Ve Dağda Üslenmek - Selefinizinde - 8. Sayfa
Ve Dağda Üslenmek
Her biri bir gayb haberi olan [1]ve gaybı yalnız ve yalnız kendisi bilen Alemlerin Rabbi Allah tarafından[2] temiz akıl sahihlerinin ibret alması için vahyedilen,[3] evvelki ümmetlere, Peygamberlere ve salih mü'min kullara aid olan kıssalardan birisi de, Ashabu'1-Kahf Kıssası'dır...
"O gençler, mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki; 'Rabbimiz, işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).[4]
Tevhidin ve sapasağlam mü'min müslümanlarm düşmanları olan egemen tağutlardan ve şirk toplumundan uzaklaşan genç yiğit muvahhid mü'minler, en emin yer olarak tesbit ettikleri bir dağdaki mağaraya sığmıyorlar...
İçinde yaşadıkları şirk toplumundan ve müşriklerin iktidarından hicret ediyorlar... Müstekbir tağutların egemenliğini kabul etmedikleri için takibata uğradıklarından dolayı, canlarım ve dinlerini koruyup kurtarmak için onların gözlerinden kayboluyor ve dağdaki mağaraya sağmıyorlar...
Mü'min müslümanlar, tüm imkânlarını zorlayarak müşriklerle beraber yaşamamaya gayret etmelidirler... Ya tüm imkânları kullanarak şirk toplumunu, cahiliyyye egemenliğini İslâmlaştırmahdırlar, ya o toplumda inkılâb gerçekleştirecek iman ve takva üzere temellendirilmiş İslâm Cemaatı'nı oluşturmalıdırlar. Başka hiç bir çare yok ise, hicret etmelidirler...
Rabbimiz Allah'ın, muvahhid mü'min kullarına emri
böyledir!..
"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve doğru (sadıklarla birlikte olun." [5]
"Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin, onlar, birbirinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şübhesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.[6]
".... Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli çağrılarda bulunurlar. Onlara itaat ederseniz, şübhesiz siz de müşriklerden olursunuz.[7]
Bu, böyledir!..
Kays (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Has'âm kabilesinden bir gruba karşı bir müfreze gönderdi. Oradakilerden bazıları, secde ederek müslüman olduklarını belirtip öldürülmemelerini taleb ettilerse de, çarpıştna sırasında öldürüldüler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), öldürülen müslü-manlara diyetin yarısının ödenmesini emretti ve:
"Ben, müşriklerle beraber yaşayan müslümanlardan uzağım," dedi.
Daha sonra da:
"Müslümanlarla müşriklerin ateşleri birbirine görün-mesinler!" buyurdu.[8]
Böyle bir durumda, yani Allah'ın hükümlerinin uygulandığı, egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a aid olduğu, mü'min müslümanların iktidarda bulunduğu bir "Daru'l-İslâm" var ise, mü'min müslümanların, kitabli veya kitab-sız gayr-ı müslim müşrik ve kâfirlerin egemenliğinde bulunan bir ülkede ikamet edip "Daru'l-İslâm'a" hicret etmemesi, uygun bir hareket değildir... Bu, tehlikeli bir durumdur.[9]
Bu durumda, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in şu buyruğunun muhatabı olur:
"Ben, müşriklerle beraber yaşayan müslümanlardan uzağım."
Mü'min müslümanlar, kitablı veya kitabsız gayr-ı müslimlerin işgal etmiş oldukları İslâm topraklarım ve esaret altına koydukları mazlum müstaz'af müslümanların kurtuluşu için, yürek, bilek ve beyin birlik ve beraberliğini gerçekleştirip türn imkânları kullanarak, egemen tağutlara karşı mallan, canları ve dilleri ile cihad etmelidirler... Şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların tâ kendileridir.[10] Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Müşriklere karşı, mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle savaşın.[11] Bu, böyledir!..
Şirkin ve küfrün egemen, müşrik ve kâfirlerin iktidarda bulunduğu dünyanın herhangi bir beldesinde ve zamanın birinde, o belde halkından olan bir kaç yiğit genç, AUah'dan istedikleri hidayete, Allah'ın nasib etmesiyle kavuşuyor ve iman ediyorlar... Onların, şirkten ve şirk ideolojisinin hakim olduğu düzenden vazgeçip iman ettiğinin haberini alan müstekbir egemen tağutlar, kendilerine baskı yapınca, onlar da dağdaki mağaraya sığınıyor, gözden kayboluyor ve gizleniyorlar...
Dağda üsleniyorlar Tevhid ehli imanlı genç yiğitler... Allah'ın ayetlerinden olan dağlardan bir dağa ve o dağda bulunan bir mağaraya...
Dağlar, firaset ve basiret sahibi her akledebilen kişinin idrak ettiği gibi, Allah'ın ayetlerinden bir ayettir... Yani dağlar, Alemlerin Rabbi, yaratan ve emredeni[12] olan
Allah Teâla (c.c.)'nin varlığının, kudretinin ve hikmetinin delillerinden bir delildir...
Şöyle buyurur yegâne Rabbimiz Allah:
"Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?
Göğe, nasıl yükseltildi?
Dağlara, nasıl oturtulup konuldu?
Yere, nasıl yayılıp döşendi?
Artık sen, öğüt verip hatırlat, sen, yalnızca öğüt verici bir hatırlatıcısın.[13]
"Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok.
Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
(Bunlar,) içten Allah'a yönelen bir kul için hikmetle bakan bir iç göz ve bir zikirdir.[14]
"Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.[15]
"Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır, geceyi gündüze bürümektedir. Şübhesiz bunlarda, düşünebilen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.[16]
"Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar - siperler kıldı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki, teslim olursunuz.[17]
Rabbimiz Allah'ın birer ayeti olan dağlar, mü'min olsun, müşrik olsun, kaçıp kurtulmak istediği zaman sığınmayı düşündüğü en tabiî bir barınaktır... Bu duygu, insanın fıtratında olan tabiî bir duygudur... Hatta ölümden korkan ve imkânsız olduğu hâlde, ölümden kurtulmak isteyenlerin de sığınmak istediği dağ başlarıdır...
Ulu'1-azm peygamberlerden Nuh (a.s.)'ın iman etmeyen ve şirk cephesinde kalmayı tercih eden müşrik ve kâfir oğlu, kendisine Nuh (a.s.) tarafından yapılan son kurtuluş çağrısına, "dağlara sığınıp tufandan kurtulacağını" cevabını vermiş ve gemiye binmemişti...
Olay ayet-i kerimelerde şöyle beyan edilir: "(Gemi,) onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzü-yorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: 'Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma!1
(Oğlu) dedi ki: 'Ben, bir dağa sığınacağım, o, beni sudan korur. (Nuh) Dedi ki: 'Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur.' Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da, boğulanlardan oldu.[18]
Hak ve mutlak olan ölümden korktukları için dağların yüksek yerlerinde şatolar, kaleler ve saraylar kuranlar, kurtuluş için dağlara sığınmışlar amma Ölümden kurtuluşun her hangi bir imkânı yoktur...
Rabbimiz, şöyle buyurur:
"Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur, yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şaatolarda olsanız bile. Onlara, bir iyilik dokunursa: 'Bu, Alİah1 dandır, derler. Onlara, bir kötülük dokunursa: 'Bu, sendendir' derler. De ki: 'Tümü Al-lah'dandır.' Fakat ne oluyor ki, bu topluluğa hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar.[19]
Rabbimiz Allah'ın birer ayeti ve yüce kudretinin birer işareti olan dağlar, mü'min müslümanlar içinde birer kurtuluş vesilesi olmuştur... Muvahhid müminler de, Allah'ın izniyle dağlara sığınmış, belâlardan, musibetlerden ve düşmanlardan kurtulmuşlardır...
Dağın kendileri için bir kurtuluş vesilesi olduğu müvahhid mü'minler, Ulu'1-azm peygaberlerden Nuh (a.s.) ve O'nunla beraber iman eden, sayısının ne olduğu Rabbimiz Allah'ın bildiği çok az bir iman ehli topluluğuydu... Bu mü'min müslümanlar, Tufan Mu'cizesi'nden sonra kendilerini Allah'ın izniyle taşıyan geminin, Cudî Dağı'nm tepesine oturmasıyla kurtulmuşlardı... Gemide ne kadar kaldıklarını, hangi diyardan geldiklerini en iyi bilen Rabbimiz Alİah, geminin Cudî Dağı üstünde durduğunu beyan buyurur...
İnsanlık .âleminin ikinci babası sayılan Nuh (a.s.), içindeki bulunduğu topluluğu 950 sene Tevhide dav6t etmiş, onlara imanı ve salih ameli anlatıp tebliğ etmiş ve o inatçı müşrikle, iman etmemekte direnmişlerdi...
Rabbimiz Allah, Nuh (a.s.) ve kavminin kıssasını şöyle beyan buyurur: .
"Şübhesiz, Biz Nuh'u: 'Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar, diye kendi kavmine (peygamber) olarak gönderdik.
O, dedi ki: 'Ey Kavmin gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.
Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve size adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.
Dedi ki: 'Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.
Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını artürmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direndiler.
Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (dâvamı) onlara açıkça ilân ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.
Bundan böyle, dedim, Rabbinizden mağfiret isteyin. Çünkü gerçekten o çok bağışlayandır.
(Öyle yapın ki,) üzerinize gökten sağnak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.
Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar bahçeler versin, ırmaklar da yersin.[20] Nuh (a.s.)'ın bu davetine, müşrik kavm red cevabını verince ve bu davet ile red asırlarca sürdükten sonra Nuh (a.s.), Rabbine şöyle yalvardı:
"Nuh: 'Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler, mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.
Ve büyük büyük hileli düzenler kurdular.
Ve dediler ki: 'Kendi ilâhlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'uk'u, ve nede Nesr'i. Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de, o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.[21]
Sonra o inatçı müşrik kâfirler için şunu diliyordu Rabbinden Nuh (a.s.):
"Nuh: 'Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.' dedi.
'Çünkü Sen, onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir-den) kâfirden başkasını doğurmazlar.
Rabbim, .beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.[22]
Müstekbir tağutların egemen olduğu ve bir şirk toplumu olan Nuh (a.s.)'ın kavmi, kendilerini 950 yıl Tevhide, imana ve salih amel işlemeye davet eden Nuh (a.s.) ile iman eden bir avuç mü'min müslümana etmedikleri eziyet, zulüm ve işkence kalmamıştı... Şirk ve küfürlerinde direndikçe direndiler... Nuh (a.s.) ve beraberindeki mü'min müslümanlar mazlum idiler. Çok zor asırlar yaşadılar... Mazlum mü'minlerin duası, Rabbleri Allah tarafından icabet edilen dualardandı...
İbn Abbas (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.), Muaz İbn Cebel'i (Ouncu Hicrî yılında) Yemen'e vali ve muallim olarak gönderdi ve:
"Ey Muaz, mazlumun (bed) duasından sakın! Çünkü mazlumun duası ile Allah arasında (icabeti men'edecek) hiç bir engel yoktur.[23]
Rabbimiz Alİah, şöyle buyurur:
"Kendilerinden önce Nuh Kavmi de yalanlamıştı. Böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: 'Delidir' dediler. O, baskı altına alınıp engellenmişti.
Sonunda Rabbine dua etti: 'Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kâfir toplumdan) intikam il.[24]
"Andolsun, Biz, Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yıl eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar, zulme devam ederlerken tufan
kendilerini yakalayıverdi.
Böylece Biz, O'nu ve gemi halkını kurtardık ve bunu, âlemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay)
kılmış olduk.[25]
"(Nuh) dedi ki: Rabbim, şübhesiz kavmim beni yalanladı.
Bundan böyle, benimle onların arasım açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar.'
Bunun üzerine O'nu ve O'nunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, amma onlann çoğu iman etmiş değildirler.[26]
Rabbimiz Allah, Nuh (a.s.) ve iman eden Ümmeti ile müşrik kavmi arasında hükmünü vermiş, Tufan'ı yaratmış, kâfir ve müşriklerin tümünü suda boğmuş, Nuh (a.s.) ve onunla beraber gemiye binen mü'min müslümanlan kurtarmıştı...
"Denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen d tut!' Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudî (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: 'Uzak olsular' denildi.[27]
Böylece Nuh (a.s.) ve mü'min müslümanlar, Tufan'dan kurtulup karaya ilk ayak bastıkları yer, Cudî Da-ğı'nın tepesi olmuştu...
Ve Rabbimiz Allah, kudrettim birer ayeti olan dağların önemini bize beyan buyururken, ayrıca dağın üstüne de kasem etmektedir... Rabbimizin, dağlardan bir dağa kasem etmesi, dağın önemini ve Özelliğini daha da pekiştirmektedir,..
"İncire ve zeytine andolsun,
ve Sina Dağı'na
ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).[28] "Tur'aandolsun.[29]
Dağ, Rabbimiz Allah'ın tecellisine mazhar olmuş bir varlıktır...
"Musa, tayin edilen sürede gelince ve Rabbi O'nunla konuşunca: 'Rabbim, bana göster, seni göreyim,' dedi.
(Allah:) 'Beni asla göremezsin, amma şu dağa bak, eğer o, yerinde karar kılabüirse, sen de Beni göreceksin. 'Rabbi, dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa, bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: 'Sen, ne yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim1 dedi.[30]
Âlemlerin Rabbi Allah, bazı kullarıyla dağın yanıbaşında vaadleşmişti...
"Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.[31]
Allah'ın birer ayeti olan dağlar, her varlık gibi Rabb-leri Allah'a teşbih ederler.[32] Dağlar, yegâne Rabbimiz Allah'ın Peygamberlerinden Davud (a.s.) ile Rabbleri Allah'ı teşbih etmeleri, onlara özel olarak verilen bir emirdir...
"Andolsun, Biz, Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. 'Ey dağlar, O'nunla birlikte (Beni teşbih edip) yankıyla ses verin." (Dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik.) Ve O'na demiri yumuşattık."[33]
Alemlerin Rabbi Allah, insan kullarına gönderdiği son ilâhî mesajı, en son Nebîsi ve en son Rasulü Rasulul-lah Muhammed (s.a.s.)'e bir dağ başında inzal olundu: Ce-belu'n-Nur'un zirvesinde Hirâ Mağarası'nda... Kur'ân-ı Kerim nurdur... Bu nurun ilk inzal olduğu yer, bir dağın başıydı. Ve bu dağ Kur'ân nuruyla nurlandı, o günden sonra ismi Nur Dağı oldu...
Mü'minlerin annesi Aişe (r. anha) şöyle anlatır:
Rasulullah'in ilk vahy başlangıcı uykuda doğru ru'ya görmekle olmuştur. Hiç bir ru'ya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi açık-seçik zuhur etmesin.
Ondan sonra kalbine yalnızlık, sevgisi bırakıldı. Artık Hirâ Daği'ndaki mağara içinde yalnızlığa çekilip orada, ailesinin yanına gelinceye kadar adedi muayyen gecelerde tehannüs -ki taabbüd demektir- eder ve yine azıkla-mp giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp bir o kadar zaman için yine azık tedarik ederdi.
Nihayet Rasulullah'a bir gün Hirâ Mağarası'nda bulunduğu sırada Hak (yani Vahy) geldi.
Şöyle ki, O'na Melek geldi ve:
İkrâ' (yani oku), eddi. Oda:
"Ben, okumak bilmem" cevabını verdi. Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki: "O zaman Melek, beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine:
İkrâ', dedi. Ben de, O'na:
Okumak bilmem, dedim.
Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine:
İkrâ', dedi. Ben de:
Okumak bilmem, dedim.
Nihayet beni alıp üçüncü defa sıkıştirdı.Sonra beni bırakıp:
"Yaratan Rabbin adıyla oku.
O, insanı bir alak'tan yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğim öğretti.[34]dedi.[35] Annem-babam kendisine feda olsun, her şeyden, hatta canımızdan da çok sevdiğimiz[36] yegâne önderimiz Ra-sulullah (s.a.s.)'e, ilk vahy bir dağ başında geldiği gibi, Hicret sırasında da barınma yeri bir dağ idi... Kendisini öldürmek üzere evinin etrafını saran müşrik ve kâfir suikastçılardan, Allah'ın izniyle kurtulan Rasulullah (s.a.s.), İmam Ebu Bekir (r.a.) ile sığındıkları yer, Sevr Dağı'mn zirvesindeki mağara idi... Mekke'nin en yüksek dağlarından olan Sevr Dağı, Rasulullah (s.a.s.) ve İmam Ebu Bekir (r.a.) için -inşaallah- bir kurtuluş vesilesi olmuştu... Sığındıkları mağaranın kapısına örümceğin gelip ağ örmesi ve güvercinin gelip yuva yapması mu'cizesi de, burada gerçekleşmişti... Peşlerine takılıp izlerini süre süre mağaranın yanma gelip etrafım dolaşan müşrikler, kendilerini fark edememiş ve çekip gitmişlerdi... Rasulullah (s.a.s.) ve İmam Ebu Bekir (r.a.), Sevr Dağı'mn zirvesindeki mağarayı mekân eylemiş, Allah (Azze ve Celle), onların kurtulmasına dağı vesile kılmış, kendilerine yardım etmişti.[37]
Yegâne Rabbimiz Allah, mü'min müslüman kullarının yardımcısıdır.[38] Ve mü'minler de, Allah'ın izniyle birbirlerinin kardeşi,[39] velisi ve yardımcısıdirlar.[40]
Yine mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatır:
Sonra Rasulullah (s.a.s.) ile Ebu Bekir, Sevr
Dağı'ndaki bir mağaraya ulaştılar ve orada üç gece gizlendiler.[41]
Dağ, Allah'ın izniyle sığınılan güzel bir barınak, kurtuluş vesilesi, düşmanlardan gizlenme yeri, müşrik ve kâfirlerle cihad edilirken en sağlam üs ve en emin mekândır... Dağlar, mü'min müslümanları sever, mü'min müslümanlar da dağları severler... Bu karşılıklı sevgi, Rasulullah (s.a.s.)'den mü'minlere mirastır... Rasulullah (s.a.s.)'in bıraktığı mirasa sahib çıkmak, onu çok iyi korumak, mü'min müslümanlann vazgeçilmez vazifelerindendir... Çünkü O'nun Sünneti'ne sarılmayan, işlemeyen ve korumayan O'ndan değildir...
Enes b. Malik (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
Her kim benim bu sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse, o, benden değildir.[42]
Yegâne örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne sarılmamız ve onun terk etmemek konusunda Ashabın Önde gelenlerinden Abdullah İbn Mes'ud (r.a.), bütün mü'min müslümanları uyarmaktadır:
Peygamberimizin sünnetini terk ederseniz (adım adım küfre yaklaşır) kâfir olursunuz.[43]
Rasulullah (s.a.s.)'in dağa karşı ve dağın O'na karşı olan sevgisini, Ebu Humeyd es-Saidî (r.a.)'ın rivayetinden öğreniyoruz... Şöyle diyor Ebu Humeyd (r.a.):
Rasulullah (s.a.s.), Medine'ye yaklaşıp uzaktan görünce de (eliyle işaret edip): "İşte Tâbe!" buyurdu. Uhud'u görünce de:
"İşte dağcağız! Uhud bizleri sever, biz de, onu severiz." buyurdu.[44]
Aynı konuda bir başka hadisi, Enes b. Malik (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Uhud, şübhesiz bizi seven ve bizim sevdiğimiz bir dağdır ve cennet bahçelerinden bir bahçenin üstündedir. Ayr (dağı) da, cehennem kapılarından bir kapının üzerindedir.[45]
Ashabu'1-Kehf olan o yiğit gençler, dağa sığınmış ve dağda üslenmişlerdi... Bu Tevhid ehli olan iman ve salih amel sahibi mü'min müslümanlar, Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) tarafından "yiğit gençler" diye övülmüş ve kıyamete kadar mazlum müstaz'af mü'min kulları için bir örnek edilmiştir...
[1] Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları, sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu hâlde sabret. Şübhesiz (güzel olan) sonuç, takva sahiblerinindir." Hûd, 11/49.
[2] Gaybın anahtarları O'nun karındadır. O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez...." En'am, 6/59,
[3] Andoîsun, onların kıssalarında temiz akıl sahibleri için ibretler vardır......"Yûsuf, 12/1İI.
[4] Kehf, 18/10.
[5] Tevbe, 9/119.
[6] Mâide, 5/51.
[7] En'am, 6/121.
[8] Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Kaseme, B. 25, Hds. 4753. Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer, B. 41, Hds. 1654.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'.l-Cihad, B. No yok (Secdeye Sığınan Bir Kimseyi Öldürmek Yasaktır), Hds. 2645.
[9] Semure b. Cündiib (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Müşriklerin mahallesinde oturmayın ve onlardan kadın almayın! Her kim onlarla oturur ve onlardan kadın alırsa, o da, onlar gibidir." Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer, B. 41, Hds. 1655. İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa, vdğ. İst. 1984, C. 5. Sh. 1875.
[10] Hucurât, 49/15.
[11] Sünen-i Ebu Davud, KHabu'l-Cihad, B. 17, Hds. 2504.
Sûnen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B. 1, Hds. 3082. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Cihad, B. 38, Hds. 2436.
[12] Bkz. A'raf, 7/54.
[13] Gaşiye, 88/17-21.
[14] Kaf, 50/5-8.
[15] Enbiya, 21/31.
[16] Ra'd, 13/3.
[17] Nahl, 16/81.
[18] Hûd, 11/42-43.
[19] Nisa, 4/78.
[20] Nuh, 71/1-12.
[21] Nuh, 71/21-24.
[22] Nuh, 71/26-28.
[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Mezalim ve'1-Gasb, B. 9, Hds. 9.
Sahih-ı Müslim, Kitabu'1-İman, B. 7, Hds. 29.
Sünen-i Tirmİzî, Kitabu'z-Zekat, B. 6, Hds. 621.
Sünen-i İbn Mace, Kİtabu'z-Zekat, B. 1, Hds. 1783.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zekat, B. 5, Hds. 1584.
Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B. 1, Hds. 2428.
Sünen-i Dârimî. Kitabu'z-Zekat, B. î, Hds. 1622.
[24] Kamer, 54/9-10.
[25] Ankebut, 29/14-15.
[26] Şuara, 26/117421.
[27] Hûd, 11/44.
Yeri gelmiş iken şunu da kaydedelim:
"Kur'ân, açıkça Nuh (a.s.)'un gemisinin tufandan sonra Cudî Da-ğı'nın üzerinde durduğunu belirtir. Batılı araştırmacılar ise, ısrarla geminin Ararat (Ağrı) Dağı'nın üzerinde durduğunu iddia ederler. Bu iddia, Kur'ân tarafından reddedilmektedir. Tefsir kaynaklan, Cudî Dağı'nın Musul'a yakın bir yerde olduğunu söylerler ki, bu dağ, Mardin -Cizre bölgesi sınırlan içinde bulunmaktadır. Şimdi Cizre'nin bağlı olduğu Şırnak da, "Şehr-ı Nuh" demek olan kadim bir İsimdir. Cudî'nin eteğinde bulunan "Heştan" köyü, 80'ler demek olup Nuh gemisinde olan 80 kişiye atıftır."
Ali Bulaç, Kur'ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, İst. T.Y. Sh. 226, Dipnot: 5.
[28] Tin, 95/1-3.
[29] Tur, 52/1.
[30] A'raf, 7/143.
[31] Taha, 20/80.
[32] Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, O'nu tesbin eder. O'nu, övgü ile
teşbih eımeyen hiç bir şey yoktur, ancak sîz, onların teşbihlerini kavramıyorsunuz. Şübhesiz O, hâlim olandır, bağışlayandır." İsrâ, 17/44.
[33] Sebe\ 34/10.
[34] Alak, 96/1-5
[35] Sahih-i Buhârî, Bedu'1-Vahy, B. 1, Hds. 3. tbn Hişam, A.g.e. C.I, Sh. 312-313.
İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, C.3, Sh. 9. İbnu'1-Esir, A.g.e. C. 2, Sh. 49.
[36] Enes b. Malik (r.a.)'dan, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Hiç biriniz, ben ona babasından da, evladından da, bütün insanlardan da sevgili olmadıkça (kemâliyle) İman etmiş olmaz." Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-îman, B. 7, Hds. 8. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B-16, Hds. 70. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B. 19, Hds. 4980-4985. Sünen-i îbn Mace, Mukaddime, B. 9. Hds. 67. Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:
"Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve O'nun zevceleri de onların anneleridir..." Ahzab, 33/6. Hz. Ömer, Peygamber (s.a.s.)'e dedi ki:
Yemin ederim, sen, bana canımdan başka her şeyden daha sevgilisin.
Bunun üzerine Peygamber, şöyle buyurdu:
"Ben, kendisine canından daha sevgili olmadıkça sizden biriniz asla iman etmiş olamaz."
Bu defa Hz. Ömer:
Sana Kur'ân'ı gönderene yemin ederim ki, sen, bana canımdan daha sevgilisin, der.
Peygamber de:
"Şimdi oldu ya Ömer!" diye buyurur.
Kadı lyaz, Şifa-i Şerif, Çev. Suat Cebeci, Ank. 1992, Sh. 309-310.
Sahihi Buhârî, Kitabu'l-Eyman Ve'n-Nuzür, B. 3, Hds. 11
Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst. 1977, C.I, Sh. 265.
Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Şerh:
Ahmed Nairri, Ank. 1980. 6. Baskı, C. 1, Sh. 31.
[37] Siz O'na (Rasulullah'a) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler, ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı, ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Alİah O'na, huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti. O'nu, sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/40.
[38] Hayır, sizin Mevlânız Allah'dır. O, yardım edenlerin en hayırlısı-dır." Âl-i İmrân, 3/150
".....îman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır." Rum, 30/47.
[39] Mü'minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltiniz ve Allah'dan korkup sakının, umulur ki, esirgenirsiniz." Hucurât, 49/10
[40] Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler (yardımcılarıdırlar). İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, Üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/71
[41] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıbi'l-Ensar, B.44, Hds. 124. İbn Hişam, A.g.e. C. 2, Sh. 151-152.
Îbnitt-Esir, A.g.e., C. 2, Sh. 105. İbn Kesir, A.g.e. C. 3, Sh. 273, vd.
[42] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 1. Sahıh-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds. 5.
[43] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salat, B. 46. Hbr, 550.
[44] Sahıh-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B. 55, Hds. 82.
Kiîabu'l-Enbiya, B. 12, Hds. 41.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B. 3, Hds. 11.
Kitabu'1-Hacc, B. 85, Hds. 462.
[45] Sünen- İbn Mace, Kitabu'l-Menasik, B. 104, Hds. 3115.
İslami Okul Okulların En Önemlisi