1) İhanet İçindeki Din Görevlileri - Yeyuzununvarisleri - 25. Sayfa
1) İhanet İçindeki Din Görevlileri
Rabb'imiz Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor:
"Gerçek, ap-açık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için Kitab'da açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de lanet ediciler lanet ederler. Ancak tevbe edenler, (kendilerini) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar^ gelince), artık onların tevbelermi kabul ederim. Ben, tevbeierikabul edenim, esirgeyenim.[1]
"Allah'ın indirdiği Kitab'dan bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) sarın alanlar; onların yedikleri karınlarında ateşten başkası değildir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları temize de çıkarmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır. Onlar, hidayete karşıhk sapıklığı, bağışlanmaya karşıhk azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanımdırlar!"[2]
Öyleyse insanlardan korkmaym, benden korkun ve ayetlerhmzi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indidiğiyle hükmetmezse, iste onlar, kâfirlerin tâ kendisidir. [3]
Hâl böyle iken, "Bel'am"kılıklı ve İslâm adına hareket ettikleri iddiası içinde bulunan "din görevlileri'hin bağlı bulunduğu laik ve demokratik gayr-i îslâmî düzenlerin "Lâik Diyanet İşleri Başkanhkları"nm durumunu iyi tahlil etmek gerekir.
İşgal altındaki İslâm topraklarında hüküm süren tağütî sistemlerdeki Diyanet İşleri Başkanlıkları aynı görevi üstlenmişlerdir. Nitekim Laik-Demokratİk ve gayr-i İslâmî bir düzene sahip Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 136. maddesinin hükmü şöyledir:
"Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen görevlen yerine getirir. [4]
Bu konuda Laik Anayasa profesörlerinin görüşleri şöyledir:
"Laik bir devlette, Diyanet İşleri Başkanlığının genel idare içinde yer alması, Türk Devriminin özelliklerine uygun bir lâikliğin, yani dini toplum işlerinden kişisel vicdanlara itebilme işinin daha sağlam ve emin yollardan gerçekleştirilmesi dışında herhangi bir anlam taşımaz.[5]
"Laiklik ilkesinden ve devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayırmak zorunluluğundan hareket ederek, dinsel hizmetler, bağımsız bir kuruluşun eline bırakılırsa, müslüman bir toplumda, böyle bir örgütün kısa zamanda devletle çatışan bir güç haline gelme tehlikesi vardır. Bunu önlemek için din hizmetlerinin devlet hizmetleri arasına alınması gerekiyordu. Diyanet işleri Başkanlığının genel idare içinde yer almasının anlamı budur. [6]/[7]
Zaten Anayasa Mahkemesinin 15 Haziran 1972 gün ve 14216 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre; "Diyanet İşleri Başkanlığı, dinî bir teşkilat değil, Anayasa'nm 154 üncü maddesinde (1961 Anayasası'nm) saptandığı üzere, genel idare içinde yer almış idari bir teşkilat durumundadır ve bu teşkilata mensup kişiler de, 154'üncü maddede sözü geçen özel kanun ve dolayısıyla 154'üncü madde hükmünce memur niteliğinde sayılmışlardır.[8]
Bu din görevlileri ya cehaletlerinden dolaayı Kur'ân-i Kerim'i anlayamamış ve anlatamamış, ya da bağlı bulundukları laik kurumun özel kanununun gereği olan görevinden dolayı Kur'ân'm anlaşılmasının önünde en büyük engeli teşkil etmişlerdir. Çünkü kendilerini, Kur'ân'i anlamak ve anlatmakta tek yetkili kabul etmiş ve ettirmişlerdir. İşte asıl zorluk buradadır! Çünkü onların dışında olan âlimlere müracaatı engellemiş, halkın önüne büyük setler koymuşlardır.
[1] Bakara, 2/159-160.
[2] Bakara, 2/174-175.
[3] Mâide, 5/44
[4] Dr. İsmet Polatcan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası-Gerekçeler, İst 1989, sh. 354.
[5] Sosyal, s. 258
[6] Tanilli, sh. 152
[7] Dr. İ. Polatcan, a.g.e., sh. 355.
[8] Ahmel Uzunoâlu, Açıklamalı Diyanet İşleri Başkanlığı Mevzuatı, Aük. 1980, sh, 9.
İslami Okul Okulların En Önemlisi