Şeyh Said Ve İslâmî Kıyamı - Yeyuzununvarisleri - 40. Sayfa
Şeyh Said Ve İslâmî Kıyamı
Lâik, demokratik ve gayri İslâmî olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu M. Kemal, 1907 yılında Selanik'te Bulgar Türkoloğu î. Marolof ile konuşurken şunları söylüyordu;
"Bir gün gelecek, hayal zennettiğiniz bütün bu inkılapları başaracağım. Mensup olduğum millet bana inanacaktır. Saltanat yıkılmalıda. Devlet yapısı mütecanis bir unsura dayanmalıdır. Din ve devlet birbirinden ayrılmalı, Doğu uygarlığından benliğimizi sıyırarak, Batı uygarlığına aktarmalıyız. Kadın ve erkek arasındaki farklar silinerek yeni bîr sosyal nizam kurmalıyız. Batı uygarlığına girebilmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizde Batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi birgün olacaktır.[1]
M. Kemal, bu sözleri söylerken Osmanlı ordusunda bir subaydır sadece. Daha aradan onbeş yıl geçmeden söylenilenlerin birer birer gerçekleştirildiğini görüyoruz. Saltanat kaldırılıyor[2] Cumhuriyet ilân ediliyor, [3]Halifelik kaldırılıyor[4]Şer'iye ve Evkaf vekilliklerinin kaldırılmas, [5]Tevhid-i Tedrisat Kanunu,[6] Şapka iktisasi hakkında kanun, Latin harflerinin kabulü ve tatbiki, Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun, Takvimin değiştirilmesi, Ölçülerin değiştirilmesi, Soyadı kanunu vs...[7]
Böylece İslâm'dan kopuş başlamıştı. Yöneticiler İslâm'dan koparken, yönetmiş oldukları mazlum milleti de kanun zoruyla koparıyorlardı dinlerinden. Karşı durup İslâm Dini'nde kalmak için direnenleri "İstiklal Mahkemeleri'h'm verdiği kararlarla ya idam sehpalarında sallandırıyor, ya da kurşuna dizmek suretiyle yok etmek istiyorlardı. Kan gövdeyi götürüyor, toplu katliâmlar gerçekleştiriliyordu.
Her sözü, her arzusu ve her hevesi kanun gibi kabul edilen, aynı zamanda kanunlaşan M. Kemal'in düşüncesi iyi tesbit edilmelidir. Onun inancı ve hareketi ne idi?
Eğer bunu doğru tesbit edebilirsek, niçin ona karşı çıkıldığım çok daha rahat anlarız. Aynı zamanda Şehid Şeyh Said Efen-di'nin kıyamı da bu şekilde net olarak anlaşılmış olur.
Hukukî, idarî-siyasî, içtimaA-kültürel ve iktisadî-ekonomik sistem bakımından gayri İslâmi olan demokratik-laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu M. Kemal'in düşüncesi ve inancı şöyledir:
a- Hayat, tabiat ve insan hakkındaki düşüncesi
"Natür, insanları türetti, onları kendine taptırdı da. Ancak insanların dünyada yaşayabilmeleri için, anların tabiata egemenliğini de şart kıldı. Tabiata egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamalardır. Tabiat onları kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten cüda çekinmemiştir. İnsanlar sulardan çıktıkları için önce ilk ceddimiz balıktır. îşîer daha ilerledikçe o insanlar, pra-mat zümresinden türediler. Biz maymunuz, düşüncelerimiz insandır. [8]
b- Din ve devlet idaresi hakkında görüşleri
"Artık Türkiye, din ve Şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar."
"Hilafet, zamanımızda artık yeri olmayan, mazinin bir efsanesinden ibarettir."
"Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar, ilmin muasn- medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telakkisi vicdanî olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimiz muasır terakkisinde başlıca muvaffakiyet âmili görür."
"Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıztırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.[9]
Kendisine en yakın olan şahidlerden birisi, M. Kemal'e oniki yıl "uşaklık" yapmış olan Cemal Granda'dır. Cemal Granda, M. Kemal'in yaşantısını şöyle anlatır:
"Atatürk Harbiye'de okurken, abdestsiz olarak toptan namaza giderlermiş. Orduya katıldıktan sonra da cepheden cepheye koşmaktan, namaz kılmaya vakit bulamamış. Cumhuriyetin ilânından sonra din ve devlet işlerini birbirinden ayırınca rahat bir nefes almıştı. Lâikliği çevresindekilere de aşılamayı başarmıştı. Benim yanında bulunduğum süre içinde hiç namaz kılmadı. Oruç da tutmadı. Ramazan 'îarda içki içer, fakat Kadir Gecesi ağzına katresini koymazdı. Kadir geceleri sofra bile kurdurmazdı. Saygısı büyüktü.[10]
Osmanlı Devleti'nin parçalanan topraklarının bir bölümünde kurulan lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran düşünce, işte buydu.
Bu inanç ve bu hareketle kurulan TC. devletine karşı Şehid Şeyh Said Efendi ve O'nun gibi olan İslâm uleması ve mü-cahidleri harekete geçtiler. Gayeleri, kurulan devletin icraatlarının İslâm'ın ve müslümanların aleyhine olmasmı engellemek, devleti ve yöneticileri İslâmlaştırmak, en azından ıslah etmek idi. İslâmi kıyam bu inançla başladı ve devam etti.
Ankara hükümetinin İslâm ve müslümanlarm aleyhine gerçekleştirmeye çalıştıkları gayri İslâmî kanunları ve devrimleri müslümanlara anlatıyordu Şehid Şeyh Said Efendi. Müslümanları uyarıyor ve birliğe davet ediyordu. 13 Şubat 1925 tarihinde Ergani kazasının Piran Köyü Camii'nde şöyle haykırıyordu:
"Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı. Ve din mektebleri Milli Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cür'et ediyorlar. Ben, bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dini yükseltmeye gayret ederdim.[11]
Ve Şehid Şeyh Said Efendi, kendisinden beklenen mü'min, mücahid ve muttaki tavrım ortaya koymuş, fetvayı vermişti:
"Kurulduğu günden beri Din-i Mübin-i Ahmedî'nin temellerini yıkmaya çalışan Türk Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ve arkadaşlarmm, Kur'ân'm ahkâmına aykırı hareket ederek, Allah ve Peygamber'! inkâr ettikleri ve Halife-i İslâm'ı sürdükleri için, gayri meşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslâm'lar üzerine farz olduğunu, Cumhuriyet'in başında bulunanların ve Cumhuriyet'e tabî olanların mal ve canlarının Şe-riat-ı Garra-yı Ahmediye'ye göre helâl olduğu.[12]
Şehid Şeyh Said Efendi, çevrede bulunan müslüman aşiretlere mektuplar gönderip onları uyarıyor ve İslâmi kıyama davet ediyordu. Davet ve irşad mektuplarından bir tanesi şöyle yazılmıştı:
"Hormek aşireti rüessasmdan Halil, Veli, Haydar ağalara...
Esselamü aleykum ve rahmetulîahi ve berakatihi, lehülhamd velminne.
Hidayet-i Rabbani Din-i Mubin-i Ahmedi'yi kâfir olan Mustafa Kemal'in yed-i zulmünden tahlis etmek gazası niyetiyle Şuşar'a hareket edildi. Bu gaza ve cihadın mezheb ve tarikat tefrik edilmeden "Lailaheillalîah Muhammedurrasulullah" diyen bütün İslâm muvahhidleri üzerinde farz olduğundan minnel kadim memleketimizde büyük bt gayret ve şecaat sahibi olan müslüman aşiretinizin de Şeriat-ı Garra-yı Ahmediye'ye ve bu Cihad-ı Ekber'e ittiba edeceğinize itimadım berkemaldir.
Ya eyyühel ensar, dininizi ve namusunuzu bu mülhidlerin elinden kurtaralım. Size istediğiniz yerleri verelim. Bu dinsiz hükümet, bizi de kendisi gibi dinsiz yapacaktır. Bunlarla cihad farzdır.
Allah yolunda cihad edin ve Öldürün!
4. Kanunisani 1341, Emir-ül Mücahidin Es-Seyyid Mu-hammed Said Nakşibendî.[13]
13 Şubat 1925 tarihinde başlayan kıyam, kısa zamanda etrafa yayıldı, müslümanlarm desteğim kazandı. Lâik, demokratik ve gayri islâmî T. C. Devleti'nin ordusu ile çatışmaya girildi. İslâmi kıyam 31 Mayıs 1925 tarihinde oluk oluk müslüman kam akıtılarak ve korkunç katliâmlar yaparak bastırıldı.[14]
Şehid Şeyh Said Efendi'nin taraftan gibi gözüken içteki casusların ve hainlerin yardımıyla bastırılan İslâmî kıyam için resmî ideoloji tarafından yazdırılan tarih kitaplarında şöyle deniliyordu:
"Şeyh Said ayaklanmasının sert biçimde bastırılması, hükümetin inkılap ilkelerinden hiçbir taviz vermeyeceğini açıklaması, gerici ve tutucu çevrelerde kuşku yarattı. Ancak Takrir-i Sükun Kanunu yürürlüğe girmişti. İstanbul'un gerici basım susturulmuştu.[15]
İslâm'ın hakimiyeti için başlatılan ve bu uğurda cihad edilen İslâmî kıyam, bazılarınca çok yanlış değerlendirildi. Kimine göre bu, bir "Kürt hareketi"ydi. Gayeleri Kürt Devleti kurmaktı. Kimine göre bir "gerici hareket'M. Kimine göre bir "fitne ve bölücü hareket'li.
Elbette geçen zaman, tarih ve reddedilemeyen belgeler bu hareketin Kürtçü, gerici, ve fitneci bir hareket olmadığını ortaya koymuştur. Bu hareketin tüm merhaleleri İslâmi olup, yalnız Allah'ın rızısını kazanmak ve O'nun dinini yeryüzüne hakim kılmak için başlatılmıştır.
Müslümanları katliâm yaparak bastıran lâik, demokratik ve gayri İslâmî TC. Devleti'nin ordusu, başta Şehid Şeyh Said Efendi'yi ve diğer mücahidleri yakalayıp Diyarbakır'da zindana attılar ve korkunç işkenceler yaptılar.
Sonunda İstiklal Mahkemesinin karşısına çıkarıp, haklarında idam kararı verildi. 28 Haziran 1925 tarihinde başta Şehid Şeyh Said Efendi olmak üzere 47 kişi için verilen idam kararı, 29 Haziran 1925 tarihinde uygulandı.[16] Allah Celle Celaluhu'mm dininin hakimiyeti için başlatılan İslâmî kıyamı, şehidlerin şehadetiyle bitti zanneden gayri İslâmî düzenin yöneticilerinin yanıldıklan bir kez daha ortaya çıkmıştı.
Şehadetten önce şöyle diyordu Emirü'l-Mücahidin veya Ha-dimü'l-Mücahidin Şehid Şeyh Said:
"Beni değersiz dallarda asmanıza karşı pervam yoktur. Muhakkakki, yolum İslâm ve Allah içindir!"
Rabb'imiz, Melik'imiz, İlah'ımız Allah buyurmaktadır ki:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Hayır, (onlar) diridirler, Rabb'leri katında nzıklanmaktadırlar. Allah'ın ke-remiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehid olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onlara da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah'ın mü'minîerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.[17]
Rabb'imiz Allah Cetle Celalu hu 'dan şehidlerimize rahmet diliyor, onların uğrunda can verdikleri "İslâm Davası'hı sürdüreceğimize söz veriyor, şehadet şerbeti içip onlara kavuşacağımız günün özlemiyle yanıp tutuşuyoruz!
[1] Akıl Aksan, Atatürk Derki, Kültür bakanlığı Yayınları, Ank. 1986, sh.12-13
[2] 1 Kasım 1922
[3] 29 ekim 1923
[4] 3 Mart 1924, 431 sayılı kanun
[5] 3 Mart 1924, 429 sayılı kanun
[6] 3 Mart 1924, 431 sayılı kanun
[7] Gerekçeleriyle birlikte bkz. Bekir Sıtkı Yalçm-İsmet GÖnülal, Atatürk İnkılabı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ank. 1984
[8] Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Atatürk'ten Düşünceler, M.E.G.S.B. Yayınlan, İst. 1986,sh. 173
[9] Akıl Aksan, Atatürk Der ki, sh. 79-81.
[10] Cemal Granda, Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri, İst. 1971, sh. 182-183 (Turhan Gurkan'ın yayımı). Atatürk'ün Uşağı İdim, Hürriyet Yayınlan, İst. ty. sh.252-253.
[11] Yakın Tarih Şehidler Albümü, Akabe Kültür Eğitim Vakfı Araştırma Merkezi Yayını, İst. 1992, sh. 263.
[12] M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürü araştırma Enstitüsü Yayım, Ank. 1983, 5.baskı, sh. 170 (Not: Bu kitabın yazan, Şehid Şeyh Said Efendinin başlattığı kıyamın en çok aleyhinde bulunanlardan birisi olmasına rağmen, Şeyhin fetvasını gizleyememiş, kitabında kaydetmiştir. Düşmanları büe Şehid'in İslâmî tavnnı tasdik etmişlerdir.)
[13] M.ŞerifFirat,a.g.e.,sh. 171
[14] Inşaallah, yazmaya çalîştiğımız Şehidler Serisİ'nde Şehid Şeyh Said Efendi'nin başlattığı İslâmî kıyamı detaylarıyla izah edeceğimiz bir eser hazırlamaklayız. Aynı seride çıkan eserimiz: "Şehadet ve Şehid Metin Yüksel" ve hazırlamakta olduğumuz diğer eserler: Şeyh Said, İskİlibli Atıf Hoca, Halid el-İslâmbuiî.
[15] Türk înkilap Tarihi, Harp okulları içtin ders kitabı olarak hazırlanmıştır, 2. baskı, Ank. 1973, (TC Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayını), sh. 132
[16] Bkz. Doç. Dr. Ergün Aybars, İstiklal Malkemeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayanları, Ank. 1982, sh. 155-182
[17] Âl-iîmran, 3/169-171
İslami Okul Okulların En Önemlisi