Salih Âmel, İmanın Meyvesidir - Tevhidrasullaerinortakcagrisi - 9. Sayfa
Salih Âmel, İmanın Meyvesidir
Salih amel, imansız kabul edilmediği gibi, kâmil i-man da amelsiz olmaz... Amel, imanı gerektirdiği gibi, i-man da ameli gerektirir... Bundan dolayı Kur'ân-ı Ke-rim'de iman ve salih amel beraberce anılmıştır...
"İman edip salih amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler, şübhesiz onların ecirleri Rabblerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.[1]
Rabbimiz Alİah Teâlâ (Azze ve Ceîle)'nin emrettiği ve hayat Örneğimiz Rasuluİlah (s.a.s.)'in gösterdiği gibi uygulanacak, böylece Allah'ın rızasını kazanacak salih ameller, ancak katıksız iman ettikten sonra kişiye farz olur... Şirkin, küfrün ve egemen tağutlann her türlüsünü reddedip yalnız ve yalnız Rabb, İlâh ve Melik olarak Allah'ı kabul ettikten sonra, işlenen salih amel, onu işleyen muvahhid mü'minden kabul edilir... Böyle bir iman, kalbi ihata ettikten sonra vücud organlarını salih amel işlemek için harekete geçirir... Salih amel, kökü, gövdesi ve dalları sapasağlam olan iman ağacının olgun ve tatlı meyvesidir. Amel, her ne kadar imanın bir cüz'ü değilse de iman, amelsiz olunca zayıflar... Zayıflayan iman, her geçen gün susuz kalmış ağaç ve bitki gibi kurumaya mahkum olur... Salih amel, iman ağacını sulayan bereketli yağmur gibidir... Salih amelsiz olan iman ağacı, kuruya kuruya bir gün çürür ve yok olup gider... İman ağacının canlanması ve meyve vermesi için, muvahhid mü'minlerin salih amellere emroîundukları şekilde devam etmeleri, az da olsa nafileleri işlemede daimî olmaları gerekir... Bu devamlılık, muvahhid mü'mini yakîn makamına ulaştırır, Rabbi Allah'a yakın eder...
Ümmü'l - Mü'minin Aişe (rh.a.)'dan.
Bir kerresinde Rasulullah (s.a.s.)'e:
Amellerin hangisi Allah'a daha sevimlidir? diye soruldu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Az olsa da en devamlı olanıdır." buyurdu, ve:
"Sizler, amellerden takat getirebileceğiniz kadarım üzerinize alınız!" tavsiyesini de ilâve etti. [2]
Ebu Hureyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Allah, şöyle buyurdu:
Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana, nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben, onu severim. Ben, kulumu sevince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı (mesabesinde) olurum. (Ve bu organlarıyla meydana gelmesini arzu ettiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse, muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak kulumu sığındırır, korurum.[3]
Şehid İmam Ebu Hanife (rh.a.), "El - Âlim ve'l - Müteallim" adlı eserinde şöyle der:
"Allah, mü'minlere farz olan şeyleri, onların dini kabul etmelerinden sonra emretmiştir.
"iman eden kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar.[4]
"Ey iman edenler, size kissas farz kılındı.[5]
"Ey iman edenler, Allah'ı çokça anın![6] ayetleri ve benzerleri bu hususu belirtmektedir. Eğer farz kılman şeyler, bizatihi iman olsaydı Alİah, o amelleri işleyinceye kadar kullarını mü'min olarak isimlendirmezdi. Oysa ki Allah, iman ve ameli ayırmıştır.
"İman eden ve salih amel işleyenler.[7]
"Hayır, kim muhsin olarak imanıyla bütün varlığım Allah'a teslim ederse"[8]
"Kim de mü'min olarak ahireti diler ve onun için çalışırsa.[9] ayetlerinde imanın, amel olmadığı tesbit edilmiştir. O hâlde mü'minler, imanlarından dolayı namaz kılar, oruç tutar, zekat verir, Hacceder ve Allah'ı zikrederler. Yoksa namaz, zekat, oruç ve haccetmekten dolayı iman etmiş olmazlar. Bu, onların iman ettikten sonra amel işleme durumlarını ortaya koyar. Farz olan şeyleri işlemeleri de, i-m'ari etmiş olmalarından dolayıdır. Yoksa onların imanı, farz olan şeyleri yaptıklarından dolayı değildir.[10]
Amelin farz kılınmasına inanmak imandan, fakat edası imanın bir parçası değildir... Böyle olmakla beraber, iman edildikten sonra amel edilir, yoksa amel ettiği için i-man etmiş olmaz... Demek ki iman, amelden öncedir... Üzülerek beyan edelim ki, zalim egemen tağutlar tarafından işgal edilen İslâm topraklarında, tağutî kültürlerin etkisinde kalanlar, Allah'ın hükümlerini toplumsal hayattan kaldıran, onun yerine yanlanndan anlayışlarınca yaptıkları hükümleri yürürlüğe koyan, aldatılmış "Ben de müslüma-nım" diyenlerin uyanmaması için zaman zaman İslâmî ibadetlerde bulunanları, mü'min müslüman kabul ediyorlar... Hatta onlara yardımcı oluyor, tağutî zulüm düzenlerinin daha kolay işlemesi için ellerinden gelen tüm imkânlarla destek vermeye devam ediyorlar...
Aldatılan ve sömürülen kitlelerin, kendilerini ezen zalim tağutlara yardımcı olmaları, hep amel ve iman ilişkisini yanlış algılamaktan ileri geliyor... Önce sağlam bir i-man, sonra salih bir amel... Yoksa salih amellerden bazılarını işleyen, fakat ya kendisi tağut olan, ya da tağutlaşmış olanlara rıza gösterip yardımcılıklarında bulunan, Allah'ın hükümlerini safdışı bırakan kişiler, iman ehli olarak kabul edilmezler... Allah'ın, insan kulları üzerindeki egemenliğini reddedip, İslâm'ın toplumsal, hatta ferdî hükümlerini bir yana bırakıp, nevalarını ilâhlaştırıp kendi hükümlerini insanlara uygulatarak Allah'a şirk koşanların, İslâm'a göre salih amel kabul edilen herhangi bir amel işlemesi, o ameli ondan kabul ettirmez... Çünkü şirk koşanların ameli boşa gitmiştir...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri onlar adına boşa çıkmış olurdu.[11]
"Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): 'Eğer şirk koşacak olursan, şübhesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.[12]
"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Rasul'e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.[13]
Amellerin geçersiz kılınması Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat etmemek ile gerçekleşir... Allah'a itaat, O'-nun kitabı olan Kur'ân-ı Kerim'e inanmak ve emrettiğini yapıp, nehyettiğinden kaçınmak ile olur... Rasulullah (s.a.s.)'e itaat, O'nun Sünneti üzere inanarak yaşamak demektir... Ferd veya toplum, hayatlarının her yönüyle Kur'ân-ı Kerim'e ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünnet'ine uyarlar, Allah'dan başka rabb, İslâm'dan başka din ve Rasulullah (s.a.s.)'den başka önder edinmez iseler, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itat etmiş olurlar... Eğer Allah'dan başka hüküm koyucu tağutların hükümlerine, İslâm'dan başka tağutî ideoloji ve düzenlere, Rasulullah (s.a.s.)'den başka hayat önder ve Örneğine uyacak olurlar ise, yaptıkları bütün iyi amelleri geçersiz yaparlar... Her ne kadar amel, imandan bir cüz değilse de, imanın yok olmasıyla bütün ameller yok olur... Çünkü amellerin kabulü, sahih imanın varlığıyla gerçekleşir... Sahih iman olmayınca, salih amellerin işlenmesinin hiçbir faydası yoktur... Her ne kadar, yapılan amel, insanlık âlemine faydası olsa da, onu yapan kişi, şirk koştuğu, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e iman ile itaat etmediği için o amelin karşılığında bir sevab elde edemez... Bundan dolayı o salih ameli işleyen, ahirette işlediğinin karşılığında bir fayda göremez...
İmam Taberî (rh.a.), bu ayetin tefsirinde şunları kaydeder:
"Ey Allah'a ve Peygamberine iman edenler, emir ve yasaklarında Allah'a itaat edin ve Peygamber'e itaat edin. Allah'ın ve Peygamber'in emir ve yasaklarına karşı gelerek, işlediğiniz salih amelleri ibtal etmeyin.
Katâde, diyor ki:
Sizden kim, yapmış olduğu salih ameli, işleyeceği kötü bir amelle ibtal ettirmemeye gücü yeterse, ibtal ettirmesin. Zira hayırlar, şerrleri giderdiği gibi, şerrler de hayırları giderir. Amellerin durum neticelerine göredir.
Abdullah b. Ömer'dan nakledilen bir görüşe göre, mü'minlerin yaptıkları salih amellerin ibtal etilmesi, dinden çıkmalarıyla oîur.[14]
İman ile amel birbirleriyle çok yakın ilişki halindedirler... Sağlam iman, amelsiz olmaz... Çünkü kâmil iman, muvahhid mü'mini bid'atsız ve hurafesiz salih bir amele sevkeder... Zamanmda, yerinde ve şartlarına uygun amel işlemedikçe, mü'min müslümanm imanlı kalbi tatmin olmaz... Onun rahat etmesi, huzurlu ve mutlu olması, üzerine farz kılınan amelleri işlemekle olur... Zaten salih amel de, imansız kabul değildir. Salih amelin Allah tarafından kabul olması için katıksız imana ihtiyaç vardır!.. İman ehli bir mü'min müslüman tarafından işlenen salih amel, nasıl ki, o mü'min müslümana faydası var ise, o mü'min müslümanm, kalben veya dil ile ya da vücûdunun diğer organlarıyla işleyeceği bazı ameller yani "Elfaz-ı küfür ve Ahval-ı küfür" kendi salih amellerini tamamen geçersiz kılıp boşa çıkanr...Amel, imandan bir cüz değil, amma imanın kâmil olması için salih amele ihtiyaç olduğu gibi, imanın korunması için de şirk ve küfür olan amellerden uzak durmak gerekiyor... Şirk ve küfür olan ameller, bir mü'min müslü-manı iman dairesinin dışına çıkardığı hiçbir zaman unutulmamalıdır...
Şehid İmam Ebu Hanife (rh.a.), "El-Vasiyye" adh eserinde, amelin, imandan bir cüz olmadığını şöyle beyan ediyor:
"Amel, imandan ayrı, iman da amelden ayrı şeylerdir. Mü'minin bir çok zaman bazı amellerden muaf tutulması, bunun delilidir. Muaflık hâlinde mü'minden imanın gittiği söylenemez.
Adet gören bir kadın, namazdan muaftır, fakat ondan imanın kaldırıldığım, yahud imanın terk edilmesinin emre-dildiğini söylemek caiz değildir.
Şarî, o kimseye:
Orucu terk et, sonra kaza et, demiştir. Fakat:
İmanı bırak, sonra kaza et, denilmesi caiz değildir.
Fakirin zekat vermesi gerekmez demek, caizdir.
Fakat:
Fakirin iman etmesi gerekmez demek, caiz değildir.[15]
Ebu Said el - Hudrî (r.a.) anlatıyor;
Bir Kurban, yahud Ramazan bayramında Rasulullah (s.a.s.) yanımıza, namaz kılınacak musallaya çıktı. Kadınların yanlarına uğradı da:
Ey kadınlar topluluğu, sadaka veriniz. Çünkü sizler bana, cehennem ahalisinin çoğu olarak gösterildiniz." buyurdu.
Kadınlar:
Ya Rasulullah, neden? diye sordular.
Rasulullah:
"Çünkü siz, çok lanet eder ve kocalarınıza karşı nimete nankörlük yaparsınız. (Ne acibtir ki, kendini zabt e-den) tam akıllı ve ihtiyatlı kimsenin aklını, sizin kadar noksan akıllı, eksik dinli hiçbir kimsenin çelebileceğini görmedim," buyurdu.
Kadınlar:
Dinimizin ve aklımızın eksikliği nedir ya Rasulullah? dediler.
Rasulullah:
"Kadının şehadeti, erkeğin şehadetinin yansı değil midir?" buyurdu.
Kadınlar:
Evet, dediler.
"İşte bu, aklının eksikliğindendir. Hayız olduğu zamanda namaz kılmaz, oruç tutmaz değil mi?" Kadınlar:
Evet, dediler
"İşte bu da,, dininin eksikliğindendir." cevabını verdi. [16]
Şehid İmam Ebu Hanife (rh.a.), "Er - Risale" adlı eserinde iman - amel ilişkisinde şu beyanda bulunuyor:
"Daha sonra iman ve tasdik edenler için farizalar nazil oldu. Sonra o farizaları, imanla birlikte işlemek de amel oldu.
Bunun için Allah, Kur'ân-ı Kerim'de:
"İman edip salih ameller işleyenler.[17]
"Kim, Allah'a iman eder ve salih amel işlerse.[18] buyurur.
Bu ayetlerin birçok benzerleri Kur'an'da mevcuddur. Buna göre, ameli işlemeyen, tasdiki kaybetmiş olmaz. Amel olmadan da tasdik mevcud olur. Ameli terk eden kimse, ameli terkinden dolayı tasdiki kaybetmiş olsaydı, i-man ismi ve hürmetinden de çıkmış olurdu. Oysa ki, zayi edenler, sadece tasdiki zayi etmelerinden dolayı, iman isminden, hak ve hürmetinden uzaklaşıp eski hâlleri olan şirke avdet etmiş olurlar.
Keza, insanların tasdik konusunda birbirinden farklı olmadıkları, birbirinden az, yahud da çok tasdik edici olmamaları, fakat bunun yanında amel konusunda birbirinden farklı oldukları durumu da, tasdik ve amelin farklı şeyler olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlara tereddüb e-den farizalar farklıdır.[19]
"El - Alim ve'l - Müteallim" adlı eserinde de şöyle diyor şehid İmamımız Ebu Hanife (rh.a.):
"Mü'min, red ve inkâr etmeksizin, bir farizayı terkedince günahkâr olarak isimlendirilir. Eğer farizayı inkâr ederek terkederse, bu takdirde kâfir ve Allah'ın farzlarını inkâr eden kimse diye isimlendirilir.[20]
Akîde anlayışını ve zulme karşı mücadelesini örnek edindiğimiz, ictihadlanyla amel ettiğimiz şehid İmamımız Ebu Hanife (rh.a.)'ın bu beyanları, mü'min müslümanın imanını zedelemediği takdirde gündeme gelen durumdur... İslâm'ın hükümlerini kabul etmekle beraber, tağutların hükümlerini de kabul edenin ve birçok hayatî mes'elede İslâm'ın hükümlerinin yerine tağutlann hükümleriyle amel edenlerin durumları yeniden ele alınıp incelenmesi gereklidir... Hatta işgal altındaki İslâm topraklarında egemen olan zalim tağutlar bile, Allah'ın hükümlerini, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünnet'ini ortadan kaldırıp toplumsal hayatta uygulamasını yasakladıkları ve İslâm'ı yürürlükten kaldırdıkları hâlde kitlelerin karşısına geçip kendilerinin müsîüman olduklarını, Allah'a inandıklarını, Rasulullah (s.a.s.)'in çok değerli bir şahsiyet olduğunu ilân ediyor, miting meydanlarında halkın gözü Önünde Kur'ân-ı Kerim'i ellerine alıp, öpüp başlarına koyuyorlar. Kur'ân-ı Kerim'e karşı saygılı davranıyor görünenler, Kur'ân'ın içindeki Allah'ın hükümlerinin hayata uygulanmasını yasaklıyor, "uygulansın" teklifinde bulunan muvahhid mü'minleri, bu tekliflerinden dolayı suç işlemiş olarak kabul edip, sorgulayarak ve yargılayarak gerekli gördükleri cezayı verip hapishanelere mahkum ediyor,, yıllarca tutuklu olmalarını sağlıyorlar... Sorgu-lamalardaki işkenceler, yargılamalardaki zulümler ve hapishanelerdeki çileler, Kur'ân-ı Kerim'de emredildiği gibi bir muvahhid mü'min olarak yaşamak istemenin bedeli olarak gündeme gelmektedir...
Kur'ân-ı Kerim'e saygı, O'nun öpüp başa konulması ve açıp okumamak, okuduklarıyîa amel etmemek için yüksek yüksek raflara konulması demek olduğunu vurguluyorlar..,
Rasulullah Musa (a.s.)'ın Allah'dan vahy yoluyla alıp insanların hayatlarında uygulansın diye getirdiği Tevrat'ı kabul ettiklerini söyleyenler, egemen zalim tağut Fir'avn'ın hükümlerim de kabul edip gerek ferdî, gerekse toplumsal hayata uygulayacak olurlar ise, durumları ne olur?!..
Rasulullah İbrahim (a.s.)'a Rabbimiz Allah'dan inzal olunan "Sahifeler" deki emir ve nehiylere inandıklarını beyan edenler, egemen zalim tağut Nemrud'un kanunlarım da kabul edip, ferdî veya toplumsal hayatlarına uyguladıkları zaman konumlan nedir?!..
Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in kendisine Allah ta- . rafından indirilen Kur'ân-ı Kerim'e inandıklarım, ellerini göğüslerine kayup "Elhamdülillah, biz de müslümanız" diyenler, Mekke şirk devletinde uygulanan, putları ilâh edinmek ilkesine dayandırılan atalar dinine, şirk ve küfür ideolojisine itibar edip onların emir ve nehiylerini, yanı serbest ve yasak hükümlerini kabul edip ferdî, ya da toplumsal' hayatlarını ona göre düzenlerler ise, hangi hâle düşerler?!..
Hayatlarını, Ebu Cehil'in hevasından kaynaklanan hayat anlayışına göre düzenleyenler, hatırlanna gelince, ya da geleneksel anlayıştan dolayı zaman zaman Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in Sünneti'ne baş vurmalarının sonucunda hangi durumu sergilemektedirler?!..
Bu konuların, günümüzde yaşayan muvahhid mü'min, muttaki müslüman, adil ve ilmiyle amil ulemâ ta-
rafından ele alınıp, İslâm hükümleri çerçevesinde delilleriyle apaçık ortaya konulması gerekir... Böylece işgal altındaki İslâm topraklannda yaşayan mazlum, mahkum ve müstaz'af müslümanlar arasında yaşanan, akîdevî ve amelî kargaşaya bir son verilebilinir...
Kâmil iman sahibi bir muvahhid mü'min, Rabbimiz Allah'ın ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in emirlerine itaat edip sıkı sıkı bağlanır, nehyettiklerine asla yaklaşmaz... Zaman zaman hataya düşer de bir günah işleyecek olursa, hemen tevbe - istiğfar ederek kalbini, ruhunu ve bedenini temizlemeye gayret eder...
Şu hadis-i şerif, kâmil mü'minin bu konumunu net bir şekilde beyan etmektedir!..
Ebu Hureyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Zina eden kişi, zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina edemez. İçki içen de, içki içtiği sırada mü'min olarak içemez. Hırsız da, hırsızlık yaptığı sırada mü'min olduğu hâlde hırsızlık edemez. Yağmacılık yapan kimse de, insanlar, gözlerini ona doğru yükseltip bakarlarken (yani insanların gözleri önünde) yağmacılık ettiği zaman, mü'min olarak yağmacılık ve çapulculuk edemez."[21]
Bu hadisin şerhinde, şunlar söylenmiştir: îbn Battal diyor ki:
"Bu hadis, şarap hususunda varid olan en şiddetli delildir. Hariciler, bununla istidlal ederek büyük günah işleyenlerin küfrüne hükmetmişlerdir. Ehl-i Sünnet ise, buradaki imam, kâmil mânâsına hamletmiştir. Yani bir kimse, şarap içerken kâmil bir imana malik değildir. Bazıları bunun, büyük bir tehdit ve teşdid kablinden olduğunu söylerler."
Ulemâ, bu hadiste bütün ma'siyet nev'ilerine ve onlardan sakınmaya tenbih olduğunu söylerler. Zinayı zikretmekle bütün şehvetlere, şarabla bütün Allah yolundan saptıran ve gaflete sürükleyen şeylere, hırsızlıkla dünyaya dalmaya ve harama meyletmeye, yağmacılıkla da kulları hiç sayarak onlarla hiç utanmadan alay etmeye tenbih olunmuştur. [22]
Katıksız iman edip kalben tasdik, dil ile ikrar eden, ta-ğutu reddedip bütün cahiliyye ideoloji ve düzenlerini, gelenek ve göreneklerini ayaklarının altına alıp Allah'ın ipine sımsıkı sarılan muvahhid bir mü'min, helâli haram, haramı helâl saymadıkça, işleyeceği herhangi bir günah onu, iman ve İslâm dairesinden çıkarmaz... Yalnız ondaki imanın olgunluğunu zedeler, kuvvetli imanının zayıflamasına sebeb olur... Muvahhid mü'min, bu günah ateşini nasuh bir tevbe suyu ile söndürür, pişman olup kötülüğün ardından hemen bir iyilik yaparsa, o iyilik ve hayır, kötülüğü giderir, muvahhid mü'mini günah işlemeden Önceki durumuna getirir..
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Ben, bir kerresinde Rasulullah (s.a.s.)'i ziyarete geldim. O, üzerinde beyaz bir elbisesi olduğu hâlde uyuyordu. (Döndüm) sonra yine geldim. Bu defa uyanmıştı.
Rasulullah (s.a.v.):
"Lâ ilahe illallah deyip de sonra bu ikrar ve iman üzere vefat eden her kul, muhakkak cennete girecektir." buyurdu.
Ben:
O kul, zina etse, hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. O:
"Zina etse, hırsızlık yapsa da girecektir." buyurdu. Ben:
Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı? diye tekrar sordum.
O:
"Zina etse de, hırsızlık yapsa da." buyurdu. Ben (üçüncü defa):
Zina etse, hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. Rasulullah (s.a.s.):
"Evet, Ebu Zerr'in burnu toprakta sürünmesine rağmen, o kul, zina etse de, hırsızlık yapsa da (cennete girecektir)." buyurdu. [23]
Kendi hevasından hiçbir şey söylemeyen ve ne ki söylemiştir kendisine Allah tarafından vahyedilmiş olanları söyleyen [24]önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Ebu Zerr (r.a.)'a söylediği şeyleri, kendisine Cebrail (a.s.)'ın söyledikleridir...
Ebu Zerr (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulul-İah (s.a.s.): "Cibril, bana geldi ve bana:
Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak ölen her kişi, cennete girer! diye müjdeledi.
Ben:
Ya Cibril, bir kişi hırsızlık yapsa, zina etse de mi? diye sordum.
Cibril:
(Evet), hırsızlık yapmış ve zina etmiş olsa da (cennete girer), diye cevab verdi.[25]
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur: "Kim de, bir mü'min olarak salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne de hakkının noksan tutulmasından.[26]
Salih ameller, ancak mü'min olarak işlenir ve iman ağacı olunca, onun meyvesi durumunda ola salih ameller gündeme gelir... İmanın da, kuvvetlenmesi ve kâmil olması için salih amele ihtiyaç vardır... Kişideki fikir ve yaptığı amel, şirk ve küfür hâllerinden olmadıkça, günah işlemek, kişiyi müşrik ve kâfir yapmaz, ancak günahkâr bir müslüman yapar... Çünkü amel, imandan bir cüz değildir!..
[1] Bakara, 2/277. Ayrıca bkz. Yunus, 10/9. Hud, 11/23. Ankebut, 29/7 ve 9. Lokman, 31/8. Fatır, 35/7. Fussilet, 41/8. Şura, 42/22. Büruc, 85/11. Beyyine, 98/7.
[2] Sahih-i Buhârî/Kitabu'r - Rikak, B.18, Hds.52. Sahih-i Müslim, Kitabu'I - İman, B.34, Hds.177. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z - Zühd, B.28, Hds.4240.
[3] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'r - Rikak, B.38, Hds.89.
Ebu Nuaym el-İsfahânî, Hilyetu'l - Evliya - Sahabeden Günümüze Allah Dostları, çev. Said Aykut, vdğ. İst. 1995, el, sh.56.
Hasan Hüsnü Erdem, İlâhî Hadisler, Ank. 1999, sh.45, Hds.62. Taberânî, Hz. Ümame'den.
[4] İbrahim, 14/31.
[5] Bakara, 2/178.
[6] Ahzab, 33/41.
[7] Asr, 103/3.
[8] Bakara, 2/112.
[9] İsra, 17/19.
[10] îmam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh.16.
[11] En'am, 6/88.
[12] Zümer, 39/65.
[13] Muhammed, 47/33.
[14] Et - Taberî, A.g.e. c.7, sh.445.
[15] İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh.73.
[16] Sahih-i Buhârî.-Kiîabu'l - Hayz. B.7, Hds.9.
Sahih-i Müslim, Kftabu'l - İman, B.34, Hds.132.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's - Sünnet, B.16, Hds.4679.
Ebu Davud'daki ziyade:
"Bir daha bu namazı kaza da etmez."
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l - İman, B.6, Hds.2745.
[17] Bakara, 2/25, 82, 277.
[18] Teğabün, 64/9. Talak, 65/11.
[19] İmam-ı Azam'm Beş Eseri, sh.78 - 79.
[20] İmam-ı Azam'm Beş Eseri, sh.26.
[21] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l, Hudud, B.2, Hds.l.
Kitabu'l - Mezalim, B.30, Hds.36. Sahih-i Müslim, Kitabu'l İman, B.24, Hds.100 Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's - Sünnet, B.16, Hds.4689. Sünen-i Neseî, Kitabu't - Eşribe, B.42, Hds.5625 - 5626. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l - Fiten, B.3, Hds.3936. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l - İman, B.ll, Hds.2760. Taberânî, A.g.e. c.2, sh.322, Hds.624.
[22] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. el, sh.3O6.
[23] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'l - Libas, B.24, Hds.44. Sahih-i Müslim, Kitabu'l - İman, B.40, Hds.154. İmam Neseî, Amelü'l - Yevmi ve'l - Leyle - Hadisler Işığında Günlük Hayat, çev. Mehmet Yolcu, İst. 1996, c.2, sh.394,Hds.U24-1126. İbn Kesir, A.g.e. c.4, sh.1724, İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[24] Bkz.Necm,53/3-4.
[25] Sahih-i Buhârî, Kitabu't - Tevhid, B.34, Hds.113.
Kitabu'r - Rikak, B. 13, Hds.30. Sahih-i Müslim, Kitabu'l - İman, B.40, Hds.153. Şünen-i Tirmizî, Kitabu'l - İman, B.18, Hds.2782. İmam Neseî, A.g.e. c.2, sh.389, Hds.l 116.
[26] Tâhâ, 20/112.
İslami Okul Okulların En Önemlisi