Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ÇAĞIMIZIN UHUD SAVAŞINDA - Tevhidibakis - 10. Sayfa

ÇAĞIMIZIN UHUD SAVAŞINDA
MÜCAHİD OLMAK

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, hayat kitabımız Kur’ân-ı Ke­rim’de şöyle buyurur:

“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.

Eğer bir ara aldıysanız, o kavme de benzer bir yara değ­miştir. İşte o günleri Biz, onları insanlar arasında devredip duru­ruz. Bu, Allah’ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez.

(yine bu,) Allah’ın, iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir.

Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip ayırt et­meden ve sabredenleri de belirtip ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

Andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temennî ediyordunuz. İşte onu gördünüz, amma bakıp duruyorsunuz.

Muhammed, yalnızca bir Rasuldür. O’ndan önce nice Rasuller gelip geçmiştir. Şimdi O, ölür ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah’a kesinlikle zarar ve­remez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.”[1]

Kendisinden başka ibadet edilmeye layık hiçbir ilâh olma­yan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, kendisine katıksız iman etmiş olan en hayırlı neslin imtihan olunduğu uhud savaşı gününü böyle beyan buyuruyor...

İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin[2] en hayırlı nesli olan Ashab-ı Kiram[3] Uhud savaşı günü büyük bir imtihan­dan geçmişti... Savaşın başlangıcında galib durumunda iken, daha sonra mağlub duruma gelmiş, önce müşrikleri kırıp geçirirken, sonra saflar bozulmuş ve başta “Seyyidu’ş-Şüheda” Hamza b. Abdulmuttalib (r.a.) olmak üzere yetmiş sahabî şehid edilmişti...

Allah yolunda yapılan cihadda şehid olan bu çok değerli muvahhid şahsiyetlerden birisi de Enes İbnü’n-Nadr (r.a.) dır.. Enes b. Malik (r.a.)’ın amcası olan Uhud Şehid Enes İbnu’n-Nadr (r.a.)’ın, Uhud günü savaş meydanında ortaya koyduğu İmanî ve Cihadî tavrı, kıyamete kadar “vasat Ümmet” in her ferdi için ciddî bir örnektir... “Hayat, İman ve cihaddır” haki­katına kesin inanan her muvahhid mü’minin ders ve ibret alacağı bir tavırdır bu tavır!...

Bu olayı, kaynak eserlerden takib ederek naklettikten sonra, bu günümüzde yaşayan muvahhid mü’min müslümanların alacağı dersi beyan edeceğiz!.. İşte Uhud günü ibret tablolarından bir bölümü:

İbn İshâkı (rh.a.) anlatıyor:

Mus’ab b.  Umeyr (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)’in önünde sa­vaştı. Nihayet şehid edildi. O’nu şehid eden İbn Kamie el-Leysî idi. İbn Kamie O’nu, Rasulullah (s.a.s) zannediyordu.

Sonra Kureyş’e dönüp şöyle dedi:

-Muhammed’i öldürdüm![4]

Ezebbu’l-Akabe adındaki şeytan da, o gün olanca sesiyle şöyle bağırdı:

-Bilesiniz ki, Muhammed öldürülmüştür!

Bu bağırma sonucu duyulan haber üzerine müslümanlar arasında büyük bir şaşkınlık meydana geldi. İnsanların çoğu, Rasulullah’ın öldürülmüş olduğuna inandı. Bu sebeple İslâmi­yet’i müdafaa uğruna olanca çabalarıyla savaşa giriştiler. Mak­sadları:

Rasulullah (s.a.s.)’in uğrunda öldürüldüğü dâvâ uğruna ölmekti. Bunlardan birisi de Enes ibnu’n-Nadr idi.[5]

Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:

Amcam Enes İbnu’n-Nadr, Bedir savaşı’ndan uzakta bu­lunmuştu.

Bunun için O:

-Ya Rasulullah, müşriklerle yaptığın ilk savaştan uzakta bulundum. Yemin olsun, eğer Allah beni müşriklerle savaşta hazır bulundurursa, ne yapacağımı Allah, muhakkak insanlara gösterecektir! demişti.

Uhud günü gelip de müslümanların cephesi açılınca, Enes İbnu’n-Nadr:

-Allah’ım, ben Senden şunların, yani peygamber’in saha­bilerinin yaptıkları bozulma ve kaçma suçundan dolayı özür ve bahânelerinin kabûlünü, isterim. Şunların, yani müşriklerin peygamber’e karşı yaptıkları savaştan ve cinayetten de sana sığınırım! dedi.

Sonra (müşriklere doğru) ilerledi. Bu sırada Enes İbnu’n-Nadr’a, Sa’d ibn Muaz rast geldi.

Enes İbnu’n-Nadr, O’na:

-Ya Sa’d İbn Muaz, ben cenneti istiyorum. Ve Nadr’ın Rab­bine yemin ederim ki, ben cennetin kokusunu Uhud’un beri­sinde hissedip buluyorum! dedi.

Sa’d ibn Muaz, Rasulullah’a:

-ya Rasulullah, ben, İbnu’n-Nadr’ın düşmanlara karşı yap­tığı harika kahrmanlıkları anlatmaya muktedir değilim! dedi.[6]

İbn İshâk (rh.a.) anlatıyor:

Bana, Kasım b. Abdurrahman b. Râfi’ haber verip anlattı.

Enes b. Malik’in amcası Enes İbnu’n-Nadr, Muhacirlerden ve Ensâr’dan birtakım adamlarla beraber bulunan Ömer İbnü’l-Hattâb ve Talha b. Ubeydullah’ın yanına gitti. Baktı ki, ellerini savaştan çekmişler.

-Sizi, oturtan nedir? diye sordu.

Dediler ki:

-Rasulullah (s.a.s) öldürüldü!

(Enes İbnu’n-Nadr) dedi ki:

-O’ndan sonra hayatta ne yapacaksınız? Kalkınız ve Rasulullah (s.a.s.)’in yolunda öldüğü dâvâ üzerine ölünüz!

Sonra müşrik kavmi karşıladı ve onlarla savaştı. Nihayet şehid oldu.[7]

Anlatıldığın göre, Enes İbnu’n-Nadr, Rasulullah’ın öldürül­düğünü haber alan bir grup müslümanın şöyle dediğini duydu:

-Keşke birisi, Abdullah b. Ubeyy b. Selûl’ün yanına gitse de ona, gelip hepimizi öldürmeden önce Ebu Süfyan’dan bizim için eman istese!

Bunun üzerine Enes, onlara şöyle söyledi:

-Ey kavm, eğer Muhammed öldürülmüş bulunuyorsa, Mu­hammed’in Rabbi öldürülmemiştir!

Haydi, Muhammed ne için savaşmışsa, onun için savaşınız!

Allahım, bunların söylediklerinden dolayı Sana özür beyan ediyorum ve bunların yaptıklarından uzak olduğumu bildiriyo­rum!

Daha sonra şehid düşünceye kadar savaşmaya devam etti.[8]

Ebu Necih anlatıyor:

Muhacirlerden biri, Uhud gününde Ensâr’dan bir adama uğradı. Ensâr’dan olan adam, kan içinde kıvranıyordu.

O’na dedi ki:

-Ey falan, duydun mu Muhammed öldürülmüş?

Ensârî dedi ki:

-Eğer Muhammed (s.a.s) öldürüldüyse de risalete tebliğ etti. Siz de, dininiz uğrunda savaşın![9]

Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:

Biz, Enes ibnu’n-Nadr’ı şehid edilmiş hâlde bulduğumuzda, O’nun bedeninde kılıç darbesi yahud mızrak dürtmesi veya ok saplaması olarak seksenden fazla yara bulduk.

Müşrikler, bu mücahidin burnunu, kulaklarını ve diğer bazı organlarını kesmek ve gözlerini oymak sûretiyle müsle, yani işkence etmişlerdi. Bu sebeple O’nu, hiçbir kimse tanıyamadı da ancak kızkardeşi (halam) O’nu, parmaklarının ucuyla tanı­yabildi.

Biz, şu ayetin Enes İbnu’n-Nadr ile benzeri hakkında indi­ğini düşünür yahud zannederdik:

“Mü’minlerden öyle erkek adamlar vardır ki, Allah ile yap­tıkları ahide sadakat gösterdiler. Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi de beklemektedir. Onlar için bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.” (Ahzab, 33/23)[10]

Allah’ı Rabb, İslâm’ı din, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i önder edinmiş ve mutmain olarak razı olmuş muvahhid mü’mi­nin hâli ve tavrıdır. Enes İbnu’-Nadr (r.a.) ortaya koyduğu hâl ve tavır...

Uhud savaşı’nın en şiddetli anında ve ayrıca Rasulullah (s.a.s.)’in öldürüldüğüne dair yalan haberin yayıldığı bir sırada, asla gevşememiş, üzülmemiş, çünkü katıksız iman ettiği için en üstün olduğuna kesin inanmıştı...

Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in son Nebî ve son Rasul olduğuna iman etmiş, her canlının öleceğine[11] şübhesiz inan­mış, bundan dolayı da Rasulullah (s.a.s.)’in de öleceğini ya da öldüreceğine dair inancından asla bir sarsıntı olmamıştı...

Allah’a olan imanına hiçbir şübhe katmamış, İslâm dâvâ­sına sadakatında herhangi bir kusuru olmamış, Allah yolunda gereği gibi cihad etmiş ve dâvâsı uğrunda savaşmıştı... Bütün olumsuz şartlara rağmen, üzerine düşen kulluk vazifelerini hak­kıyla yerine getirmiş ve Kıyamete kadar İslâm dâvâsı uğrunda cihad edecek muvahhid mü’minlere örnek olmuştu...

Enes İbnu’n-Nadr (r.a.), Allah ile yaptığı ahide sadakat göstermiş, adağını gereği gibi yerine getirmişti... O’nun bu imanî tavrı, geride gelen ve Allah ile yaptığı ahide sadık olmak isteyen, bu konuda sırasını bekleyen muvahhid mü’minler için, onları şevklendiren bir tavır olmuştu...

Hangi çağda, dünyanın neresinde olursa olsun ve hangi hâlde bulunursa bulunsun dâvâ eri olan muvahhid mü’minler, seleflerinden şehid Enes İbnu’n-Nadr (r.a.) gibi sadık olmalı ve sabır etmelidirler... Ortam ve şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun, dâvâ eri olan şahsiyet, Rabbi Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği imkânları O’nun uğruna harcamaya gayret etmelidir... Mal ve can imkânını, İslâm dâvâsı uğrunda harcamalı, cennet mukabil Rabbi Allah’a satmalıdır...[12]

Dâvâ eri muvahhid mü’minler, Allah yolunda olmayı ve ça­lışmayı bir başkasından beklememeli, bu konuda üzerine düşen kulluk vazifesini yapmalıdır... Bu vazifesini imkânları nisbetinde ve hakkıyla yerine getirmeye çalışırken, vazifesinde kusur eden­ler ona örnek olmamalı ve onu gevşetmemelidir... Bu konuda, yalnızca Rabbi Allah Teâlâ’ya güvenip dayanmalıdır....

“Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.”[13]

“Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. Bütün işler O’na dön­dürülür. Öyleyse O’na kulluk edin ve O’na tevekkül edin.”[14]

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’yı Rabb, Melik ve İlâh kabul edip katıksız iman eden muvahhid mü’minler, O’nun emrettiği kulluk vazifelerini, Rasulullah (s.a.s.)’ın gösterdiği şekilde yapan ve Allah’a gereği gibi tevekkül eden şahsiyetlerdir.... Kulluğunu ve tevekkül edişini hakkıyla yapan mü’min müslümanlara Allah yeter!...

Allah Teâlâ, katıksız iman eden ve kendisinden korkup sa­kınan muttaki mü’min kullarına bir çıkış yolu gösterir, onların hiç hesaba katmadıkları bir yönden onları rızıklandırır...[15]

Allah Teâlâ:

“Artık mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”[16] buyurur.

Çünkü:

“Kim Allah’a tevekkül ederse, şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”[17]

Egemen zalim tağutların işgal ettikleri İslâm topraklarında esaret altında yaşamaya gayret eden mü’min müslümanlar, ortamın ve şartların gereği cemaatler hâlinde mücadelelerine devam etmektedirler... Tağutun egemenliğini, bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddeden, kendilerinden olmayan, yani Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen emir sahiblerine itaat etmeyen, şirkten, küfürden, bid’at ve hurafelerden tamamen arınmış, katıksız iman ve salih amel sahibleri muvahhid mü’minlerin oluşturdukları cemaatlerin, Allah yolunda tek yürek ve tek bilek olmaları gerekir...

Egemen Tağutların yapılan bu günün Uhud savaşında her muvahhid mü’min, bir şehid Enes İbnu’n-Nadr (r.a.) gibi olma­lıdır... Birileri, her hangi olumsuz bir sebebden dolayı, Allah yolunda yeryüzü tağutlarıyla cihad ederken gevşek davranma­ları ve muvahhid mü’minlerin vahdeti konusunda olumsuz bir tavır sergilemesi, muvahhid mü’minlerin bir araya gelmelerini engellememelidir... Vahdetin oluşmasında böyle olumsuzlukla­rın bahâne edilmemesi gerekir... Her muvahhid mü’min üzerine düşeni yapmalı ve kendisinin yapacağını bir başkasından bek­lememelidir...

“Hiç şübhe yok, galib gelecek olanlar, Allah taraftarları­dır.”[18]

 



[1]     Âl-i İmrân, 3/139-144.

[2]     Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.

[3]     Abdullah İbn Mes’ud (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İnsanların hayırlısı, benim asrım (daki Sahabilerim)dir. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra onlara yakın olanlardır.”

Sahih-i Buhârî, Kitabu’ş-Şehadat, B.9, Hds.17.

Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu’s-Sahabe, B.52, Hds.211-216.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet, B.9, Hds.4657.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Fiten, B.38, Hds.2320-2322.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Ahkâm, B.27, Hds.2362.

[4]     İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasan Ege, ist.1985, C.3, Sh.99.

İbn Kesir, El-Bidaye ve’n-Nihaye-Büyük İslâm Tarihi, çev.Mehmet Keskin, İst.1994, C.4, Sh.57.

Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Zâkir Kadirî Uyan-Ahmet Temir, İst. 1992, C.4, Sh.394.

İbnü’l-Esir, El-Kâmil fi’t-Tarih-İslâm Tarihi, çev. M.Beşir Eryarsoy, İst.1985, C.2, Sh.148.

[5]     İbn Kesir, A.g.e.C.4, Sh.57.

[6]     Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B.12, Hds.21.

                                Kitabu’l-Mağazî, B.17, Hds.89.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, B.41, Hdr.148.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B.34, Hds.3415.

İbn Kesir, A.g.e.C.4, Sh.58-59. İmam Ahmed b. Hanbel, (Müsned, C.3, Sh.201-253)’den.

İmam Zehebî, Tarihu’l-İslâm, çev. Muzaffer Can, İst.2000, C.3, Sh.250.

[7]     İbn Hişam, A.g.e. C.3, Sh.111.

Taberî, A.g.e. C.4, Sh.395-396.

İbn Kesir, A.g.e. C.4, Sh.63.

İbnü’l-Esir, A.g.e. C.2, Sh.148.

[8]     İbnü’l-Esir, A.g.e.C.2, Sh.148-149.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst.1996, C.2, Sh.376-377.

[9]     İbn Kesir, A.g.e. C.4, Sh.58. Beyhakî, Delâiu’n-Nübüvve’den.

Et-Taberî, Taberî Tefsiri, C.2, Sh.375.

Abdulfettal el-Kadî, Esbâb-ı Nüzûl,  çev.Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank.1986, Sh.83.

[10]    Sahih-i Buhârî, Kitabu’l- Cihad ve’s-Siyer, B.12, Hds.21.

                                Kitabu’t-Tefsir, B.240, Hbr.304.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, B.41, Hbr.148.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B.34, Hbr.3415.

İmam Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik-Necdet Çağıl, Erzurum, T.y. Sh.403-404.

İmam Suyutî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. İbrahim Seyfi Oymalı, İst. T.Y. C.2, Sh.531.

Abdulfettan el-Kadî, A.g.e.Sh.308.

[11]    Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerrle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz, Bize döndürüleceksiniz.” Enbiya, 21/35. Âl-i İmrân, 3/185. Ankebut, 29/57.

[12]    Bkz. Tevbe, 9/111.

[13]    Nisa, 4/81, Ahzab, 33/3.

[14]    Hud, 11/123.

[15]    Bkz. Talak, 65/2-3.

[16]    Âl-i İmrân, 3/122.

[17]    Enfal, 8/49.

[18]    Mâide, 5/56.