Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

El-Esâs Fi't-Tefsir'den: - Yeyuzununvarisleri - 38. Sayfa

El-Esâs Fi't-Tefsir'den:

 

«Zulmedenlere meyletmeyin. Onlara meyledip, yanaşıp, du­rumlarım beğenmeyin. Herhangi bir günah üzere onlarla yar-dımlaşmaym, onlara katılmayın. Yoksa size ateş dokunur. On­lara meyledip yaklaşmanız sebebiyle size de ateş isabet eder. Sizin Allah'tan başka velîleriniz yoktur. Onun azabından hiç kimse sizi kurtaramayacaktır. Sonra size yardım da edilmez. Burada yer alan "sonra" ifadesi ebediyyen yardım olun­mayacağını ortaya koymaktadır. O halde zulmedenlere yanaş­manız halinde O, size yardımcı olmaz. Çünkü bu yanaşmanız sebebiyle azablandırılmanız hükmünü zaten vermiştir.»[1]

Kıymetli İslâm uleması tarafından kaleme alman tefsirler arasında yaptığımız şu kısa seyhatten bir-iki noktayı kav-ramişızdır herhalde:

1-Rabb'imiz Allah Ceİle Cefolûhu Rasulü Salhlhhu Aleyhi ve Sellem'e dosdoğru hareket etmesini emretmektedir. Yani kendisine emredilenleri tamı tamına yerine getirmesi istenmektedir. El­bette ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ue Sellem vazifesini zerresin­den kürresine kadar yerine getirmiştir. Biz de asırlar sonra "Ve­da Hutbesini duyan Ashab gibi bu hakikate şahidlik ediyoruz.

2- Gerçekten İman etmek suretiyle şirkten ve küfürden tevbe eden, bid'at ve hurafelerden vazgeçen Sahabe de dosdoğru emirlere uymalı ve nehyedilenlerden uzaklaşmalıdır. Onların da imkânlar ölçüşünce vazifelerini yaptıklarını görüyoruz, Onlar gibi, onlardan sonra gelen ve Kıyamet'e kadar devam edecek tüm ümmet fertleri, ayette geçen hitaba muhataptır. Bütün İslâm Milleti, emrolundukları gibi dosdoğru hareket etmek mec­buriyetindedirler. Aşırı gitmemeli... Ne ileri, ne de geri... Yani ne ifrat, ne de tefrit... Vasat ve adil ümmetin fertleri, vasat ve adil olmalıdır.

Rabb'imiz, İlâhımız, Melikimiz Allah Celle Celaluhu her şe­yimizi görmektedir. Yaptıklarımızı ve yapacağımızı en iyi bilen Rabb'imiz Allah Celle Celaluhu''dur. O halde her müsîüman, Kur'ân ve Sünnet ne diyorsa, ona uymak zorundadır. Ne fazla, ne noksan. Her şeyi yerli yerinde yapmak adaletin gereğidir. yerli yerindeki uygulama da ancak islâmî ölçülerde gerçekleşir. Cennet'e girmenin yolu da budur. İşte bir hadis-i Şerif:

"Ebu Abdullah Cabir Bin Abdullah el-Ensnrî Radiyallahu Anh

anlatıyor: Bir adam Rasululah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; "ne der­sin, farz namazlarını kıldığım, Ramazan orucunu tuttuğum, helâl olanı helâl olarak kabul edip, haram olanı da haram say­dığını ve çekindiğim ve bunlara kendiliğimden birşey de kat­madığım taktirde Cennet'e girebilir miyim?" dîye sordu. Ra­sulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu kil

Evet. [2]

İslâm, ne ise öylece kabul edilip, amel edilmelidir. Hevâ ve hevesinden, kendiliğinden, hiçbir Şer'î delili olmadan yapılacak eklentiler ve çıkarmalar elbette kişiyi neiâk eder.

Bundan dolayı İmam Şafiî, Er-Risale adlı usûl kitabında şöyle demektedir: "'Lüzumlu bir habere dayanmadan ve kıyas yapmadan bir söz söylemek, günaha çok daha yakındır ve ilim ehli olmamak demektir. Allah Teâlâ, Rasûl-i Ekrem Salhliahu Aleyhi ue Sellem 'den başka hiç kimseye, ilmî bir delile dayanma­dan, din hususunda herhangi bir söz söyleme hakkı tanımamış­tır. İlmî delil ise Kitab, Sünnet, îcma, asar ve yukarıda ma­hiyetini beyana gayret ettiğim kıyastır. [3]

3- Zulmedenlere kesinlikle meyletmemek gerek. Onlara çok küçük bir hürmet göstermek veya tabî olmak müslümamn ateşe düşmesine vesiledir. Rabbimiz Allah Teâlâ, zalimlerle, kâfirlerle, müşriklerle, tağutlarla ve mörtedİerle kesinkes iliş­kinin kesilmesini emretmektedir. Onların hakimiyeti zorla elde ettikleri bölgelerde onlara karşı durmamızı ve kendilerine boyun eğmememizi emrediyor.

Eğer müstekbir zalim ve kâfirlere karşı kıyam edilmez, on­lara dalkavukluk ederek, zulümlerine yardımcı olunursa elbette onların hükmüne tabî olunmuş demektir. Yani onlardan olunur.

Yukarıda tefsirlerden yaptığımız nakillerden de anlaşıldığı gibi, zalim, müstekbir, kâfir ve rnürted idarecilere kesinlikle ya­kınlık duyulmamalı ve onlara yardımcı olıınmamalıdır. Aksine yeryüzünü ifsad eden bu şeytanî güçlere karşı kıyam etmek ve onları yok edip Allah Teâlâ'mn hükmünün tüm yeryüzüne hakim olmasını sağlamak her müslümana farzdır.

"Fitne tamamen yok oluncaya ve din de Allah için tatbik edi­linceye kadar onlarla savaşın. Fitne çıkarmaktan vazgeçerlerse, zalimler ve aşırılar hariç (hiç kimseye) düşmanlık ve saldın yoktur.[4]

Bir de gelin bugün işgal altındaki ve tağutların hakimiyetin­de bulunan İslâm topraklarındaki duruma bakalım.

Halkı müslüman olan ülkelerde zalimler, kâfirler ve mür-tedler hakimiyeti ele almışlar, insanları beşerî kanunlarla idare etmeye çalışırken, "Kur'ân ve Sünnet hakim olmasın, müs-lümanlar idareyi ele almasın" diye en modern, en korkunç si­lahlarla nöbet tutuyor, milyonlarca polis ve asker besliyorlar. Bütün bu silahlar ve silahlı kuvvetlerinin vazifesi o bölgeye, o ülkeye İslâm hakim olmasın diyedir.

Böyle "Allah düşmanları"mn hakim olduğu ve tüm-güç­leriyle İslâm ile, müslümanlar ile savaşan, her türlü işkenceyi yapan idarecilerin yönettiği ülkelerde yaşayan müslümanlar, dosdoğru İslâm'ı yaşamaya, aşırı gitmemeye çalışırken, mevcut müstekbir tağutî hakim güçlere hiçbir şekilde yardımcı ol­mamaları farz-ı ayndır.

Ne yazık ki, bu farz-ı ayn unutulmuş ve aksine hareketler bariz bir şekilde yaşanmaktadır. Sanki kuzu, kurda âşık ol­muştur. Kendilerine karşı kıyam edilip, tepetaklak alaşağı edil­mesi gereken müstekbir, zalim, mürted ve kâfir idarecilere yar­dım ediliyor, hükümet kendilerine devrediliyor. Gayr-i îslâmî bir yönetimde yerini alsın diye vekiller seçilip gerekli makam­lara oturtuluyor. Hatta böyle bir uygulamayı reddedip katılma­yanlar ihanetle suçlanmaktadırlar. Beyinler dumura uğramış, fi-raset kökten yok edilmiş ve anlayışlar dondurulmuştur.

Allah Celle Cehluhu, "zalimlere meyletmeyin, onlara yardmcı olmayın, zulümlerine, küfürlerine ve irtidadlarma katılmayın, destek olmayın" diye emrederken; müslümanlık iddiasmda olan milyonlarca kişi, zalimleri kendilerine "ulû'1-emr" seçiyor, ülkenin yönetimini onlara devrediyor ve gayr-i İslâmî hüküm­lerine tabi olmayı, birer vatandaşlık görevi bilip uyguluyorlar.

İşte bu gayr-i İslâmî uygulamadan dolayı dünyada alçalma, horlanma ve hüsran ateşi dokunduğu gibi; tevbe edilmez, haller îslâmî Ölçülerde düzeltilmez olursa, ahirette de Cehennem ateşi dokunacaktır.

Yardımcı yalnız ve yalnık Rabb'imiz Allah Teâlâ'dır. O'nun yardımının müslümanlara ulaşması için emirlerine dosdoğru uymak gerekir. Eğer bugün müslümanlara ilâhî yardım gel­miyorsa, müslümanlarm yardımın gelmesi için hep beraber şart­larına tabi olmadıklanndandır.

Halkı müslüman olan "]aik-denıokratik" veya "sosyalist-ırkçı" ülkelerdeki uygulamalara dikkat edilecek olursa, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Yani devlet dinden uzak­laştırılmış ve din de devletsiz bınkılmıştır. Dinden maksat İslâm'dır. Çünkü, "Allah nezdinde hak din, îslâm'dır [5]ve "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi ta-mamladım ve sizin için din olarak îslâm'ı beğendim.[6] ayet­lerinde İslâm'ın yegâne din ve hayat nizamı olduğu beyan edi­liyor.

Bu gibi gayr-i İslâmî güçlerin hakim olduğu ülkelerde İslâm devletsiz bırakıldığı gibi, devlet olmaması İçin tüm ordular ha­vada, karada ve denizde nöbet tutuyorlar. Yani Allah Teâlâ'nın dininin yeryüzünde hakim olmaması için tüm güçlerini har­camaktadırlar.

Ne yazık ki, aldatılmış, itikadı ve ameli dumura uğratılmış milyonlarca "nüfus kâğıdı müslümanı" da onlara malıyla, ca­nıyla yardımcı oluyorlar...

İmam Tirmizî'nin "sahih-ğarib" olduğunu beyan edip nak­letmiş olduğu bir hadis-i şerifte önderimiz/liderimiz/rehberimiz Rasulullah Salfolfohu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

"Dinleyin! Benden sonra birtakım emir (idarecilerin ola­cağım işittiniz ini? Kim onlann yanma girer, onlann yalanlarım doğrular ve haksızlıklan hususunda onlara yardım ederse, o benden değildir, ben de ondan değilim ve havuz başında bana varamıyacaktır. Kim onların yanına girmez, haksızîırlan hu­susunda onlara yardım etmez ve onlann yalanlarım doğrula-mazsa, o bendendir, ben de ondanun ve havuz başında bana va­racakta.[7]

Bu hadis, fasık devlet adamları hakkında buyrulmuştur. Ya kâfir, müşrik, mürted devlet adamları için ne denir? Hal böy­leyken işgal altındaki İslâm topraklarındaki gayr-i İslâmî yö­netimlerde vazife alan, memurluk yapan, onlara yardımcı olup destek veren ve haksızlıklarına göz yumup, zulümlerine ortak olanların hükmünü, önderimiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem beyan işte böyle buyurmuştur:

"(O) benden değildir, ben de ondan değilim ve havuz ba-şmda bana varamayacakur!"

Allahu EkberL. Ne şiddetli bir tehdit!...

Bir başka hadis-i şerifte kaydedildiği üzere, Rasulullah Sal-laliahu Aleyhi ve Sellem's Cennet'e girebilmek hususunda soru soran şahsiyet, şunu da beyan etmişti: "Ve bunlara kendiliğimden bir şey katmadığını takdirde Cennet'e girer miyim?"

Biz de İslâmî hükümlere kafamızda bir şey katamayız. İşte Rasulullah Sallallahu Aleyhi ue Seilem efendimizin beyanı ve işte muhatapları...

Kim ki, gayr-i İslâmî yönetimlerde zalimlere, tağutlara yar­dımcı olursa, onların haksızlıklarını desteklerse ve bu uğurda çalışırsa, Rasulullah Saiialtahu Aleyhi ue Seilem, onu ve bu ha­reketini reddetmektedir. Nasıl oluyor ki, insanlar, Rasulullah SaUatlahu Aleyhi ve Sellem'in reddetmiş olduğu bir hareketle O'nun getirdiği dine yardım etmekte olduğu ve müslümanlara hizmet ettiği iddiasında bulunabilir?

Rabb'imiz Allah Celle Celaluhu, kurtuluşumuz için bizi uya­rıyor, Şeytana ve Şeytanî düzenlere uymamayı bize emrediyor:

"Ey insanoğlu! "Şeytana tapmayın; çünkü o, sizin ap-açık bir düşmanınızdır" demedim mi? Bunu, size Peygamberlerin vasıtasıyla açık-seçik bildirmedhn mi? Ve demedim mı?: Sa­dece bana ibadet/kulluk ediniz; çünkü dosdoğru yol budur. [8]

Yine buyurdu Rabb'imiz Allah:

"Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. (Başka) yollara uymaym. Zira o yol, sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte kötülükten sakının diye Allah, size bunları emretti.[9]

Yeryüzünün varisleri olan muttaki ve muhsin mü'minler şunu bilsinler ki, İslâm ulemasının beyanıyla, Allah Teâlâ'nm yolunda istikamet, her türlü kerametten üstün ve hayırlıdn.[10]

Allah Teâlâ'nm'ın rızasını kazanmanın ve zafere ulaşmanın tek şartı, istikamet üzere olmaktır.



[1] Sait! Havva, El-Esas Fi't-Tefsir, çcv. M. Beşir Eryarsoy, Şamil Yayınlan, İs. 1990,0. 7, sh. 126.

[2] Sahihi Müslim, Kitabu'L-îman, b.4, Hds. i 6 (15)

[3] İmam Şafiî, Er-Risale (Tahkik: Ahmed Mııhammed Şakir) çev. Ubeydullah Dalar, Nur Yayınları, Ank. Ty. slı. 298 (madde: 1467-1468)

[4] Bakara, 2/193.

[5] Al-iImran,3/19.

[6] Maide, 5/3.

[7] Sünen-i Tirmizî Kitabu'I-fiten, B. 61, Hds. No: 2360. (Fâsık Devlet Adam­larından uzak durulması Hakkında)

[8] Yâsîn,36/60-61.

[9] En'am, 6/153.

[10] Bkz. İmam Âzam, Fıfch-l Ekber/Aİiyyu'L-Kârî Şerhi, çev. Yunus vehbİ yavuz ilaveli 3. Baskı, Çağrı Yayınlan, İst. 1981, sh. 424.