Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 43. Sayfa - Yeyuzununvarisleri

 

Va'dullah

 

Dünya ilk günden bu güne, kendisine verilmiş ilâhî emir ge­reği aynı istikamette dönmekte, gece ve gündüz birbirini ko­valamaktadır, Güneş, devamlı doğudan doğmakta ve batıdan batmaktadır. Yaratılmış olan zaman çok sür'atli geçip gitmekte, dolayısıyla yıllar birbirini takip edip, asırlar birbirine eklenmek­tedir. Mevsimler ard ardına gelmekte ve her mevsimde onun gerçeği olan meyveler, sebzeler oluşmaktadır. Kışın kuruyan ta­biat, ilkbaharla birlikte canlanmaya başlar ve yaz geçtikten sonra sonbaharla birlikte yavaş yavaş kurur, aslına döner. Sanki insanın ömrü gibidir.

Hal diliyle, anlayanlara ilâhî bir mesaj vermektedir. İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimleri, insanın ömrünün bir misalidir. Doğumdan sonra çocukluk devresi, gençlik devresi, ihtiyarlık devresi ve ölümle beraber yeni bir dünyaya doğmak; yani "Ber­zah Alemi'hz intikal etmek. Rabb'imiz Allah Celle CelaSuhu'nan zamanını bildiği "Kıyamet"... Sonra "Haşr"... Sonra da "Mizan", "Sırat".ebedî "Cennef've "Cehennem"...

Bunların tümü "Âdetullah" veya "Sünnetullalı" diye isim­lendirdiğimiz ve iman ettiğimiz gerçeklerdir. Kimisi açıkta, ki­misi de gayıpdadır. Sünnetullah'ta hiçbir değişme olmadığı gibi,

"Va'dullah'la da hiçbir değişme yoktur, olmaz, olamaz da. Va'-dullah, yani "Allah'ın va'c/i "haktır ve gerçektir. Allah Celle Cela­luhu her neyi va'detmiş ise onda zerre kadar şüphe yoktur. Geç­mişte yerine geldiği gibi, halde de yerine gelmiş ve istikbalde de yerine gelecektir. Çünkü alemlerin Rabbi Allah Celle Celaluhu, va'dinden dönmez. O her neyi va'detmişse, va'dettiklerine ver­miştir. İşte Rabb'imiz, İlâh'ımız ve Malik'imiz Allah Celle Ce­laluhu nun va'dlerinden birisi:

"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulu­nanlara va'detmiştir: Hiç tartışmasız onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kûdıysa, onları da yeryüzünde güç ve ikti­dar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini ken­dilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet (kul­luk) ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki, bun­dan sonra küfre saparsa, işte onlar fâsık olanlardır.[1]

Allah Celle Celaluhu, gerçek bir imanla inanıp, salih amel İşle­mek ve yalnızca O'na ibadet edip, hiçbir zaman şirk koşmamak şartıyla yeryüzünün iktidarını va'dediyor. Daha önce bu şartlara riayet edenleri yeryüzünün halifeleri ve mirasçıları yaptığı gibi, şimdi de bu şartlara sadık kalanları yeryüzünün varisleri olarak ilân ediyor.

Ayet-i kerimenin muhtevasına dikkat edilecek olursa, şunlar göze çarpacaktır:

1- Allah Celle Ce?a/u/ıu'nun va'di: Va'dlerin en gerçeği ve en yücesi, yerine gelmesinde hiç şüphe olmayan va'd... Er veya geç yarine gelmiş ve gelecektir de. Dolayısıyla kendisinde hiç şşüpe yoktur. Allah Celle Celaluhu asla va'dinden dönmez. Rabb'imizin bu ilâhî va'di bazı şartlara bağlanmıştır.

2- Önce gerçek iman: Öyle bir iman ki, âlemlerin Rabb'i Allah Celle Celaluhu'Ğan gelen tüm emir ve nehiylere, emirleri yapmak, nehiylerden kaçmak üzere inanmak. Salih ve muhlis bir kalbe yerleşen imanın pratik neticeleri belirleniverir. İman sahibi olan mü'min hayatının en küçük biriminden en büyük bi­rimine kadar, her hâl ve tavrını imanına göre yapar. Her halini, Allah Celle Celaluhu'nun emirlerine göre yönlendirir, o emirleri en son gayretiyle cehd ederek yerine getirmeye çalışır.

Düşüncesinden fikrine, niyetinden ameline kadar tüm faali­yetlerini kaplayan gerçek iman, onu "Tevhid"e yönlendirir. Bu Tevhidî yönelişle Allah'a yönelen mü'min, Allah Celle Ce­laluhu'dan başka tüm yalancı ve uydurma ilâhları reddeder. Allah Celle Celaluhu'dan başka hiçbir kanun koyucu ve nizam va'zedici kabul etmez. Allah Celle Celaluhu'nun hükümleriyle hükmetme­yen ve hava-û heveslerini ilâh edinenlerden yüz çevirdiği gibi, yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve hakimiyet Allah Celle Ce­laluhu'nun oluncaya kadar onlarla cihad eder.

Yegâne önderimiz ve liderimiz Resulullah Sallollahu Aleyhi ve Sellem; şöyle buyuruyor:

"Üç haslet kimde bulunursa, o kimse bu hasletlerle imanın tadını bulur: Allah ve Rasulü kendisine başkalarından daha se­vimli olmak, sevdiklerini yalnız Allah için sevmek, Allah, ken­disini küfürden kurtardıktan sonra, yine küfre dönmekten ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi hoşlanmamak.[2]

3- Salifi amel: Allah Ceile Ceialuhu'nun emirlerini O'nun nzası doğrultusunda yerine getirmek ve nehyettiklerinden alabildiğin­ce kaçınıp sakınmak... Bununla beraber, yine Allah Ce/fe Ceialu­hu'nun emrine tabî olarak Rasulullah Saliaüahu Aleyhi ue Setlem'e itaat edip "Sünnet-i Seniyye"sine sarılmak.[3] Salih amel, İslâm'ı topyekün yaşamaktır.

4- Önceki mü'minlerin güç ve iktidar sahibi oldukları gibi, şimdiki gerçek mü'minlerin de güç ve iktidar sahibi olacakları, ilâhî va'din gereğidir. Önceki müminler, gerçekten iman edip, salih amel işlediler ve Allah Ceile Celaluhu yolunda malları ve canları ile cihad ettiler.[4] Allah Celle Celaluhu da, onların bu ihlâs-larna karşılık kendilerini yeryüzünün iktidar sahipleri yaptı. Mekke'de başlayan İslâmi tebliğ, Medine'de devlet oldu ve Hic­rî birinci asırda yeryüzünde hakimiyetini kurdu. İman, ihlâs ve salih amel ile, yalnız Allah Celie Celaluhu nun rızasını kazan-mayı gaye  edinen  mücahid  müslümanlar,  Allah  Ceile Cehiuhu'nun va'dettiklerine kavuştular. Aynı ilâhî va'd, Kıyamet'e kadar ge­çerlidir. Yeter ki, o ilâhi va'de ulaştıran şartlara sadık kalınsın.

5- Allah Ceile Celaluhu, dinlerini yerleşik kılıp sağlamlaş­tıracak. Rabb'imiz Allah Celie Celaluhu, vahyettiği en son aye­tinde şöyle buyurdu:

Bugün size dininizi kemâle erdirdhn, üzerinizdeki ni­metimi de tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip be­ğendim..[5]

Allah Celie Celaluhu, kafirlerin İslâm'ı yıkmaktan umutlarını kestiklerini ve mü'minlerin kâfirlerden değil, yalnız kendisinden korkmalarını emretmekte, kendileri için seçip-beğendiği dinin 'İslâm"olduğunu beyan buyurmaktadır.

"Din" kelimesini tahlil eden merhum Mevdudî, şöyle diyor: "...Nihayet Kur'ân-ı Kerim nazil olmuş ve bu kelimeyi çeşitli maksatlarım ifadeye uygun bulmuş, bu sebeple de onu en açık ve en belirgin anlamıyla kullanmak, kendisinin dört unsurdan meydana gelen ve en mükemmel nizamı İfade İçin kullanılan bir terim okluğunu ortaya koymaştur ki, bu dört unsur şunlardır:

1) Hakimiyet ve yüce egemenlik.

2) Bu yüksek egemenlik ve hakimiyete itaat edip boyun eğmek.

3) Bu hakimiyetin otoritesi altında meydana gelen ameli ve tikti nizam.

4) Bu nizama uymak, ilılâsla bağlanmaya karşı bu yüce ege­menliğin verdiği mükâfaat veya karşı gelmek suretiyle isyan et­meye karşı verdiği ceza. [6]

İşte "din"kavramının mahiyeti budur. Allah Celie Cefaluhu'nun emirlerine tabî olup yaşayanlara, böyle bir hakimiyeti verip sa-bitleştirecektir.

6- Korkuların giderilip güvenliğin oluşması: Korkmak... Allah Celle Celatuhudan korkmak, imanın gereği... Allah Celie Ce-laluhu'dan başka şeylerden korkmak korkunç bir felâket...

"Artık onlardan korkmaym, benden korkan.[7]

Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun.[8]

İman edip salih amel işleyen İslâm cemaatinin etrafım düş­manlar sarmışsa, onlarda bir korku belirir. Bu korku onların, yani kâfirlerin şahsından, gücünden korkmak değil, onların ani­den saldırmalarından tedirgin olmaktır. Bundan dolayı mü'min mücahidlerin devamlı uyanık ve hazır bulunmaları lazımdır.

Özellikle de "Daru'l-Harb"de yaşayan müslümanların, can­larından, dinlerinden, mallarından, akıllarından ve nesillerinden emin olmadıkları için çok uyanık olmaları şarttır. Çünkü müs-tekbirlerin egemen oldukları ve müslümanların müstez'af bu­lundukları "Daru'1-Harb" bölgelerinde, müslümanlar için ge­rekli olan beş emniyetin beşi de kalkmış durumdadır.

"Asr-ı Saâdet'le de durum aynıydı. Gerek Daru'ş-Şirk olan Mekke'de olsun, gerekse hicretten sonra Medine'de olsun, müs­lümanlar kesin galibiyeti elde edinceye kadar, aynı tedirginlik içinde yaşadılar.

"Rebi' bin Enes Ebu'l Aliye'nin rivayetine göre; yaklaşık ola­rak on sene kadar, Rasulvllah ve Ashabı Mekke'de eşi.ve nazırı bulunmayan Allah'a yalnız başına ibadet ediyorlardı. İbadetle­rini hep gizliyorlardı. Savaş emri verilmediği için korku için­deydiler. Hicret emrini müteakiben savaş emri verildi ve mü's-lümanlar bu savaşlara katıldılar. Bu esnada dahi korku içindey­diler. Silahlı olarak yatıyor ve silahlı olarak kalkıyorlardı. Allah'ın dileği gerçekleşinceye kadar bu duruma sabrettiler. Sonra sahabeden birisi dedi ki: "Ey Allah'ın Rasuîü, ebediyen böyle korkulu mu kalacağız? Emniyete kavuşup silahlarımızı atacağımız bir gün gelmeyecek mi?" Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: "Fazla değil, az sabredeceksiniz. Öyle bir zaman gelecek ki, aranızdan birisi hiçbir demire dayanma-dan kalabhk bir topluluğun yanına varıp durabilecek." Bunun üze­rine Hak Teâîâ iş bu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu ve Allah, sevgili Peygamberini bütün Arab yarımadama hakim, kıldı. Em­niyete kavuştular ve silahlarını omuzlarından indirdiler. Sonra Allah, Peygamberini müslümanların arasından aldı ve Ebu Be­kir, Ömer, Osman devirlerinde de bu emniyet içerisinde ya­şadılar. Sonra olanlar oldu ve Allah, tekrar aralarına korku saldı. Bunun üzerine bekçi ve poJis gibi koruyucular alındı ve sonra değişik değişik şeyler icad ettiler. Onlar bu emniyeti bozunca, Allah da aralarından emniyeti kaldırdı. [9]

Bu rivayetten sonra şu ayeti hatırlamamak imkânsızdır:

"Bu, böyledt. Çünkü bir millet kendilerinde bulunan (güzel meziyeti) değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti de­ğiştirmez. Allah, işitendir, büendir.[10]

7- Yalnızca Allah'a kulluk yapmak ve O'na şirk koşmamak: "Va'dullah"m şartlarından birisi ve en önemlisidir. Hayat ni­zamı olarak Alla Cette Celaluhuh'nun dinini kabul edip tüm iba­detlerde Allah Celle Ceiahhu'ya yönelmek ve O'nun hakimiyetine hiç kimseyi ortak koşmamak gerekir. "Şirkin de çeşitleri ve kı­sımları vardır. Düşünce ve hareketlerle Allah'tan başkasına yö­nelmek ve onun buyruğu altına girmek, bir nevi şirktir.[11]

İşte İslâm âleminde müstez'af bir durumda müstekbirlerin ulmü altında yaşayan müslümanların yeniden, yeryüzünde "güç ve iktidar" sahibi olabilmeleri için gerekli şartlar bunlardır.

Allah Celle CebJuhu'nun emrettiklerini, hiçbir itiraz söz konu­su olmadan kabul etmek ve zafer için gerekli şartlan yerine ge­tirmek, Allah Celle Cehluhuh'nun va'dinin gerçekleşmesinin se­bebidir. Eğer bugün emperyalist kâfirlerin zulmü altında inim inim inleniliyorsa, müslümahlar olarak vazifemizi yapmadığı-mızdandır.

İnşaallah yakın bir zamanda vazifemizi yapar ve Allah Celle Cehluhu'nun va'dine kavuşuruz!.. Allah Celle Celaluhu'nun va'di haktır ve O, va'dinden asla dönmez!...



[1] Nur 24/55

[2] Sahih-i Müslim, Kitabu'Hman, B. 15, Hds. 68 

Sahih-i Buhârî, Kİtabu'1-iman. B. 13, Hds. 14.

[3] Kim Allah'a ve Rasuliine iiaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler de bunlardır." Nur 24/52. Ayrıca Bkz. Nur 24/56, Nisa 4/ 59-65.

[4] Mîi'mîn olanlar ancak o kimselerdir ki, onlar Allah'a ve Rasuliine iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eltiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir." Hucurat 49/15

[5] Mâide 5/3.

[6] Mevdudi, Kıır'ân'a Göre Dört Terim, Çev. Dr. Osman Cilhaci-İsmail Kaya, İst. 1987, sh. 77-78.

[7] Mâide 5/3.

[8] Mâide 5/44.

[9] Seyyid Kııtub, Fizilal-İl Kur'ân Tercümesi {Himmet Yayınlan) C. 10, Sh. 461 . Bkz. el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzul, çcv. Dr. Necati Tetik vd. Erzurum, ty. sh. 365

[10] Enfal8/53

[11] Seyyid Kutub, Fizilal-il Kur'ân, C. 10, Sh. 460.