En Büyük Tehlike - Yeyuzununvarisleri - 18. Sayfa
En Büyük Tehlike
Allah Cdie Cdaiuhunun adıyla başlamak ve Allah Ceiie adına başlamak esas olup, bu huzur ve saadetin de kaynağıdır. Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun mülkünde, Allah ceiie Ceiaiuhu'dan başkasının adıyla ve o başkasının adına hareket etmek, en büyük ihanettir. Böyle bir ihanet, âlemlerin Rabb'i Allah Celk Ceiaiuhu'ya karşı yapılan korkunç bir isyan ve ilân edilmiş bir savaştır... Allah'a karşı açılan bu savaşta elbette galip gelecek Allah'tır. Çünkü O, mutlak galiptir. Allah Ceiie ceiaiuhu, bu isyankârların, bu hainlerin hatalarını anlaması ve tevbe edip ıslah olmaları için kendilerine mühlet vermektedir. Geç de olsa, küfredenlerin cezası verilecek ve pek yakında nasıl bir inkılâb ile alt-üst olduklarını göreceklerdir.[1]
Allah Cdie Ceiaiuhu'nun yeryüzündeki hakimiyetini gasbedip, zorla emirleri altına aldıkları insanlar üzerinde hakim olan ta-ğutlar, pek yakında korkunç bir sarsıntıyla çökeceklerini görecek ve bileceklerdir. Allah Celh Cdaiuhu'nun yalnız ve yalnız kendisine kul olmaları, yalnız kendisine ibadet etmeleri için yarattığı insanları,[2] Allah cdie Ceiaiuhuya kul olmaktan alıkoyup kendilerine kul eden tağutlar, elbette yıkılıp gideceklerdir. Şeytanın yeryüzündeki temsilcileri olan tağutlar, Allah ceüe CeMuhu-nun. Rasulullah saiiaiiahu Aleyhi ve senemin, İslâm'ın ve mü'minlerin en büyük düşmanlarıdırlar.[3]
Bu müstekbirler, ister dünyadaki dev görülen veya dev olarak gösterilmeye çalışılan süper güçler olsun, isterse onların İslâm topraklarındaki uzantıları olan yerli uşakları olsun, değişen hiçbir şey yoktur. Hepsi, Allah CeUe Ceiaiuhu'nun düşmanlarıdırlar ve hepsi ihanet içindedirler.
Bu şeytanın orduları, bu şeytanî düzenlerin iktidarları ve insanlık vasfından sıyrılmış, hayvanlardan daha aşağı seviyeye yuvarlanmış bu çağdaş-modern vahşilerin yüzünden, yeryüzünü zulüm, işkence ve huzursuzluk kaplamıştır. Bu kâfirler, bu müs-tekbir müşrikler ne kendi bölgelerinde huzur bıraktılar, ne de en vahşi ve en korkunç şeytanî tuzaklarla işgal ettikleri İslâm topraklarında huzur ve saadet bıraktılar.
Son yüzyılda gerek doğudan, gerekse batıdan saldırmak suretiyle İslâm topraklarını işgal edip, müslümanları mahkûm haline getiren süper şirk güçleri, İslâm Dünyasını paramparça edip kendi aralarında paylaştılar. Kuzu sürüsüne dalan kurtlardan daha vicdansız bir şekilde, parçaladıkları İslâm topraklarında sözde devletçikler kurdurdular. Şirk ideolojilerinin üzerinde te-mellendirip, küfür, zulüm, işkence, istismar ve istihmar ile sömürdükleri müslümanları, ayrıca sömürü kültürüne ve gayr-i İslâmî eğitime tabi tutarak İslâm'dan koparmaya çalıştılar.
Bir yandan Kur'ân ve Sünnet'i -kanun ve güvenlik kuvvetleri zoruyla devlet yönetiminden uzaklaştırırken, diğer yandan müslüman halkların hayatlarından da uzaklaştırdılar.
Müslümanlara, fıtratlarını unutturmaya, İslâmî kişiliklerini terkettirmeye çalışırken, İslâm'la ilişkisi olmayan fakat İslâm damgası vurulmuş bir resmî din takdim ettiler. Hatta hiçbir dinle ilişkisi olmayan "laik anayasalar bile bu resmî dinin devlet tarafından Öğretilmesini kaydettiler.
Böyle korkunç bir fitnenin hakim olduğu bölgelerde müslümanlar, İslâm'ın gerçeğini öğrenemeyecek; aksine İslâm'ın düşmanları olan tağutların, onlara din diye takdim ettiği ne idüğü belirsiz mistik, bid'at ve hurafelerle dolu bir şey öğrenecek, onunla amel edecektir.
Putkıran Hz. İbrahim Aieyhîsseiam'm milletinden olan müs-lümanlar, puthane bekçisi haline getirilmeye çalışıldı. Müs-tekbir kâfirlerce programlanan bu ihanet plânlan kademe kademe uygulama sahasına konuldu.
Böylece İslâm müesseseleri ve İslâmî İstılahlar alt-Üst edildi. Geceye gündüz, gündüze gece diyecek hale getirildi. Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun emirleri nehiyler gibi, nehiyleri emirler gibi gösterildi. İslâmî ilimlerden uzaklaştırılan ve zorla sömürü kültürüne uydurulan müslümanlar, bu kâfirlerin tuzak ve hilelerinin farkına varamadılar. Düşmanı dost, dostu düşman kabul edecek hale geldiler. Bu şeytanî tuzaklar vasıtasıyla, hem Hz. Musa inandıklarını zannettiler, hem de Fir'avn'ı "ulu'l-emr" olarak kabul ettiler. Bir yanda Hz. İbrahim Ahyhisseiama. "iman ettik" dediler, diğer yanda Nemrud'un hükümlerine nza gösterip, hayatlarmı onlara tabi kıldılar. Bir yanda Hz. İbrahim Aieyhisseiam gibi put kırmak isteklerini tekrarlarken, diğer yanda Nemrud'un puthane bakanı, diğer bir anlatımla diyanet işler başkam olan Âzer'den fetva aldılar. Âzer'i din konusunda yetkili ve fetva mercii olarak kabul ettiler.[4] Bir tarafta Rasulullah saiiaiiahu Akyhi ve Senemin ümmeti olduğunu ilân ederken, diğer yanda ta-gutlara iktidarı bağışladılar. Bir yanda Kur'ân'dan başka Kitab kabul etmeyeceklerini haykıranlar, diğer yanda Kur'ân'ı reddeden yasaları da kabul edip bağırlarına bastılar!...
Böyle bir korkunç kargaşanın içinde, iktidar koltuğundaki fitneye karşı çıkanlar "fitneci" olarak damgalandı, cihad far-ziyetini eda etmeye çalışanlar, "kendisini tehlikeye atıyor" şeklinde değerlendirildi.
Bu yanlış değerlendirmeyi tahlil etmek ve doğrusunu ortaya koymak gereği inancındayız. Ayrıca İslâm dünyasında alt-üst edilen tüm değerlerin yeniden tashih edilmesi ve gerçeğinin gün yüzüne çıkarılması kaçınılmaz bir görevdir. İşin ehli olan ehliyetli mü'minleri görev başına çağırmak her iman eden mü'minin en mukaddes görevidir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. [5]
Dünyanın hangi bölgesinde olursa olsun, küfre, şirke, zulme, işkenceye ve sömürüye karşı kıyam eden mü'minlere karşı çıkan gafil dostlar, kendilerine bu ayetin bir bölümünü okuyuverirler: "Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın!"
Acaba gerçekten söyledikleri doğru mu? Çağdaş kâfirlere, müşriklere, şirke ve küfre dayalı düzenlerine karşı kıyam eden mücahid ve muvahhid mü'minler kendilerini tehlikeye mi atıyorlar? Acaba kıyam edenler mi tehlikede, yoksa tağutun tasallutuna boyun büküp kıyam etmeyenler mi?.. Bu hususta önce tefsirlere bakalım.
Elmalı'n Muhammed Hamdı Yazır şöyle diyor:
"Şu da derhatır edilmelidir ki, harb-u kıtal denilen şey parasız ve maîsız olmaz. Masraf da ister. Bunun için Allah yolunda infak da yapın; mal tedarik edib havaic-i harbe sar-fediîmek üzere vergi, iane verin. Lakin yalnız mal kazanmak sevdasına düşüp de kendi kendinizi tehlikeye de bırakmayın. Sade para kazanmak ve istirahat etmek sevdasının insanları is-tila-i esaret ve mahkumiyet gibi büyük tehlikelere düşüreceğini ve bu tehlikenin önüne geçmek ancak fisebilillah harbetmek ve harbe alışmakla mümkün olacağını unutmayın. Bu ayetin siyakı ve sebeb-i nüzulü, fîsebilillah harb-u kıtalden ve o uğurda sarf-ı maldan kaçınmanın bir tehlike olduğunu ihtar içindir. [6]
İbn Kesir şunları kaydeder:
'Ayetin muhtevasına gelince; bu ayet, diğer ibadetler ve tâatlarla btlikte Allah yolunda infakı emretmektedir. Bilhassa düşmanla savaş konusunda müslümanlan, düşmanlarına karşı takviye edecek şekilde mallarını sarfetnıeye teşvik etmektedir.
Bunu terketmenin helak ve mahvolmak olduğunu, bu davranışın alışkanlık haline gelmesi durumunda felaket doğacağım haber veriyor. Sonra da iyilik etmeyi emrediyor, ki bu, itaat makamlarının en yücesidir. İyilik edin, şüphesiz Allah, iyilik eden-' leri sever. [7]
Said Havva şöyle demektedir:
"Bu fıkra, yüce Allah Ceile Ceiaiuhu'nun müminleri her konuda hidayete ulaştırmak amacıyla Kitab'mda indirmiş olduğu hidayetin bir parçasıdır. Takva sahiplerinin niteliklerinden birisi de, onların bu konuda hidayeti bulmalarıdır. O halde savaşsız, infaksız ve Allah düşmanlarının bize karşı yaptıkları çalışmalara denk çalışmasız, Allah cdie ceiaiuhu'nun düşmanlarından in-tikamsız, Allah Gebe Cehtiuhu'nun dininin muzaffer olması için var güçle çalışmaksızın takva kesinlikle gerçekleşmez. Takvayı bu şekilde anlamayan kimse de, Allah Ceile Ceiaiuhu'nun Kitab'ım anlayamaz. [8]
Ebu'l A'lâ el-Mevdudî ise şunları beyan etmektedir: "Allah yolunda infak etmek, Allah tarafmdan emredilen hayat nizamını kurmak için mâli fedakârlıkta bulunmakta: Ayet şu anlama gelir: Eğer bencil davranır ve Allah yolunda harcamada bulunmazsanız, bu dünyada aşağılüc bir hayat sürer ve Ahiret'te de en büyük azaba uğrarsınız. Bunun sonucunda Allah, bu dünyada kâfirleri size hakim kılar ve Ahiret'te de O'nun verdiği serveti yine O'nun yolunda harcamadığınız için sizi cezalandırır. [9]
Konyalı Mehmed Vehbi'nin de bu gerçeğe parmak bastığını görüyoruz:
"Yani ey ehl-i İman, Allalı Cdie Ceiaiuhu'nun rızasını tahsil için emvalinizden bir miktar fisebiîiîlah cihada sarf edin. Zira ci-hadda maluıızı sarfa ihtiyaç vardır. Ve sarfı lazım olan yere sar-fetmemekle nefsinizi tehlikeye sokmayın. Çünkü, cihadda lazım olan eslihaya ve mücahidlerin nafakalarına malmızı sar-fetmekten buhl ederseniz, düşmanlarınız size galebe eder, malınızın ve canuıızm helakine sebep olur. Binaenaleyh, emvalinizi emr-i cihada sarfetmekten buhletmeyin ki, nefsinizi
tehlikeye atmış olmayasınız:.....Bu ayette İnfak, umumi ise de bundan evvel zikrolunan ayetlerin cihad hakkında olması bu ayetteki infakm da cihada infak olmasına delâlet eder. Çünkü infak, mesalih-i diniye ve dünyeviyeye malı sarfetmektir. Fi-sebiliîlah ile murad, din-i mübindir. Binaenaleyh din uğrunda sorfolunan umur-u diniyeden olduğu cihetle cihada sarfolunan emval fisebiîiîlah sarf olunan emvalin âlâ kısmmdandır ve elinde malı bulunan ağniyanm bu cihetle fazlaca sarf-ı himmet etmeleri lazımdır.[10]
Biraz uzun bir alıntı da olsa, ünlü müfessir Fahruddin er-Razî'in çok güzel bir açıklamasını nakletmeden geçemeyeceğiz.
"Bil ki, bu ayetin kendisinden önceki ayetle iki bakımdan irtibatı vardır:
a) Allah Teâlâ savaşmayı emredince ve savaşla meşgul olmak da mala ihtiyaç duyulan âlet ve edavâtla mümkün olunca ve zenginler çoğu kez savaştan aciz, savaşabilecek cesur kimseler de çoğu kez yoksul olunca, Hak Teâlâ zenginlere, savaşabilecek kimselere in fakta bulunmalarını emretmştir.
b) Rivayet olunduğuna göre, Allah Teâlâ'nm "Haram ay, haram aya bedeldir, haramlar karşılıklıdır" ayeti nazil olunca, hazır olanlardan biri "yâ Rasulullah, Allah'a yemin ederim ki, bizim azığımız yok. Hiçbir zengin de bize yardım etmiyor" dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber Saiiaiiahu Aleyhi ve SeUem, müs-lümanîara, "Allah yolunda infak etmelerini, tasaddukta bulunmalarını ve Allah yolunda taşman yarım bir hurma ile de olsa sadakadan el çekmemelerini" emretti. Müteakiben müslümanlar her şeylerini verdiler. İşte bu ayet de Hz. Peygamber Saiiaiiahtı Aleyhi ve Seihm 'e muvafakat ederek nazil oldu.
Bil ki infak, malı iyilik yollarına ve faydalı şeylere verip harcamaktır. İşte bu sebepten ötürü, malını boş şeylerde zâyî eden kimseler için, "malmı infak etti" denilmez. İnfak "Allah yolunda" diye kayıtlanınca, bundan murad, "Allah'ın dini için infak" olur; çünkü "sebil", "yol" demektir. Allah'ın yolu da _ O'nun dinidir. Buna göre Allah'ın dini hususunda emrettiği her türlü infak, bu ayetin muhtevasına girer. İster bu hacc ve umre yapmak için yapılan harcama olsun, ister başkasının savaş giderlerini karşılamak için olsun, ister sıla-i rahim (akrabalara yardım) ve sadakalarla olsun veya kişinin ailesine ve çocuklarına harcamaları suretiyle olsun, ister zekât ve keffâret olarak verdiği şeyler olsun, ister yol ve benzeri şeylerin yapılması için verdiği sadakalar olsun, farketmez. Ancak bu ayetten önce ci-had zikredildiğinden, bundan murad edilen en uygun mânâ, bu infakm cihad hususundaki harcamalara hamledilmesidir. [11]
Dikkat edelim ki, Rabb'imiz Allah Celle Cetaluhu ne buyurmaktadır:
"Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.[12]
Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Allah Cette CeMuhu yolunda cihaddan, savaştan geri durmak, malıyla ve canıyla bu mukaddes faaliyete iştirak etmemek tehlikelerin en büyüğüdür. Gerçek tehlike, Allah Ceiie Cdaiuhu için ve O'imn yolunda müşriklerle, kâfirlerle, münafıklarla ve mürted harbîlerle sa-vaşmamaktır. Fitnenin iktidar olduğu bir bölgede, fitneyi yok etmek ve Allah Ceiie Ceiaiuhu'mm dinini hakim kılmak için şeytanî güçlerle savaşmaktan geri durup mal ve servet yığmakla uğraşmak, "kendi eliyle kendisini tehlikeye atmak"tır.
Can, din, mal, akıl ve nesil emniyetinin bulunmadığı ve tamamen işgal altında bulunulan bir bölgede, müslümanların cihaddan el çekip emniyette olmayan mal ile uğraşması kadar büyük bir gaflet olamaz. Yığdığı malı ne haramdan, ne de haramilerden koruyacak hiçbir imkâna sahip değildir. Esaret altında olan bir esirin, servet yığmak için yaptığı tüm çalışma, onun efendisine yaradığı gibi, istila altında olan müslümanların, müstevli kâfirlerin hakimiyetine rıza gösterip, işiyle gücüyle uğraşarak yaşamaya çalışması büyük zillettir.
Müstevli müşriklerin müslümanların topraklarına hakim oldukları bir dönemde, hiçbir emniyetin olmadığı bir zamanda onlarla savaşmamak ve dünyalık için çabalamak, onlara yardım etmek ve hizmette bulunmak demektir. Ekonomilerinin gel-Üşmesine, devlet bütçesinin büyümesine, müstevli kâfirlerin üçlenmesine yardımcı olmak demektir. Onların ordusuna asker hazırlamak ve vergi vermek, onları maddeten güçlendirmeye Çalışmaktır.
Halbuki Rabb'imiz Allah cdic Ceiaiuhunun emri bunun tam aksinedir. Allah Ceiie Ceiatuhu, fitnenin ve fitnecilerin tamamen yok edilmesini, hakimiyetlerinin yerle bir olmasını ve yalnızca Allah Ceiie Ceiaiuhıînun dininin hakim olmasını emretmektedir. Onlara hizmet edip, yardımcı olmayı değil, onlarla savaşılması-nı emrediyor Allah Ceiie Ceiaiuhu.[13]
Kâfirlerle, müşriklerle ve mürtedlerle yapılacak savaş insanın hoşuna gitmeyebilir. Müstevli müstekbir şeytanî güçlerle yapılacak bir savaş, nefs-i emmârenin zoruna gidebilir. Bunca servetten, ticaretten, çocuklardan, hanımlardan ve şöhretten vazgeçmenin kolay olmadığı bir gerçektir. Elbette Cennet de ucuz değildir. İmtihana çekilmeden hemen kolayca Cennet'e gi-riverileceğini zannetmek, bir hayalden, sonu acı bitecek tatlı bir hülyadan başka bir şey değildir.
Rabb'imiz Allah Ceiie Celaluhu emrediyor:
"Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğniz (bir) şey de sizin için bir şerdk. Allah bilir de, siz bilmezsiniz. [14]
Tağutlarla, işgalcilerle ve fitnecilerle cihad etmek, onlarla savaşmak mü'minlere farz kılınmıştır. Bu farziyet, insanın hoşuna gitmezse de, Allah Ceiie Ceiaiuhu emrettiği için mutlaka faydalıdır.
Gerçi insanlar, böyle bir savaşı, böyle bir faaliyeti zararlı görebilirler. Fakat şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır ki, insanlar, gelecekten habersiz oldukları ve gaybı bilmedikleri için yanılabilirler. Allah ceUe Ceiaiuhu'nun gaybî ordularından habersiz, gaybî yardımdan gafil iseler, elbette bazı şeyleri hoş karşılamazlar. Yalnız gerçek mü'minler, Allah Cciic cciaiuhu'nun ve Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'm emirlerine karşı hiçbir tereddütte bulunmadan "işittik ve itaat ettik" derler. Verilen emir, mü'minlerin hoşuna gitmese de o emre itaat eder, gereğini yapar ve Allah Ceiie Ceiaiuhuya güvenirler. Tek dayanakları Allah Ceiie Celaluhu dur. Çünkü Allah Ccüc CeMahu bir şeyi emretti mi, şüphesiz ki o doğrudur, faydalıdır ve boşuna değildir.
"...Artık mü'minler, , yalnızca Allah'a tevekkül et-meh'dkier.[15]
"Gevşemeyin, üzelmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz.[16]
Cihad emredilmişken ve müstevli kâfirlerle savaş emredilmişken, mallarıyla, canlarıyla ve tüm imkânlarıyla bu emri yerine getirmemenin en büyük tehlike olduğunu Hz. Ebu Eyyub El-Ensarî Radıyâllahu An/ı'den dinleyelim. Allah Rasulü'nün mihmandarı, güzide sahabe Hz. Halid bin Zeyd Radıyaiiahu Anh, yani Ebu Eyyub el Ensarî Radıyaiiahu Anh'in bu gerçeği şöyle anlattığını Eşlem bin Ebu İmran nakletmektedir:
"Ukbe bin Âmir Mısırlıların, Fudâîe bin Ubeyd de Şamlıların başında oldukları halde İstanbul kuşatmasında bulunuyorduk. Büyük bir düşman askerî birliği surlardan saldırdı. Biz de, saflar halinde karşılık verdik. Tam bu sırada müslüman-îardan bir mücahid, açıktan düşman saflarına daldı. Arkadan mücahidler "alı" ettiler ve "Sübhanaîîah, göz göre göre kendini tehlikeye attı" dediler. Bu sözler üzerine Rasuiullah smiaiiahu Aleyhi ve sellem 'in dostu Ebu Eyyub Radıyaiiahı, Anh, şu açıklamayı yaptı: Ey müslümanlar! Sizler bu ayeti böyle mi yorumluyorsunuz? Halbuki o ayet biz Medineli müslümanlar (Ensâr) hak-kmda nazil olmuştur. Allah Teâlâ, İslâm'ı düşmanlarına üstün kılmış, dinine yardım edecekleri de arttırmıştı. Bunun üzerine bizden bazıları kendi aralarında, "mallarımız bakımsız kaldı, ziyana uğradı. Şimdi ise Allah, İslam 'ı aziz kıldı ve yardımcılarını da çoğalttı. Artık biz mallarımızın başına dönsek, onlarm ıslahı ile meşgul olsak" demiştik. Allah, Peygamber'ine, "AUah yolunda infak ediniz de, kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız" ayetini indirerek, bizim cihaddan uzak kalma düşüncemizi reddetti. Binaenaleyh gerçek tehlike, malların başında durup onların ıslahı ile uğraşarak, cihadı terketmenizdir.[17]
İşte bu büyük sahabenin ayet hakkında şehadeti ve işte yine aym değerli sahabenin ayeti tefsir ederken, diğer sahabelerin düştüğü hatayı düzeltirken doğrusunu ortaya koyması: "Gerçek tehlike, malları başmda durup onların ıslahı ile uğraşarak cihadı terketmenizdir."
Allah Teâlâ, mal yığmakla meşgul olup, cihadı terkedenleri fasık olarak ilan edip; onlara hidayet vermeyeceğini beyan buyuruyor:
"De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, Onun Rasuîünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar beklemeye durun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. [18]
Şimdi de aynı konuda Efendimiz, önderimiz, liderimiz, yegane örneğimiz Rasuiullah saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'm. beyanlarına dikkat edelim:
Ebu Hureyre Radiyaiiahu Anh rivayet etmiştir. Rasuiullah Sailallahu Aleyhi ve Sellem, Şöyle buyurdu:
"Altının kulu, gümüşün kulu ve kareli elbise kulu olan kimse sürünsün ve baş aşağı yuvarlansın! Vücuduna diken batınca da cımbızla çıkaracak kimse bulunmasın. [19]
Yine Rasuiullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
"Nefsimi elinde tutan Allah'a andoîsun ki, siz ya iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız, ya da Allah kendi katmdan sizin üzerinize bir azab gönderir. O zaman dua edersiniz, fakat duanız kabul edilmez.[20]Hal bu iken, bugün içinde bulunduğumuz kötü durumun sebebini bilmemenin büyük bir gaflet olduğu bilinmelidir.
Çünkü bir yanda mal ve servet yığılıyor, köşkler ve apartmanlar yükseliyor, insanlar şatafatlı ve tamamen dünyaya dalmış ve ahireti unutmuş bir hayat yaşıyorlar; diğer yanda iyiliğin emredılmesi ve kötülüğün engellenmesi faaliyetinde çok gevşek davramlıyor. Bunun yanmasında dünyaya ve dünyalığa alabildiğine sarılmak ve Allah Teâlâ'mn yolunda ölmekten korkmak büyük bir felakettir. Zira "kendisini tehlikeye atmak" bundan gayrisi değildir.
Süper şeytanî güçlerin îslâm topraklarına saldırmaları ve işgal edip müslümanlan mahkûmlaştırm al arının en büyük sebebi, müslümanlann dünyalık sevdasına düşmeleri ve ölümden korkmalarıdır. Bu konuda varid olan hadisi zikretmenin yerinde bir hatırlatma olacağı inancındayız.
"Sevban Radiyaiiaha Anh'dan rivayet olunduğuna göre, Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem şöyle buyurdu:
Yakında milletler, yemek yiîenlerin çanağına eğilerek toplandığı gibi, sizin aleyhinize toplanacak, birleşecekler.
Bir zat; "biz, o gün sayıca az mıyız?" diye sordu, Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem şöyle cevap verdi:
Belki siz o gün çoksunuz. Fakat siz selin üzerinde taşıdığı çer-çöp gibi dağınık olacaksınız. AUah sizin korkunuzu düşmanlarınızın kalbinden çıkaracak, Allah sizin kalbinize vehen atacak!
Bir zat; "vehen ne demektir ey Allah'ın Rasuîü?" diye sordu, Rasulullah Saiîaüaho Aleyhi ve Seiiem buyurdu ki:
Dünyayı sevmek, ölümü sevmemektir (ölümden hoşlanmamaktır).[21]
Fars Körfezi meselesini, Yani Irak'ın Kuveyt'i işgalini bahane ederek İslâm topraklarım yeniden işgal eden müstevli kâfirlere karşı koyacak mü'minler, dünyalığa gönül bağlamayan ve ölümden korkmayanlar olacaktır. Dünyayı sevmek ve ölümden korkmak, modern şeytanî güçleri aleyhimize birleştirmiş ve bizim üzerimize saldırmışlardır. Eğer dünya müslümanlan, dünyalık sevgisinden vazgeçip ölümden korkmayı bir yana bı-rakabilirlerse, bu kâfirler kaçacak delik ararlar. Bugünkü kabarmaları, müslümaların acizliğindendir. Bu acizliğin ve zilletin sebebi de ap-açıktır.
Müfessir Elmalılı'nın naklettiği bir hadiste Rasulullah Sai-laiiahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyrulmuştur:
"Allah Teâlâ, Kur'ân ile defetmeyeceği bazı fenalıkları, kıhç ile defeder.[22]
Mü'minler, Kur'ân-ı Kerim'e sarıldıkları ve bırakmadıkları gibi, kılıca da sarılmalıdırlar. Çünkü Kitab ile kılıç, birbirinin lâzımıdırlar. Allah, Kitab'i, demiri ve mizanı indirmiştir ki, yeryüzünde Kitab'la hüküm verilsin, adaletli davramlsm ve Kitab'm hükmüne rıza göstermeyen, adaletle hareket etmeyen insanlar demirle İslah edilsin.[23]
Artık ap-açık anlaşılmıştır ki, müstevli kâfirlerin zulmüne rıza göstermek ve Daru'1-Harb bölgelerinde cihaddan el çekip mal yığmakla ve Allah Teâlâ'nm yolunda infak etmemekle meşgul olmak gerçek tehlikedir. Allah Teâlâ, bizleri bu tehlikeden korunan mü'minlerden eylesin!
[1] Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir." (Şuara, 26/227).
[2] Ben, cinleri de, insanları da yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56).
[3] Tağut: "Allah Cclle Celalulıu'nun indirdiği hükümlerin karşısına dikilen, ayaklanan, Aliah Celle Celaluhu'nun emirlerine mukabil yeni hükümler icad eden her varfik, Allah'tan başka itaal edilmesi istenen herhangi bir şey, ister bilerek, isteyerek itaat etsinler, uysunlar, isterse zorla, tehditle boyun eğsinler, her iki îıaîde de nesnenin insan olmasının, şeytan olmasının, put olmasının yahut da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının ehemmiyeti yoktur." îbn Cerir el-Taberî, Camiu'l-Beyan Fî Tefsîri'I-Kur'ân. Mısır, 1324, c. 3, sn. 13.
[4] Sa'lebî: İbrahim'in babasının asıl adı Târih idi. Nemrut tarafından puihânesine nazır ta'yin olunduğu zaman Târih adını Âzer'e tahvil etmiştir ki, Âzer, puthânedeki putlardan birisinin adı idi, diyor." Sahîh-i Buharı Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve şerhi, sarihi: Kami] Mîras, D.İ.B. yayınlan, Ank. 1980, 5. baskı, c. 9. sh.
[5] Bakara, 2/195.
[6] Eİmah'lı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst. Ty. c. 2, sh. 700-701.
[7] İbn Kesir. Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, çcv. Dr. Bekir Karlığa, Dr. Becl-retlim Çetiner, İst. 1984, c. 3. sh. 770.
[8] Said Havva, El-Esas Fi't-Tefsir, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1989, c. 1, sh. 500.
[9] Mevdudi, Tefiıimu'l-Kur'ân, Çev. Nazife Şişman, C: 1, S. 125, İst. 1986
[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kıır'ân Tefsiri-Hülasatu'l-Beyan Fi Tefsİri'I Kur'ân, İst. 1979, c. 1, sh. 334-335.
[11] Fahruddun er-Razî, Tefsir-i Kebir-Mefetîfm'1-Gayb, çev. Prof. Dr. Suad Yıldırım ve diğerleri, Ank. 1989, c. 4, stı. 440-441.
[12] Âl-i İmran,
[13] Bkz. Bakara, 2/193
[14] Bakar-:, 2/216.
[15] Al-i İmran, 3/122.
[16] Âl-i İmran, 3/139.
[17] Sünen-ü Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'ân Bab: 3, Haber. No: 3152. Sünen-i Ebi Davud Kıtabu'l-Cihad, B.22, Haber.2512 Aynca Bkz. Dr. İsmai] Lütfi Çakan, Eyyüb Sultan Hazretlerinden Kırk Hadis, ist. 1982, sh. 105.
Abdulfettah e]-Kâdî, Esbab-i NüzÛ!, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, İst. 1986, sh. 35.
[18] Tevbe, 9/24.
[19] Sünen-i İbn Mace, Kİtabü'z-Zühd, B.8 Hds. No: 4136.
[20] Sünen-i Tirmizî, Kilabu'l-Fiten, B.9, Hds. 2259
[21] SQnen-i Ebi Davud, Kitabu'I-Melahim, Bab; 5, Hds, No: 4297.
[22] Elmalı'lı M. Harndi Yazır, A.g.e. c. 2. sh. 690. İmam Osman b. Affan da şöyle buyurur: "Allah (cc) Kur'an'la önlemediğini sultanla (devlet giiciiyie) önler." Abdulkadİr Udeh, İslam, Çev. Ebubckir Sıddık Korkmaz vd., İst. 1993, Sh. 24.
[23] Andolsun biz, peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanîar adaleti ayakla îuisunlar diye, onlarla birlikte Kitab'ı ve mizanı indirdik ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanîar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik. Öyle ki Allah, kendisine ve Peygamberlerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Aliah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır." (Hadîd. 57/25.
İslami Okul Okulların En Önemlisi