Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Örnek Hayattan Örnek Almak - Yeyuzununvarisleri - 29. Sayfa

Örnek Hayattan Örnek Almak

 

İnşaallah, ardından uyku gelmeyecek bir uyanışın eşiğinde olan müslümanlar, öz kaynağa dönmek konusunda alabildiğine duyarlı olmaya çalışıyorlar. Allah Ceiie Ceiaiuhudan başka hiçbir rab, ilâh ve melik tanımamak, Kur'ân-ı Kerim'den başka hiçbir yasa ve düstur kabul etmemek ve Rasulullah Hz. Muhammed Saiiaihıim Aleyhi ve Seiieniösa başka hiçbir rehber, önder, lider ve örnek kabullenmemek müslümanlann temel özelliğidir.

Son yüzyıl içinde bu özellikten az da olsa bir sapma gö­rülmüş, çeşitli hedeflere yönelme göze çarpmışsa da bu, te­melde değil, yüzeysel bir görünümdür. Müslümanlar, "öz"de değil, özü yanlış değerlendirerek kabukta bir değişim gös­termişlerdir...

Çağın şeytanî süper güçleri ve onların yerli uzantıları olan uşaklarının şeytanî tuzaklarla gerçekleştirmeye çalıştıkları de­ğişimin kabuktaki bir değişim olduğu ortaya çıkmıştır. Müs­lümanlar, özlerinin farkına varınca, kendilerini saran sun'î ka­buğu çatlatmaya, hatta parçalamaya başladıklarının inkâr edilemez bir gerçek olduğu açığa çıktı. Kendilerini müstez'af hale getiren müstekbirlerin kim olduğunu anlayınca mesele ken­diliğinden çözülüverdi. Dost görünenlerin aslında düşman ol­dukları ve düşman diye gösterilenlerin de hakikî dost olduğu or­taya çıktı. Perdelenmek istenilen gözler açıldı, gafletteki gö­nüller uyandırıldı. Çağın şirk ideolojilerinin mensupları olan müşriklerin korktukları başlanna geldi. Onlar istemese de Allah tamamlamış olduğu nurunu yeniden tecelli ettirmektedir...

Adım adım zafere doğru gidilen bu devirde, müslümanların sapmaması ve saptırılmaması için adımlar istikrarlı atılmalı, ayaklan yere sağlamca basmalıdır, öz kaynaktan zerrece sapmamalı ve tüm hayatı öz kaynağa uygun olmalı; davayı yeniden yüklenirken, onu ilk yükleyenlerin tavrıyla yüklemelidir.

İlk Örnekler olan o güzide neslin ilüasıyla ve tavrıyla hareket etmeli, örneğini onlardan ve onların lideri, aynı zamanda kı­yamet anma kadar tüm mü'minlerin lideri-rehberi olan o biricik örnek şahsiyetten almalıdır... Çünkü O, Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun Kitab'ı Kur'ân-ı Kerim'in canlı bir örneğiydi. O'nun ahlâkı, yani hayatinin her hali Kur'ân'm kendisiydi. Nitekim mü'minlerin an­nelerinden Hz. Aİşe Radıyallahu Anha, RaSUİUİlah SalİalIalıu Aleyhi ve sellemin ahlâkını soranlara cevap verirken böyle demişti.

Kur'ân-ı Kerim'i anlamak ve iıayaîa tatbik etmek isteyenler, Rasulullah saiialiahu Aleyhi ve Seihırii anlamalı ve O'nun hayatını iyice bilmelidirler. Eğer Rasulullah Sûiatıâhu Aleyhi ve Seiiemi dev­reden çıkarıp öylece Kur'ân'a yaklaşmaya ve anlamaya ça-hşacaklarsa, peşinen kaybetmişlerdir. Rasulullah Saiialiahu Aleyhi ve Seliemi devre dışı bırakarak yaklaşılan Kur'âıi, kurtuluş rehberi değil, böyleleri için bir sapıklık programı oluverir.

Çünkü Kur'ân'ın nasıl yaşanacağı Rasulullah SaihUaim Aleyhi ve sellin yaşantısıyla anlaşılmış olur ancak. Kur'ânî yaşantıyı an­lamak için O'nun hayatı tamamen devreden çıkarılıp öylece Kur'ân'a yaklaşılırsa, bunun sonuçları hiç de iyi olmaz.

Fakat "Kur'ân'a hizmet edecek ve kurtulanlardan olacağız" iddiasıyla ortaya atılanlar, işte bu mantıksızlık ile Kur'ân'a ha­karet ettiler ve kaybedenlerden oldular.

Böyle sapıklar, bir yanda "Kur'ân'da fazlalık var" diye Tevbe Sûresinin son iki ayetini inkâr ederken, diğer yanda Sünnet'i, mütevatir olanı dahil olmak üzere toptan reddettiler. Rasulullah Saiialiahu Aleyhi ve Seiiem'ı devreden çıkardılar. Canlı ve yaşayan Kur'ân'ı devre dışı bırakınca, Kur'ân-ı Kerim'i kendi man-tıksızlıklarıyla yeniden yoruma tabî tuttular. Tabii ki sonuç, Allah CeiieCeiaiuhumm dinini tahrif etmek ve irtidad!...

Bazıları da, örnek hayatı bir yana bırakarak, direkt Kur'ân'dan yeni yeni metodlar ortaya koymak istediler. Hatta bu isteklerini de hayata uyguladılar.

Onların üzerinde durdukları meseleleri Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem nasıl uyguladı? Kur'ân'da bahsedilen evvelki Ne­biler ve ümmetlerle ilgili haberleri Rasulullah saiialiahu Aleyhi ve Sei-îem nasıl değerlendirdi?

Bunları düşünmeden ve göz önünde bulundurmadan direkt olarak Kur'ân'a başvurdular; ancak yanildilar. Hem saptılar, hem de saptırdılar...

Rabb'imiz Allah Celle Ceiaiuhu mü'minler için örnek olsun diye Rasulü Hz. Muhammed Sniiaiiahu Aleyhi ve Senemi gönderdi ve O'na tabi olmamızı emretti. Nitekim bir ayet-i kerimesinde Rabb'imiz Allah ceiie ceiaiuhu şöyle buyurdu:

"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Alîahın Rasulünde güzel bt ömek vardır.[1]

Gerçek böyle apaçık... Rabb'imiz yine şunu emrediyor:

"De ki: Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Eğer yine de yüz çevirirseniz, artık Onun (Peygamberin) sorumlu­luğu kendisine yükletilen,sizin de sorumluluğunuz size yük­letilendir. Eğer Oha itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, ap-açık bt tebliğden başkası değildir.[2]

Rabb'imiz Allah Ceiie Cdaiuini'dan sonra itaat mercii olan bu "örnek şahsiyetlin davetine "işittik ve itaat ettik" diye icabet etmek imanın gereğidir. O'nun davetini reddetmek ise, imandan sapmak ve inandığı halde amel etmeyerek günaha batmak de­mektir.

"Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasulüne çağ­rıldıkları zaman mü'min olanların sözü "işittik ve itaat ettik" de­meleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardn: Kim Allah'a ve Ra­sulüne itaat ederse ve Allah'a saygı duyup O'ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.[3]

Gerçek kurtuluşa ve mutluluğua erenler, Allah ve Rasulüne iman edip, itaat edenlerdir. Yalnızca "inandım" sözünden başka İslâm'la hiçbir irtibatı bulunmayanların iman iddiaları, İslâmî ölçülerle imanlarını isbat etmedikleri müddetçe reddolunurlar.

Kurtuluş; Allah Celic Ceiaiuhu'ya ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve 't itaat etmektir. Allah çufe Ceiaiuhuya. itaat etmek, Kur'ân-ı Kerim'e harfi harfine tabî olmak, inanmak ve salih amel iş­lemektir. Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve SdiemG itaat ise, sağlığında şahsına tabi olmak, irtihalinden sonra da Sünnet-i Seniyye'sine uymaktır.[4]

Örnek şahsiyetin örnek hayatı tüm açıklığıyla ortada olup, hidayet isteyeni kendisine tabî olmaya ve böylece kurtulmaya davet etmektedir: O örnek şahsiyet sallallahu Aleyhi ve Sellem, in­sanlık âlemi için Örnek şahsiyetlerin oluşturduğu örnek binanın son tuğlasıdır. O'nunla en olgun şahsiyet son bulmuş ve kıyamet saatine kadar rehber, önder ve lider oluşmuştur. Mü'minler için yegane önder ve liderdir Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem. O'nun ve örnek halifelerinin izi takip edilmeli... Çünkü Kur'ân-ı Kerim'i hayatlarına uygulayanlar ve hayatlarını Kur'ânileştiren-ler bunlardır...

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Seiiem, kendisini şöyle tanıtır:

"Şüphesiz benim meselimle benden önceki Peygamberler zümresinin meseli, şu kimsenin meseli gibidir ki, o kimse bir ev yaparmış ve onu süsleyip güzelleştirmiş; yalnız bir köşede bir kerpiç yeri boş bnrakıhnış. Akabinde insanlar evi dolaşmaya, evi takdirle beğenmeye ve "Keşke şu tek kerpiç de yerine ko­nulsaydı" demeye başlarlar. îşte ben o (yeri boş bırakılan) ker­picim. BenHâtemu'n-Nebiyy'inim (Peygamberlerin sonuyum)[5]

Mü'minlerin hayatı, Rasulullah saiiaiiahu Aleyhi ve Setfem'in ha­yatıyla aynileştiği zaman ancak kurtuluşa erebilirler. Bu, vaz­geçilmez ve inkâr edilmez bir hakikattir. Hayatımızın her biriminde, Rasulullah SatMiahu Aleyhi ve Seiicm'm örnek hayatına uy­madığımız müddetçe kurtuluş bizim için bir hayaldir. O'nu örnek alarak gelişen şahsiyet, olgunluğun doruğuna çıkmıştır.

Gerçek mü'minler ancak O'na uyarlar. O'nun hayatıyla aynîleşenleri dost edinirler ve onlara dost olurlar. Mü'minler, birbirlerinin velileridirler...

Nasıl ki Kur'ân-ı Kerim'i bir bütün olarak kabul ediyor, iman ediyor ve tüm imkânlarımızı harcayıp uygulamaya, yaşamaya çalışıyor isek, Sünnet'i de bir bütün olarak kabul edip uy­gulamalıyız.

Rabb'imiz Allah cdie ceiaiuhu şu ayet-i kerime'de Kitab'ın hü­kümlerini parçalayanları şiddetli bir azapla tehdit etmektedir:

"Yoksa siz, Kitab'ın bir bölümüne inanıp da bir bölümü-nü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanann cezası, dünya hayatında aşağılık olmaktan başka değildt, Kıyamet gü­nünde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildi.[6]

Rasulullah saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem ise şunu emrediyor:

"Size ne emrettimse onu alınız (ona sarılınız), sizi neden nehyettimse ondan vazgeçiniz.[7]

Sonra bu emre aykırı davrananları şöyle uyarıyor:

"Her kim bana itaat ederse hakikatta Allah'a itaat etmiş olur ve her kim de bana isyan ederse, gerçekten Allah'a isyan etmiş olur.[8]

Bu konuda Rabb'imiz Allah Ceiie Ceiaiuhu şöyle buyuruyor:

"Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındınrsa artık ondan sahnm ve Allah'tan sakınıp-korkun. Şüp­hesiz Allah, cezası (ıkâbı) pek şiddetli olandır. [9]

"Kim Peygambere itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat et­miştir. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.[10]

Rasulullah Saiiaiiabu Aleyhi ve Seiiem'e uymanın, O'nun Sünnet'ine tabî olmanın ve o örnek hayatla aynîleşmenin Rabb'imiz Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun emriyle sabit olduğuna dair birkaç ilâhî emri daha zikretmek yerinde olur:

"De ki: Eğer siz Allah i seviyorsamz bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasm. Allah, bağışlayandır, esir­geyendir. "De ki: Allah'a ve Rasulüne itaat edin." Eğer yüz çe­virirlerse, şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez. [11]

Böylece O'nun (Rasulullah'm) emrine aylan davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acıklı bir azabm çarpmasmdan sakınsınlar.[12]

Rasulullah saiMiahu Aleyhi ve Seiiem âlemlere rahmet olarak gön­derilmiştir:

"Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gön­derdik.[13]

Rahmet Peygamberi olan Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve aynı zamanda savaş Peygamberi olduğunu da beyan ediyor. Rahmet ve savaş bir bütünlük arzediyor. Bunlar birbirinden ay­rılmaz ve parçalanmazlar.

Savaşın bile O'nun elinde rahmete dönüştüğü Rasulullah sallallahu Aleyhi ve Sellem, Şöyle buyurdu:

"Ben rahmet ve savaş Peygamberi olarak gönderildim. [14]

O ve O'nunla'bulunanlann, O'na iman edip itaat edenlerin ve O'nun cibad mektebinden mezun olanların vasıfları, mü'minlere karşı merhametli olmak, kâfirlere karşı şiddetli olmak değil miydi?

"Muhammed, Allah'ın Rasulü'dür, Ve Onunla birlikte olan­lar da kâfirlere kprşı zorlu, kendi aralarında ise merhamet­lidirler.[15]

«Rasul-i Ekrem Sallailahu Aleyhi ve Seiicm'in beyan ettiği, Kitab'da bulunmayan, ancak Kitab ve hikmetin Öğrenilmesine vesile ol­ması noktasından Allah Teâlâ'mn kullarına verdiği nimetlerin cümlesinden olan Rasulullah SaHaiiahu Ayhi ve Seiiemt ait söz, fiil ve takrirler, Sünnet'tir. Kitab'da zikredilen[16] "hikmet'\n, "Sünnet-i Rasulalîah " olduğu bilinmektedir.

Yukarıda zikrettiğimiz gibi, Allah Teâlâ, kullarına Rasul-i Ekrem Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'c itaat etmeyi farz kılmıştır. Bu far-ziyet Allah Teâlâ'mn dininin bir parçasıdır.[17]

Sünnet'te yer alan kati beyan, Allah Teâlâ'mn Kitab'ındaki beyan gibi sayılır. [18]

İlah Teâlâ'mn Kitab'mda yer alan farzları tasdik eden herkes, Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'm Sünnet'ini de kabullenmek zorundadır. Allah Teâlâ kullarına Peygamberinin emrini din­leyip, yasaklarından kaçınmayı emretmiştir. Allah Teâlâ'mn Rasülünden gelen bir hükmü kabul eden, Allah Celk Ceiaiuhu'mın hükmünü kabul etmiş gibidir. Zira Peygamber sânâuahn Aleyhi ve Seiiem'e itaat etmek farzdır. [19]

Binaenaleyh, Allah Teâlâ'mn Kitab'ındaki hükümlerle, Rasul-i Ekrem Sallailahu Aleyhi ve Seiiem'in Sünnet'indeki hükümleri, ancak bir arada kabullenmekle bütünlük sağlanabilir. Sebepleri, müteferrik unsurlar nedeniyle ayrılsa bile, hepsini birlikte mütalâa etmek gerekir.[20]/[21]

Yukarıdan beri ayetlerden, hadislerden ve İslâm âlimlerinden yaptığımız nakillerden .şu sonuca varıyoruz.

Uyanmakta, canlanmakta ve hareket haline gelmekte olan İslâmî uyanış ve İslâmî hareketlerin hangi kaynaktan bes­lenmesi gerektiğini vurgulamak istedik. Hareketin baş­langıcında çeşitli sapmalardan ve saplantılardan korunabümek için kaynakları iyi tesbit etmek ve yerinde kullanmak zo­runluluğunu bir defa daha hatırlatmak gerekli olduğu ka­naatindeyiz. Unutmamak ve unutturulmamak gerekir...

Mü'minlerin tüm hayatlarında Örnek almaları farz olan Ra­sulullah Sallailahu Aleyhi ve Seiiem nasıl davrandıysa, bütün müs-lümanlar da öyle davranmalıdır. O'nun kal'î, fiilî ve takriri Sün­net'ini uygulamak ve O'na tabi olmak her mü'min için farzdır. Ayetlerden, hadislerden ve ulemanın içtihadlarından bu gerçek ap-açık ortaya çıkmıştır.

Mü'mİnler hangi durumda olurlarsa olsunlar, örnekleri Ra­sulullah Saijaiiahu Aleyhi ve Seiicm dii. Böyle bir yerde küfre ve şirke, kâfir ve müşrik düzenlere karşı Tevhid mücadelesi mi verile­cek, örnek Rasululah ŞaUaiiahu Aleyhi ve Seiiem olmalıdır. Müs­lümanların mahkûm, kâfirlerin ve putçu sistemlerin hakim ol­duğu bir gayr-i İslâmî ortamda yaşanıyorsa da örnek Rasulullah Sallaiiahu Aleyhi ve Seiiem'dk. İslâm'ın hakim olduğu, müslümanların iktidarda, kâfirlerin mahkûm ve zelil olduğu bir İslâmî ortamda yaşanıyorsa da örnek Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve Seiiemâa. Yani hayatı Kur'ân olan Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve seihml...

Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve Seiiem, laik-demokratik esaslara da­yalı "Mekke Şirk Devleti"nin hakim olduğu, putların iktidar ol­duğu, tağutların hüküm sürdüğü bir ortamda onüç yıl tebligatla uğraştı. Böyle bir ortamda İslâm'ı yaymakla ve İslâm'a davet et­mekle meşgul oldu. Mekke Şirk Devleti laik idi. Çünkü devlet yönetiminde "hakimiyet kayıtsız şartsız insanındır" ilkesi ha­kimdi. Hakimiyet hakkını insana vermiş heva ve hevesler ilâh-1 aşmıştı.

"Hakimiyetin, gerçek sahibi olan Allah Teâlâ'ya dev­redilmesi gerekir, O'ndan başka ilâh yoktur" diyen Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'e karşı en şiddetli zorbalığı ve kaba kuv­veti kullanıyor, en alçak baskı ve işkenceleri tatbik ediyorlardı.

Mekke Şirk Devletinin yöneticilerince din ve devlet bir­birinden tamamen ayrı idi. Din, devlete karışmazdı. Devlet, in­sanlar tarafından keyiflerince yönetiliyordu. Söyledikleri kanun, yaptıkları kanunî idi. Din, devlete ve tağutların hakimiyetine ka­rışmadıkça hürmete lâyıktı.

Mekke'de az da olsa yahudi ve hiristiyanlar vardı. Onlara ya­şama hakkı tanınıyordu. Onlara hürmet gösteriliyordu. Çünkü onlar, devlete ve iktidara karışmıyor, Mekke müşriklerinin ka­nunlarına rıza gösteriyorlardı. Fakat ne zaman ki Rasulullah Sai-Mhhu Aleyhi ve Seiiem, Nübüvvet ve Risaletle ortaya çıkıp, putların ve tağutların hiçbir hakimiyet haklarının olmadığını, ha­kimiyetin yalnız ve yalnız Allah Teâlâ'ya ait olduğunu söy­leyince, O'na ve O'nun getirmiş olduğu dine karşı büyük ve kor­kunç tepkiler oldu... Çünkü laik devlette, din ve dinî olan şeyler devlete, iktidara ve hakimiyete karışmamalıydı... Karıştığı vakit, işler değişiveriyor ve değerlendirmeler baş kal aşıyordu.

Mekke Şirk Devleti aynı zamanda demokratik bir devletti. Çünkü devletin yönetim merkezi olan "Daru'n-Nedve"adlı par­lamentoya kabile temsilcileri, yani kırk yaşını doldurmuş kabile vekilleri iştirak ediyor ve devleti hep beraber yönetiyorlardı. Kırk yaşını bitirmiş kabile vekilleri, kendi kabilesini, diğer bir deyişle kendi düşüncesini, yani partisini temsil ediyordu.

Bu kabile vekilleri ayrı ayn meselelerde kabilelerinin men­faatlerini korumaya çalışırken, tüm Mekke'yi ilgilendiren bir millî mesele olunca hepberaber hareket ediyorlardı. İlkel Mekke Şirk Devleti parlamentosundaki kabile temsilcileri birbiriyle çarpışırken, "millî" diye bilinen meselelerde veya laik-demokra-tik putçu iktidarların zedelenmesi meselesinde ortak tavır alıyor, birleşiyor ve karşıt tarafı yok etmek için el birliği ediyorlardı.

Rasulullah Saiımahu Aleyhi ve Seiiem'e, getirdiği dine ve O'na ina­nanlara karşı Mekke Şirk Devleti parlamentosundaki tüm tağut-lar güç birliği yapıyor ve ortak işkence tavırları alıyorlardı.[22]

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Seiiem ve Sahabesi böyle bir ortam­da nasıl davrandılar? Tarihin yönünü değiştiren Hicret olayı na­sıl" gerçekleşti? Medine İslâm Devleti nasıl kuruldu? Cihad, kı­tal ve on yıllık Medine döneminin durumu ne idi? Bunlar iyice tahlil edilmeli ve bu sorunlara Kitab, Sünnet ve siyer kay­naklarından cevap araştırılıp, net bir sonuca kavuşturulmalıdır.

Canlanmaya başlayan Tslâmî hareket, "bence", "bana göre" gibi indî kanaatlerle yönlendirilemez ve herhangi bir sağlam te­mele oturtulamaz. "Sence öyledir ama bence öyle değil, böy­ledir." "Kayır efendim, sence yanlışta, bence öyle değil" gibi "senlik-benlik" kavgalarının bitmesi için esas kaynaklara eği-linmeü ve doğru çıkışlardan doğru sonuçlara varılmalıdır. Yoksa kalkışlar doğru olur da sonuçlar yanlış olursa veya dos­doğru kaynaklardan yanlış sonuç çıkarılırsa, bu, bir sapıtmayla sonuçlanır. Canlı hareketi söndürür, ileriye atılan adımı ge­riletir...

Müslümanlar arasındaki tüm anlaşmazlıkların çözüm mercii Allah ve RasulÜ olmadıkça, hareket sağlam bir zemine oturmaz.

Allah Teâlâ'ya, Rasuİullah Saiiaiiahu Aleyhi veSeiiems ve mü'min-lerden olan ulû'l-emr'e itaat ettikten sonra herhangi bir anlaş­mazlık sonucu meselenin Allah Celle Ceiaiuhu'yet ve Rasulüne gö­türülmesi şarttır. Allah Ceiie Ce/aVuVya ve ahiret gününe inananlar için, sonuç bakımından bundan başka güzel bir şey yoktur.[23]

Rasuîullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiefr şöyle buyurmakta:

Ben sizi, gecesi gündüzü gibi ap-aydın olan fen küçük bir şüpheyi kabul etmeyen gayet açık) birdin üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helak olanlar o dinden (başka yönlere) sapar. Sizden kim yaşarsa, fazla ihtilâfa şahid olacaktır. Onun için, bilip tanıdığınız Sünnet'ime ve hidayete erdirilmiş olan Hu-lefa-i Raşidîn'in sünnetine yapışınız. Bunları dişlerinizle sıkıca tutunuz. (Ya da musibetlere karşı dişlerinizi sıkınız.) Ba-şınızdaki halife siyah bir köle bile olsa, ona itaatten ay­rılmayınız. Çünkü mü'min (tevazu' ve uysallığı bakımından) burnuna yular takılmış deve gibidir. Hangi tarafa sevkediîirse, uyur.[24]

Bütün sapmaları ve saplantıları engellemenin tek çaresi, Kitab ve Sünnet'i iyi kavramak ve bu iki kaynağı kendi usûlleri çerçevesinde anlayıp, uygulamaktır. Yoksa "bana göre", "sana göre" anlayışlarıyla ve dini tartışma sahasına getirmekle zarar edilir, zafer yerine hüsran ortaya çıkar. Bu hüsrandan kur­tulanlar ancak gerçekten iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir.

Ne mutlu onlara ve ne mutlu 6igahbîer"e ki, onlar Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'ın Sünnet'ine sıkı sıkı sarılıp, rahmetiyle, savaşıyla; yumuşaklığı ve şiddetiyle, adaleti gözeterek O'nun Sünnet'ini yaşarlar...



[1] Ahzab, 33/21

[2] Nur, 24/54

[3] Nur, 24/51-52

[4] Bkz. Kadı Beydavî, Envaru't-Tenzil veEşrani't-Te'vil, İst., 1285, c.l, sh. 282-283. 

İmam Kurtubi, Eİ Cami-ıı Li ahkamu'l-Kur'ân, Mısır, 1967, c. 5, sh. 261.

Allame AIûsi, Ruh'ul Meanî, Beyrut, 1985, c. 5, sh. 71.

[5] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l Menakib, Bab: 18, Hds: No: 42

Salıih-i Müslim, Kitâbu'l-Fedâil, B.7, Hds. 20-23

[6] Bakara, 2/85

[7] Siinen-i İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds: 1

[8] Siinen-i İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds: No: 3

[9] Haşr, 59/7

[10] Nisa, 4/80

[11] Âl-iİmran. 3/31-32

[12] Nur, 24/63

[13] Enbiya, 21/107

[14] Ebu Nuaym, Hiiye'den İmam Sııyûti, Câmiu's-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail Mutlu vd., İst. 1996, C.2, SK.197, Hds.I713

[15] Fetih, 48/29

[16] Madde: 96

[17] Madde: 97

[18] Madde: 101

[19] Madde: 102

[20] Madde: 103

[21] İmam Şafiî, Er-Risale, Çev. Ubeydullalı Dalar, Arık. Ty. sh. 32-33

[22] Bilgi için Bkz. M. Asım Koksal, İslâm Tarihi Mekke Devri, C. 1-6, İst. 1987.

İhsan Süreyya sırma, İslâm Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhamed, İsi. 1990 ve İslâmi Tebliğin Mekke Dönemi ve işkence, İst. 1990

Mustafa Çelik, Danı'l Erkam-Daru'n Nedve Çarpışması, İs). 1990.

[23] Bkz. Nisa, 4/59

[24] Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 6, Hds: 43.

Sünen-i Tİrmizi, Kitabu'1-ilm, B. 16, No. 2815