Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hidayet Ve Kıyam - Selefinizinde - 10. Sayfa

 

Hidayet Ve Kıyam

 

Rabbimiz Allah tarafından, kendisinde hiç bir şübhe bulunmayan bir gerçek olay olarak beyan buyruîan "Ashabu'1-Kehf Kıssası" şöyle devam ediyor:

"Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına (ağır bir uyku) vurduk.

Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesab ettiğini belirtmek için onlan uyandırdık.

Biz, sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarmaktayız. Gerçekten onlar, Rablerine iman etmiş (yiğit) gençlerdi ve Biz de, onların hidayetlerini arttırmış­tık.[1]

Egemen tağutların zulmünden ve cahili şirk toplu­mun baskısından kurtulmak için dağdaki mağaraya sığı­nan yiğit gençler, imanlarım, dinlerini ve canlarını Al­lah'ın izniyle koruma altına almışlardı... Allah Teâiâ'mn bir mucizesi olarak, o mağarada yıllar yılı uyku hâlinde kaldılar... Bir kaç asır sonra Rabbimiz Allah tarafından tekrar uyandırıldılar... Uyku, ölümün yarısıydı, Ölümse uykunun tamamı... Uyuyanlar, yarım ölüydüler... Uyuyanın eceli gelmiş ise, uykudan bir daha uyanmayabilir ve ölmüş olur...

Rabbimiz Allah, bu hakikati şöyle beyan buyurur: "Alİah, ölecekleri zaman canlarını alır, ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece kendisi hakkın­da ölüm karan verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise, adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şübhesiz bun­da, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.[2]

"Sizi, geceleyin Öldüren (uyutan) ve gündüzün güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra yapmakta olduklarınızı O, size haber verecektir.[3]

Gerçek bu olduğu için, yegâne örneğimiz ve ön­derimiz Rasulullah (s.a.s.), nasıl yatacağımızı, yatarken neler söylememizi ve uykudan uyandığımız zaman nasıl davranıp, neler söyleyerek hayata dönüşünüzü bizlere öğretmiştir... Uyku hâli, bir nev'i ölüm hâli olduğu için, uy­kudaki kişiden mes'uliyet kaldırılmıştır...

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur:

"Üç sınıf mükelleftik kalemi kaldırılmıştır:

Uyanıncaya kadar uyuyandan,

Erginlik çağına varıncaya kadar çocuktan,

Ve akıllanıncaya veya ayılmcaya kadar deliden.[4]

Mü'min müslümanlar, yatmadan Önce "Kâfirun Sûre-si"ni okumaya gayret etmelidirler...

Firve İbn Nevfel, babası Nevfel (r.a.)'dan nakleder.

Rasulullah (s.a.s.), Nevfel'e şöyle buyurmuştur:

"Kâfirun Sûresi oku, sonunda uyu! Bu sûreyi okuyup yatmak, şirkten kurtuluştur.[5]

Berâ Ibn Azib (r.a) şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.s.), bana şöyle buyurdu:

"Yatacağın yere vardığın zaman, namaz için abdest alışın gibi abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat. Sonra:

Allah'ım, kendimi, Sana teslim ettim. İşimi, Sana bıraktım. Arkamı, Sana dayadım. Çünkü umudum da an­cak sendendir. Senden sığınacak yer, yine Sensin. Senden kurtulacak yer de, yine Sensin.

Allah'ım, indirdiğin Kitabına ve gönderdiğin Pey­gamberine iman ettim, de.

Şayet o gece Ölecek olursan, fıtrat (yani İslâm Dini) üzere ölürsün. Sen, bu sözleri, söyleyeceğin sözlerin sonuncusu yap![6]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Sizin biriniz döşeğine gireceği zaman izarının iç tarafıyla döşeğini çırpsın. Çünkü o kimse, kendisinin ar­dından döşeğine hangi mahlukun girdiğini bilmez. Çırp­tıktan sonra şu duayı okusun:

abbim, ancak senin isminle yan tarafımı yatağıma koydum. Senin isminle de kalkarım. (Ey Rabbim) eğer canımı tutup alacaksan, nefsime merhamet ihsan eyle! Eğer salıverip hayata bırakacaksan, hayatımı salih kul­larını muhafaza ettiğin himayenle muhafaza eyle!"[7]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şunu anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), yatağında yerini aldığı zaman iki eline (yanyana getirip bitiştirerek) Muavvize Sûreleri'ni (İhlas, Felak ve Nas Sûreleri) okuyup nefes eder (avucuna üfler) ve elleriyle (baş, yüz ve ön kısımdan başlayarak) bedenini meshederdi (ve bunu üç kere yapardı).[8]

Huzeyfe İbnu'l-Yemân (r.a.), anlatır:

Rasulullah (s.a.s.) uyumak istediği zaman:

"Allah'ım, ancak Senin isminle yatar, Senin isminle ölür ve dirilirim!" der idi.

Uykusundan uyandığı zaman da:

"Bizi öldürmesinin ardından dirilten ve sorf dirilme de ancak kendisine olan Allah'a hamd olsun!" der idi.[9]

Önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'ın hâl ve hareketlerine dikkat edilecek olunursa, her hâlinde ve her hareketinde, Âlemlerin Rabbi Allah ile rabıta halindedir... Her hâlinde zikir ve ibadet üzeredir... Mü'min müslüman-lann biricik Örneği Rasulullah (s.a.s.) olduğuna göre, muvahhid mü'min müslümanlar da, Rasulullah (s.a.s.) gibi davranmalıdırlar... Her hâl ve hareketlerinde, her niyet ve düşüncelerinde, maddelerinde, mânâlarında, zahirlerinde, batınlarında, kendilerim yaratan Rableri Allah'ın huzurun­da olduklarının farkına varmalıdırlar... Rableri Allah, on­ları zahirleriyle baünlarıyla, yani açıklan ve gizlilikleriyle biliyof, görüyor ve işitiyordun.. Muvahhid mü'min kul, her durumda ihsan üzere hareket etmeli, kendisi Allah'ı görmüyorsa da, Rabbi Allah'ın kendisini gördüğünü bil­meli, iman etmeli ve bu hakikati kavrayım, ruhuna sindir­melidir...[10]

Önderimiz, mürşidimiz ve biricik hayat Örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) gibi, Rabbi Allah ile çok sıkı bir rabıta hâlinde olmalıdır muvahhid mü'min müslüman kul!... Bu hâl, ancak Rasulullah (s.a.s.)'in Sahih Sünneti ile amel et­mekle gerçekleşir... Çünkü Rasulullah (s.a.s.)'in Sahih Sünneti, yani yüce ahlakı, Kur'ân-ı Kerim'in hayata uy­gulanışı, canlı hâle gelişinin tâ kendisidir...[11]

Burada, "Seyyidu'l-İstiğfar" duasını da hatırlatıp kay­detmekte fayda umarız...

Şeddad îbn Evs (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Seyyidu'l-İstiğfar (yani istiğfar dualarının ulusu),

Allah'dan şöyle mağfiret dilemektedir:

Allah'ım, benim Rabbim Sensin. Senden başka ilâh yoktur. Beni, Sen yarattın. Ben, Senin kulunum ve gücüm yettiğ kadar ezelde Sana verdiğim ahd ve va'd üzere sabi­tim. İşlediğim günahların şerrinden Sana sığınırım. Bana ihsan eylediğin nimetlerini itiraf ederim, günahımı da iti­raf ederim. Benim günahlarımı mağfiret eyle! Şu muhak­kak ki, günahları, Senden başkası mağfiret edemez!"

Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

"Bu Seyyidul-İstiğfar duasını her kim kalbiyle sevab ve faziletine kesin inanarak gündüz okur da, o gün ak­şama girmeden önce ölürse, o kimse cennet ehlindendir.

Her kim de sevab ve faziletine kesin inanarak, bunu gece­leyin okur da, sabaha girmeden evvel ölürse, o kimse de cennet ehli zümre s indendir.[12]

Rabbi Alİah ile rabıtasını sımsıkı yapan mü'min müs-lüman kul, bu duada, Rabbi Allah ile misak anındaki söz­leşmesini hatırlıyor ve o ahd ve va'd üzere sabit olduğunu beyanla ahdini tazeliyor...

Hatırlanacağı üzere Rabbimiz Allah, ayet-i kerimede biz muvahhid mü'min müslüman kullarına misak anını hatırlatarak şöyle buyuruyor:

"Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından ziirriyet-lerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmış­tı: 'Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) onlar: 'Evet, (Rabbimizsin), şahid olduk' demişlerdi, (Bu,) kıyamet günü: 'Biz, bundan habersizdik' dememeniz içindir.

Ya da: 'Bizden önce ancak atalarımız şirk, koşmuştu, biz ise, onlardan sonra gelme bir kuşağız. İşleri batıl olan­ların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?" de­memeniz için.

İşte Biz ayetleri, böyle birer birer açıklarız, umulur ki, dönerler."[13]

Muvahhid mü'min müslüman kulların, namazları, tüm ibadetleri, hayatları ve ölümleri, Alemlerin Rabbi Al­lah içindir...[14]Çünkü izzet ve şeref sahibi olan mü'min müslümanlar,[15] yalnız Allah'a aid olan kullardır...[16]

İşte bu izzet sahibi ve Allah'a aid olan kullardan As-habu'1-Kehf, katıksız bir şekilde iman etmiş ve imanın gereği olan kesin tavrı ortaya koymuş, böylece Allah da onların hidayetlerini arttırmıştı...

Önce iman!... Evet, Önce iman!... Çünkü Rabbimiz Allah'ın beyan buyurduğu ve kabul ettiği, Rasulullah (s.a.s.) her şeyi ile açıkladığı katıksız iman sahibi olun­madan, ne kadar güzel ve iyi amel işlenirse işlensin onun, Allah'ın rızasını ve cenneti kazanmak için bir faydası olmaycaktır... Çünkü salih amel, iman ile beraber değer kazanır... İman olmadıktan sonra, salih amel niteliğinde olan hâl ve hareketlerin cümlesi boşa gider...

Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:

"İnkâr edenler ise, yüzükoyun düşüş, onlara olsun, (Allah), amellerini giderip boşa çıkarmıştır.

İşte böyle, çünkü onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı, O da, onların amellerini boşa çıkardı.[17]

"Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savrulmuş toz zerreleri kılıverdik.[18]

"İnkâr edenler ise, onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer, susayan onu, bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.[19]

Rabbimiz Allah, içine hiç bir şirk ve küfür karıştırıl­madan, katıksız bir şekilde iman eden nıü'mın müslüman kullarından salih amelleri kabul eder... O mü'min müs­lüman kullarının zerre miktarı da olsa amellerini zayi etmez...[20]Rabbimiz Allah, adil-i mutlaktır ve adaletin gereği de budur...

Allah'dan başka rabler kabul eden, yani kayıtsız şart­sız Allah'a aid olan egemenliği, Allah'dan başka güçlere, kurumlara, kuruluşlara ve şahıslara devreden, Allah'a aid olan egemenliği gasbeden, Kur'ân-ı Kerim'den başka düs­tûr, Rasulullah (s.a.s.)'den başka önder ve İslâm'dan başka düzen kabul eden insanlar, İslâm dışı, kitablı veya kitabsız gayr-i müslimlerdir... Aynı zamanda müşrik ve kâfirler­dir... Çünkü onlar, yalnız ve yalnız Allah'a aid olan egemenlik hakkını, Allah'dan gasbetmiş, kayıtsız şartsız insana vermişlerdir... Onların adına vekaleten egemenlik hakkını kullananlar, Allah'ın insan kullarına haram, yani yasak kıldığını helâl, yani serbest yapmış; Allah'ın insan kullarına helâl, yani serbest kıldığını haram, yani yasak­lamış ve bunu kanunlaştırarak ellerindeki maddî güç ile koruma altına almışlardır...

Allah'ın hakimiyet hakkını gasbedenler ve hakimiyetin kayıtsız şartsız kendilerine aid olduğunu beyan edenler, egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a aid ol­duğunu, olması gerekliğini savunan mü'min müslümanları, tutuklayanlar, zindanlara atanlar, işkenceler yapanlar,

yargılayıp en ağır cezalarla cezalandıranlar hakkında Rab-bimiz Allah, şöyle buyurur:

Haberiniz olsun, hüküm yalnızca O'nundur (Al­lah'ındır). Ve O, hesab görenlerin en sür'atli olanıdır.[21]

"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir.[22]

"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, zalimlerin tâ kendisidir.[23]

"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, fasıkların tâ kendileridir.[24]

Allah'ın hükümlerini beğenmeyen, eskimiş, gerici kanunlar olarak değerlendiren, hayata egemen olmak konusunda tamamen devre dışı bırakan, hükümsüz gören ve onunla amel edilmeyi yasaklayarak, amel eden mü'min müslümanları cezalandıran yeryüzünün tağutlan, heva ve heveslerini ilâh edinmişlerdir... Rabbimiz, şöyle buyurur:

"Buna rağmen sana icabet (davetini kabul) etmeye­cek olurlarsa, artık bil ki onlar, gerçekten kendi heva (is­tek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Alİah'dan bir kıla­vuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (nevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez.[25]

Bunlar yegâne hayat nizâmı İslâm'ı bırakmış, İslâm'a rağmen başka ideolojiler, beşerî ve tağutî düzenler benimsemişlerdir... Halbuki yegâne Rabbimizin indinde din, İs­lâm'dır ve İslâm'dan başka hayat düzeni kabul edenler, dünyada zelil ahirette de hüsrana uğramış, ebedî zarar içinde olanlardan olmuştur... Rabbimiz, şöyle buyurur: "Hiç şübhesiz din, Alİah katında İslâm'dır.[26] "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa (veya benimser­se), asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğ­rayanlardandır.[27]

Rabbimiz Allah'ın milkinde, O'nun mülküne, yani egemenliğine karşı başkaldıranlar, tuğyan edip tağut olan­lar, Allah'a, Rasulullah (s.a.s.)'e, Kur'ân'a, İslâm'a ve mü'min müslümanlara karşı savaş açıp İslâm topraklan iş­gal eden egemen tağutlar, görünüşte iyi işler de yapsalar, o işlerin sonuç itibariyle kendilerine asla bir faydası ol­mayacaktır... Çünkü iyi işlerin kabul edilmesi, iman et­meye bağlıdır... Eğer bir mü'min müslüman olarak iyi iş­ler yaparsa kabul olur, yoksa bir müşrik ve bir kâfir olarak işlediği görünüşte iyi işlerin boşa çıktığı Rabbimiz Allah bildirmiştir...

Ve şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Erkek olsun, kadın olsun bir mü'min olarak kim sa­lih bir amelde bulunursa, hiç şübhesiz Biz, onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.[28]

"Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddî bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerin çabası şükre şayandır.[29]

İmanlı bir şekilde işlenen amel değer kazanır... İnkâr edenlerin amelinin hiç bir kıymeti yoktur...

"Onlar ki, inkâr ettiler ve Allah'ın yolundan alıkoy­dular (işte Allah da), onların amellerini giderip boşmıştır.[30]

Bu, böyledir!...

Önce iman denildi... Çünkü iman, en hayırlı nimet ve mü'min müslümanlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdırlar...

Rabbimiz, şöyle buyurur:

"İman edip salih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennet­leridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnud-memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.[31]

Âlemlerin Rabbi, Rabbimiz Allah, yeryüzündeki hayatımızda iman, iyilik, güzellik ve saadette yaşamak için her neye ihtiyacımız varsa bildirmiş, beyan buyurmuş ve bütün kötülük, çirkinlik, yani şirk, küfür, bid'at ve hu­rafeleri de açıklayıp onlardan sakınmamızı emretmiştir... Bu iki yol arasında imtihan olan insanları serbest bırak­mıştır... İnsan, kendisine verilen akıl, fikir, bilgi, idrak ve imkânlarla hangi yolu seçerse, dünyada ve ahirette elbette karşılığım tam alacaktır...

İşte Rabbimiz Allah'ın beyanı:

"Şübhesiz, sana Biz kitabı, insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu, kendi lehinedir. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmış olur. Sen, onların üzerine vekil değilsin.[32]

"Hidayeti bulmuş olanlara gelince (Allah) onların hidayetlerini arttırmış ve onlara takvalarını vermiştir.[33]

"Allah, hidayeti bulanlara, hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabblerinin katında sevab bakımın­dan daha hayırlı, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.[34]

"Alİah, kimin göğsünü İslâm'a açmışsa artık o, Rab­binden bir nur üzerindedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalbleri katılaşmış, olanların vay hâline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.[35]

Kim bir iyilik kazanırsa, Biz, ondaki iyiliği art­tırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene kar­şılığını verendir.[36]

O katıksız iman sahibi genç yiğitler, hidayete göğüs açmış, hidayete talib olmuş ve hidayete kavuşunca; Allah da, O Tevhid ehli mü'min müslümanların, imanları kuv­vetlendirmiş, hidayetlerini arttırmıştı...

Müşrik ve müstekbir tağutların egemenliğindeki cahiliyye toplumunda iman eden bu genç yiğitler, katıksız imanın gereği olan, Allah'dan başka hiç bir rab, hiç bir ilâh, hiç bir melik kabul etmemiş, yani Allah'dan başka bütün otoriter egemen güçleri, kurum ve kuruluşları red­detme tavrını sergilemişlerdi... Allah'dan başka hiç bir güçten, hiç bir kimseden korkmayan, Allah'dan korktuk-lan için tağutlardan korkmayan[37]bu genç yiğitler, egemen tağutlara karşı kıyam etmişlerdi...

Rabbimiz Allah, "Ashabu'1-Kehfin Kıssası"na devamla şöyle buyurur:

"Onların kaibleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rab-tetmiştik. (Krala karşı) kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: 'Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. İlâh olarak biz, O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun gerçeğin dışına çıkarız.[38]

Bu, böyledir ve Tevhid ehli mü'min müslümanların değişmez tavrıdır!... Çünkü Alİah'dan başkasına ilâh diye, rab diye, hüküm sahibi, yani yegâne hakim, kayıtsız şart­sız egemenlik sahibi diye kabul edilip tapılmaz, yani hiç bir emrine itaat edilmez!...

"Öyle ki, Allah'dan başkasına ibadet etmeyin...[39]

"İşte böyle, çünkü Allah, hakkın tâ kendisidir. O'nun dışında onların taptıkları ise, şübhesiz batılın tâ kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür.[40]

"Göklerde ve yerde ilâh O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir.

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.[41]

Bu genç yiğitler, mevcud egemen tağutî düzenin ik­tidar koltuğunda oturan müstekbir tağutiara karşı kıyam etmiş, hakkı haykırmışlardı... Böylece Allah yolunda yapılan cihadın en faziletlisini gerçekleştirmişlerdi... "Bizim Rabbimiz Allah'dır... O, göklerin ve yerin Rabbidir... İlâh olarak O'ndan başkasına asla tapmayız." demişlerdi... Çünkü bu, gerçeğin tâ kendisidir... İnsan fıtratının kabul edeceği, onunla sakinleşip tatmin olduğu gerçek!.. Bun­dan başka bir şey batıldır ve insan fıtratına aykırıdır...

Âlemlerin Rabbi Allah'ın egemenliğinin dışında kalan egemenlikler, zorba güçlerin egemenliğidir ki, insan fıtratına aykırı olduğu için hangi ülkede ve hangi zamanda ortaya çıkmış ise, muhakkak belli bir zaman içinde o ül­keye ve o ülke insanlarına felaket getirmiştir... Bu be­ladan, bu felâketten ve bu zilletten tek kurtuluş çaresi, tek huzur kaynağı olan fıtrat dinine, yani yegâne hayat nizâmı İslâm'a dönmektir... Çünkü yegâne yaratıcı ve emir sahibi Alİah,[42] insan kullarını o din üzere yaratmıştır... Fıtrat İs­lâm, İslâm fıtrat içindir... Fıtrat, İslâmsız, İslâm, fıtratsız olmaz...

Rabbimiz Alİah, şöyle buyurur:

"Öyleyse sen yüzünü, Allah'ı birleyen (bir hanif) o-larak dine, Allah'ın O fıtratına çevirir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştir­me yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Gönülden katıksız bağlılar olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. [43]

Hangi çağ olursa olsun ve dünyanın hangi ülkesinde yaşansa yaşansın, hakikat budur, kurtuluş bundan başka bir şey değildir!..

Cihadın en faziletlisini gerçekleştirmişlerdi o genç yiğitler...

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyuru-yordu Rasulullah (s.a.s.):

"Cihadın en efdalı, zalim sultanın veya zalim emirin yanında söylenecek adaletli sözdür.[44]

Aynı konuda başka bir hadisi de Cabir (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Kıyamet günü, Allah katında şehidlerin efendisi, Abdulmuttalib oğlu Hamza ile zalim bir idareciye, ayağa kalkarak ona iyiliği emredip kötülükten sakındıran ve bu yüzden o idarecinin öldürdüğü kimsedir.[45]

Genç yiğitler, şu hakikati da, ilân ediyorlardı: "Şunlar, bizim kavmimizdir, O'ndan başkasını ilâhlar edindiler. Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan düzüp uydurandan da­ha zalim kimdir?"[46]

Allah ile beraber veya Allah'dan başka ilâhlar edin­mek, Allah'a şirk koşmak ve O'nun dinine, yani hüküm­lerine küfretmektir... Allah'ın affetmeyeceğini beyan buyurduğu suç, şirk suçudur... Şirkin dışındaki suçlardan dilediğim affeder.[47]

Allah'ın zatına ve sıfatına şirk koşmak, zulümlerin en korkuncudur... Çünkü şirk, büyük bir zulümdür.[48]

Allah'dan başka rabler ve ilâhlar edinmek meselesini açıklayan şu ayet ve şu hadisi kaydetmek yerinde olur... Rabbimiz şöyle buyurur: "Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (İlâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir ilâh'a ibadet etmekten başkasıyla em-rolunmadılar. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir.[49]

Ve Adiyy b. Hatim (r.a.) anlatıyor:

Boynumdan altından bir haç olduğu hâlde Rasulullah (s.a.s.)'e geldim. Rasul-ü Ekrem:

"Ya Adiyy, bu putu üstünden at!" buyurdu.

Kendisinin, Beraat (Tevbe) Sûresi'nden:

"Onlar, Allah'aı bıarakıp bilginlerini ve rahiblerini rabbler (İlâhlar) edindiler.[50] ayetini okudu­ğunu işittim.

Buyurdu ki:

"Gerçi onlar, bunlara ibadet etmiyorlardı. Fakat bun­lar, herhangi bir şeyi onlara helâl kıldıkları vakit onu, he­lâl kabul ediyorlar ve herhangi bir şeyi de onlara haram kıldıkları vakit onu, haram kabul ediyorlardı.[51]

Âlemlerin Rabbi Allah'ın helâl ve haram sınırlarını çiğneyen, onları beğenmeyen ve kabul etmeyerek nevası­na göre değiştiren, Allah'a karşı tuğyan etmiştir... Helâl ve haram sınırlarını tayin etmek yalnız ve yalnız Allah'a aid-dir. Bir de O'nun yetki verdiği Rasulullah (s.a.s.) bu konu­da söz sahibidir.[52]

Bir toplumda, Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'hî koy­duğu helâl ve haram sınırlarını kaldırıp kendi hevalarma göre helâl ve haram tayin edenler, yani Allah ve Rasulü-nün yasakladığını serbest, serbest bıraktığını yasaklayan, dolayısıyla Allah ve Rasulü'nün helâl kıldığını haram, ha­ram kıldığını helâlleştirenler, o toplumda rablik ve ilâçlık­larını ilân etmişlerdir... O toplumda kayıtsız şartsız ege­men olan bu tağutların helâl ve haram konusundaki ka­nunlarını kabul edip destek olanlar ise, onları kendilerine rab ve İlâh edinmişlerdir... Bu hareketleriyle Allah'dan başka kişileri, kurum ve kuruluşları da kendilerine rab ve ilâh olarak benimsemişlerdir... Helâl ve haramın tayininde Allah ile birlikte başka mercileri de tanıyan, hem Allah'ın emrine, hem de tağutların emrine itaat eden, tağutlan Al­lah'a ortak kılmış, emir, yani egemenlik konusunda Al­lah'a şirk koşmuştur... Halbuki Âlemlerin Rabbi Allah, birdir, tekdir, hüküm ve hikmet sahibidir...

Rabbimiz Allah'ın beyanıyla:

Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir.[53]

.Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık Salih bir amelde bulunsun ve rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.[54]

 (Allah) kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.[55]

Yegâne hayat nizamı İslâm, yeryüzündeki bütün put­ları ve putlaşmişları kaladırmak, Allah'ın egemenliğinden başka tüm egemenlikleri silip süpürmek, yeryüzünü ifsad eden cümle müfsid hâl ve hareketleri yok etmek için gön­derilmiştir... İslâm'ın gelişi ve insanlardan O'na inanıp mü'min müslüman oluşuyla, bütün batıl düzenler, bütün cahiliyye anlayışlar ve bütün egemen tağutlar yerle bir ol­muşlardır.

Rabbimiz Allah, bu gerçeği:

"De ki: 'Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şübhesiz ki, batıl yok olucudur.[56] diye beyan buyururken, önderimiz Rasulullah (s.a.s.) de, Cabir b. Abdullah (r.a.)'ın rivayetiy-le şöyle buyurur:

"Dikkat edin! Cahiliyye işlerine aid her şey ayakları­mın altına konulmuştur.[57]

Fıtrat Dini olan yegâne hayat nizâmı İslâm'ın temel hedefi işte budur... Batıl olan her şeyin ortadan kaldırıl­ması ve hakkın hakimiyeti için Cahiliyye'ye aid olan bü­tün anlayışların ayaklar altına alınması, İslâm'ın ana gaye­sidir... Böylece İnsan, insanı rabbi, ilâhı olmaktan kurtul­duğu gibi, insan, insanın kulu olmaktan da kurtulacaktır... İnsan, insana, insan, hayvana veya diğer nesnelere tap­maktan kurtulup sadece ve sadece Allah'a ibadet eder hâle gelecektir... Fıtratına yabancılaşmış insan, tekrar fıtratına dönecek, böylece Fıtrat Dini'nin mensubu olacaktır...

Bu hakikati haykırıyordu Rib'i b. Amir (r.a.), müşrik Mecusîlerin başkomutanı general Rüstem'in karargâhında... Bu görüşme Kadisiye Savaşı öncesi gerçekleşmişti... İma­nın Küfre, Tevhidin şirke, hakkın batıla galib geldiği ve

günün doğudaki süper devletlerinden biri olan Sasanî im­paratorluğun tarihe gömüldüğü Kadisiye Savaşı öncesi... Rib'i b. Amir (r.a.)'a:

Sizi, buralara kadar getiren sebeb nedir? diye sor­dular.

O da, şöyle cevab verdi:

Cenab-ı Allah bizi gönderdi ki, O'nun dilediği kimseleri, kullara kulluk etmekten kurtarıp Allah'a kul ya­palım. O kimseleri, dünya sıkıntısından kurtarıp genişliğe kavuşturalım. Dinlerin zulüm ve baskısından kurtarıp İs­lâm'ın adaletine kavuşturalım.

Cenab-ı Allah bizi, kendisine imana davet edilim di­ye dini ile yaratıklarına gönderdi. Bu dini kabul eden kim­senin durumunu kabulleniriz ve kendisine dokunmadan geri döneriz. Amma bu dini kabul etmeyen kimselerle Al­lah'ın va'dını gerçekleştirinceye kadar savaşırız.

Allah'ın size va'd ettiği şey nedir?

Cennettir. İmana gelmeyen kimselerle savaşarak ölen kimse için cennet vardır. Hayatta kalan gaziler için ise, zafer vardır.[58]

Bu hakikatten dolayı Rabbimiz Allah, gerek kitablı, gerekse kitabsız gayr-ı müslimleri, Tevhid Dini olan İs­lâm'a davet etmemizi emrediyor... Onları, şirkten ve kü­fürden kurtarıp, yani Allah'ı bırakıp başka rab ve ilâhlara tapınmaktan, birbirlerini rabbler edinmekten, birbirilerinin kulu olmaktan kurtarıp yalnız ve yalnız Rabb, İlâh, Melik olan Allah'a kula olmalarını sağlamak için davet etmemizi emrediyor...

Şöyle emrediyor Rabbimiz Allah:

" De ki: "Ey Kitab Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (Tevhid'e) gelin. Allah'dan baş­kasına kulluk etmeyelim. O'na hiç bir şeyi ortak koşmaya­lım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız, (diğer) bir kısmımızı rabbler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun biz, gerçekten müslümanlarız.[59]

Şahid olun ey kitablı gayr-i müslimler, şahid olun ey kitabsız gayr-i müslimler, şahid olun ey müstekbir süper güçler, şahid olun ey İslâm topraklarını işgal eden ve mü'min müslümanlan esaret altında tutan zalim tağutlar, sizler şahid olun ve şahid olsunlar cahil bıraktırdığınız ai-danmış yandaşlarınız!.. Hepiniz şahid olunuz ki, biz, ger­çekten müslümanız! ..

Alemlerin Rabbi Allah'dan başka hiç kimsenin ege­menliğini kabul etmiyoruz... Göklerde de, yerde de ege­menlik, kayıtsız şartsız Rabbimiz Allah'a aiddir... Biz mü'min muvahhid müslümanlar böyle iman ediyor ve imanımıza hiç bir katkı maddesi karıştırmıyoruz... Rabbi­miz Allah'ın emrettiği ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in beyan buyurduğu gibi, şübhesiz, şirksiz ve seksiz iman ediyoruz... İman konusunda her türlü sentezciliği ve ana-lizciliği reddediyoruz...

İnsanların tümü, Âlemlerin Rabbi Allah'ın kulları­dır... Hangi renkten, hangi ırktan olursa olsun, bütün in­sanlar Allah'ın kullarıdır... Allah (Azze ve Celle), onların Rabbi, onlar Allah'ın kullan... Kim olursa olsun ve nerede bulunursa bulunsun bu hakikati kabul etmeyip Allah'ın yegâne Rabb oluşunu reddederek bırakan ve birbirlerinin rabbi., birbirilerinin kullan olan şirk ve cahiliyye toplum­larında, Tevhid ehli genç yiğitler ortaya çıkmalıdır... Mü'min müslüm ani ardan oluşan genç yiğitler, mevcud egemen tağutlara, onların tağutî zulüm ve sömürü düzenlerine karşı kıyam etmeli, onları Allah'a kul olup birbirile-rine tapınmayı terk etmeleri için davet etmelidirler...

Bir takım insanların rabblik makamında bulunduğu ve toplumun diğer insanlarını kendilerine kul yapt-egemenliğin kayıtsız şartsız kendilerinin olduğunu beyan ettikleri şirk toplumlarında, insanları imana ve salih amele davet edenlere, tüm imkânlarını kullandıktan sonra canları tehlikede olduğu gündeme gelince, başka bir diyara hicret etmek yolu açılır... Canlarını ve dinlerini güvence altına alacakları bir yere hicret, cihaddan kaçış değil, cihadın de­vamı olan bir başka cephedir...

 



[1] Kehf, 18/11-13.

[2] Zümer, 39/42

[3] En'am, 6/60.

[4] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Talak, B. 15, Hds. 2041-2042. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hds.4398-4403. Not: Hds. 4403'de şu ziyade var.

İmam Ali (r.a.)'dan.

RasuIuİlah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"İhtiyarlıktan dolayı aklı muvazenesi kaybolan kimseden."

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B. 1, Hds. 1446.

Sahihi-i Buhârî, Kitabu't-Talak, B. 10 (Bab başlığında) Kitabu'I-

Muharibin Min EhÜ'l-Küfri ve'r-Riddeti, B. 7 (Bab başlığında,

İmam Ali (r.a.)'dan İmam Ömer (r.a.)'a hitab.)

[5] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 107, Hds. 5055. Sünen-i Tİrmizî, Kİtabu'd-Daavat, B. 21, Hds. 3625. Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedailul-Kur'ân, B. 23, Hds. 3430.

[6] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Vudu', B. 80, Hds. 109.

Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B. 17, Hds. 56-57.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd- Daavat, B. 15, Hds. 3616.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 107', Hds. 5046.

Sünen-i İbn Mace, Kilabu'd-Dua, B. 15, Hds. 3876.

[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavaî, B. 12, Hds. 16. Sahih-i Müslim, Kiîabu'z-Zikr, B. 17, Hds. 64. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 19, Hds. 3623.. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 107, Hds. 5050. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'd-Dua, B. 15, Hds. 3874.

[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavat, B. 11, Hbr. 15. Sünen-i Tırmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 20, Hbr. 3624. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 107, Hbr. 5056. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'1-Dua, B. 15, Hds. 3875.

[9] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavat, B. 15, Hds. 20-21 (Ebu Zerr, (r.a.)'dan)

Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B. 17, Hds. 59. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 27, Hds. 3639. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'd-Dua, B. 16, Hds. 3880.

[10] Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in "İhsan"'ı nasıl beyan buyurduğu için bkz. Dipnot, 188 e.

[11] Onlara, ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'ân getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu, kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmeme benim İçin olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." Yûnus, 10/15.

"Battığı zaman yıldıza andolsun,

Sahibiniz (arkadaşınız olan Peygamber) sapmadı ve azmadı.

O, nevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri), yalnızca vah yolunmakta olan bir vahiydir." Necm,

53/1-4.

Katade, Zürara'dan naklen rivayet ettiği Sa'd İbn Hişam'm kısasın­dan... (Sa'd tbn Hişam, MU'minlerin annesi Aişe, r.anha'ya sorar):

Ey Mü'minlerİn annesi, bana, Rasulullah (s.as.)'in ahlâkını anlat, dedim.

Aişe:

Sen, Kur'ân okuyorsun değil mi? dedi.

Evet, okuyorum, dedim.

İşte Nebiyyullah (s.a.s.)'in ahlâkı Kur'ân idi, dedi.

Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Musafirine ve Kasriha, B. 18,Hbr. 139. Sünen-i Neseî, Kitabu Kıyamu'l-Leyl, B: 2, Hbr. 1601.

[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavat, B. 1, Hds. 2.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 14, Hds. 3615.

Sünen-i tbn Mace, Kitabu'd-Dua, B. 34, Hds. 3872.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 110, Hds. 5070.

[13] A'raf, 7/172-174.

[14] De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir

dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine. O, müşriklerden değildi."

De ki: "Şübhesiz, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm ,  Âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır.

O'nun hiç bir ortağı yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben, miislliman olanların ilkiyim."

De ki: "O, her şeyin Rabbi İken, ben, Allah'dan başka bir rabb mı arayayım?....." En'am, 6/161-164.

[15] Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük), Allah'ın, O'nun Rasulünün ve mü'minlerindir......" Münafikun, 63/8.

[16] Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki:

"Biz, Allah'a aid (kullar)ız ve şübhesiz O'na dönücüleriz." Bakara, 2/156.

[17] Muhammed, 47/8-9.

[18] Furkan, 25/23.

[19] Nur, 24/39.

[20] Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür." Zelzele, 99/7-8.

[21] En'am, 6/62. Yûsuf, 12/40.

[22] Mâide, 5/44.

[23] Mâide, 5/45.

[24] Mâide, 5/47.

[25] Kasas, 28/50.

[26] Âl-iİmrân, 3/19.

[27] Âl-i İmrân, 3/85.

[28] Nahl, 36/97

[29] İsrâ, 17/19.

[30] Muhammed, 47/1, Ayaca bkz. İbrahim, 14/18, Furkan, 25/25, Muhammed, 47/8-9

[31] Beyyine, 98/7-8.

[32] Zümer, 39/41.

[33] Muhammed, 47/17.

[34] Meryem, 19/76.

[35] Zümer, 39/22.

[36] Şura, 42/23.

[37] Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir, artık onlardan korkmayın, Benden korkun....." Mâide, 5/3. Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun..." Mâide, 5/44.

[38] Kehf, 18/14.

[39] Hûd, U/2.

[40] Hacc, 22/62.

[41] Zuhruf, 43/84-85.

[42] Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nımdur. Âlemle­rin Rabbi olan Allah, ne yücedir." A'raf, 7/54.

[43] Rum, 30/30-31.

[44] Sünen-i Ebu Davud, Kitabul-Melahim, B. 17, Hds.4344. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B. 12, Hds. 2265. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Bey'at, B. 37, Hds. 4191. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 20, Hds. 4011-4012.

[45] İmam Suyutî, CamiuVSağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C.2, Sh.476, Hds.2380 (4747), Hakimin Müstedrek'inden.

[46] Kenf, 18/15.

[47] Bkz. Nisa, 4/116 ve 48.

[48] Bkz. Lokman, 31/13.                                                

[49] Tevbe, 9/31.

[50] Tevbe, 9/31

[51] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 10, Hds. 3292.

İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-i Kerim Tefsiri, C. 7, Sn. 3456.

[52] El-Mikdam b. Ma'diyekrib (r.a.)"dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Dikkat! Kendisine benden bir hadis ulaşacak ve koltuğuna gerilmiş olduğu hâlde:

- Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır. Bu Kitab'ta neyi he­lâl bulursak, onu helâl kabul eder ve neyi haram bulursak, onu ha­ram kılarız! diyecek olan bir adam çıkacak mı? Oysa Rasulullah'in haram kıldığı şey, Allah tarafından haram kılı­nan şey gibidir."

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İlm, B. 10, Hds. 2801. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B. 6, Hds. 4604 Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 2, Hds. 12.

[53] Yûsuf, 12/40.

[54] Kenf, İS/110.

[55] Kenf, 18/26.

[56] İsrâ, 17/81.

[57] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Hacc, B. 19, Hds, 147.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Menasık, B. 84, Hds. 3074.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Menasık, B. 56, Hds. 1905.

[58] İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye - Büyük İslâm Tarihi, Çev. Meh­met Keskin, İst. 1994, C. 7, Sh. 68.

[59] Âl-i İmrân, 3/64.