Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tarihin Gerçek Yüzü - Yeyuzununvarisleri - 54. Sayfa

Tarihin Gerçek Yüzü

 

İlk insan, ilk Peygamber ve ilk medeniyetin kurucusu Hz. Âdem Aleyhisselam'dan bu güne kadar yeryüzünde iki hizib var­dır. Bu iki hizib veya iki gruptan birisi "Hizbu'r-Rahman", di­ğeri "Hizbu 'ş-Şeytan "dır. Tarih boyunca Hizbu'r-Rahman imam, adaleti, hakkı ve Tevhidi temsil etmiş; Hizbu'ş-Şeytan ise küfrü, şirki, zulmü, bâtılı ve sapıklığı temsil edegelmiştir.

Dün olduğu gibi, bugün de yeryüzünde şu iki cepheden baş­kası yoktur: "îman Cephesi" ve "Küfür Cephesi." İman cep­hesinde mü'minler ve müslümanlar yer alırken, küfür cep­hesinde kâfirler, müşrikler ve münafıklar yer almaktadır. Bu iki cephe arasında Hz. Adem Aleyhissetom'dan bu yana süren ayrılık, mücadele ve savaş sürmekte ve sürecektir de!..

İman cephesindeki mü'min ve müslümanlar, Allah Ceile Ce-laiuhu'nun Kitab'ına ve Rasulullah Saliallahu Aleyhi oe Seliem'in Sün-net'ine sarılıp, onunla amel ederken; küfür ve şirk cephesinde yer alan kâfir ve müşrikler ise, Allah Celle Cehluhu'dzn gelen vahyi inkâr etmekle kalmayıp, heva ve heveslerine taparak, yanlarından çıkardıkları kanunlara, nizamlara tâbi olmaktadırlar. İşte bu "râği'ler, dün olduğu gibi bugün de yeryüzünü ifsat et­mekte, insanlığın başına belâ olmakta ve tüm dünyayı ateşe ver­mektedirler. Rabb'imiz Allah Celle Celaluhu onları bize tanıtmakta ve içyüzlerini şöyle anlatmaktadır:

"İnkâr edenlere gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır. Onlar için büyük bir azab varcbr[1]

Kur'ân-ı Hakîm'de kâfir ve müşrikler için vahyedilmiş ayet-i kerimelere dikkat edilecek olursa, inkâr edenleri sözlerinden ve hallerinden tanımak mümkündür. Çünkü onların iç ve dış ya­pısıyla ap-açık anlatıldığı bir gerçektir. Bunların geçmişteki Ör­nekleri, Fİravun'dur, Nemrud'dur, Şeddâd'dır, Ebu Cehil'dir, Ebu Leheb'dir ve Velîd Bin Muğîre'dir. Elbette ki, bu kâfir ve müşriklerin lideri de, Şeytan'dır. Bunlar ve bunlar gibi olanlar, Hizbu'ş-Şeytan'ı oluştururlar. Bunları tanımak her müslümanın vazifesidir. Bunlar, geçmişte yaşayan Hizbu'ş-Şeytan'dır.

Bugün aramızda dolaşan temsilcileri de var. Bu temsilcileri tanımak ve şerlerinden korunmak için onlarla mücahede etmek şarttır. Geçmişin Firavun'u, Nemrud'u, Hâman'ı, Karun'u ve Bel'am'ı şimdi bizim aramızdadır. Ölen Ebu Cehil ve Ebu Leheb o çağm Ebu Cehil ve Ebu Leheb'iydi. Çağımızda ve üzerinde yaşadığımız topraklarda Öyle Ebu Cehil ve Ebu Leheb'Ier vardır ki, İslâm'a ve müslümanlara duydukları kinden ve mü'minlere yaptıkları zulümden dolayı seleflerinin takdirim kazanmış olup, onlara parmak ısırtmışlardır.

Dünkü Ebu Cehil ve Ebu Leheb'Ierin Allah Teâlâ'nın ha­kimiyetini ve hükümlerini reddedip kendi havalarından uy­durdukları kanunlar için karar aldıkları Mekke'deki "Daru'n-Nedve", bugün demokratik seçimlerle oluşan "parlaıvento"[aia dönüşmüştür.

Ebu Cehil, Allah Celle Celaluhu'nun nizamını, yani İslâm'ı hiç-. bir zaman ve hiçbir yönüyle Mekke'deki Şirk Devleti'nin hiçbir müessesesine karıştırmak istemiyordu. Dini, yani İslâm'ı ta­mamen   yönetimin dışında tutmak ve hayatın hiçbir sahasına etki etmemesini sağlamak için büyük mücadelelere girişti.

Onun bu kâfirce direnişi İslâm tarihi kitaplarının Mekke dö­nemini anlatan kısımlarından okunabilir. Ebu Cehil gibi bir kâfir ve müşrikin, din ile hayatı birbirinden ayıran bir zihniyete sahip olduğu görülecektir. Firavun, halkını demokrasi ile yö­netiyor, Ebu Cehil ise laiklikle yönetmeye çalışıyordu.

Firavun dönemi yönetiminin "Demokrasi" olduğunu bize Kur'ân-ı Kerim şöyle haber veriyor:

"Firavun, o yerde ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrailoğulları'm) za­yıflatıyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bu-akıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.[2]

Ayete  dikkat edecek  olursak,  yönetimi elinde .tutan  Fi-ravun'un zor kullanarak, zorbalık yaparak hakimiyetini sağ­ladığını ve yönetim şeklini çeşitli partilere dayandırdığını görüriiz. Bu partilerin taraftar!arının bazıları azınlıkta kalıyor ve ezilmeye mahkûm oluyorlar. Bazıları ise, çoğunlukta olup yönetimde söz sahibi haline geliyorlar. Demokrasilerde de durum temelde bundan farklı değildir.

İşte Allah Celle Cetatuhu'nun Peygamberi Hz. Musa Aieyhissefam ve Hz. Harun Aleyhissehm, böyle bir zulüm ve tağutî rejime karşı çıktılar. Allah Teâlâ'nın emriyle bu tağut ve zulüm düzenine karşı mücahede ettiler. Hatta Firavun'un, bu tağutî rejimi bir inanç haline getirip onu halkına bir din olarak kabul ettirdiği de bir gerçektir. Çünkü Firavun şöyle diyordu:

"Bırakın, Musa'yı öldüreyim de, Rabb'ine yalvarasm. Çünkü ben O'nun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde boz­gunculuk çıkaracağından korkuyorum.[3]

Dünkü Firavun ne ise, onun halefi olan bugünkü Firavunlar da aynıdır. Mü'min ve müslümanları bozguncu, yani anarşist ilân edip, onlara en korkunç İşkenceler yapıyor, asıyor ve kur­şuna dizip şehid ediyorlar. Evet, müslümanlara karşı en şiddetli tedbirleri alıyorlar ki, bir din haline getirdikleri firavunî ve tağutî rejimleri sarsılmasın; uyutmuş oldukları mazlum- halk uyanmasın!.

Allah Teâlâ'nın Rasulü, önderimiz Hz. Muhammed Saiiaitabu Aleyhi ve Seilem, Ebu Cehil'in Daru'n-Nedve'sine ve cahili sis­temine karşı çıkıp, onların beşerî/tağutî rejimlerini yıkmak için Allah Celle Cehluhu'dan almış olduğu "Vahiy Nizam ı"m ortaya koydu. Bu durum karşısında Ebu Cehil'in ve hempalarının ta­vırları, direnişleri ve mücadeleleri bilinen şeyler olduğu için sözü uzatmaya gerek yok.

Allah Celle Celaluhu'nun dinini, yani İslâm'ı Mekke şehir-devletinin yönetimine karıştırmayan Ebu Cehil, onun hayata hakim olmasını da kesinkes istemiyordu. Din ile yönetimi ve din ile dünya hayatını tamamen birbirinden soyutlamak fikrindeydi. Bu İnancından dolayı onüç sene boyunca Mekke'de Rasulullah Salhliahu Aleyhi ve Sellem ve mü'minlerle çarpıştı, onlara pek çok işkenceler yaptı. Daha sonra Bedir savaşında da onlara karşı çarpıştı ve o sırada gebertildi. Böylece hemfikri olan Firavun ve Nemmd'un yanma, yani Cehenneme-i Zümera'ya gitti.

Kafirler, müşrikler, tağutlar, sekularistler, laikler, de­mokratlar ve cümle ideoloji sahipleri, cümle "-izm" sahipleri, Allah Celle Celatuhu düşmanları için yaşasın Cehennem!

Ebu Cehil'in halefleri olan çağdaş sekularistler ve laikler de, tıpkı Ebu Cehil gibi vahiy nizamı olan İslâm'a ve ona inanan müsîümanlara karşı çıkıp, İslâm'ı hayattan uzaklaştırmak is­tiyorlar. Bu çağdaş müşriklere karşı müslümanların tavrı, sa­habenin Asr-ı Saâdet'teki tavrı gibi olmalıdır!



[1] Bakara 2/6-7.

[2] Mümtehine28/4

[3] Mü'min, 40/26.