Örnek Hayattan Örnek Almak - Yeyuzununvarisleri - 29. Sayfa
Örnek Hayattan Örnek Almak
İnşaallah, ardından uyku gelmeyecek bir uyanışın eşiğinde olan müslümanlar, öz kaynağa dönmek konusunda alabildiğine duyarlı olmaya çalışıyorlar. Allah Ceiie Ceiaiuhudan başka hiçbir rab, ilâh ve melik tanımamak, Kur'ân-ı Kerim'den başka hiçbir yasa ve düstur kabul etmemek ve Rasulullah Hz. Muhammed Saiiaihıim Aleyhi ve Seiieniösa başka hiçbir rehber, önder, lider ve örnek kabullenmemek müslümanlann temel özelliğidir.
Son yüzyıl içinde bu özellikten az da olsa bir sapma görülmüş, çeşitli hedeflere yönelme göze çarpmışsa da bu, temelde değil, yüzeysel bir görünümdür. Müslümanlar, "öz"de değil, özü yanlış değerlendirerek kabukta bir değişim göstermişlerdir...
Çağın şeytanî süper güçleri ve onların yerli uzantıları olan uşaklarının şeytanî tuzaklarla gerçekleştirmeye çalıştıkları değişimin kabuktaki bir değişim olduğu ortaya çıkmıştır. Müslümanlar, özlerinin farkına varınca, kendilerini saran sun'î kabuğu çatlatmaya, hatta parçalamaya başladıklarının inkâr edilemez bir gerçek olduğu açığa çıktı. Kendilerini müstez'af hale getiren müstekbirlerin kim olduğunu anlayınca mesele kendiliğinden çözülüverdi. Dost görünenlerin aslında düşman oldukları ve düşman diye gösterilenlerin de hakikî dost olduğu ortaya çıktı. Perdelenmek istenilen gözler açıldı, gafletteki gönüller uyandırıldı. Çağın şirk ideolojilerinin mensupları olan müşriklerin korktukları başlanna geldi. Onlar istemese de Allah tamamlamış olduğu nurunu yeniden tecelli ettirmektedir...
Adım adım zafere doğru gidilen bu devirde, müslümanların sapmaması ve saptırılmaması için adımlar istikrarlı atılmalı, ayaklan yere sağlamca basmalıdır, öz kaynaktan zerrece sapmamalı ve tüm hayatı öz kaynağa uygun olmalı; davayı yeniden yüklenirken, onu ilk yükleyenlerin tavrıyla yüklemelidir.
İlk Örnekler olan o güzide neslin ilüasıyla ve tavrıyla hareket etmeli, örneğini onlardan ve onların lideri, aynı zamanda kıyamet anma kadar tüm mü'minlerin lideri-rehberi olan o biricik örnek şahsiyetten almalıdır... Çünkü O, Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun Kitab'ı Kur'ân-ı Kerim'in canlı bir örneğiydi. O'nun ahlâkı, yani hayatinin her hali Kur'ân'm kendisiydi. Nitekim mü'minlerin annelerinden Hz. Aİşe Radıyallahu Anha, RaSUİUİlah SalİalIalıu Aleyhi ve sellemin ahlâkını soranlara cevap verirken böyle demişti.
Kur'ân-ı Kerim'i anlamak ve iıayaîa tatbik etmek isteyenler, Rasulullah saiialiahu Aleyhi ve Seihırii anlamalı ve O'nun hayatını iyice bilmelidirler. Eğer Rasulullah Sûiatıâhu Aleyhi ve Seiiemi devreden çıkarıp öylece Kur'ân'a yaklaşmaya ve anlamaya ça-hşacaklarsa, peşinen kaybetmişlerdir. Rasulullah Saiialiahu Aleyhi ve Seliemi devre dışı bırakarak yaklaşılan Kur'âıi, kurtuluş rehberi değil, böyleleri için bir sapıklık programı oluverir.
Çünkü Kur'ân'ın nasıl yaşanacağı Rasulullah SaihUaim Aleyhi ve sellin yaşantısıyla anlaşılmış olur ancak. Kur'ânî yaşantıyı anlamak için O'nun hayatı tamamen devreden çıkarılıp öylece Kur'ân'a yaklaşılırsa, bunun sonuçları hiç de iyi olmaz.
Fakat "Kur'ân'a hizmet edecek ve kurtulanlardan olacağız" iddiasıyla ortaya atılanlar, işte bu mantıksızlık ile Kur'ân'a hakaret ettiler ve kaybedenlerden oldular.
Böyle sapıklar, bir yanda "Kur'ân'da fazlalık var" diye Tevbe Sûresinin son iki ayetini inkâr ederken, diğer yanda Sünnet'i, mütevatir olanı dahil olmak üzere toptan reddettiler. Rasulullah Saiialiahu Aleyhi ve Seiiem'ı devreden çıkardılar. Canlı ve yaşayan Kur'ân'ı devre dışı bırakınca, Kur'ân-ı Kerim'i kendi man-tıksızlıklarıyla yeniden yoruma tabî tuttular. Tabii ki sonuç, Allah CeiieCeiaiuhumm dinini tahrif etmek ve irtidad!...
Bazıları da, örnek hayatı bir yana bırakarak, direkt Kur'ân'dan yeni yeni metodlar ortaya koymak istediler. Hatta bu isteklerini de hayata uyguladılar.
Onların üzerinde durdukları meseleleri Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem nasıl uyguladı? Kur'ân'da bahsedilen evvelki Nebiler ve ümmetlerle ilgili haberleri Rasulullah saiialiahu Aleyhi ve Sei-îem nasıl değerlendirdi?
Bunları düşünmeden ve göz önünde bulundurmadan direkt olarak Kur'ân'a başvurdular; ancak yanildilar. Hem saptılar, hem de saptırdılar...
Rabb'imiz Allah Celle Ceiaiuhu mü'minler için örnek olsun diye Rasulü Hz. Muhammed Sniiaiiahu Aleyhi ve Senemi gönderdi ve O'na tabi olmamızı emretti. Nitekim bir ayet-i kerimesinde Rabb'imiz Allah ceiie ceiaiuhu şöyle buyurdu:
"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Alîahın Rasulünde güzel bt ömek vardır.[1]
Gerçek böyle apaçık... Rabb'imiz yine şunu emrediyor:
"De ki: Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Eğer yine de yüz çevirirseniz, artık Onun (Peygamberin) sorumluluğu kendisine yükletilen,sizin de sorumluluğunuz size yükletilendir. Eğer Oha itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, ap-açık bt tebliğden başkası değildir.[2]
Rabb'imiz Allah Ceiie Cdaiuini'dan sonra itaat mercii olan bu "örnek şahsiyetlin davetine "işittik ve itaat ettik" diye icabet etmek imanın gereğidir. O'nun davetini reddetmek ise, imandan sapmak ve inandığı halde amel etmeyerek günaha batmak demektir.
"Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardn: Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah'a saygı duyup O'ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.[3]
Gerçek kurtuluşa ve mutluluğua erenler, Allah ve Rasulüne iman edip, itaat edenlerdir. Yalnızca "inandım" sözünden başka İslâm'la hiçbir irtibatı bulunmayanların iman iddiaları, İslâmî ölçülerle imanlarını isbat etmedikleri müddetçe reddolunurlar.
Kurtuluş; Allah Celic Ceiaiuhu'ya ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve 't itaat etmektir. Allah çufe Ceiaiuhuya. itaat etmek, Kur'ân-ı Kerim'e harfi harfine tabî olmak, inanmak ve salih amel işlemektir. Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve SdiemG itaat ise, sağlığında şahsına tabi olmak, irtihalinden sonra da Sünnet-i Seniyye'sine uymaktır.[4]
Örnek şahsiyetin örnek hayatı tüm açıklığıyla ortada olup, hidayet isteyeni kendisine tabî olmaya ve böylece kurtulmaya davet etmektedir: O örnek şahsiyet sallallahu Aleyhi ve Sellem, insanlık âlemi için Örnek şahsiyetlerin oluşturduğu örnek binanın son tuğlasıdır. O'nunla en olgun şahsiyet son bulmuş ve kıyamet saatine kadar rehber, önder ve lider oluşmuştur. Mü'minler için yegane önder ve liderdir Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem. O'nun ve örnek halifelerinin izi takip edilmeli... Çünkü Kur'ân-ı Kerim'i hayatlarına uygulayanlar ve hayatlarını Kur'ânileştiren-ler bunlardır...
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Seiiem, kendisini şöyle tanıtır:
"Şüphesiz benim meselimle benden önceki Peygamberler zümresinin meseli, şu kimsenin meseli gibidir ki, o kimse bir ev yaparmış ve onu süsleyip güzelleştirmiş; yalnız bir köşede bir kerpiç yeri boş bnrakıhnış. Akabinde insanlar evi dolaşmaya, evi takdirle beğenmeye ve "Keşke şu tek kerpiç de yerine konulsaydı" demeye başlarlar. îşte ben o (yeri boş bırakılan) kerpicim. BenHâtemu'n-Nebiyy'inim (Peygamberlerin sonuyum)[5]
Mü'minlerin hayatı, Rasulullah saiiaiiahu Aleyhi ve Setfem'in hayatıyla aynileştiği zaman ancak kurtuluşa erebilirler. Bu, vazgeçilmez ve inkâr edilmez bir hakikattir. Hayatımızın her biriminde, Rasulullah SatMiahu Aleyhi ve Seiicm'm örnek hayatına uymadığımız müddetçe kurtuluş bizim için bir hayaldir. O'nu örnek alarak gelişen şahsiyet, olgunluğun doruğuna çıkmıştır.
Gerçek mü'minler ancak O'na uyarlar. O'nun hayatıyla aynîleşenleri dost edinirler ve onlara dost olurlar. Mü'minler, birbirlerinin velileridirler...
Nasıl ki Kur'ân-ı Kerim'i bir bütün olarak kabul ediyor, iman ediyor ve tüm imkânlarımızı harcayıp uygulamaya, yaşamaya çalışıyor isek, Sünnet'i de bir bütün olarak kabul edip uygulamalıyız.
Rabb'imiz Allah cdie ceiaiuhu şu ayet-i kerime'de Kitab'ın hükümlerini parçalayanları şiddetli bir azapla tehdit etmektedir:
"Yoksa siz, Kitab'ın bir bölümüne inanıp da bir bölümü-nü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanann cezası, dünya hayatında aşağılık olmaktan başka değildt, Kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildi.[6]
Rasulullah saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem ise şunu emrediyor:
"Size ne emrettimse onu alınız (ona sarılınız), sizi neden nehyettimse ondan vazgeçiniz.[7]
Sonra bu emre aykırı davrananları şöyle uyarıyor:
"Her kim bana itaat ederse hakikatta Allah'a itaat etmiş olur ve her kim de bana isyan ederse, gerçekten Allah'a isyan etmiş olur.[8]
Bu konuda Rabb'imiz Allah Ceiie Ceiaiuhu şöyle buyuruyor:
"Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındınrsa artık ondan sahnm ve Allah'tan sakınıp-korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ıkâbı) pek şiddetli olandır. [9]
"Kim Peygambere itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiştir. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.[10]
Rasulullah Saiiaiiabu Aleyhi ve Seiiem'e uymanın, O'nun Sünnet'ine tabî olmanın ve o örnek hayatla aynîleşmenin Rabb'imiz Allah Ceiie Ceiaiuhu'nun emriyle sabit olduğuna dair birkaç ilâhî emri daha zikretmek yerinde olur:
"De ki: Eğer siz Allah i seviyorsamz bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasm. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. "De ki: Allah'a ve Rasulüne itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez. [11]
Böylece O'nun (Rasulullah'm) emrine aylan davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acıklı bir azabm çarpmasmdan sakınsınlar.[12]
Rasulullah saiMiahu Aleyhi ve Seiiem âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir:
"Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.[13]
Rahmet Peygamberi olan Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve aynı zamanda savaş Peygamberi olduğunu da beyan ediyor. Rahmet ve savaş bir bütünlük arzediyor. Bunlar birbirinden ayrılmaz ve parçalanmazlar.
Savaşın bile O'nun elinde rahmete dönüştüğü Rasulullah sallallahu Aleyhi ve Sellem, Şöyle buyurdu:
"Ben rahmet ve savaş Peygamberi olarak gönderildim. [14]
O ve O'nunla'bulunanlann, O'na iman edip itaat edenlerin ve O'nun cibad mektebinden mezun olanların vasıfları, mü'minlere karşı merhametli olmak, kâfirlere karşı şiddetli olmak değil miydi?
"Muhammed, Allah'ın Rasulü'dür, Ve Onunla birlikte olanlar da kâfirlere kprşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler.[15]
«Rasul-i Ekrem Sallailahu Aleyhi ve Seiicm'in beyan ettiği, Kitab'da bulunmayan, ancak Kitab ve hikmetin Öğrenilmesine vesile olması noktasından Allah Teâlâ'mn kullarına verdiği nimetlerin cümlesinden olan Rasulullah SaHaiiahu Ayhi ve Seiiemt ait söz, fiil ve takrirler, Sünnet'tir. Kitab'da zikredilen[16] "hikmet'\n, "Sünnet-i Rasulalîah " olduğu bilinmektedir.
Yukarıda zikrettiğimiz gibi, Allah Teâlâ, kullarına Rasul-i Ekrem Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'c itaat etmeyi farz kılmıştır. Bu far-ziyet Allah Teâlâ'mn dininin bir parçasıdır.[17]
Sünnet'te yer alan kati beyan, Allah Teâlâ'mn Kitab'ındaki beyan gibi sayılır. [18]
İlah Teâlâ'mn Kitab'mda yer alan farzları tasdik eden herkes, Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'm Sünnet'ini de kabullenmek zorundadır. Allah Teâlâ kullarına Peygamberinin emrini dinleyip, yasaklarından kaçınmayı emretmiştir. Allah Teâlâ'mn Rasülünden gelen bir hükmü kabul eden, Allah Celk Ceiaiuhu'mın hükmünü kabul etmiş gibidir. Zira Peygamber sânâuahn Aleyhi ve Seiiem'e itaat etmek farzdır. [19]
Binaenaleyh, Allah Teâlâ'mn Kitab'ındaki hükümlerle, Rasul-i Ekrem Sallailahu Aleyhi ve Seiiem'in Sünnet'indeki hükümleri, ancak bir arada kabullenmekle bütünlük sağlanabilir. Sebepleri, müteferrik unsurlar nedeniyle ayrılsa bile, hepsini birlikte mütalâa etmek gerekir.[20]/[21]
Yukarıdan beri ayetlerden, hadislerden ve İslâm âlimlerinden yaptığımız nakillerden .şu sonuca varıyoruz.
Uyanmakta, canlanmakta ve hareket haline gelmekte olan İslâmî uyanış ve İslâmî hareketlerin hangi kaynaktan beslenmesi gerektiğini vurgulamak istedik. Hareketin başlangıcında çeşitli sapmalardan ve saplantılardan korunabümek için kaynakları iyi tesbit etmek ve yerinde kullanmak zorunluluğunu bir defa daha hatırlatmak gerekli olduğu kanaatindeyiz. Unutmamak ve unutturulmamak gerekir...
Mü'minlerin tüm hayatlarında Örnek almaları farz olan Rasulullah Sallailahu Aleyhi ve Seiiem nasıl davrandıysa, bütün müs-lümanlar da öyle davranmalıdır. O'nun kal'î, fiilî ve takriri Sünnet'ini uygulamak ve O'na tabi olmak her mü'min için farzdır. Ayetlerden, hadislerden ve ulemanın içtihadlarından bu gerçek ap-açık ortaya çıkmıştır.
Mü'mİnler hangi durumda olurlarsa olsunlar, örnekleri Rasulullah Saijaiiahu Aleyhi ve Seiicm dii. Böyle bir yerde küfre ve şirke, kâfir ve müşrik düzenlere karşı Tevhid mücadelesi mi verilecek, örnek Rasululah ŞaUaiiahu Aleyhi ve Seiiem olmalıdır. Müslümanların mahkûm, kâfirlerin ve putçu sistemlerin hakim olduğu bir gayr-i İslâmî ortamda yaşanıyorsa da örnek Rasulullah Sallaiiahu Aleyhi ve Seiiem'dk. İslâm'ın hakim olduğu, müslümanların iktidarda, kâfirlerin mahkûm ve zelil olduğu bir İslâmî ortamda yaşanıyorsa da örnek Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve Seiiemâa. Yani hayatı Kur'ân olan Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve seihml...
Rasulullah Saliaiiahu Aleyhi ve Seiiem, laik-demokratik esaslara dayalı "Mekke Şirk Devleti"nin hakim olduğu, putların iktidar olduğu, tağutların hüküm sürdüğü bir ortamda onüç yıl tebligatla uğraştı. Böyle bir ortamda İslâm'ı yaymakla ve İslâm'a davet etmekle meşgul oldu. Mekke Şirk Devleti laik idi. Çünkü devlet yönetiminde "hakimiyet kayıtsız şartsız insanındır" ilkesi hakimdi. Hakimiyet hakkını insana vermiş heva ve hevesler ilâh-1 aşmıştı.
"Hakimiyetin, gerçek sahibi olan Allah Teâlâ'ya devredilmesi gerekir, O'ndan başka ilâh yoktur" diyen Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'e karşı en şiddetli zorbalığı ve kaba kuvveti kullanıyor, en alçak baskı ve işkenceleri tatbik ediyorlardı.
Mekke Şirk Devletinin yöneticilerince din ve devlet birbirinden tamamen ayrı idi. Din, devlete karışmazdı. Devlet, insanlar tarafından keyiflerince yönetiliyordu. Söyledikleri kanun, yaptıkları kanunî idi. Din, devlete ve tağutların hakimiyetine karışmadıkça hürmete lâyıktı.
Mekke'de az da olsa yahudi ve hiristiyanlar vardı. Onlara yaşama hakkı tanınıyordu. Onlara hürmet gösteriliyordu. Çünkü onlar, devlete ve iktidara karışmıyor, Mekke müşriklerinin kanunlarına rıza gösteriyorlardı. Fakat ne zaman ki Rasulullah Sai-Mhhu Aleyhi ve Seiiem, Nübüvvet ve Risaletle ortaya çıkıp, putların ve tağutların hiçbir hakimiyet haklarının olmadığını, hakimiyetin yalnız ve yalnız Allah Teâlâ'ya ait olduğunu söyleyince, O'na ve O'nun getirmiş olduğu dine karşı büyük ve korkunç tepkiler oldu... Çünkü laik devlette, din ve dinî olan şeyler devlete, iktidara ve hakimiyete karışmamalıydı... Karıştığı vakit, işler değişiveriyor ve değerlendirmeler baş kal aşıyordu.
Mekke Şirk Devleti aynı zamanda demokratik bir devletti. Çünkü devletin yönetim merkezi olan "Daru'n-Nedve"adlı parlamentoya kabile temsilcileri, yani kırk yaşını doldurmuş kabile vekilleri iştirak ediyor ve devleti hep beraber yönetiyorlardı. Kırk yaşını bitirmiş kabile vekilleri, kendi kabilesini, diğer bir deyişle kendi düşüncesini, yani partisini temsil ediyordu.
Bu kabile vekilleri ayrı ayn meselelerde kabilelerinin menfaatlerini korumaya çalışırken, tüm Mekke'yi ilgilendiren bir millî mesele olunca hepberaber hareket ediyorlardı. İlkel Mekke Şirk Devleti parlamentosundaki kabile temsilcileri birbiriyle çarpışırken, "millî" diye bilinen meselelerde veya laik-demokra-tik putçu iktidarların zedelenmesi meselesinde ortak tavır alıyor, birleşiyor ve karşıt tarafı yok etmek için el birliği ediyorlardı.
Rasulullah Saiımahu Aleyhi ve Seiiem'e, getirdiği dine ve O'na inananlara karşı Mekke Şirk Devleti parlamentosundaki tüm tağut-lar güç birliği yapıyor ve ortak işkence tavırları alıyorlardı.[22]
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Seiiem ve Sahabesi böyle bir ortamda nasıl davrandılar? Tarihin yönünü değiştiren Hicret olayı nasıl" gerçekleşti? Medine İslâm Devleti nasıl kuruldu? Cihad, kıtal ve on yıllık Medine döneminin durumu ne idi? Bunlar iyice tahlil edilmeli ve bu sorunlara Kitab, Sünnet ve siyer kaynaklarından cevap araştırılıp, net bir sonuca kavuşturulmalıdır.
Canlanmaya başlayan Tslâmî hareket, "bence", "bana göre" gibi indî kanaatlerle yönlendirilemez ve herhangi bir sağlam temele oturtulamaz. "Sence öyledir ama bence öyle değil, böyledir." "Kayır efendim, sence yanlışta, bence öyle değil" gibi "senlik-benlik" kavgalarının bitmesi için esas kaynaklara eği-linmeü ve doğru çıkışlardan doğru sonuçlara varılmalıdır. Yoksa kalkışlar doğru olur da sonuçlar yanlış olursa veya dosdoğru kaynaklardan yanlış sonuç çıkarılırsa, bu, bir sapıtmayla sonuçlanır. Canlı hareketi söndürür, ileriye atılan adımı geriletir...
Müslümanlar arasındaki tüm anlaşmazlıkların çözüm mercii Allah ve RasulÜ olmadıkça, hareket sağlam bir zemine oturmaz.
Allah Teâlâ'ya, Rasuİullah Saiiaiiahu Aleyhi veSeiiems ve mü'min-lerden olan ulû'l-emr'e itaat ettikten sonra herhangi bir anlaşmazlık sonucu meselenin Allah Celle Ceiaiuhu'yet ve Rasulüne götürülmesi şarttır. Allah Ceiie Ce/aVuVya ve ahiret gününe inananlar için, sonuç bakımından bundan başka güzel bir şey yoktur.[23]
Rasuîullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiefr şöyle buyurmakta:
Ben sizi, gecesi gündüzü gibi ap-aydın olan fen küçük bir şüpheyi kabul etmeyen gayet açık) birdin üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helak olanlar o dinden (başka yönlere) sapar. Sizden kim yaşarsa, fazla ihtilâfa şahid olacaktır. Onun için, bilip tanıdığınız Sünnet'ime ve hidayete erdirilmiş olan Hu-lefa-i Raşidîn'in sünnetine yapışınız. Bunları dişlerinizle sıkıca tutunuz. (Ya da musibetlere karşı dişlerinizi sıkınız.) Ba-şınızdaki halife siyah bir köle bile olsa, ona itaatten ayrılmayınız. Çünkü mü'min (tevazu' ve uysallığı bakımından) burnuna yular takılmış deve gibidir. Hangi tarafa sevkediîirse, uyur.[24]
Bütün sapmaları ve saplantıları engellemenin tek çaresi, Kitab ve Sünnet'i iyi kavramak ve bu iki kaynağı kendi usûlleri çerçevesinde anlayıp, uygulamaktır. Yoksa "bana göre", "sana göre" anlayışlarıyla ve dini tartışma sahasına getirmekle zarar edilir, zafer yerine hüsran ortaya çıkar. Bu hüsrandan kurtulanlar ancak gerçekten iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir.
Ne mutlu onlara ve ne mutlu 6igahbîer"e ki, onlar Rasulullah Saiiaiiahu Aleyhi ve Seiiem'ın Sünnet'ine sıkı sıkı sarılıp, rahmetiyle, savaşıyla; yumuşaklığı ve şiddetiyle, adaleti gözeterek O'nun Sünnet'ini yaşarlar...
[1] Ahzab, 33/21
[2] Nur, 24/54
[3] Nur, 24/51-52
[4] Bkz. Kadı Beydavî, Envaru't-Tenzil veEşrani't-Te'vil, İst., 1285, c.l, sh. 282-283.
İmam Kurtubi, Eİ Cami-ıı Li ahkamu'l-Kur'ân, Mısır, 1967, c. 5, sh. 261.
Allame AIûsi, Ruh'ul Meanî, Beyrut, 1985, c. 5, sh. 71.
[5] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l Menakib, Bab: 18, Hds: No: 42
Salıih-i Müslim, Kitâbu'l-Fedâil, B.7, Hds. 20-23
[6] Bakara, 2/85
[7] Siinen-i İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds: 1
[8] Siinen-i İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds: No: 3
[9] Haşr, 59/7
[10] Nisa, 4/80
[11] Âl-iİmran. 3/31-32
[12] Nur, 24/63
[13] Enbiya, 21/107
[14] Ebu Nuaym, Hiiye'den İmam Sııyûti, Câmiu's-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail Mutlu vd., İst. 1996, C.2, SK.197, Hds.I713
[15] Fetih, 48/29
[16] Madde: 96
[17] Madde: 97
[18] Madde: 101
[19] Madde: 102
[20] Madde: 103
[21] İmam Şafiî, Er-Risale, Çev. Ubeydullalı Dalar, Arık. Ty. sh. 32-33
[22] Bilgi için Bkz. M. Asım Koksal, İslâm Tarihi Mekke Devri, C. 1-6, İst. 1987.
İhsan Süreyya sırma, İslâm Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhamed, İsi. 1990 ve İslâmi Tebliğin Mekke Dönemi ve işkence, İst. 1990
Mustafa Çelik, Danı'l Erkam-Daru'n Nedve Çarpışması, İs). 1990.
[23] Bkz. Nisa, 4/59
[24] Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 6, Hds: 43.
Sünen-i Tİrmizi, Kitabu'1-ilm, B. 16, No. 2815
İslami Okul Okulların En Önemlisi