Kulliyatlar - 5. Sayfa - Yeyuzununvarisleri
İbrahimi Tavır
Yirminci asnn son çeyreğinde biz müslümanların çok uyanık olmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. İslâm arifi Muhammed İkbal'in vurguladığı gibi, "derin uykudan uyanmak" gerekir. Uyutulmuşluktan, sömürülmüş Kikten ye zayıf bırakılmışhktan kurtulmanın zamanı geçmek üzere... Yine İkbal'in tabiri ile:
"Bak bütün şark ne halde,
Külü göğe savrulmuş..
Boğulmuş bir inilti susuyor...
Eseri yok... Bu kaybolmuş bir feryat...
Bu toprakla her zerre bir muztarib nazardır.
Hindistan'dan isyan et, Semerkant'dan
Irak'tan, Hemedan'dan tuğyan et,
Bir hayat göster, canlan
Uyan derin uykudan!
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!"[1]
Böyle derin ve ciddi bir uyanışın eşiğinde olan İslâm dünyası, artık şu gerçeğin farkına varmıştır: İslâm'dan, yani Kitab ve Sünnetten uzaklaştıkça mağlubiyet başlamıştır. Tekrar galibiyet için yeniden İslâm'a dönmekten, kaynaklara sarılmaktan başka çıkar yol yoktur. îmanların, gönüllerin ve şuurların tazelenmesi şarttır. İman, hurafe ve bid'atlardan; gönüller, gafletten ve dünyaya bağlılıktan; şuurlar, tağutî ve cahili değerlerden kurtulmak zorundadır. İman, gönül ve şuur... Bunların İslâm'la, İslâmî değerlerle ihya edilmesi gereklidir.
Gerek Kut'ân-ı Kerim, gerekse Sünnet-i Seniyye, yeniden gündeme girmeli ve cahilî güçler tarafından üzerlerine örtülen örtülerin kaldırılması, hapsedildikleri kapıların açılması veyahut kırılması lazımdır. Bundan dolayı İslâmî kaynakların Şer'i ölçülere uygun olarak ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermesi amacayla yeniden yorumlanması ve İslâmî mantık ile günümüzün anlayışına sunulması en faydalı bir çalışmadır. Kitab ve Sünnet'ten beslenen bindörtyüz yıllık kaynaklarımızdaki bilgilerin sadece nakledilmesi yetmez. İslâm kültürünün bu dev eserlerinin zamanımızın icaplarına göre açıklanması ve örneklenmesi gerekir. Bütün mücerret/soyut kavramlar, müşahhas somut hale getirilmelidir. İkiyüz yıldan beridir, tahrip edilen müslümanların şuuru, meseleyi ancak somut bir şekilde su-nulursa kavrayabilir. Pratik bir örnek, teorik binlerce örnekten daha te'sirlidir.
Böyle bir düşünceden yola çıkarak, İslâm Milleti'nin babası ve tek başına bir ümmet olan Hz. İbrahim Aleyhisselam ile putçu babası Âzer'in arasında geçen meşhur olayı tahlil etmek isteriz. .
Oğul, yani Hz. İbrahim Aieyfnsseiam, Allah Teâlâ'nın dostu (Halilullah) ve Peygamberi iken; baba, yani Âzer, Allah Teâlâ'nın düşmanlarından olup, put yapıcısı ve satıcısı idi. Âzer, Allah Teâlâ'ya şirk koşan bir müşrik olmasının yanında, aynı zamanda Babil'in tağutu Kral Nemrud'un "puthâne nazmıydı da. "Puthâne nazın", bugünkü anlayışta yakın anlamıyla "Din İşleri Bakanı" demektir.
T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nrnı yayınlatmış olduğu, "Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesî' adlı eserde bu konu ile ilgili şu bilgiler verilmektedir:
"Sa'lebî; "İbrahim'in babasının asıl adı, Tarih idi. Nemrûd tarafından puthânesine nazır tayin olunduğu zaman Tarih adını Âzer'e tahvil etmiştir ki, Âzer, puthânedeki putlardan birisinin adı idi"diyor.[2]
Bu bilgiyi diğer, kaynaklar da destekliyor ve Âzer'in put yapıcısı ve put satıcısı olduğunu kaydediyor.[3]
Tipik bir "Bel'am" olan Âzer, tağut Nemrud tarafından "Put-hane Bakanı", yani "Din İşleri Bakanı" olarak tayin edildikten sonra tek vazifesi, halkı din adına aldatmak ve Nemrud'un hakimiyetini sağlamaktı, "köpek sıfatlı Bel'am"m tarih boyu yapmış olduğu vazife, mevcut tağutî ve cahilî düzenin ayakta kalması için "din"i bir afyon haline getirip onunla din adına halkı uyut-masıdır. Bu, geçmiş zamanda böyleydi, bu gün de böyledir.[4]
Günümüzdeki "Bel'am Sistem?, İslâm topraklarını istilâ etmek isteyen emperyalist kâfir güçlere zemin hazırlamaktadır. Nitekim birçok îslâm beldesinde bunu becermişlerdir. İşte Afganistan'ın devrik tağutu Babrak Karmal'ın kurduğu "Ulema Yüksek Konseyi1' böyle Bel'amî bir müessesedir. Bu, "Bel'amlar Yüksek Konseyi", komünist Rusya'nın Afganistan'ı işgal etmesini alkışlamış, onları birer kurtarıcı gibi göstermiştir. Tağut Babrak Karmal'in yaptığı kâfirlikleri, ihanetleri ve zulümleri meşru göstermek için fetvalar vermişler.
Âzer de, o devrin bir bel'amıydı. Devrin tağutu olan Nemrud'un icraatlarım meşru gösteriyor, halkı putlara ibadete çağırıyordu. Mustez'af halka, "Din nedir?' diye bir soru sorulursa cevabı hazırdive bu cevap, Âzer'in de verdiği cevaptır: "Bu şey, bizim atalarımızın dinidir."
Âzer, aynı zamanda bir "din tacirf'ydi. Din, onun geçim kaynağıydı. Her çağda insanları din adına sömüren Azerlere rastlanmıştır. Çağımızda da bu müessese söz konusudur. Gerçek dinin icabını bir yana kaldıran, hatta onu perdeleyen, zindanlara tıkayan çağdaş Âzerler de, "din" adına halka çeşitli hurafe ve bid'atleri satıyorlar. Put yapan ve put satan Azer gibi...
Allah Teâlâ'dan aldığı vahyi insanlara açıklamak ve onları "Tevhid Dinî'ne davet etmek isteyen Hz. İbrahim Aieyhisseiâm, karşısında Azer'i bulmuştu. Azer, devrin siyasî otoritesini elinde bulunduran ve bölgenin insanlarının rabbi olduğunu ilân eden tağut Nemrud'un.en büyük destekleyicisi idi. O öyle bir destekçi idi ki, Nemrud tarafından "Puthane Nazarlığı/Din İşleri Bakanlığına, getirilmiş ve Nemrud'un putçu sistemine bağlılık yemini içmişti.
İşte bu bağlılıktan dolayıdır ki, oğlu Hz. İbrahim Afeyhisseiama karşı koymuş, O'nu yanından kovmuştu. Eğer böyle bir bağlılığı olmasa idi, öz evladına karşı en ağır sözler söylemez ve O'nu kendisinden uzaklaştırmazdı. Bütün bunları Kur'ân'daki ayetlerden anlıyoruz.
Yine ayetlerden anlıyoruz ki, Nemrud tarafından Azer'e verilen bu makam, devrin en yüksek makamlarından biridir. Âzer, bu makamdan çok faydalanıyor ve halk arasında itibar sahibi oluyordu. Bu, Âzer'in bir nev'i geçim kaynağı ve nzık kapısıydı. Bunu terketmek ve kendisini "Tevhid Dinf'ne davet eden Hz. İbrahim Aleyhisselam'a. uymak O'nun işine gelmiyordu.
Bu ilginç ve gerçek olay, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle beyan buyuruluyor:
"Kitapta İbrahim'i de an, çünkü O, çok doğru bir Peygamberdi. Babasına demişti ki: "Babacığun! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir şey kazandırmayacak şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım, bana, sana gehneyen bir bilgi geldi, bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim. Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan, Rahman'a isyan etmişti. Babacığım; ben, sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman (sen) şeytanın dostu olursun."
(Babası): "Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil uzatmaktan) vazgeçmezsen, an-dolsun seni taşlarım, uzun süre benden ayn git" dedi. (İbrahim): "Selam sana" dedi. "Senin için Rabb'imden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lütufkârdır. Sizden de, Allah'tan başka yalvardıkiannızdan da ayrılıyor ve Rabb'ime yalvarıyorum. Umarım ki, Rabb'ime yalvarmakla (sizin gibi) bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam).[5]
Hz. İbrahim Aieyhissdath'm şirk ideolojisinin en büyük din adamı olan ve putçu sistemin koruyucusu Âzer'e İslâmî tebliği yapış tarzı, tüm müslüman davetçilerin alacağı en güzel örneklerden biridir. Hz. İbrahim Alcyhissehm tağut Nemrud'a İslâmî tebliği götürmeden önce, en büyük yol kesici eşkıya olan Azer'e yönelmesinde çok önemli bir işaret vardır. Bu da şudur:
Âzer'in elinde din görünümlü bir silah vardı. Dine karşı din savaşıdır bu... Hz. İbrahim'in getirdiği "TevhidDinf'ne karşılık, Âzer'in temsil edip savunduğ batıl ve şirk dini vardı. Cahil bırakılmış halkın gözünde din, dindir. Onun hak ya da batıl olması önemli değildir. Hem asırlardır atalarının dini olan bu putçu din, nasıl olup da batıl olabilirdi? Hele hele Âzer gibi, bir "Din İşleri Bakanları", yani "Puthane Bakanları" varken, bu dinlerinden nasıl vazgeçebilirlerdi? Hem Hz. İbrahim Aleyhişselam de kim oluyordu? O, Azer kadar mı bilirdi ki, yeni bir din ortaya atıyordu? Hayır, Azer ve onun savunduğu din oldukça Hz. İbrahim Aleyhisselam'a ve getirdiklerine itibar etmeyeceklerdi!
İşte bunun için Hz. İbrahim Aleyhişselam, önce Azer'e yöneldi ve onu "Tevhid Dinf'ne davet etti. O önce Azer'le çarpıştı. Çünkü cahil halkı din adına uyutup mevcut tağutî sistemin yaşamasına vesile olanlar, Azer ve onun gibi kişilerdi... Onların yıkılması demek, tağutun yıkılması demekti.
Bu, böyledir. Ve Hz. İbrahim Âteyhisselam'm tavrı ve yolu budur. "Gâîû Belâmdan beri müslüman olanlar Hz. İbrahim Aicy-hîsseiam milletindendir. Yani Hz. İbrahim Alâyhisselâmm, dinindendir. Bilindiği gibi İslâmî ıstılahta "ınilîef\ "din" anlamına gelir.[6]
Rabb'imiz Allah Teâlâ buyurdu ki:
"De ki: Allah doğru söyledi, öyle ise dosdoğru Allah'ı bir-ieyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O puta tapanlardan değildi.[7]
Hz. İbrahim Aleyhisselamin dininden olan müslümanlar, çağdaş Azerlere karşı, O'nun tavrım ortaya koymalıdırlar. Elzem olan şey de budur.
Rabb'imiz Allah Teâlâ'nm şu buyruğuyla konuyu noktayalım:
"Nefsini aşağılık yapan (beyinsiz) den başka, kim İbrahim dininden yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada beğenip seçmiştik, ahirette de O, iyilerdendir.[8]
[1] Dr. Muhammed İkbal, Zebur-u Acemden Seçmeler. Çev. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, İst. 1964, s. 12
[2] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Çev. Kâmil Miras, D.İ.B.Y. Ank. 1980, C.9, sh. 107 (Beşinci Baskı)
[3] Bkz. Afif Abdülfettah Tabara, Kur'âtVda Peygamberler ve Peygamberimiz, Çev. A.R.Temel, Y. AJkın, İst. 1985, sh. 126.. ' ,
[4] Bel'am için Bkz. Zübeyir Yelik, Bel'am İst. 1986.
[5] Meryem 19/41-48
[6] Bkz. Yusuf Kerimoğlıı, Kelimeler Kavramlar, İsi. 1985, Sh.5O.
[7] Âl-i İmran 3/95
[8] Bakara 2/130
İslami Okul Okulların En Önemlisi