Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 45. Sayfa - Yeyuzununvarisleri

Gerçek Tehlike

 

Parçalanmaz bir bütün olan İslâm, İlk gün nasıl inmiş, nasıl

anlaşılmış ve nasıl tebliğ edilip tatbikat sahasına konulmuş ise, bugün de aynı metod ile gündeme getirilmelidir. İslâm'ın ken­dine has ilâhî bir metodu vardır. İslam'ı bu ilâhî metodun dı­şında her hangi bir beşerî ve aklî motodla sunmaya alışırsak, İslâm'a ihanet etmiş oluruz.

Bugün tağutun zulmü altındaki toplumun İslâm'ı anlayama-ytşları, İslâm tebliğcileri görünümündeki kişilerin metod armdaki noksanlıktan ileri gelir. Temelinde inkılâb dinamiz­mi olan İslâm'ın ilâhî metodunu bırakmış, toplumun ayak takım­larım ıslah etmeye uğraşıyorlar. "Lâilâhe İllallah" Tevhid ke­limesindeki hikmeti düşünemiyor, yegâne hakimiyetin Allah Ceiie Ceiaiuhu'ya. ait olduğu gerçeğini anlatamıyorlar. Bu nok­sanlık ya gafletten veya cehaletten, ya da ihanetten ileri gel-mektidir!...

Yegâne hayat nizamı olan İslâm bütün incelikleriyle ve ap­açık bir şekilde, ayrıca insanların akli seviyelerince izah edilip abul edilmesi sağlanmadıkça, mü'minierin işi hayli zor olur zor olmasına ama, her zorlukla beraber bir kolaylık da vardır!...

Muvahhid müslürnanlar olarak bizler, tağutun cahil bıraktır­dığı, beyinlerin şirk Ve bid!at ile kirlettiği toplumdaki insanlara Tslâmî tebliği ulaştı imalıyız. Bu davet halkasını alabildiğine ge­niş tutmalıyız. Herşeyden önce davetçi sıfatmdaki mislümanla-nn, bu sıfatın tüm özelliklerine sahip olması gereklidir. İslâm'ı tüm müesseseleriyle tanıdığı ve anladığı gibi, tağutî sistemleri de iyi tanıması gereklidir. Eğer tağutî sistemleri tanır ise, karşı­sındaki muhatabının hangi ideolojiye mensup olduğunu veya hangi tağutî rejim tarafmdan ifsad edildiğini de bilir. Ayrıca "o tağutî rejimin sakatlıkları, hastalıkları nelerdir ve çaresi nedir?" konusunu çok iyi kavradığından, muhatabıyla ilgilenmesi çok kolay olur. Kısa bir zaman içinde başarı üstüne başarı kazanır.

Tağutun hakim, rrıüslümanlarm mahkûm olduğu toplumda, müstekbır kâfirlerin cahil bıraktığı insanlar uyanmasın ve dinî duygulan tatmin olsun diye İslâm görünümü altında çok hurafe ve safsatalar anlatılmıştır. Maalesef çağdaş bel'amlar kurumu vasıtasıyla bunların İslâm'dan olduğu ve birer fariza hükmünde bulunduğu inancı, toplumdaki bilgisiz insanlara kabul ettiril­miştir. Işlâmî gerçekleri çarpıtmış, gayelerinden saptırmışlardır.

Muvahhid ve mücahid müslümanların, Allah Ce/te Ceiaiuhu-nun emrini yerine getirmek ve rızasına erebilmek için tağutî sis­temlere karşı kıyam etmesini "fitne çıkarmak" ile suçlayan be-iam kılıklı herifler, toplumda "üstad" makamına oturtulmuş­lardır. Onlarca baskı yapan kitaplarında şöyle diyebiliyorlar:

''Halbuki zalim sultanıara, hatta kâfir hükümetlere bile ayak­lanmağı dinimiz yasak etmektedir. Böyle ayaklanmak Cihad değil, ahmaklıktır.[1]

Tarih boyunca zalim ve kâfir yöneticilere karşı ayaklanan, kıyam edip cihad bayrağı altında onlarla savaşıp, şehid olan bin­lerce İslâm âlimi ve milyonlarca mücahid müslümanın durumu, bu kişilerin gözünde ahmaklıktır. Libya'da İtalyan kâfirlerine karşı Ömer Muhtar'm, Dağıstan'da Rus kâfirlerine karşı Şeyh Şamil'in mücadelesi -hâşâ- bir ahmaklık mıdır?

Allah Celie Ceialuhu onlardan razı olsun ve rahmet eylesin, bu İslâm kahramanları, bel'amî görüşlere göre hata etmişlerdir. O kâfirlere karşı gelmeyecek ve cihad etmeyeceklerdi. Bu anlayış

karşısında siz söyleyin: Acaba gerçek ahmaklık hangisi?

Diğer bir kitapta ise, yine aynı bel'amî görüşler yer alıyor. Allah Celle Celaiuhu'nun emrini yerine getirmek için harekete geç­menin lifitne" olduğu şöyle vurgulanıyor:

"Müslümanlar, kâfir memleketlerinde de olsa, kanuna karşı gelmezler. Suç işlemezler. Kanuna, hükümete karşı gelmek, fitne çıkarmaya yol açar. Bu ise, caiz değildir. Bir hadis-i şerif de, "Fitne uykudadır. Fitneyi ayandırana, Allah-u Teâlâ lanet etsin!" buyuruldu. Allah Teâlâ müsîümanları fitnelerden, belâ­lardan muhafaza buyursun. Amin.[2]

Meşhur tabiriyle "din adam;"kilığma giren birçok bel'am, bu tür fetvalarla İslâm Dünyası'ndaki cihad erlerinin yollarını ke­siyor ve halkı bu mücahidlere karşı tavır almaya çağırıyorlar.

Allah Celle Cehluhu'rmn ve Rasuîuîîah Satlallahu Aleyhi ve Sellem'in düşmanları olan, İslâm'a hayat hakkı tanımayan tağutî re­jimlere itaat edileceğine ve karşı gelinmesinin caiz olmayaca­ğına dair fetvalar veren bu kişiler, küfre, şirke ve tağuta karşı kıyam edenlere de, "kendilerini tehlikeye atıyorlar' damgasını vurmaktadırlar. Çünkü vazifeleri, muvahhid ve mücahid müslümanları Allah Teâlâ'nm düşmanları olan küfrî ve tağutî re­jimlere esir yapmak olduğundan, kendileri tağutî sistemin çü­rümüş bünyesine payanda oluyorlar ve bunu da "din adına" yapıyorlar; ayet-i kerimeleri çarpıtarak tefsîr etmeye kal­kışıyorlar.

Güzîde sahabeden olan Hz. Ebu Eyyub el-Ensari Radıya/Zabu Anh, gerçek tehlikenin cihadı terketmek olduğunu beyan eder­ken, bilgisiz ve gafil olanlar ise, cihad etmenin tehlike olduğunu savunmaktadırlar!...

Varın gerisini siz düşünün!...

 



[1] Hüseyin Hilmi İşık, Tam İ]milıal-Se'adet-İ Ebediyye, İst. 1974, Onbirinci Baskı, Sh. 982.

[2] Hüseyin Hilmi Işık. Dinde Reformcular, İsi. 1980, 14- Baskı, Sh. 81