'dır...

"O gençler, mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki; 'Rabbimiz, işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).[4]

Tevhidin ve sapasağlam mü'min müslümanlarm düş­manları olan egemen tağutlardan ve şirk toplumundan uzaklaşan genç yiğit muvahhid mü'minler, en emin yer olarak tesbit ettikleri bir dağdaki mağaraya sığmıyorlar...

İçinde yaşadıkları şirk toplumundan ve müşriklerin iktida­rından hicret ediyorlar... Müstekbir tağutların egemenliği­ni kabul etmedikleri için takibata uğradıklarından dolayı, canlarım ve dinlerini koruyup kurtarmak için onların göz­lerinden kayboluyor ve dağdaki mağaraya sağmıyorlar...

Mü'min müslümanlar, tüm imkânlarını zorlayarak müşriklerle beraber yaşamamaya gayret etmelidirler... Ya tüm imkânları kullanarak şirk toplumunu, cahiliyyye ege­menliğini İslâmlaştırmahdırlar, ya o toplumda inkılâb gerçekleştirecek iman ve takva üzere temellendirilmiş İslâm Cemaatı'nı oluşturmalıdırlar. Başka hiç bir çare yok ise, hicret etmelidirler...

Rabbimiz Allah'ın, muvahhid mü'min kullarına emri

böyledir!..

"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve doğru (sa­dıklarla birlikte olun." [5]

"Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin, onlar, birbirinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şübhesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.[6]

".... Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli çağrılarda bulunurlar. Onlara ita­at ederseniz, şübhesiz siz de müşriklerden olursunuz.[7]

Bu, böyledir!..

Kays (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Has'âm kabilesinden bir gruba karşı bir müfreze gönderdi. Oradakilerden bazıları, secde ederek müslüman olduklarını belirtip öldürülmemelerini taleb ettilerse de, çarpıştna sırasında öldürüldüler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), öldürülen müslü-manlara diyetin yarısının ödenmesini emretti ve:

"Ben, müşriklerle beraber yaşayan müslümanlardan uzağım," dedi.

Daha sonra da:

"Müslümanlarla müşriklerin ateşleri birbirine görün-mesinler!" buyurdu.[8]

Böyle bir durumda, yani Allah'ın hükümlerinin uygu­landığı, egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a aid olduğu, mü'min müslümanların iktidarda bulunduğu bir "Daru'l-İslâm" var ise, mü'min müslümanların, kitabli veya kitab-sız gayr-ı müslim müşrik ve kâfirlerin egemenliğinde bu­lunan bir ülkede ikamet edip "Daru'l-İslâm'a" hicret etme­mesi, uygun bir hareket değildir... Bu, tehlikeli bir durumdur.[9]

Bu durumda, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in şu buyruğunun muhatabı olur:

"Ben, müşriklerle beraber yaşayan müslümanlardan uzağım."

Mü'min müslümanlar, kitablı veya kitabsız gayr-ı müslimlerin işgal etmiş oldukları İslâm topraklarım ve esaret altına koydukları mazlum müstaz'af müslümanların kurtuluşu için, yürek, bilek ve beyin birlik ve beraberliğini gerçekleştirip türn imkânları kullanarak, egemen tağutlara karşı mallan, canları ve dilleri ile cihad etmelidirler... Şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Al­lah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapıl­madan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların tâ kendileridir.[10] Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Müşriklere karşı, mallarınızla, canlarınızla ve dille­rinizle savaşın.[11] Bu, böyledir!..

Şirkin ve küfrün egemen, müşrik ve kâfirlerin ikti­darda bulunduğu dünyanın herhangi bir beldesinde ve za­manın birinde, o belde halkından olan bir kaç yiğit genç, AUah'dan istedikleri hidayete, Allah'ın nasib etmesiyle ka­vuşuyor ve iman ediyorlar... Onların, şirkten ve şirk ide­olojisinin hakim olduğu düzenden vazgeçip iman ettiğinin haberini alan müstekbir egemen tağutlar, kendilerine bas­kı yapınca, onlar da dağdaki mağaraya sığınıyor, gözden kayboluyor ve gizleniyorlar...

Dağda üsleniyorlar Tevhid ehli imanlı genç yiğitler... Allah'ın ayetlerinden olan dağlardan bir dağa ve o dağda bulunan bir mağaraya...

Dağlar, firaset ve basiret sahibi her akledebilen kişi­nin idrak ettiği gibi, Allah'ın ayetlerinden bir ayettir... Ya­ni dağlar, Alemlerin Rabbi, yaratan ve emredeni[12] olan

Allah Teâla (c.c.)'nin varlığının, kudretinin ve hikmetinin delillerinden bir delildir...

Şöyle buyurur yegâne Rabbimiz Allah:

"Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?

Göğe, nasıl yükseltildi?

Dağlara, nasıl oturtulup konuldu?

Yere, nasıl yayılıp döşendi?

Artık sen, öğüt verip hatırlat, sen, yalnızca öğüt veri­ci bir hatırlatıcısın.[13]

"Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.

Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok.

Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağ­lar bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.

(Bunlar,) içten Allah'a yönelen bir kul için hikmetle bakan bir iç göz ve bir zikirdir.[14]

"Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar ya­rattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.[15]

"Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır, geceyi gündüze bürümektedir. Şübhesiz bun­larda, düşünebilen bir topluluk için gerçekten ayetler var­dır.[16]

"Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar - siperler kıldı. Sizi sı­caktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki, teslim olursunuz.[17]

Rabbimiz Allah'ın birer ayeti olan dağlar, mü'min ol­sun, müşrik olsun, kaçıp kurtulmak istediği zaman sığın­mayı düşündüğü en tabiî bir barınaktır... Bu duygu, insa­nın fıtratında olan tabiî bir duygudur... Hatta ölümden korkan ve imkânsız olduğu hâlde, ölümden kurtulmak is­teyenlerin de sığınmak istediği dağ başlarıdır...

Ulu'1-azm peygamberlerden Nuh (a.s.)'ın iman etme­yen ve şirk cephesinde kalmayı tercih eden müşrik ve kâ­fir oğlu, kendisine Nuh (a.s.) tarafından yapılan son kurtu­luş çağrısına, "dağlara sığınıp tufandan kurtulacağını" cevabını vermiş ve gemiye binmemişti...

Olay ayet-i kerimelerde şöyle beyan edilir: "(Gemi,) onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzü-yorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: 'Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma!1

(Oğlu) dedi ki: 'Ben, bir dağa sığınacağım, o, beni sudan korur. (Nuh) Dedi ki: 'Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur.' Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da, boğulanlardan oldu.[18]

Hak ve mutlak olan ölümden korktukları için dağla­rın yüksek yerlerinde şatolar, kaleler ve saraylar kuranlar, kurtuluş için dağlara sığınmışlar amma Ölümden kurtulu­şun her hangi bir imkânı yoktur...

Rabbimiz, şöyle buyurur:

"Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur, yüksekçe yer­lerde tahkim edilmiş şaatolarda olsanız bile. Onlara, bir iyilik dokunursa: 'Bu, Alİah1 dandır, derler. Onlara, bir kötülük dokunursa: 'Bu, sendendir' derler. De ki: 'Tümü Al-lah'dandır.' Fakat ne oluyor ki, bu topluluğa hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar.[19]

Rabbimiz Allah'ın birer ayeti ve yüce kudretinin bi­rer işareti olan dağlar, mü'min müslümanlar içinde birer kurtuluş vesilesi olmuştur... Muvahhid müminler de, Al­lah'ın izniyle dağlara sığınmış, belâlardan, musibetlerden ve düşmanlardan kurtulmuşlardır...

Dağın kendileri için bir kurtuluş vesilesi olduğu müvahhid mü'minler, Ulu'1-azm peygaberlerden Nuh (a.s.) ve O'nunla beraber iman eden, sayısının ne olduğu Rabbimiz Allah'ın bildiği çok az bir iman ehli topluluğuydu... Bu mü'min müslümanlar, Tufan Mu'cizesi'nden sonra kendi­lerini Allah'ın izniyle taşıyan geminin, Cudî Dağı'nm te­pesine oturmasıyla kurtulmuşlardı... Gemide ne kadar kal­dıklarını, hangi diyardan geldiklerini en iyi bilen Rabbi­miz Alİah, geminin Cudî Dağı üstünde durduğunu beyan buyurur...

İnsanlık .âleminin ikinci babası sayılan Nuh (a.s.), içindeki bulunduğu topluluğu 950 sene Tevhide dav6t et­miş, onlara imanı ve salih ameli anlatıp tebliğ etmiş ve o inatçı müşrikle, iman etmemekte direnmişlerdi...

Rabbimiz Allah, Nuh (a.s.) ve kavminin kıssasını şöyle beyan buyurur: .

"Şübhesiz, Biz Nuh'u: 'Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar, diye kendi kavmine (peygamber) olarak gönderdik.

O, dedi ki: 'Ey Kavmin gerçek şu ki, ben size (gön­derilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve size adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.

Dedi ki: 'Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gün­düz davet edip durdum.

Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını artürmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edi­şimde, onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük göste­rip direndiler.

Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (dâvamı) onlara açıkça ilân ettim ve ken­dilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.

Bundan böyle, dedim, Rabbinizden mağfiret isteyin. Çünkü gerçekten o çok bağışlayandır.

(Öyle yapın ki,) üzerinize gökten sağnak (bol miktar­da yağmur) yağdırsın.

Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar bahçeler versin, ırmaklar da yersin.[20] Nuh (a.s.)'ın bu davetine, müşrik kavm red cevabını verince ve bu davet ile red asırlarca sürdükten sonra Nuh (a.s.), Rabbine şöyle yalvardı:

"Nuh: 'Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler, mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.

Ve büyük büyük hileli düzenler kurdular.

Ve dediler ki: 'Kendi ilâhlarınızı bırakmayın; bırak­mayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'uk'u, ve nede Nesr'i. Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de, o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.[21]

Sonra o inatçı müşrik kâfirler için şunu diliyordu Rabbinden Nuh (a.s.):

"Nuh: 'Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.' dedi.

'Çünkü Sen, onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir-den) kâfirden başkasını doğurmazlar.

Rabbim, .beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağış­la. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.[22]

Müstekbir tağutların egemen olduğu ve bir şirk top­lumu olan Nuh (a.s.)'ın kavmi, kendilerini 950 yıl Tevhi­de, imana ve salih amel işlemeye davet eden Nuh (a.s.) ile iman eden bir avuç mü'min müslümana etmedikleri eziyet, zulüm ve işkence kalmamıştı... Şirk ve küfürlerinde direndikçe direndiler... Nuh (a.s.) ve beraberindeki mü'min müslümanlar mazlum idiler. Çok zor asırlar yaşa­dılar... Mazlum mü'minlerin duası, Rabbleri Allah tarafın­dan icabet edilen dualardandı...

İbn Abbas (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), Muaz İbn Cebel'i (Ouncu Hicrî yılında) Yemen'e vali ve muallim olarak gönderdi ve:

"Ey Muaz, mazlumun (bed) duasından sakın! Çünkü mazlumun duası ile Allah arasında (icabeti men'edecek) hiç bir engel yoktur.[23]

Rabbimiz Alİah, şöyle buyurur:

"Kendilerinden önce Nuh Kavmi de yalanlamıştı. Böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: 'Delidir' dediler. O, baskı altına alınıp engellenmişti.

Sonunda Rabbine dua etti: 'Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kâfir toplumdan) inti­kam il.[24]

"Andolsun, Biz, Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yıl eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar, zulme devam ederlerken tufan

kendilerini yakalayıverdi.

Böylece Biz, O'nu ve gemi halkını kurtardık ve bunu, âlemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay)

kılmış olduk.[25]

"(Nuh) dedi ki: Rabbim, şübhesiz kavmim beni ya­lanladı.

Bundan böyle, benimle onların arasım açık bir hü­kümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar.'

Bunun üzerine O'nu ve O'nunla birlikte olanları (in­san ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.

Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğ­duk.

Gerçekten, bunda bir ayet vardır, amma onlann çoğu iman etmiş değildirler.[26]

Rabbimiz Allah, Nuh (a.s.) ve iman eden Ümmeti ile müşrik kavmi arasında hükmünü vermiş, Tufan'ı yarat­mış, kâfir ve müşriklerin tümünü suda boğmuş, Nuh (a.s.) ve onunla beraber gemiye binen mü'min müslümanlan kurtarmıştı...

"Denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen d tut!' Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudî (dağı) üs­tünde durdu ve zalimler topluluğuna da: 'Uzak olsular' denildi.[27]

Böylece Nuh (a.s.) ve mü'min müslümanlar, Tufan'dan kurtulup karaya ilk ayak bastıkları yer, Cudî Da-ğı'nın tepesi olmuştu...

Ve Rabbimiz Allah, kudrettim birer ayeti olan dağla­rın önemini bize beyan buyururken, ayrıca dağın üstüne de kasem etmektedir... Rabbimizin, dağlardan bir dağa ka­sem etmesi, dağın önemini ve Özelliğini daha da pekiştirmektedir,..

"İncire ve zeytine andolsun,

ve Sina Dağı'na

ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).[28] "Tur'aandolsun.[29]

Dağ, Rabbimiz Allah'ın tecellisine mazhar olmuş bir varlıktır...

"Musa, tayin edilen sürede gelince ve Rabbi O'nunla konuşunca: 'Rabbim, bana göster, seni göreyim,' dedi.

 (Allah:) 'Beni asla göremezsin, amma şu dağa bak, eğer o, yerinde karar kılabüirse, sen de Beni göreceksin. 'Rabbi, dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa, bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: 'Sen, ne yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim1 de­di.[30]

Âlemlerin Rabbi Allah, bazı kullarıyla dağın yanıbaşında vaadleşmişti...

"Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzeri­nize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.[31]

Allah'ın birer ayeti olan dağlar, her varlık gibi Rabb-leri Allah'a teşbih ederler.[32] Dağlar, yegâne Rabbimiz Allah'ın Peygamberlerinden Davud (a.s.) ile Rabbleri Al­lah'ı teşbih etmeleri, onlara özel olarak verilen bir emirdir...

"Andolsun, Biz, Davud'a tarafımızdan bir fazl (üs­tünlük) verdik. 'Ey dağlar, O'nunla birlikte (Beni teşbih edip) yankıyla ses verin." (Dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik.) Ve O'na demiri yumuşattık."[33]

Alemlerin Rabbi Allah, insan kullarına gönderdiği son ilâhî mesajı, en son Nebîsi ve en son Rasulü Rasulul-lah Muhammed (s.a.s.)'e bir dağ başında inzal olundu: Ce-belu'n-Nur'un zirvesinde Hirâ Mağarası'nda... Kur'ân-ı Kerim nurdur... Bu nurun ilk inzal olduğu yer, bir dağın başıydı. Ve bu dağ Kur'ân nuruyla nurlandı, o günden sonra ismi Nur Dağı oldu...

Mü'minlerin annesi Aişe (r. anha) şöyle anlatır:

Rasulullah'in ilk vahy başlangıcı uykuda doğru ru'ya görmekle olmuştur. Hiç bir ru'ya görmezdi ki, sabah ay­dınlığı gibi açık-seçik zuhur etmesin.

Ondan sonra kalbine yalnızlık, sevgisi bırakıldı. Ar­tık Hirâ Daği'ndaki mağara içinde yalnızlığa çekilip ora­da, ailesinin yanına gelinceye kadar adedi muayyen gece­lerde tehannüs -ki taabbüd demektir- eder ve yine azıkla-mp giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp bir o ka­dar zaman için yine azık tedarik ederdi.

Nihayet Rasulullah'a bir gün Hirâ Mağarası'nda bu­lunduğu sırada Hak (yani Vahy) geldi.

Şöyle ki, O'na Melek geldi ve:

İkrâ' (yani oku), eddi. Oda:

"Ben, okumak bilmem" cevabını verdi. Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki: "O zaman Melek, beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine:

İkrâ', dedi. Ben de, O'na:

Okumak bilmem, dedim.

Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine:

İkrâ', dedi. Ben de:

Okumak bilmem, dedim.

Nihayet beni alıp üçüncü defa sıkıştirdı.Sonra beni bırakıp:

"Yaratan Rabbin adıyla oku.

O, insanı bir alak'tan yarattı.

Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.

Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.

İnsana bilmediğim öğretti.[34]dedi.[35] Annem-babam kendisine feda olsun, her şeyden, hat­ta canımızdan da çok sevdiğimiz[36] yegâne önderimiz Ra-sulullah (s.a.s.)'e, ilk vahy bir dağ başında geldiği gibi, Hicret sırasında da barınma yeri bir dağ idi... Kendisini öldürmek üzere evinin etrafını saran müşrik ve kâfir suikastçılardan, Allah'ın izniyle kurtulan Rasulullah  (s.a.s.), İmam Ebu Bekir (r.a.) ile sığındıkları yer, Sevr Dağı'mn zirvesindeki mağara idi... Mekke'nin en yüksek dağlarından olan Sevr Dağı, Rasulullah (s.a.s.) ve İmam Ebu Bekir (r.a.) için -inşaallah- bir kurtuluş vesilesi ol­muştu... Sığındıkları mağaranın kapısına örümceğin gelip ağ örmesi ve güvercinin gelip yuva yapması mu'cizesi de, burada gerçekleşmişti... Peşlerine takılıp izlerini süre süre mağaranın yanma gelip etrafım dolaşan müşrikler, kendi­lerini fark edememiş ve çekip gitmişlerdi... Rasulullah (s.a.s.) ve İmam Ebu Bekir (r.a.), Sevr Dağı'mn zirvesin­deki mağarayı mekân eylemiş, Allah (Azze ve Celle), on­ların kurtulmasına dağı vesile kılmış, kendilerine yardım etmişti.[37]

Yegâne Rabbimiz Allah, mü'min müslüman kulları­nın yardımcısıdır.[38] Ve mü'minler de, Allah'ın izniyle birbirlerinin kardeşi,[39] velisi ve yardımcısıdirlar.[40]

Yine mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatır:

Sonra Rasulullah (s.a.s.) ile Ebu Bekir, Sevr

Dağı'ndaki bir mağaraya ulaştılar ve orada üç gece giz­lendiler.[41]

Dağ, Allah'ın izniyle sığınılan güzel bir barınak, kur­tuluş vesilesi, düşmanlardan gizlenme yeri, müşrik ve kâ­firlerle cihad edilirken en sağlam üs ve en emin mekân­dır... Dağlar, mü'min müslümanları sever, mü'min müslümanlar da dağları severler... Bu karşılıklı sevgi, Rasulul­lah (s.a.s.)'den mü'minlere mirastır... Rasulullah (s.a.s.)'in bıraktığı mirasa sahib çıkmak, onu çok iyi korumak, mü'min müslümanlann vazgeçilmez vazifelerindendir... Çünkü O'nun Sünneti'ne sarılmayan, işlemeyen ve koru­mayan O'ndan değildir...

Enes b. Malik (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

Her kim benim bu sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse, o, benden değildir.[42]

Yegâne örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne sarılmamız ve onun terk etmemek konusunda Ashabın Önde gelenlerinden Abdullah İbn Mes'ud (r.a.), bütün mü'min müslümanları uyarmaktadır:

Peygamberimizin sünnetini terk ederseniz (adım adım küfre yaklaşır) kâfir olursunuz.[43]

Rasulullah (s.a.s.)'in dağa karşı ve dağın O'na karşı olan sevgisini, Ebu Humeyd es-Saidî (r.a.)'ın rivayetinden öğreniyoruz... Şöyle diyor Ebu Humeyd (r.a.):

Rasulullah (s.a.s.), Medine'ye yaklaşıp uzaktan gö­rünce de (eliyle işaret edip): "İşte Tâbe!" buyurdu. Uhud'u görünce de:

"İşte dağcağız! Uhud bizleri sever, biz de, onu seve­riz." buyurdu.[44]

Aynı konuda bir başka hadisi, Enes b. Malik (r.a.) ri­vayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Uhud, şübhesiz bizi seven ve bizim sevdiğimiz bir dağdır ve cennet bahçelerinden bir bahçenin üstündedir. Ayr (dağı) da, cehennem kapılarından bir kapının üzerin­dedir.[45]

Ashabu'1-Kehf olan o yiğit gençler, dağa sığınmış ve dağda üslenmişlerdi... Bu Tevhid ehli olan iman ve salih amel sahibi mü'min müslümanlar, Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) tarafından "yiğit gençler" diye övülmüş ve kıya­mete kadar mazlum müstaz'af mü'min kulları için bir ör­nek edilmiştir...

 



[1] Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları, sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu hâlde sabret. Şübhesiz (gü­zel olan) sonuç, takva sahiblerinindir." Hûd, 11/49.

[2] Gaybın anahtarları O'nun karındadır. O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez...." En'am, 6/59,

[3] Andoîsun, onların kıssalarında temiz akıl sahibleri için ibretler var­dır......"Yûsuf, 12/1İI.

[4] Kehf, 18/10.

[5] Tevbe, 9/119.

[6] Mâide, 5/51.

[7] En'am, 6/121.

[8] Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Kaseme, B. 25, Hds. 4753. Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer, B. 41, Hds. 1654.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'.l-Cihad, B. No yok (Secdeye Sığınan Bir Kimseyi Öldürmek Yasaktır), Hds. 2645.

[9] Semure b. Cündiib (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Müşriklerin mahallesinde oturmayın ve onlardan kadın almayın! Her kim onlarla oturur ve onlardan kadın alırsa, o da, onlar gibidir." Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer, B. 41, Hds. 1655. İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa, vdğ. İst. 1984, C. 5. Sh. 1875.

[10] Hucurât, 49/15.

[11] Sünen-i Ebu Davud, KHabu'l-Cihad, B. 17, Hds. 2504.

Sûnen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B. 1, Hds. 3082. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Cihad, B. 38, Hds. 2436.

[12] Bkz. A'raf, 7/54.

[13] Gaşiye, 88/17-21.

[14] Kaf, 50/5-8.

[15] Enbiya, 21/31.

[16] Ra'd, 13/3.

[17] Nahl, 16/81.

[18] Hûd, 11/42-43.

[19] Nisa, 4/78.

[20] Nuh, 71/1-12.

[21] Nuh, 71/21-24.

[22] Nuh, 71/26-28.

[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Mezalim ve'1-Gasb, B. 9, Hds. 9.

Sahih-ı Müslim, Kitabu'1-İman, B. 7, Hds. 29.

Sünen-i Tirmİzî, Kitabu'z-Zekat, B. 6, Hds. 621.

Sünen-i İbn Mace, Kİtabu'z-Zekat, B. 1, Hds. 1783.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zekat, B. 5, Hds. 1584.

Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B. 1, Hds. 2428.

Sünen-i Dârimî. Kitabu'z-Zekat, B. î, Hds. 1622.

[24] Kamer, 54/9-10.

[25] Ankebut, 29/14-15.

[26] Şuara, 26/117421.

[27] Hûd, 11/44.

Yeri gelmiş iken şunu da kaydedelim:

"Kur'ân, açıkça Nuh (a.s.)'un gemisinin tufandan sonra Cudî Da-ğı'nın üzerinde durduğunu belirtir. Batılı araştırmacılar ise, ısrarla geminin Ararat (Ağrı) Dağı'nın üzerinde durduğunu iddia ederler. Bu iddia, Kur'ân tarafından reddedilmektedir. Tefsir kaynaklan, Cu­dî Dağı'nın Musul'a yakın bir yerde olduğunu söylerler ki, bu dağ, Mardin -Cizre bölgesi sınırlan içinde bulunmaktadır. Şimdi Ciz­re'nin bağlı olduğu Şırnak da, "Şehr-ı Nuh" demek olan kadim bir İsimdir. Cudî'nin eteğinde bulunan "Heştan" köyü, 80'ler demek olup Nuh gemisinde olan 80 kişiye atıftır."

Ali Bulaç, Kur'ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, İst. T.Y. Sh. 226, Dipnot: 5.

[28] Tin, 95/1-3.

[29] Tur, 52/1.

[30] A'raf, 7/143.

[31] Taha, 20/80.

[32] Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, O'nu tesbin eder. O'nu, övgü ile

teşbih eımeyen hiç bir şey yoktur, ancak sîz, onların teşbihlerini kav­ramıyorsunuz. Şübhesiz O, hâlim olandır, bağışlayandır." İsrâ, 17/44.

[33] Sebe\ 34/10.

[34] Alak, 96/1-5

[35] Sahih-i Buhârî, Bedu'1-Vahy, B. 1, Hds. 3. tbn Hişam, A.g.e. C.I, Sh. 312-313.

İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, C.3, Sh. 9. İbnu'1-Esir, A.g.e. C. 2, Sh. 49.

[36] Enes b. Malik (r.a.)'dan, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Hiç biriniz, ben ona babasından da, evladından da, bütün insanlar­dan da sevgili olmadıkça (kemâliyle) İman etmiş olmaz." Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-îman, B. 7, Hds. 8. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B-16, Hds. 70. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B. 19, Hds. 4980-4985. Sünen-i îbn Mace, Mukaddime, B. 9. Hds. 67. Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:

"Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve O'nun zevceleri de onların anneleridir..." Ahzab, 33/6. Hz. Ömer, Peygamber (s.a.s.)'e dedi ki:

Yemin ederim, sen, bana canımdan başka her şeyden daha sevgi­lisin.

Bunun üzerine Peygamber, şöyle buyurdu:

"Ben, kendisine canından daha sevgili olmadıkça sizden biriniz asla iman etmiş olamaz."

Bu defa Hz. Ömer:

Sana Kur'ân'ı gönderene yemin ederim ki, sen, bana canımdan daha sevgilisin, der.

Peygamber de:

"Şimdi oldu ya Ömer!" diye buyurur.

Kadı lyaz, Şifa-i Şerif, Çev. Suat Cebeci, Ank. 1992, Sh. 309-310.

Sahihi Buhârî, Kitabu'l-Eyman Ve'n-Nuzür, B. 3, Hds. 11

Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst. 1977, C.I, Sh. 265.

Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Şerh:

Ahmed Nairri, Ank. 1980. 6. Baskı, C. 1, Sh. 31.

[37] Siz O'na (Rasulullah'a) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım et­miştir. Hani kâfirler, ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmış­lardı, ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Alİah O'na, hu­zur ve güvenlik duygusunu indirmişti. O'nu, sizin görmediğiniz or­dularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/40.

[38] Hayır, sizin Mevlânız Allah'dır. O, yardım edenlerin en hayırlısı-dır." Âl-i İmrân, 3/150

".....îman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır." Rum, 30/47.

[39] Mü'minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup  düzeltiniz ve Allah'dan korkup sakının, umulur ki, esirgenirsiniz." Hucurât, 49/10

[40] Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler (yardımcılarıdırlar). İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulüne itaat eder­ler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Al­lah, Üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/71

[41] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıbi'l-Ensar, B.44, Hds. 124. İbn Hişam, A.g.e. C. 2, Sh. 151-152.

Îbnitt-Esir, A.g.e., C. 2, Sh. 105. İbn Kesir, A.g.e. C. 3, Sh. 273, vd.

[42] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 1. Sahıh-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 5.

[43] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salat, B. 46. Hbr, 550.

[44] Sahıh-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B. 55, Hds. 82.

Kiîabu'l-Enbiya, B. 12, Hds. 41.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B. 3, Hds. 11.

Kitabu'1-Hacc, B. 85, Hds. 462.

[45] Sünen- İbn Mace, Kitabu'l-Menasik, B. 104, Hds. 3115.