Dördüncü Bolum - Külliyat - Yitirilmisemniet - 5. Sayfa
DÖRDÜNCÜ BOLUM
Nesil Emniyeti
"Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz, sizi topraktan yarattık.[1]
"Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya da bir çamurdan başlayandır.
Sonra onun soyunu bir özden (sülaleden) basbayağı bir sudan yapmıştır.
Sonra da onu, düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz?[2]
İnsan kulunun bedenini basbayağı bir topraktan yaratıp ona ruhundan üfleyen İlâhımız, Rabbimiz ve Melikimiz Allah Teâlâ, yalnız ve yalnız kendisine tapan, ibadet eden,[3] yani katıksız iman ettikten sonra yalnıza Allah'ın kanunlarına itaat eden, O'ndan başka tüm yalancı ve sahte ilâhları, rableri ve melikleri reddeden[4] muvahhid mü'min kullarını yeryüzünün varisleri[5] ve halifeleri yapmıştır...
"O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle, sizi denemek için kiminizi, kiminize göre derecelerle yükseltti. Şübhesiz, senin Rabbin sonuçlandırması pek çabuk o- î landır ve şübhesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.[6]
Rabbi Allah tarafından çamurdan ve karmaşık bir sudan yaratılan insan, imtihana tabi tutulmuş, bu arada kendisinin hayatında karşılaşacağı doğrular ve yanlışlar öğretilip, doğrular emredilmiş, yanlışlardan men'edilmiş, fakat zorlanmamış, seçim hususunda serbest bırakılmıştır... İnsan, kendisine verilen irâde hürriyetiyle doğruyu, hakkı, güzeli ve iyileri seçip şükredici muvahhid mü'min bir kul olabileceği gibi, batılı, kötülüğü ve yanlışı seçerek nankör bir kul da olabilir.[7]
Yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), insan kullarını bir tek nefisten yarattığını, ondan da eşini yaratıp her ikisinden bir çok insanlar türettiğini beyanla şöyle buyurur:
"Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşiini yaratan ve her ikisinden bir çok erkek ve kadın türetip ya- j yan Rabbinizden korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle birbi-rinizle dilekleştiğiniz Allah'dan ve akrabalık (bağlarını koparmaktan sakının. Şübhesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.[8]
İnsan kullarını bir erkek ve bir dişiden yaratan Mevlâ-mız Allah (c.c), insan kullarını birbiriyle tanışsınlar, yaratılıştaki hikmeti araştırsınlar ve yaratılış gayelerini bilip ona göre davransınlar diye onları kabile kabile, kavim kavim halklar şeklinde kılmıştır... Bu da, yaradılışın bir hikmetidir ve bu, böyledir... İnsan kullarının, takvadan başka Allah indinde üstünlükleri yoktur... Kim Muttaki ise, yani sağlam bir
Tevhid, katıksız bir iman ve salih bir amel sahibi ise, böyle olmayanlardan, ya da bu konuda zayıf olanlardan üstündür.[9]
Rabbimiz Allah'ın hikmeti gereği, yalnızca O'nu Rabb olarak bilip, iman edip, itaat ederek ibadet etsinler ve Rabbleri Allah'ın kanunları gereği yaşasınlar diye yaratılan insanları[10] nziklandıran Allah, onların inkarcı birer nankör olmamaları için kendilerini uyarmaktadır...
"Allah size, kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden de çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?[11]
Eşler, çocuklar ve torunlar, mü'min ve salih olmak kaydıyla dünyada Allah'ın en güzel bağışı olduğu gibi, ayrıca güzel ve helâl nimetlerden de rızıklandırmıştır Rabbimiz, kullarını...
Bütün bunlardan sonra gerçekten akıl sahibi ve düşünenler, batıla sapmaz ve nimetlere karşı inkarcı nankör olmaz...
Rabbimiz Allah'ın yaratması ve aralarındaki hukuku tanzim edici hükümlerini beyan ettiği insan ailesi, bir erkek, bir dişi ve onlardan türeyen çocuklardan oluşmuştur... Baba, anne ve çocuklardan oluşan ailenin varlığı, Rabbimiz Allah'ın, yegâne yaratan ve emr eden Rabb, İlâh, Melik ve Mevlâ oluşuna birer delü, birer ayettir...
Şöyle buyurur Rabbimiz (c.c):
"Onda sükûn bulup durmanız için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şübhe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.[12]
îman eden ve imanın gereği gibi yaşamaya çalışan ferd, nasıl ki, Rabbine karşı, nefsine karşı sorumlu ise, ailesi, yakın çevresi, içinde yaşadığı topluma ve tüm dünya insanlığına karşı sorumludur... Sorumlukları derece derecedir... Ki-, mine az, kimine çok, kimine daha çok sorumluluğu olan ferd, bu sorumlulukları Rabbi Allah'ın emrettiği şekilde yerine getirmelidir... Allah'ın emirlerini, yani kanunlarını bir yana bırakıp kendi nevasından ortaya koyduklarına veya birileri tarafından yapılan kanunlara tabi olup hayatını ona göre düzenlemesi, Allah'a kul olmayı bırakıp, kanunlarıyla a-mel ettiklerine kul olmaya başlar... Böylece Allah'ı bırakıp tağutlara kul olmuştur... Allah'dan başkasına kul olmak, Allah'ın emirlerine itaat etmeyi bir yana bırakıp, başkalarının emir ve arzularına boyun eğip itaat etmek demektir... Allah'a kul olmak, tağutları tüm ideolojisi, rejimi, kurum ve kuruluşlarıyla reddetmekle gerçekleşir.[13]
Bu, böyledir!..
Ferd ve toplum olarak, kimin kanunlarıyla yönetiliyor ve hayat tanzim ediliyorsa, onun kulu olmak gündeme gelir... Allah'ın kullan, Allah'ın hükümleriyle ve RasuluIIah (s.a.s.)'in uygulamasıyla hayatlarını tanzim ederken, tağutun kulları da, onun heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarıyla hayatlarını tanzim ediyor, iş ve güçlerini ona göre ayarlıyorlar[14]
Gerçekten Allah'a kul olanlar, Rabbleri Allah'ın emirlerine göre inanan, düşünen ve hareket edenlerdir... Rabblerj Allah (c.c.) ve O'nu Rasulü (s.a.s.), bir şeyde hüküm verdiler mi, gerek kadın olsun, gerek erkek olsun mü'min olanlar, itirazsız hemen teslim olurlar.[15]
Rabbimiz Allah, imtihan sahası olan yeryüzüne gönderdiği kulları arasındaki hukuku beyan buyurmuştur... İman e-den bir erkek ve iman eden bir kadın, katıksız iman ve Tevhid akideleri gereği, Rabbleri Allah'ın onlar için beyan buyurduğu haklara razı olmuşlardır... Zaten imanın gereği bu değil midir?..
İşte muvahhid Aile'nin sağlığı, selameti için Rabbi-mizin beyan buyurduğu hikmet dolu haklardan birisi de şudur:
"Allah'ın bazısını, bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar ü-zerinde sorumlu yöneticilerdir..[16]
Muvahhid mü'min erkek ve kadından oluşan Aile'nin ferdinin arasındaki hukuk, Kitab, yani Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet'ten oluşmuş İslâm hukukudur... Allah ve RasuluIIah (s.a.s.)'in hükmüne iman edip tabi olan anne ve baba, bir araya gelmelerinden Allah'ın izniyle meydana gelecek nesillerden, yani çocuklarının ve torunlarının..... Mü'min ve salihferden olması İçin Rabblerİne dua ederler... Duaları hem kalî, hem de fiili olmalıdır... Hem bu konuda Allah'a yalvarır, niyazda bulunur, hem de muvahhid mü'min ve salih evlad için gerekli ortamı hazırlamaya çalışırlar...
Rabbimiz Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de muvahhid Etilenin örnek davranışlarını beyan buyurur:
"Orada Zekeriya, Rabbine dua etti: 'Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları i-şitensin' dedi.[17]
"İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi de şöyle dua etmişti:) 'Rabbimiz, bizden (bunu) kabul et. Şübhesiz Sen, işiten ve bilensin.
Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan da Sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet kıl. Bize, ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şübhesiz Sen, tevbeleri kabul eden ve e-sirgeyensin.
Rabbimiz, içlerinden onlara bir Peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları a-rındırsın. Şübhesiz Sen, güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.'
Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun Biz, O'nu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O, salihlerdendir. Rabbi, O'na: 'Teslim ol' deyince (O): 'Alemlerin Rabbine teslim oldum', demişti.[18]
Allah Teâlâ'nm Rabb, kendisinin kul olduğunun şuuruna var muvahhid mü'minlerin tavrıdır, bu tavır... Kendilerinin kurtuluşunu diledikleri gibi, kendilerinden türeyen ve tü-reyecek olan soylarının da kurtuluşunu dilemek... Kendilerinden sonra gelecek nesli, en az kendileri kadar düşünmek... Kendileri muvahhid mü'min müslümanlar olduğu gibi, soylarını da, Allah'ı Yegâne Rabb bilen ve iman eden muvahhid mü'min müslüman olmasını istemek... Onlara, dosdoğru yolu gösteren, onları hakka irşad eden, aralarında Allah'ın ayetlerini okuyup, Allah'ın hükümleriyle hükmeden, onlara Kitabı ve hikmeti Öğreten bir Peygamber gönderilmesini dilemek... Böylece kendilerinden sonra gelen soyları, şirk, küfür, nifak, fısk ve fücurdan arınmış olacak, Allah'ın hükümlerine ve Peygamberinin Sünneti'ni, yani Allah'ın hükümlerinin hayata uygulanışına tabi olacak, kurtuluşa erecekler...
Yüklenmiş olduğu mes'uliyetin ve kuşanmış olduğu vazifenin şuurunda olan anne ve babaların, kendilerinden türeyen nesillerine karşıki tavırları böyledir... Onların emniyetlerini sağlayan bir ortam hazırlamak, dinlerini, canlarını, akıllarını ve mallarını koruyacak bu neslin emniyeti çok sağlam olmalıdır... Tüm kötülüklerden arınmış, şeytanın hilelerini sezmiş ve tuzaklarına düşmemiş bir şekilde, hak üzere bir hayat sürecek muttaki bir neslin yetişmesi için çok ciddî çalışmalara ihtiyaç vardır... Nesil emniyetinin sağlanması ve korunması, ferd ferd her muvahhid mü'min için vazgeçilmez bir vazifedir...
Muvahhid mü'min, mütakki müslüman olup kurtuluşa ermiş olan neslin vasıflarını şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah:
"O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendilerine muhatab oldukları zaman da, 'Selâm' derler.
Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
Onlar: 'Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir, gerçek şu ki, onun azabı, ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır)' derler.
'Şübhesiz o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konaklama yeridir.'
Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de kısarlar (harcamaları), ikisi arasında orta bir yol olur.
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.
Kıyamet günü, azab ona kat kat artırılır. Ve o, içinde a-şağilanmış olarak temelli kalır.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunan başka, İşte onların günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabuî edilmiş olarak Allah'a döner.
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözlerle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçerler.
Onlar, kendilerine Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.
Ve onlar: 'Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahihlerine Önderler kıl* diyenlerdir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılaşırlar.
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. O, ne güze! bir karargâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.[19]
"Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misak) bozmazlar.[20]
Ve onlar, Allah'ın ulaştırmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rabblerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesabtan korkarlar.
Ve onlar, Rabblerinin yüzünü (hoşnudluğunu /rızasını) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılar, kendilerine rızik olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler[21] ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara, her bir kapıdan girip (şöyle derler):
'Sabrettiğinize karşılık selâm size. (Dünya) yurdun(un) sonu ne güzel.[22]
"Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerine hamd ile teşbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: 'Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımımdan her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenlere ve Senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.
Rabbimiz, onları, Adn cennetlerine sok ki, onlara (bunu) va'dettin, babalarından, eşlerinden ve soylarından saiih olanları da. Hiç şübhesiz Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.
Ve onları, kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet de etmişsin. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.[23]
Bu en güzel, en kıymetli ve yüce değerlere sahib muvahhid muttaki mü'min müslümanlar, ancak Allah'ın hükümleriyle hükmolunan, yani hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarın da adil muvahhid mü'min-lerin olduğu bir Daru'l-İslâm'da emniyet içinde kendilerini, çoluk-çocuklarını koruyabilirler... Çünkü Daru'l-îslâm, emniyetin tamamen mü'min müslümanlara, korkunun da müşrik ve kâfîr tağutlara aid olduğu bir ülkedir... Bunun tam aksi, yani emniyetin müşrik ve kâfir tağutların,korku daı mü'min müslümanlar aid olduğu ülke de, "Daru'1-Harb" dir...
"Daru'1-Harb, ancak tek bir şartla Daru'l-îslâm olur. O da: İçlerinde İslâm'ın hükmünü izhar etmektir (açıktan yapmaktır)."
(Daru'l-îslâm'ın, Daru'l-Harb'e dönüşmesi için) "îma-meyn (İmam Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed)'e göre ise, bu durumda bir şart yeter, başkası gerekmez. O da: Küfür ahkâmını izhar etmektir (açıktan yapmaktır). Bu, kıyastır.[24]
İyi ve temiz insanlar, iyi ve temiz ortamlarda, iyi ve temiz şartlarda yetişir, iyiliklerini ve temizliklerini korur, devam ettirirler...
Allah'ın razı olduğu, mü'min müslüman kullan için seçip beğendiği kâmil nimeti, yegâne hayat nizâmı İslâm, bütün bu iyi ve temiz şartlan ve ortamı hazırlamıştır... İslâm Nizâmı, iyi ve temiz muvahhid mü'minlerden oluşmuş toplumun nizâmıdır... Bu nizâmda hakimiyette olan mü'min müslümanlarm din, can, akıl, nesil ve mal emniyetleri sağlandığı gibi, bu nizâmın ve Daru'l-İslâm'ın vatandaşı olan gayr-i müslimlerin de din, can, akıl, nesil ve mal emniyetlerinin gereği üzere sağlandığı bir kez daha hatırlatmakta ve hatırda tutmakta fayda umulur...
Böyle muvahhid, muttaki, mü'min müslüman bir neslin yetişmesi ve kendini koruması için Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in emirlerine uygun davramlması, Tevhid akidesinden ve salih amelden taviz verilmemesi gerekir... İyi, temiz, güzel, olgun ve şahsiyetli müslümanlardan oluşan İslâm toplumunda, tertemiz nesillerin oluşup devam etmesi için, nesil emniyetini ortadan kaldıran, korkunç bir belâ olan zina ve fuhşun her türlüsü tamamen ortadan kaldırılmıştır... Zinanın yapılmaması değil, ona yaklaşılmaması emredilmiş, zinaya götürücü en küçük bir ihtimalin bile kapısı sımsıkı kapatılmış, yolları tamamen tıkanmıştır...
Bütün bu önlemlere rağmen, birileri nefsî duygularının ve en büyük düşmanımız olan lanetlenip kovulan şeytanın peşine düşer, onlara mağlub olur ve zina yapacak olursa, dört adil şahidin şartlan gereği şehadeti, veya kendisinin şartları gereği itirafı sonucu, gerekli ceza ile cezalandırılır...
İslâm Neslinin korunması ve bozulmaması için her türlü önlem alınmış olduğu beyan edildi...
Bunların ilki, meşru yoldan, yani İslâm'ın öngördüğü şartlarda evlenmektir... Evlenme çağma gelmiş, akîl-baliğ ve raşid mü'min ve mü'minelerin helâl yoldan, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti gereği n i kâh 1 anmaları ve evlilik hayatını İslâm üzere devam ettirmeleri tavsiye edilmiştir... İslâm'ın hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, gerek bekârların, gerekse dulların evlenmesi için her türlü kolaylık sağlanmış ve evliliğe teşvik edilmiş, maddî ve manevî imkânları olup da ev-lenmeyenler hoş karşılanmamıştır...
Abdurrahman b. Yezid, şöyle demiştir:
Ben, Alkame ve El-Esved ile beraber, Abdullah İbn Mes'ud'un yanına girdim.
Abdullah İbn Mes'ud, şöyle dedi:
Bizler, Rasulullah (s.a.s.)'in maiyyetînde (evlenmek i-çin) hiç bir imkân bulamayan gençler idik. Rasuluİlah (s.a.s.), bize:
"Ey gençler zümresi, evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan en çok men'eder, fere i de en iyi korur. Evlenmeye gücü yetmeyen de, oruca devam etsin. Çünkü oruç tutmak, kişi için bir inemedir (yani şehveti kıran bir şeydir)." buyurdu.[25]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan. Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: "Evlenmek, benim sünnetimdir. Kim benim bu sünnetim ile amel etmez (bundan yüz çevirir) ise, benden değildir. Ve evleniniz. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar edeceğim. Kimin evlenme harçlığı var ise, evlensin. Kim (bu masrafı) bulamazsa (nafile) oruç tutmalıdır. Çünkü şübhesiz oruç, sahibi için şehvet kırıcıdır.[26]
Enes b. Malik (r.a.), şu ibretli olayı nakleder:
Üç kişi Rasuiullah (s.a.s.)'in evine geldi de, Ra-sulullah'ın ibadetinden soruyorlardı. Bunlar.a., Rasulullah'ın ibadeti haberi verilince, kendileri bu ibadeti azımsadılar ve:
Biz nerede, Rasulullah nerede? Muhakkak Allah, Ra-sulullah'm geçmiş olan ve gelecekte işlemesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir, dediler.
İçlerinden biri:
Bana gelince ben, geceleri dâima namaz kılacağım* dedi.
Diğeri de:
Ben, her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım, dedi.
Üçüncüsü de:
Ben de, kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim, dedi.
Onlar, bu sözleri söylerken Rasuiullah (s.a.s.), onların yanlarına çıkageldi de:
Sizler, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat e-din! Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin AUah'dan en çok korkanınız ve en takvalı olanınız bulunuyorum. Bununla beraber ben, oruç tutarım, oruçsuz bulunurum, nafile namaz kılarım, (gecenin bir kısmında) uyurum; kadınlarla da evlenirim. (İşte benim Sünnetim, hayat yolum budur.) Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse o, benden değildir.[27]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), bir şey yapmış da, o hususta insanlara ruhsat vermişti. Bir topluluk, o işten çekindi ve ona yanaşmadılar. Onların bu çekingenliği, Rasulullah'a ulaşınca, hemen hutbeye çıkıp Allah'a hamdetti, sonra:
"Bir takım cemaatlere ne oluyor ki, benim yapmış olduğum işten çekiniyorlar? Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'ı, onların, en bileniyimdir ve Allah'a saygısı en şiddetli olaniarryımdır." buyurdu.[28]
Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), şöyle anlatır:
Kadınları terk edip (onlardan uzak yaşayan) kimselerden olan Osman b. Maz'un'un işi ortaya çıktığında Ra-sulullah (s.a.s.), Ona (haber) gönderip (çağırttı. Gelince) de şöyle buyurdu:
"Osman, şübhe yok ki ben, ruhbanlıkla emrolunmadım. Sen, benim Sünnetimi terk mi ettin?"
(Osman:)
Hayır, ya Rasulullah, cevabını verdi.
(O zaman Rasulullah, s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şübhe yok ki, namaz kılmam, uyumam, oruç tutmam, yemek yemem, evlenmem, boşamam benim Sünnetimdir. Artık kim benim Sünnetimi terk ederse, benden değildir.
Osman, muhakkak ki, üzerinde ailenin hakkı vardır, ü-zerinde nefsinin hakkı vardır.[29]
Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), şunu da nakleder:
Rasulullah (s.a.s.), Osman b. Mez'un'un kadınlardan kesilip evlenmekten çekinmesini reddetti. Eğer Rasulullah, O'nun kadınlardan kesilip çekinmesine izin verseydi (biz, daha ileri giderek) muhakkak hadımlaşırdık.[30]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha),şöyle beyan eder:
Rasulullah (s.a.s.), tebettüiü (evlenmeyip kadınlardan , uzak yaşamayı) nehyetti (yasakladı),[31]
Meşru şartlarda, yani İslâm'a uygun evliliğin teşviki ve evlenmemekten alıkonulma, yalnız erkekler için geçerli değil kadınlar için de geçerlidir... Çünkü mükellef olma bakımından erkek ve kadın arasında hiç bir fark yoktur... Mü'rnin müslüman erkek salih amel konusunda neye muha-tab ise, mü'min müslüman kadın da ona muhatabdır ve her ikisi de aynı şeyden mes'uldürler.[32] Elbette kadının, kadınlık özelliğinden dolayı ibadet konusunda bazı şartlarda değişmeler malumdur... Yalnız evlenmek konusunda erkek için olan, kadın için de geçerlidir... Çünkü ayet-i kerime'de de buyrulduğu gibi, mü'min erkek, mü'min kadın için bir örtü olduğu gibi, mü'min kadında, mü'min erkek için bir örtüdür... Dolayısıyla her ikisi de, birbirilerinin tamamlayıcısı ve koruyucusudurlar... Birbirlerinin lazımı ve muhtaçlarıdırlar...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ (c.c):
"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.[33]
İslâmî şartlarda evlenmenin gayesi, sadece şehevî ve duygusal olarak teskin olmak değildir... Evlilik sonucu yeni neslin türemesi ve onların Müslümanca yaşamalarına vesile olmak, yani İslâmî bir ortamda Ümmetin vasıflarını üzerinde taşıyan ve ümmeti temsil eden ferdlerin oluşmasını sağlamak, evlenmenin en önemii gayesidir... Bu yüce gayeye hizmet etmek için evlenilir... Elbette bu hareket ile de, tabiî ve şehevî duygular teskin olur ve karşı cinse karşı olan arzu tatmin edilmiş bir hâle gelir... fakat es.a.s. gaye, Ümmetin olgun şahsiyetlerini yetiştirmektir... Bu nesil, Öyle yetişmeli ve pişmelidir ki, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.) kendilerinden razı olsun... Diğer ümmetlere karşı Rasulullah (s.a.s.)'in övüneceği ümmet, bu olgun şahsiyetlerden oluşsun...
Ma'kil b. Yesar (r.a.) anlatıyor:
Bir adam, RasuiuHah (s.a.s.)re gelerek:
Ben, güzel ve soylu bir kadın buldum, yalnız çocuk doğurmuyor, onunla evlenebilir miyim? diye sordu.
Rasul-i Ekrem de:
"Hayar" diye cevab verdi.
Sonra kendisine (o adam) ikinci defa geldi, onu (bundan yine) men'etti. Üçüncü defa geldi. Bunun üzerine:
"(Kocalarını) çok seven, çok doğuran kadm(lar)fa evleniniz. Çünkü ben (kıyamet gününde) sizlerin çokluğuyla diğer ümmetler(in Peygamberlerime karşı iftihar edeceğim." buyurdu.[34]
(Abdullah) İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetiyle yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Birbirini sevenler için nikâh kadar sevgiyi artırıcı hiç bir şey görmedik veya görülmedi.[35]
İslâmî şartlarına dikkat edilerek, meşru ve helâl yoldan evlenen muvahhid rnü'min erkek ve kadının, Allah'ın izni üe sahiblenecekieri çocuklarını Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne göre yetiştirmesi, oniarin vefatlarından sonra da kendisi için sevab olur... Geriye bıraktıkları mü'min ve salih çocukları, onların amel defterlerinin kapanmamasına vesile olur ve kendilerine devamlı sevab yazılır... Rasuluiiah (s.a.s.)'in kendileriyle iftihar edeceği ümmetin bir ferdi ol-maya hak kazanan anne ve baba, yine aynı vasıftaki çocuklan yetiştirmeleri kadar sevab bir şey olmaması gerekir... Çünkü evlenmekteki gaye budur... Allah'a gerçekten kul ve Rasulullah (s.a.s.)'in iftihar edeceği ümmedden bir ferd olmak, yaratılışın ve varlığın gayesidir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle mü'minlerin önderi Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"İnsan öldüğü vakit bütün amelleri ondan kesilir. Yalnız şu üç şey kesilmez:
Sadaka-ı câriye
Faydalanılan İlim
Kendisine dua eden salih eviad.[36]
Ölümden sonra da amel defterinin açık kalmasına ve sevab yazılmasına vesile olan muvahhid, mü'min ve mütakki salih evladın olması için nesil emniyetinin sağlanması gerekir..-. Hangi zaman ve hangi mekânda olursa olsun bu vazife, ertelenemeyen, anın vacibi olan bir vazifedir... Her muvahhid mü'min'in kendi nefsini ve mes'ulü bulunduğu yakınlarını, yani hanımını, çocuklarım, anne ve babasını, torunlarını ve velayeti altındakiler! bu dünyada, şirkten, küfürden, nifaktan, irtidaddan, fısk ve fücurdan korunması lazımdır ki, ahirette cehennem azabından ve alevli ateşinden korunmuş olsunlar....
Rabbimiz Allah (c.c), mü'min müslüman kullarına şöyle emreder:
"Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi (yakınlarınızı) ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert ve güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmiş ise, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler,[37]
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), ümmetinin heri ferdinin mes'uliyetinin bulunduğu, dolayısıyla mes'ul olduklarından dolayı bir çobana benzediğini beyan buyurur.,.; Nasıl ki çoban, sürüsünden mes'ul ise, her mü'min müslü-man da velayeti altında bulunanlardan mes'uldur... Bu sorumluğu yüklenen mü'minler, vazifelerini yaparken İslâm ilkelerine çok dikkat etmeli, Allah ve Rasulü (s.a.s.) nasıl em-.İ retmiş ise, öylece hareket etmelidirler... Hangi konu olursa olsun, ortada "Nas" var iken veya yetkili Müctehiderin görüşleri var iken, yetkisi olmadığı hâlde şahsî kanaatini gündeme getirenler, böylece Kitab'a, Sünnet'e, îcmâ'a ve Kıyasa aykırı hareket edenler, elbette zarar etmiş ve zarar vermişlerdir... Bu tavır, akil nimetine sahib ve onu kullanabilen mü'min müslümana yakışmaz... Mü'min, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e iman eden; Müslüman, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e teslim olandır... Mü'min müslüman, iman eden ve İslâm'a teslim olandır... İmanın ve teslimiyetin gereği ise, itaat etmektir...
Abdullah İbn Ömer (r.anhuma)'nm rivayetiyfe Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Her birerleriniz birer çobandır ve elinin altındakilerini layıkıyla korumasından sorumludur. Devlet başkanı da bir çobandır ve idare altındakilerden sorumludur. Erkek de, ailesi için bir çobandır, o da, idaresinde olandan sorumludur. Kadın da, kocasının evinde bir çobandır, o da, idaresi altındakilerin iyi korunmasından sorumludur. Hizmetçi de, efendisinin malında bir çobandır, o da, elinin altındaki emanetlerden sorumludur."
İbn Ömer:
Ben bunları, Rasulullah'dan işittim. Bir de, Rasulullah'ın şöyle dediğini zannediyorum:
"İnsan, babasına aid maida da bir çobandır ve elinin altındaküerden sorumludur. Böylece her birerleriniz çoban ve her birerleriniz güttüklerinizden sorumludur.[38]
Hasan Basrî (r.a.), şöyle demiştir:
Biz, Ma'kil îbn Yesâr (r.a.)'a geldik de kendisine hasta ziyareti yapıyorduk. Bu sırada yanımıza vâlî UbeyduIIah (İbn Ziyad) girdi. Ma'kıl da, valiye hemen şöyle dedi:
Ben sana, Rasulullah (s.a.s.)'den işittiğim bir hadis tahdis edeceğim. Şöyle buyurdu:
"Müslümanlardan bir ahaliye valilik eden vâlî, o ahaliyi aldatıp zulmetmiş olduğu hâlde ölürse, muhakkak Allah, ona cenneti haram kılmıştır.[39]
Bu hadisin şerhinde, şunlar beyan edilir:
"Hiyaneti helâl itikad eden kâfir olur ve ebediyyen cennete giremez. Fakat helâl itikad etmezse, dinden çıkmaz, ancak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olmaz. Bu gecikme, ona bir cezadır. Cezası, ya cehennemde yanmakla, ya da hesab anında, yahud başka yerde verilir.[40]
Yegâne hayat nizâmı ve Allah'ın razı olup ondan başkasını kabul buyurmadığı din olan İslâm'da, nesil emniyetini zedeleyecek ve ortadan kaldıracak her ne var ise, haram kılınmış, yani tamamen yasaklanmıştır... muvahhid Aile'yi oluşturan, bu aile de Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne göre hayat süren muvahhid mü'min kadın ve kocanın arasını bozmak, onların aralarına fitne sokmak, büyük günahlardandır... Hangi yol ile olursa olsun bu suçu ve bu cinayeti işleyenler, büyük bir kötülük etmişlerdir...
Müslüman ailesinde, her şeyin İslâm ilkelerine göre olduğunu beyanla yegâne Rezzak Allah olduğuna iman edilmiş ve yoksulluk korkusuyla çocukların öldürülmesinin söz konusu olmadığını kaydedelim... İslâm ülkesinde, yani İslâm'ın hakim olduğu "Daru'l-İslâm"da, devlet millettir, millet de devlettir... Dolayısıyla içice ve elele çalışırlar... Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'min müslümanların bulunduğu, İslâm nizâmıyla yönetilen İslâm ülkesinde yaşayan her ferd, İslâm Devleti'nin teminatı altındadır... Daru'l-İslâm'da yaşayan gerek mü'min müslüman, gerekse gayr-ı müslim zimmîlerin tek sigortası, adil İslâm Devleti'dir!.. Bundan dolayı herhangi bir yoksulluk korkusu gündeme gelmediği için, bu kaygı ila. çocukları öldürmek, cahiliyyenin çirkin adetlerinden olan bu suçun ortaya çıkması söz konusu olamaz!.. Herkesin rızkını Allah verir ve her canimin rızkı Allah'a aiddir...
Bu konuda Rabbimiz, şöyle buyurur:
"Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a aid olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) tümü apaçık bir Kitab'tadır.[41]
"Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki,, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir.[42] Tevhid ve iman üzere terriellendirilmiş, salih amel ile korunmuş Muvahhid İslâm Ailesi'nin emniyeti koruma altına alınmıştır... İslâm Devleti'nin hakim olduğu İslâm ülkesinde bu görevi, İslâm Devletî yapar... İsİâm Devleti'nin olmadığı, tağutlarm hakim, müslümanların mahkum ve Kur'ân'ın yönetimden uzaklaştırıldığı Daru'İ-Harb'de, nesil emniyeti görevini, bir araya gelip cemaatleşen muvahhid mü'minler üstlenirler... Ellerinde bulunan maddî ve manevî tüm imkânları kullanarak ve tüm fırsatlarını değerlendirerek bu sorumluluklarının gereğini hakkıyla yerine getirmeye çalışırlar... Nesil emniyetine karşı girişilen tecavüzleri engeller, hücumları geri püskürtmeye çalışırlar...
Nesil emniyeti ve Muvahhid Aile'nin korunması hakkında şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki Melek'e
Harut'a ve Marufa indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnıza bir fitne (denemeden geçiren kimse)yiz, sakın küfretme"demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan, erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise, kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğretiyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler. Kendi nefisleri karşılığında sattıkları şey ne kötü, bir bilselerdi.[43]
"De ki: 'gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını o-kuyayim: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz. Çirkin-kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti, umulur ki, akıl erdirirsiniz.[44]
"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalırsın.
Şübhesiz, senin Rabbin rızkı, dilediğine genişletir-yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, görendir.
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da, size de Biz, nzık veririz. Şübhe yok, onları öldürmek, büyük bir hata (suç ve günah)dır.[45]
"Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayaklan arasında bîr iftira düzüp uydurmamak (gayr-ı meşru olan çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda sana isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'dan mağfiret iste. Şübhesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.[46]
Burada şunu beyan etmek gerekir ki, mü'min müslü-manlar, Rabbleri Allah'ın kendilerine verdiği rızka sahib o-lur ve dünyayı-ifsad eden müstekbir tağutlara, yani çağdaş süper eşkıyalara kaptırmaz ise, rızıkfan kendilerine yeterli gelir... Fakat İslâm topraklarını işgal edip egemen olan tağutların egemenliğine boyun eğer, onlara karşı kıyam etmez ve egemenliklerini yok edip hakimiyeti, kayıtsiz-şartsız Allah'a has kılmaz ise, elbette tağutlar kendilerini sömüre-cek ve mallarını yiyeceklerdir... Kurtuluş, yeryüzünde fitneyi ve fitnecileri gidermek, onların yerine tüm yeryüzüne Allah'ın dinini hakim kılıp adalet ile insanların arasında barışı sağlamaktır... Bu, muvahhid mü'miniere, Allah tarafından veriien ve yapılması anın vacibi olan emirlerden bir emirdir.[47]
Nesil emniyetinin en büyük düşmanı, bir toplumda zi- I nânın ve her türlü fuhşun yayılmasıdır... İslâm'ın zinaya yaklaşmayı dahi haram kılması, yani kesinlikle yasaklamasının hikmeti iyi kavranmahdır...
Sehl İbn Sa'r (r.a.)'ın rivayetiyle muvahhidlerin ve mütakkilerin önderi Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
Her kim iki çene kemiği arasındaki dilini ve iki budu arasında bulunan organını (şerrden korumayı) bana te'min ederse, ben de, ona cenneti te'min ederim.[48]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Allah, her kinvn iki çenesi arasındakinin şerri ile iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şübhesiz cennete girer.[49]
Yegâne Rabbimiz ve biricik hakimimiz Mevlâmız Allah Teâlâ (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"Zinaya yaklaşmayın, şübhe yok o, çirkin bir hayasızlıktır ve kötü bîr yoldur.[50]
Çirkin-kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın..[51]
Şu'be, Amr b. Mürre'den, o da, Ebu VaiPden tahdis etti ki, Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
"Mü'minleri, Allah'dan ziyade kötülüklerden koruyan bir kimse yoktur. Mü'minîerin en büyük koruyucusu olduğu için Allah, açık-gizli bütün kötülükleri (fuhşiyatı), çirkin işleri haram kılmıştır.
Bir de, Allah'dan ziyade medhedilip övülmeyi seven kimse de yoktur. İşte bunun için Allah kendisini (Kur'ân'da bir çok güzel sıfatlarla) medhetmiştir."
Ravî Amr b. Mürre dedi ki:
Ben, Ebu Vaile:
Sen bu hadisi, Abdullah îbn Mes'ud'dan işittin mi?, diye sordum. Ebu Vaii:
Evet, ben bunu, Abdullah İbn Mes'ud'dan işittim, dedi. Ben, yine O'na:
Abdullah İbn Mes'ud, bu hadisi Rasulullah'a yükseltti mi?, dedim.
O:
Evet, yükseltti, dedi.[52]
Bu hadisin şerhinde şunlar beyan olunur:
Abdullah İbn Abbas'dan, Hasan-t Basrî'den, Sûd-dî'den rivayet olunduğuna göre, alenî (açık) zina çirkin görüldü de, gizli zina ayıplanmazdı. Bu ayet-İ kerime nazil olarak, zinanın aşikâr (açıkça) olanı da, gizlisi de nehyolundu. Hatta iki türlü fuhşun ikisi de nehyolunduğu gibi, ayet-i ke-rime'de: (Bunlara yaklaşmayın!) buyrulduğuna göre, zinanın her türlü devâî (teşvik edici) vesaiki dahi haram kılınmıştır.
Zahir ve aşikâr olan zina umumhânhelerde (genelevlerde), gizlileri de hususî (özel) mahallerde (yerlerde) irtikab (yapılan) zinâkârlıklardır.[53]
Bu vesile ile üstad Elmalılı Muhammed Hamdı Yazır (rh.a), şunları beyan eder:
"Yani zina ve livata (homoseksüellik) gibi her nevî nihşiyyat, gerek erazil-i müşrikinin (rezil müşriklerin) yaptıkları gibi açık kerhaneler (genelevlerde)de olsun ve gerek eşraf (elit/sosyete/seçkin) denilenlerin yaptıkları gibi, ittİhaz-ı ahdan (dost-metres tutmak) ile gizli surette olsun hepsi haram olduktan başka bunların, mukeddematı (başlangıcı), esbabı (sebebleri) ve vesaili (yollan) de haramdır.
Açık ve gizli fuhşiyyatt yapmak şöyle dursun, onlara yaklaşmayınız bile.[54]
Nesil emniyetinin sıhhatli bir şekilde sağlanması için iman eden mü'min kadın ve erkek kullarının nasıl davranmalarının gereğini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):
"Mü'minlere söyle: 'Gözlerini (haran\a çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yapmakta olduklarından haberi olandır.'
Mü'min kadınlara da söyle: 'Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini kendi kocalarından, ya da babalarından, ya da kocalarının babalarından, ya da oğullarından, ya da kocalarının o-ğullularından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin oğullarından, ya da kızkardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz ve iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki, felah bulursunuz.[55]
"Ey Peygamber, eşlerine, kıalarma ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarmdan) üstlerine giymelerini söyle. Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır.[56]
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gerek evlerinin jj cinde, ve gerekse dışarıda, yani sokakta, caddede, pazar ve çarşıda nasıl davranacakları böylece apaçık, tek tek beyan buyrufmuştur... Çünkü Âlemlerin Rabbi Allah (Azze ve Celle), mü'min kullarını her türlü kötülüklerden korumuş ve korunmalarını emretmiştir... Harama bakış, haram ve korkunç bir afet olan zinanın davetçisidir... Bakanı, zinaya yaklaştırır... Halbuki Allah Teâlâ: "Zinaya yaklaşmayınız" diye buyurur...
Rabbimiz Allah'ın bu emirlerini, yegâne önderimiz ve Örneğimiz RasuluIIah (s.a.s.)'in uygulamaları, tavsiyeleri ve emirleriyle gözden geçirelim... Bilelim, öğrenelim ve biz muvahhid mü'minlere düşeni, emredilen ölçülerde gerçekleştirmeye çalışalım...
Cerir b. Abdullah (r.a.)? şöyle demiştir:
-RasuluIIah (s.a.s.)'e ansızın görmeyi sordum. Bana, gözümü (başka tarafa) çevirmemi emretti.[57]
İbn Büreyde'nin babası (Büreyde, r.a.), RasuluIIah (s.a.s.)'in Hz. Ali'ye (hitaben şöyle) buyurduğunu haber vermiştir:
"Ey Ali, bir bakışa hemen ardından bir bakış daha katma. Çünkü önceki bakış senin için (arTedilmiş)dir. Sonraki bakış ise, senin için (bağışlanmış) değildir.[58]
Cabir b. Abdullah (ranhuma) (RasuluIIah s.a.s.'in Veda Haccını anlatmaya devam etmekte):
Müteakiben güneş doğmadan yola revan oldu. Terkisine de, Fadl b. Abbas'ı aldı. Fadl, saçı güzel, beyaz ve yakışıklı bir zat idi.
RasuluIIah (s.a.s.), yola çıkınca yanından koşarak, bir takım kadınlar geçtiler. Fadl,onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine RasuluIIah (s.a.s.) elini, Fadl'in gözüne koydu. Fadl da, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı. Bu sefer, RasuluIIah (s.a.s.) de elini, öbür tarafa çevirerek Fadl'in yüzünü kapadı. Fadl, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakıyordu.[59]
İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.) anlatıyor:
Rasul-ı Ekrem (s.a.s.), vadiyi geçince durdu ve (bu kez) El-Fadl'ı terkisine aldı. Sonra Cemre'ye (taşlamaya) gelerek Cemre'yi (taş) attı. Sonra kurban kesme yerine geldi ve:
"İşte bu gördüğünüz kurban kesme yeridir, Mina'ın her tarafı kurban kesme yeridir." buyurdu.
Has'am'dan bir genç kız, Rasul-ı Ekrem'e fetva sorarak:
Babam bir ihtiyardır. Hacc farizası kendisine ulaşmış bulunuyor. Onun yerine Haccetmekliğim caiz midir?, dedi.
Rasul-ı Ekrem:
Babanın yerine haccet!" buyurdu ve (bu esnada) El-Fadl'ın boynunu çevirdi.
Bunun üzerine El-Abbas:
Ya RasuluIIah, amcazadenin boynunu neden çevirdin?, dedi.
(RasuluIIah) buyurdu ki:
"Bir delikanlı ve bir genç kız gördüm ve onlara şeytandan emin olamadım.[60]
Ümmü Seleme (r.anha), azadlısı Nebhan'a, kendisinin Meymûn'e ile beraber Rasulullah (s.a.s.)'in yanında olduklarını anlattı ve şöyle dedi:
Biz, Rasul-ı Ekrem'in yanında iken Abdullah b. Ümmü Maktum gelerek, Rasulullah'ın yanına girdi. Bu hadise, bize Örtünme emri geldikten sonra idi.
Rasulullah (s.a.s.):
Ondan kaçın!" buyurdu.
Bunun üzerine:
Ya Rasulullah, o, âmâ değil mi? Bizi, göremez ve tanıyamaz, dedim.
Rasul-ı Ekrem, şöyle buyurdu: "Siz de kör müsünüz? Siz, onu görmüyor musunuz?"[61] Hamza b. Ebu Useyd el-Ensarî (r.a.)'m babasından O, şöyle anlatır:
Mescidin dışında kadınlarla erkeklerin birbirine karıştığını gören Rasulullah (s.a.s.), kadınlara hitaben şöyle buyurdu:
"Geriye kalın! Sizin için yolun ortasından yürümek yoktur. Sizlere yoİun kenarlarından yürümek gerekir."
Bunun üzerine kadınlar, duvara bitişerek yürüdü. Ken; dişi duvara sürünürcesine yürüdüğünden elbiseleri duvara takılırdı.[62]
İmam Ömer b. Hattab (r.a.), şöyle demiştir: -Rasulullah (s.a.s.), erkeğin mahremi olmayan iki kadın arasında yürümesinden nehyetti.[63]
İslâm'ın hakim olduğu İslâm ülkesinde bütün evler, yabancı gözlerden ve yabancı kulaklardan korunmuştur... Birisinin, yabancı bir evin açık penceresi ve kapısından içeriyi dikizlemesi ve alıcı göz ile bakması haramdır, yani yasak kilınmıştır... Evlerin mahremiyeti koruma altına alınmış, bu konuda edeb ilkeleri konulmuştur... Yabancı bir evin dikiz-lenmesi, gözler vasıtasıyla zinaya açılan bir kapı, o tarafa doğru uzanan bir yoldur... İslâm, bu kapıları kapatmış ve bu yolları tıkamıştır... Ayrıca evlerin kapılarına ve pencerelerine yaklaşıp içeride ne oluyor-ne bitiyor diye dinleyerek kulak hırsızlığı yapmak da haram kılınmış, yani yasaklanmıştır... Böyle bir günaha tevessül etmek, kulak hırsızlığı olduğu gibi, kulak zinasını da gündeme getirir.... Kulağa gelen ve nefsin hoşuna giden herhangi cazibeli bir ses, duyanı zinaya yaklaştırabilir... Bundan dolayı ve evlerin mahremiyetlerinden dolayı bu hâl ve hareket, yasaklanmıştır... Böylece kişiyi zinaya yaklaştıracak en küçük bir ihtimal bile ortadan kaldırılmıştır...
Sen! b. Sa'd (r.a.), şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.)'in evindeki pencerenin birinden bir adam, içeriye doğru bakmıştı. O sırada Rasulullah, beraberindeki mıdrâ denilen demir bir tarakla başını (tarayıp) kaşıyordu.
O kişiye:
"Eğer senin böyle mahrem yere bakar olduğunu daha önce bilseydim, muhakkak şu demir tarağı gözünün içine saplardım.
İzin isteme, ancak gözün görmesinden dolayı vazife kılınmıştır." buyurdu.[64]
Enes b. Malik (r.a.), şöyle dedi:
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'in hücrelerinin birinden i-çeriye uzanıp baktı. RasuluHah da, mışkas denilen uzunca ok demiri veya demirleriyle o adama doğru kalktı.
Enes, dedi ki:
Ben, Rasulullah'a bakıyordum, sanki Rasıılullah'ın o a-damı dürtmek için, onun görmez tarafından yanaşıyor gibiydi.[65]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Bir kimse izinleri olmaksızın bir kavmin evine bakarsa, gözünü çıkarmaları onlara helâl olur.[66]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyyetine bakar, sen de iki parmağın arası ile bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan,bundan dolayı artık sana bir günah sabit olmaz.[67]
Huzeyl (r.a.), şöyle anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'e bir zat geld Ravî Osman: Gelen Said'di, dedi Rasulullah (s.a.s.)'in kapısı önünde kapıya karşı durdu.
Rasulullah (s.a.s.), Ona:
"Ya şöyle, ya şöyle dur! Gerçekten izin almak, gözün bakmasından dolayıdır." buyurdu.[68]
Mü'min müslümanlar, kendilerine yabancı olan evleri dikizlemekten gözlerini alıkoydukları gibi, kendilerine haram olanlara da bakmaktan gözlerini alıkorlar... Şehvetli bakışlar, haram olduğu gibi, korkunç bir felaket olan zinanın başlangıcı ve davetçisidir...
Ebu Musa (El-Eş'arî, r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her göz (ki şehvetle yabancı bir kadına bakmıştır) zina işlemiştir. Kadın da, güzel koku sürünerek bir meclisten geçtiği vakit o da, şöyle ve şöyledir, yani zina işlemiştir.[69]
Ebu Said El-Hudrî (r.a.)'in rivayetiyle şöyl buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Sizleri, yollarda oturmaktan sakındırırım."
Sahabîler:
Ya Rasulullah, bizim için oralarda oturmalarımızdan kurtuluş yoktur. Biz, yollarda oturup konuşuruz, dediler.
Bunun üzerine Rasulullah:
"Madem ki, sizler için oralarda oturmak zarureti var, öyleyse yola hakkını veriniz," buyurdu.
Sahabîler:
Yolun hakkı nedir, ya Rasulullah?, dedüer.
Rasulullah:
"Haramdan bakışı kısmak, gelip geçenlere ezâ vermekten çekinmek, selâm alıp vermek, ma'rufu emredip münker-den nehyetmek." buyurdu.[70]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah, Ademoğlu üzerine zinadan nasibini yazmıştır. Ademoğlu (ezelden) takdir edilip yazılmış olan bu akibete muhakkak erişecektir.
Gözün zinası, (yabancı kadına şehvetle) bakmaktır. Dilin zinası, (helâl olmayan sözleri zevk alarak) konuşmaktır. Nefs, zina temenni eder ve buna arzu ve iştiyak besler. (Bu da, nefsin zinâsıdır.) Cinsiyet organı da, bu organların hepsinin arzularını, ya tasdik edip gerçekleştirir (fiile çıkarır), yahud bunları bırakarak yalanlar.[71]
Birbirlerine yabancı, yani haram olan kadın ve erkeklerin beraberce arada hiç bir koruyucu engel olmadan bir mekânda bulunmaları, beraber çalışmaları, birlikte oturup, sohbet etmeleri, göz, kulak, dil, el ve ayak zinasının apaçık gündeme gelmesini sağlamış olur... Bundan sonrası nefsin ve kalbin zinası... Bütün bu zinalar, korkunç bir felaket ofan, nesli mahveden, evler yıkan, ocaklar söndüren ve bir çok ö-lüm olaylarını ortaya çıkaran diğer zinaya götürür...
İslâm Nizâmı, yegâne hayat nizâmı olduğu için bütün bu felaketleri, tâ işin başında engellemiş ve ortaya çıkmaması, gündeme gelmemesi için her türlü önlemi almıştır...
Ebu Said El-Hudrî (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz dünya, tatlı, yeşildir ve şübhesiz Allah, sizi dünyaya halife kılmıştır. Amma ne yapacaksınız diye bakar. O hâlde dünyadan korunun, kadınlardan da korunun! Çünkü Beni İsrail'in ilk fitnesi, kadınlardan idi.[72]
Usame b. Zeyd (r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı hiç bir fitne (fesad amili) bırakmadım.[73]
Ma'kıl b. Yesâr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Birinizin başına demir bir çubukla vurulması (çuvaldızla dürtülmesi), yabancı bir kadına el sürmesinden daha hayırlıdır.[74]
Ebu Said (el-Hudrî, r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Her sabah iki Melek:
-Erkeklere, kadınlardan dolayı yazıklar olsun ve kadınlara, erkeklerden dolayı yazıklar olsun, diye bağırır.[75]
El-Muğire (r.a.), şu olayı anlatır:
Ensar'dan Hazrec'in Seyyidi Sa'd İbn Ubade:
Eğer ben, karımın yanında (yabancı) görsem onu, kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafı ile vurur öldürürdüm, dedi.
O'nun bu sözü, Rasulullah'a ulaştı da, Rasulullah (s.a.s.):
"Sa'd İbn Ubade'nin bu gayret (kıskançlık) ve hamiyetinden hayret mi ediyorsunuz? (Hayret etmeyiniz!) Vallahi, ben, elbette Sa'd'dan daha kıskancım. Allah da, benden daha kıskançtır.
İşte Allah'ın bu gayretinden dolayıdır ki, Allah, açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır. Allah'dan daha çok hücceti seven hiç kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki, Allah, bir çok mübeşşir (müjdeci)ier ve münzir (korkutu-cu)ler göndermiştir.[76]
Bîr de, Allah Teâlâ'dan fazla medh ve senâ'yı seven kimse de yoktur, İşte bundan dolayıdır ki, kendisine itaat edenlere cenneti va'detmiştir." buyurdu.[77]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kıskançlığın bazısını Allah sever, bazısını da çirkin görür. Allah Teâlâ'nın sevdiği kıskançlık, kötülük olduğu kuvvetle sanıldığında gösterilen tepkidir. Allah'ın çirkin gördüğü kıskançlığa gelince, kötülük belirtisi olmadığı yerde gösterilen tepkidir.[78]
Salim b. Abdullah, babasından naklediyor: Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: .
"Üç grub kimseye kıyamet günü Aziz ve Celil olan Allah bakmaz:
(Mü'min) Anne-babasına asî olanlar. Erkekliğe özenen kadınlar. Ailesini kıskanmayan erkekler (deyyusler). Üç grub kimse de, cennete giremez:
(Mü'min) Anne-babasına asî olanlar. İçkiye mübtelâ olanlar.
Verdiğini başa kakanlar.[79]
Hadiste beyan buyrulan "cennete giremez" ibaresini, mü'min olmak kaydıyla ilk önce cennete girenler arasında yer alamaz, "İçkiye mübtelâ olanlar," cümlesini de, yine mü'min olmak kaydıyla içkiye mübtelâ olup tevbe etmeden ölenler şeklinde anlaşılmalıdır... Çünkü akidemizce amel, i-mandan bir cüz değildir!..
Nesil emniyetinin en büyük düşmanı ve zarar vereni o-İan zinayı hatırlatan, teşvik eden ve ona meylettiren tüm yollar kapatılmış ve tüm ihtimaller ortadan kaldırılmış bir tertemiz ortam sağlandıktan sonra, her şeye rağmen zina yapanlara maddî ve manevî ağır ceza veren İslâm Nizamındaki uygulamaya dikkat edelim!
Daha önce de bir vesile ile hatırlatmaya çalıştığımız Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayet ettiği şu hadis-ı şerife dikkat edilsin!
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Zina eden kişi zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina etmez..[80]
İmam Buhârî (rh.a.), bu hadisi kaydettiği bab başlığında, konuyla ilgili İbn Abbas (r.a.)'m şu tesbitini nakletmektedir.
"İbn Abbas:
Zina sırasında, zina eden kimseden iman nuru çekilip çıkarılır, demiştir.[81]
Kâmil iman sahibi rauvahhid mü'minler, elbette zinaya yaklaşmazlar... Kaîblerini ihata eden, hatta iliklerine kadar işleyen katıksız iman, muvahhid mü'minleri haramlara düşmekten ahkor...
Bu konuda yegâne Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Zina eden kadm ve zina eden erkeğin her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara Allah'ın dini (ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahid bulunsun.[82]
Malum olduğu üzere bu ceza ve tatbik şekli, müslüman olup bekâr olan kadın ve erkek için uygulanan cezadır... Müslüman olup evli veya dul olan kadın ve erkek zina edecek olursa, kendileri recmolunarak, yani taşlanarak öldürülür... Yapılan zina suçuna, ya dört adil şahid, şartlarına uygun bir şekilde şahid olmalı, ya da zina yapan kişi, şuuru yerinde ve kendi isteğiyle dört defa itiraf ettikten sonra ceza uygulanır...
Şimdi hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'minlerin bulunduğu Daru'l-îslâm'm tertemiz İslâm toplumunda zina haddi nasıl uygulanmış ve j nasıl uygulanmalıdır ona bakalım... Zaman, asırların en hayırlısı olan Asr-ı Saadet, yer, yerlerin en mübarek olanlarından Medine ve toplum, İnsanlığın en hayırlı toplumu, yani Medine İslâm Devleti'nde İslâm Milleti.[83]
Zeyd b. Eşlem (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.) zamanında bir adam zina yaptığını i-tiraf edince, Rasulullah, bir kırbaç istedi. Hemen kendisine kırık bir kırbaç getirilince:
"Daha sağlamını," buyurdu.
Bu defa budakları kesilmiş yeni bir sopa getirilince:
"Biraz küçüğünü," buyurdu.
Bu defa da budakları kesilmiş, düzgün ve eğilebilen bir kırbaç getirilince Rasulullah (s.a.s.) emretti, adam kırbaçlandı.
Sonra Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, Allah'ın takdir ettiği cezalardan uzaklaşma zamanı geldi. Şu çirkin şeylerden birini kim işlerse, açığa vurmasın, tevbe ve Allah'ın affıyla gizli kalsın. Zira kim gizlenmesi gereken şeyi açığa çıkarırsa, biz de, Allah'ın Kitabını (hükmünü) kendisine tatbik ederiz.[84]
Ubade b. es-Samit (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"(Ey müslümanlar,) Siz, Allah'ın had (ceza)lannı (akrabalıkta veya güçlükte ve güçsüzlükte size) yakın olan ve u-zak olan herkes hakkında dosdoğru infaz ediniz. Sakın hiç bir kınayanın kınaması, sizi Allah (in hükmünü uygulamak) konusunda tutmasın (yani alıkoymasın).[85]
Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Ailah'dan başka (ibadete layık) ilâh bulunmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet etmekte olan müslüman bir kimsenin kanı helâl olmaz, ancak şu üç şeyin biriyle helâl olur:
Maktulün hayatı karşılığında öldürülmesi.
Zina edenin evli (dul) olması.
İslâm dininden çıkıp müslüman cemaatini terk etmesi.[86]
İbn Abbas (r.a.), şöyle demiştir:.
Maiz îbn Malik, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip zina suçunu itiraf ettiği zaman, Rasulullah (s.a.s.), (O'ndan bir kaç defalar yüz çevirdikten, deli ve sarhoş olup olmadığını araştırdıktan sonra) O'na:
"Belki sen, o kadını Öptün, yahud elinle elleyip çimcik-ledin, yahud sadece baktın?" buyurdu. Maiz;
-Hayır, ya Rasulullah! diye zina ettiğini ısrarla belirtince Rasulullah, hiç bir kinayeli laf kullanmayarak açıkça: "Onunla hilafsız tam cima ettin mi?" diye sordu. İbn Abbas:
-Maiz'in açıkça zina ettiğini ikrar etmesi sırasında artık Rasulullah, O'nun recm edilmesini emretti, dedi.87
Ebu Hüreyre (r.a.), şöyle anlatır:,
Rasulullah (s.a.s.), mescidde iken bir adam geldi de, O'na nida etti:
-Ya Rasulullah, ben zina ettim, dedi.[87]
Rasulullah, ondan yüz çevirdi. Bu adam, bu şekildeki kendi aleyhindeki itirafını dört kerre tekrar etti. Kendi aleyhinde dört kerre şahadet edince Peygamber, onu çağırdı da:
"Sende delilik var mı?" diye sordu.
O zat:
Hayır (yoktur), dedi.
Rasulullah:
"Sen evli misin?" diye sordu.
O zat:
Evet (evliyim), dedi.
Bunun üzerine Rasulullah, oradakilere:
"Bunu götürünüz ve recmediniz (taşlayınız)!" emrini verdi.
İbn Şihâb, şöyle dedi:
Bana, Cabir İbn Abdullah'dan işiten kimse haber verdi ki, Cabir:
-Ben, o zatı taşlayanlar içinde bulundum. Bizler, onu (cenazelere namaz kılınan) musalla da taşladık. Taşlar, ona isabet edip acıtınca kaçtı. Biz de ona, Harre'de yetiştik ve recmettik, demiştir.[88]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Maiz, taşların acısını duyunca var gücünü toplayarak kaçtı ve elinde deve çene kemiği bulunan bir adam yanından geçerken o adam, deve çene kemiği ile ona vurdu. (Arkadan yetişen) insanlar da, ölünceye kadar onu vurdular. Sonra Rasulullah (s.a.s.)'e bu durumu, taşların değmesini ve ölümün dokunmasını duyunca Maiz'in kaç(maya teşebbüset)tiğini anlattılar.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Bırakmalıydınız onu!" buyurdu.[89]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bu buyruğu, Maiz'in kaçması, onun i'tirafindan caydığının işareti olarak beyan e-di İm iştir... Şahidler olmadan bir kişinin zina ettiğini dört defa i'tiraf etmesi sonucu recmedîlirken kalkıp kaçması, onun i'tirafından döndüğü anlamı taşır... İ'tiraf ettiği suçunda şübhe hasıl olmuş olduğundan şübhe, haddi düşürür...
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor.
Eslemli (Maiz b. Malik) recmolundu.
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından iki zattan birisi, diğerine:
Bak şu adama! Allah, kusurunu gizlemişken nefsi, onu bırakmadı. Köpeğin recmolunduğu gibi recmolundu (taşlandı), diyordu.
Rasulullah (s.a.s.), onu işitti, amma onlara bir şey söylemeyip sükût etti. Sonra bir saat kadar yürüdü. Şişmiş, kokmuş olduğundan ayağı yukarı kalkmış bir eşek ölüsüne rastladı.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Falan ve falan nerede?"
O ikisi, birden:
Onlar bizleriz, ya Rasulullah, dediler.
Rasulullah (s.a.s.), onlara:
"İniniz şu ölü himarın (eşeğin) etinden yiyiniz.", buyurdu.
Her ikisi de:
Ya Rasulullah, bunları kim yer?, dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Sizin, biraz önce mü'min kardeşinizin haysiyetinden nail olduğunuz şey, bu himarın etini yemekten daha şiddetlidir.
Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şimdi
o Eslemli, cennet nehirleri içerisinde dalıp dalıp üstüne çıkmaktadır.[90]
Süleyman b. Büreyde'nin babası, şöyle demiştir:
Ve Maiz recmedildi.
Onun hakkında cemaat iki fırka olmuştu.
Kimisi:
Helak oldu, onu günahı kuşattı, diyor,
Bazısı da:
Maiz'in tevbesinden efdal tevbe olmaz! Zira O, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek elini, O'nun eline koydu. Sonra:
"Beni taşlarla Öldür" dedi, diyordu.
Bu minval üzre İki veya üç gün durdular. Bilâhare onlar otururken, Rasulullah (s.a.s.) gelerek selâm vererek oturdu. Arkacığından: ,Maiz b. Malik için istiğfar edin!" buyurdular.
Ashab:
Allah, Maiz b. Malik'e mağfiret eylesin, dediler.
Rasuluîlah (s.a.s.):
"Gerçekten öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe, bir ümmet arasında taksim edilse, onlara yeterdi." buyurdular.[91]
îbn Münkedir'den rivayet edildiğine göre:
(Eslemli) Hezzal, (Eslemli) Maiz'e, Rasulullah (s.a.s.)'e varıp başından geçeni haber vermesini emretti.[92]
Yezid'din babası Nuaym (r.a.)'dan.
Maiz (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gelerek döt defa (zina ettiğini) i'tiraf etti.
Rasulullah (s.a.s.), onun recmedilmesini emretti. Rasulullah (s.a.s.), Hezzal'a:
"Eğer onu, recmedilirken elbisenle örtmüş olsaydın, nin için daha hayırlı olurdu." buyurdu.[93]
Abdullah b. Büreyde, babasından naklen rivayet etmektedir:
Bilahare Gamidli kadın gelmiş ve:
Ya Rasulullah, ben, zina ettim, o hâlde beni temizle, demiş.
Rasulullah (s.a.s.), onu geri çevirmiş. Ertesi gün gelince kadın:
Ya Rasulullah, beni niye geri çeviriyorsun? Galiba beni, Maiz'i çevirdiğin gibi geri çevireceksin! Vallahi, ben gebeyim, demiş. Rasulullah (s.a.s.):
"Olmazsa, haydi doğuruncaya kadar git (buradan), "buyurmuşlar.
Kadın, doğurduğu zaman çocuğu bir bez parçası içinde getirmiş ve:
İşte, onu doğurdum, demiş. (Yine)
"Git de, bu çocuğu sütten kesilinceye kadar em-zir!"buyurmuş.
Kadın onu, memeden ayırdıktan sonra çocuğu, elinde bir parça ekmek olduğu hâlde getirmiş ve:
İşte ya Nebiyyallah, onu memeden ayırdım. Yemek yemeye de başladı, demiş.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), çocuğu müslü-manlardan birine vermiş, sonra emir buyurarak kadın için göğsüne kadar bir çukur kazılmış. Cemaate emir vermiş ve kadını recmetmişler.
Halid b. Velid, bir taşla gelerek başına atmış da kan, Halid'in yüzüne sıçramış, Halid de, Ona sövmüş.
Rasulullah (s.a.s.), O'nun, kadına sövdüğünü işiterek:
"Yavaş ol ya Halid! Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o kadın,öyle bir tevbe etti ki, onu, bir şeddit zalim yapsaydı, mutlaka mağfiret olunurdu!" buyurmuşlar.
Sonra kadın(m hazırlanıİmasın)ı emrederek cenazesini kılmış ve demedi İmi ştir.[94]
İmran b. Husey (r.a.), anlatıyor.
Bunun üzerine Nebiyyallah (s.a.s.), kadın hakkında e-mir vererek üzerine elbise bağlanmış. Sonra emir buyurarak recmedilmesi ve cenazesini kılmış.
Ömer, kendisine:
Bunun cenazesini kılacak mısın ya Nebiyyallah? Halbuki, zina etmiştir!, demiş.
Rasulullah (s.a.s.):
"Gerçekten O, öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe, Medine-lilerden yetmiş kişi arasında taksim edilse, onlara yeterdi. Sen, Allah için canını vermekten daha faziletli bir tevbe gördün mü?" buyurmuşlar.[95]
Bu konuda, "Sahih-i Müslim Şerhi"nde şunlar beyan e-dilir:
"Tevbe ile, büyük suçların günahı sakıt olur. Bu hususta müslümanlarm icmâı vardır. Yalnız katilin tevbesi hususunda îbn Abbas (r.a.) cumhura muhalefet etmiştir.
Burada, şöyle bir sual hatıra gelebilir:
O hâlde Maiz (r.a.) Gamıdli kadın (r.anha), neden tevbe ile iktifa etmemişler de, canlarına kıymışlardır?
Cevab:
Hadd-i Şer'î beraet etmek ve günahm sükûtu, yüzde yüzdür. Tevbenin kabulü, yüzde yüz malum değildir. Şartlarından bazısı bulunmayıp makbul olmayabilir. Bu takdirde günah da bakîdir.
İşte Hz. Maiz ile kadın, bu ciheti düşünerek günahlarından beraet için yüzde yüz malum olan yolu ihtiyar etmişler[96]
Halid b. Leclac'ın babası Leclac (r.a.)'dan.
Leclac, çarşıda oturarak, kendi kendine iş yapıyormuş. Kucağında Sabî bulunan bir kadın geçmiş. Birden halk, kadına doğru koşmuşlar.
(Leclac, dedi ki:)
Ben de, halkın koştuğu tarafa koştum. Tâ Rasulullah (s.a.s.)'e kadar vardım.
Rasulullah (s.a.s.), kadına:
"Şu senin yanındaki çocuğun babası kimdir?" buyurdu.
Kadın sükût etti. Kadının tam hizasında bulunan bir delikanlı:
O çocuğun babası benim ya Rasulullah, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), kadına döndü ve:
"Bu çocuğun babası kimdir?" buyurdu.
Yine delikanlı:
Benim ya Rasulullah, dedi.
Rasulullah, etrafındakilere baktı ve onlara bu delikanlının durumunu soruyordu.
Onlar da:
Onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz, dediler.
Rasulullah (s.a.s.), delikanlıya:
"Muhsan mısın?" dedi.[97]
Delikanlı: . -Evet, cevabını verdi.
Rasulullah (s.a.s.), emir buyurdu, genç recmolundu.
Leclac, dedi ki:
Biz, delikanlıyı çıkardık. Recmetmemiz mümkün olacak bir şekilde çukur açtık. Ölünceye kadar ona taş attık.
Bir zat geldi. Recmoîunan kimse hakkında soru soruyordu. Onu, Rasulullah'a götürdük ve:
Bu zat, recmedüen pis adamı soruyor, dedik.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"O recmedüen kimse, Allah indinde Misk kokusundan daha güzeldir." buyurdu.
Meğer o zat, recmedüenin babası imiş.
Onun yıkanması, kefenlenmesi ve defni için ona yardım ettik.[98]
Ebu Hüreyre ile Zeyd b. Halid (r.anhuma), şöyle demişler:
Rasulullah (s.a.s.)'e bir adam geldi de:
Ya Rasulullah, sana karşı Allah adına yemin eder, muhakkak bizim aramızda Allah'ın Kitabı üe hüküm vermeni isterim, dedi.
Bunun üzerine hasmı da ayağa kalktı. Hasım, ötekinden daha anlayışlı ve dirayetli hâldeydi.
Oda:
(Evet) o, doğru söyledi. Aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet ve davamı söylemem için bana izin ver ya Rasulullah, dedi.
Rasulullah, ona: "Söyle!" buyurdu. O da, şöyle anlattı:
Benim oğlum, bu adamın ailesi içinde ücretli idi, onun karısıyla zina etmiş. Ben bu adama, oğlum adına yüz koyun ve bir erkek hizmetçi fıtye verip oğlumu kurtardım. Ve ben bu meseleyi, ilim ehlinden bir takım adamlara sordum. Onlar, bana oğluma yüz deynek ve bir yıl sürgün cezası gerektiğini, bu adamın karısına da recm (taşlama) cezası gerektiğini haber verdiler, dedi.
Rasulullah (s.a.s.) de:
Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin aranızda elbette Allah'ın Kitabı ile hüküm veririm:
Yüz koyun ve hizmetçi sana geri verilir, oğlun üzerinde yüz çleynek ve bir yıl gurbete gönderme cezası verilir.
'Ya Uneys, sen de, bu adamın karısının üzerine git de, ona sorup bu isnadı tahkik et. Eğer kadın zina suçunu (sabit olacak tarzda) i'tiraf ederse, onu recmet!" buyurdu.
Uneys, kadına gitti, tahkikatta kadın, zina ettiğini i'tiraf edince ona, recm cezası uygulandı.[99] İbn Abbas (r.anhuma), şöyle demiş:
Emiru'l-Mü'minin Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuş:
Şübhesiz ki Allah, Muhammed'i hak Peygamber gönderdi ve O'na Kitab indirdi. Allah'ın indirdiği şeyler içinde, "Recm Ayeti" de vardı. Bizler, o ayeti okuduk, akledip anladık ve iyice ezberledik.
Bunun içindir ki, Rasulullah recmetti, O'ndan sonra biz de recmettik. Ben, insanlara zaman uzayıp da bir sözcünün:
Biz Allah'ın Kitabında recm ayetini bulamıyoruz" demesinden ve Allah'ın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmeleri suretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe e-diyorum.
Recm, Allah'ın Kitabında sabit bir haktır. Bu, erkeklerden ve kadınlardan evlenip de zina eden, zinası da, beyyine ile yahud gebelik, yahud da i'tiraf ile sabit olan kimselere uygulanır.[100]
"Ömer (r.a.)'
Allah'ın indirmiş olduğu bir fariza, dediği: "Evli bir erkek ile evli bir kadın zina ederlerse, Allah'ın cezası olarak, recm edin. Allah, Azizdir, Hakimdir." kelamıdır.
Bu keyfiyet, Hz. Ömer'in rivayetini dayanmaktadır. Bu lafsın okunması nesholunup, hükmü ibkaa olunmuştur.[101]Ubade b. Samit (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Benden Öğrenin, benden Öğrenin! Allah, o (kadm)lara (çıkar) bir yol halk etti. Bekârla bekâr (zina ederse) yüz dayak, bir sene sürgün. Evli (veya dul) ile evli (veya dul) (zina ederse) yüz dayak ve recm (var)![102]
Bize, Seleme İbn Kuheyl tahdis edip şöyle dedi: Ben, Eş-Şa'bî Amir İbn Şurahbiî'den işittim. O, Ali ibn Ebi Talib (r.a.)'m Cuma günü (Şuraha el-Hamdaniyye denilen) kadını recmettiği zaman, Ali 'nin:
Ben bu kadını, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti (yani kanunu) ile recmetm i simdir, dediğini tahdis ediyorum.[103] Zeyd b. Sabit (r.a.), şöyle demiştir: Şahidlik ederim, andolsun ben, Rasulullah (s.a.s.)'den şöyle buyurduğunu işittim:
"Evli erkek ile evli kadın zina ettiklerinde, onları kesinlikle recmedin.[104]
(Abdullah) İbn Abbas (r.a.), şöyle rivayet eder: Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "(Zina suçundan dolayı) her hangi bir kimseyi şahidsiz (ve i'tirafsiz) recmetmiş olsaydım, falan kadını recmedecektim. Çünkü konuşma tarzından, vaziyetinden ve yanına girenlerden dolayı cidden kendisinden şübhe meydana gelmiştir.[105]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Bir adam, bu mecliste İbn Abbas'a:
Bu kadın, Rasulullah'in:
"Eğer ben, bîr kimseyi delilsiz olarak recmeder olsaydım, elbette bu kadını recmederdim." buyurduğu kadın mıdır?, diye sordu.
İbn Abbas:
-Hayır, bu, İslâm içinde fahişeliği açıktan yapan (fakat i'tiraf etmeyen, aleyhinde bu hususta beyyine de dikilmeyen) bir kadındı, demiştir.
Said b. Sa'd b. Ubade (r.a.), şöyle demiştir:[106]
Evlerimiz arasında vücud yapısı noksan ve zayıf bir a-dam vardı. (Bir defa) binanın cariyelerinden birisiyle kötü vaziyette aniden yakalandı. Bunun üzerine (babam) Sa'd b. Ubade, onun durumunu Rasulullah (s.a.s.)'e arzetti.
Rasui-i ekrem (s.a.s.):
"Ona, yüz sopa atınız." buyurdu.
Sahabîler:
Ey Allah'ın Nebisi, adam, bu dayağa dayanamayacak derecede çok zayıftır. Ona, yüz sopa atmış olsaydık ölecekti, dediler.
Rasul-ı Ekrem (s.a.s.):
O hâlde onun için yüz salkımlı bir hurma dalı alınız ve onu, (o dal ile) bir defa dövünüz." buyurdu.[107]
Devletine, ülkesine ve yaşayan insanlarına İslâm'ın hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, diğer emniyetlerin sağlandığı gibi, nesil emniyeti de, en geniş boyutları ve en ciddî şartları ile sağlanmıştır... Uygulanan zina haddi bu emniyetin ciddî mânâda sağlanmasını hedefliyordu... Asırların en güzeli, nesillerin en hayırlısı olan Asr-ı Saadet ve ilk İslâm nesli arasmda yaşanan olayları en sahih kaynaklarımızdan naklettik... Elbette her delil hakkında sahifelerce yorum yazılabilinir, fakat onlardan alınacak ibreti ve çıkarılacak dersleri, aklını kullanabilen her okuyucumuza bırakıyoruz...
Bu konuda, Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir (rh.a)'in hazırladığı "Kitabu'1-İcmâ" adlı eserde şunlar kayıtlıdır:
"Zina yasaktır.
Zina eden bekârın cezası dayaktır.
Hür bir kimse, sahih bir nikâhla evlenir ve karısıyla normal yolla cinsî ilişkide bulunursa o, muhsan olur. Eğer böyle bir karı veya koca zina ederse recm olunur.
Kişi, sırf nikâh aktıyla muhsan olmaz. Nikâhla birlikte cinsî ilişkinin de gerçekleşmesi icabeder.
Recm olunan kimse, ölünceye kadar taşlanmaya devam edilir.
Hamile olan bir kadın, zina ettiğini i'tiraf ederse, doğu-runcaya kadar recmolunmaz.
Dayak, kırbaçla atılır ve kırbacın da orta halli olması gerekir.
Zina yapan bekâr kimse, ayrıca sürgün de edilir. Numan (Ebu Hanife) ve İbn el-Hasen bu görüşe katılmaz ve onun sürgün edilmeyeceğini söylerler.
Bir kimse, halasıyla, kaynanasıyla veya herhangi bîr mahremiyle zina ederse, hadd cezasına çarptırılır.
Şübheli hâllerde hadd cezaları uygulanmaz.
Bir köle, zina yaptığını i'tiraf ederse, hadd cezasına çarptırılır, ister efendisi bunu kabul etsin, isterse reddetsin.
Zinanın isbatı için dört şahid gerekir, daha az olursa kabul edilmez.[108]
İcmâ' konularını kaydettikten sonra, başlı başına korkunç bir felaket olan zina suçunun zararları[109] için "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şunlar beyan edilir:
"Çirkin bir fiil olan zinanın zararlarına ve onun sevimsiz sonuçlarına gelince; bunlar, sayılamayacak kadar çoktur. Çünkü bunlar, ahlakî, dinî, bedenî, içtimaî ve ailevî zararlardır.
Seni, işlerken failin sevinçli ve mutlu olduğu,, amma buna karşı Rabbinin öfke ve gazabını üzerine çektiği, şiddetli azaba maruz kaldığı şenî' bir fiilden men'ederim.
Bu çirkin fiil, bu kadarla da kalmıyor... Gömleğin bedenden çıkarılışı gibi, zina yapan kişinin imam da kalbinden sıyrılıp çıkıyor. Bu fiili işlerken ölen, gayr-ı müslim olarak ölür. Hz. Peygamber (s.a.s.), buyurmuş:
"Zina eden kişi, zina. ederken mü'min değildir.[110] Bu hadisi, Buhârî ve diğerleri rivayet etmiştir. Bu fuhuş fiilinin işlenmesi dolayısıyla kadına dokunan zararlara gelince, bunların başhcaları şunlardır:
Her şeyden önce kadının ırzı pay-ı mal olur, şerefi elden gider, utanma duygusunu yitirir, dininden olur, toplumdaki seviyesi düşer, günahların en büyüğünü ve içtimaî suçların en fecisini işlemeye maruz kalır. Oysa ki, kendisi, bunu yaparken çok kısa bir süreyle ve değersiz bir şehvetle sevinç ve neşe duyup eğlenir.
Onun, ailesinin şerefini kirlettiğini ve kadın-erkek suçsuz, günahsız akrabalarını utanca boğduğunu unutmamalıyız. Sonra zina dolayısıyla doğacak çocuğa karşı da cinayet işlenmiş oluyor. Çocuk zinanın semeresi olarak doğuyor. Çoğunlukla Öldürülmeye mâruz kalıyor. Yaşarsa da, zayi olup berbatIaşıyor. Hayatı boyunca alnındaki utanç lekesinden kurtulamıyor. Toplum, kendisini hor görüp ondan nefretle kaçıyor. Öyle ki, ölüm kendisi için bu hayattan daha iyi oluyor, Nesebi belii olmayan kimse, hükmen ölüdür.
Kadının kocası varsa, kocasına karşı da cinayet işlemiş oluyor. Onun namusunu lekeliyor, namını ve şanını öldürüyor. Arkadaşları, komşuları ve tanıdıkları arasında küçük düşürüyor. Hayatı boyunca, hatta öldükten sonra bile ona, u-tanç lekesi sürüyor.
Kız olsun, erkek olsun kendi çoluk-çocuğuna da karşı suç işlemiş, hem de öldürmeye, bedenlerindeki ruhu almaya denk bir suç işlemiş oluyor. Bu şenî' suç, zamanla unutul- • maz ve hiç kimseye de gizli kalmaz. Çünkü bunun pis ve iğrenç kokusu, nefisleri salgın hastalığa yakalatır. Fırtına hızıyla etrafa yayılır. "Suçların, kendileriyle uçtuğu kanatları vardır" denilmiştir.
Zina yaparak çocuk doğuran bir kadının bu çocuğu, meşru çocukların arasına ve kocasının evine yabancı bir unsur olarak soktuğunda bu suçun, bu cürmün doğuracağı sonuçlan varın siz düşünün! Bu veled-i zina, hiç hakkı yokken o çocuklara ortak oluyor, geçimlerine, şereflerine, isimlerine, miraslarına ve bütün Özelliklerine ortak oluyor. Daha bir çok büyük zararlar da, bunların ardı sıra gelir ki, bunları, gayb âleminden haberi olan Allah'dan başkası bilemez. Bu zina suçunun ne kadar çirkin ne feci olduğunu anladın mı?
Sonra zina suçunun ne kadar çirkin ve feci olduğunu anladın mı?
Sonra zina suçunun sağlık alanında neden olduğu ve hakkında kitaplar yazıldığı zührevî hastalıklarla akıntı hasahklan gibi zararlara baktığında, İslâm'ın zinayı yasaklarken koyduğu şiddetli hükmün hikmetini anlarsın!..
Sonra bu tehlikeli belâ var ya... Kişi, bir defa içine düştü mü artık tadına varıp lezzetini alırsa, bir daha bıraknıaz ve devam etmek ister. Böylece de kötülüğü artar, zararı çoğalır. Topluma bulaşan bir salgına dönüşür. Şu hâlde bu suçu işeyenin manen tedavisi için, bekârsa yüz sopa vurulması tuhaf karşılanmamalıdır kî, dostlarının ve komşularının gözü önünde rezil rüsvay olsun. Onların gönlünde sahib olduğu mertebeyi vitirsin. Aralarında ihrazetmiş olduğu makamdan aşağı düşsün. Onlar da, ona karşı tedbirlerini alsınlar, ona yaklaşmasınlar ve arkadaşlık etmekten uzak dursunlar. Çünkü nefsi murdar, gidişatı kötü, fiili çirkin olduğu ve kendisiyle irtibat kuran ferdlere karşı çok tehlikeli olduğu için, uyuz bir hasta hâline gelmiştir. Bu, zinâkârın dünyevî cezasıdır. Eğer tevbe etmezse, uhrevî azabı çok daha şiddetli ve daha fazla kalıcıdır.
Evli zinâkârlarm taşla recmedilme cezasına gelince, bunda, zina eden erkekle kadının, sosyal mertebelerinin düştüğü erdemli ve olgun insanlıktan sıyrıldıkları anlamı vardır. Acıtıcı darbeler veya çirkin bir ölüm olmaksızın teeddüb ve kınamadan anlamayan hayvanlar sınıfına katıldıkları anlamı vardır. Çünkü bunlara, ne azar, ne de öğüt fayda verir. Şiddetli ve acıtıcı bir darbeden başka bunları terbiye edecek şey kalmamıştır. İşte bu nedenle Hikmet sahibi Şeriat koyucu, bunların bir mü'min topluluğu önünde sopaya çekilmelerini, ya da recmedilmelerini emretmiştir ki, rezillik ve rüsvayhk bunlar hakkında tam gerekli bir ceza olsun.
İşin sonucunu gördükten sonra da artık bu suçu işleme niyetinde olanlar, bu niyetinden caysınlar. Hikmet sahibi şeriat koyucu, zina haddini kanunlaştırmakla, bu kanunu suçluya uygulamaktan çok topluma bu cürümden men'etmeyi ve diğer kimseleri korkutup caydırmayı amaçlamıştır. Kul, zina sebebiyle eîde edeceği geçici lezzetle, bu lezzetin ardısıra gelecek olan şiddetli cezayı, hayatında veya ölümünden sonra toplum Önünde maruz kaiacağı rezillik ve rüsvaylığı, alnına vurulacak olan utanç damgasını mukayese eder ve bu suçu işlemeye yanaşmaz. Aklı sayesinde bu suçtan uzak durmayı tercih eder. Onur ve değerini, ırzını ve bedenini korumak için bu suçtan kaçmayı yeğler.
Sevgi ve barış ortamı içinde yaşasın diye toplumu bu suça karşı korumak için Şeriat koyucu, ihtiyatı tedbirler almıştir. Zina suçu kadar toplum ferdleri arasında düşmanlığı yayan ve toplumsal bağları koparan bir sebeb düşünülemez. Bütün bunlardan ötürü Şeriat koyucu, İnsanları zinaya yaklaşmaktan, zinanın öncülü olan hareketleri yapmaktan men'etmiştir. Zira bu hareketleri yaparlarsa, zina tuzağına yakalanmalarından kurtulamazlar. Tıpkı bir mühendisin farkında olmaksızın tehlikeli durumlara düşmesinler diye insanları, elektrik yüklü trafolara, mayın tarlalarına, patlayıcı madde depolarma ve bu gibi tehlikeli yerlere yaklaşmalarını yasaklaması gibi...
Yüce Allah buyuruyor:
"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, pek çirkindir ve kötü bir yoldur.[111]
Yani zina yapmak bir tarafa, zinanın uzak ve yakın sebeblerinden biie uzak durun. Şeriat koyucu, zinaya yaklaşmaktan bizleri men'ediyor. Çünkü ona yaklaşmak, o işi yapma yolunu açar. Oysa ki, o fiil, "pek çirkindir." Çünkü zina fiilinin iğrençliği son derece açıktır, çünkü haddi aşmıştır. "Ve kötü bir yoldur", yani zsnâ yolu pek kötü bir yoldur. O, tenasül organını gasbetmektir ki, bu da, soyların karışmasına, fitnenin kıvılcımlanmasına, toplumun bozulmasına yol açar. Nasıl açmasın ki?!.. Cenab-ı Allah, zinayı şirkten ve katiden hemen sonra sayarak, büyük günahlar sınıfına dahil etmiştir.
Yüce Allah buyuruyor:
"Ve onlar, Allah ile beraber başka ilâha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.
Kıyamet günü azab, ona kat kat artırılır ve o, içinde a-şağılanmış olarak temelli kalır[112]
Zinanın zararları için bu yerinde ve çok değerli açıklamadan sonra bu konuda, aynı eserden şunları da kaydetmekte fayda vardır:
"Fıkıhçılar görüş birliği ederek demişler ki: Bir kimse kendisinde muhsanlık şartları tekemmül ettikten sonra, hür, baliğa, akıllı müslümanken sahih bir nikâha dadanılarak kendisiyle gerdeğe girilmiş olduğu için muhsanlık şartlarım tam olarak taşıyan kadınla zina ederse, bu erkekle bu kadın zinâkâr ve de muhsandırlar. Bunların her ikisi de ölünceye dek taşa tutularak recmedilirler.
Peygamber (s.a.s.), Maiz'i, Gâmidiye'yi ve diğerlerini recmetmiştir. Râşid Halifeler de, hiç bir itirazla karşiİaşmak-sızın icmâ' ile recm haddini uygulamışlardır. Recm haddi, mütevatir hadislerle, Peygamber (s.a.s.)'in tatbikiyle ve İcmâ-ı ümmetle sabittir. Recm hadisi, Kur'ân ayetinden olup sonra nesh edilmiş ve hükmü bakî kalmıştır diyenlere göre, Kitab ile de sabittir.
Zina eden erkek veya kadın üzerine ikrar veya şahid-lerin şehadeti veya beyyine ile recm haddini uygulamak va-cib olduğunda suçlu, normal taşlarla taşlanır. Ne azab ve e-limin uzun sürmesi için hafif çakıllarla taşlanır, ne de çabukça can alıcı kaya parçalarıyla öldürülür. Böyle yapılacak o-lursa, had uygulama amacı olan ibret alma gayesi elde dilmiş olmaz. Aksine avuç dolusu iriliğindeki taşlarla recmedilir. Yüze vurmaktan sakınılır. Zira Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah (s.a.s.), yüze vurmaktan ve yüze dövme yapmaktan men'etti.[113]
Ayrıca Peygamber Efendimiz, Gâmidiye'yi recmetmeyi emrettiğinde nohut gibi bir çakıl alıp ona attı. Sonra dedi ki: "Ey insanlar, ona (taş) atın ve yüze vurmaktan sakının." Zina eden erkek, kendisine had tatbik edilirken, bir yere bağlanmayip eli-kolu da bağlanmaz. Onun için çukur kazılmaz. Kadın ise, recmedilirken kendisi için çukur kazılması caizdir. Avreti açılıp görülmesin diye göğsüne kadar çukura gömülür. Had tatbiki esnasında giysileri üzerine bağlanır ki, vücudunun bazı kısımları görülmesin. Çünkü o, avrettir. Avretinin açılması, had tatbiki esnasında bile haram olur. Nitekim Asr-i Saadet'te de Sahabîİer, böyle yapmışlardı.
Fikihçılar, şiddetli sıcakta da, soğukta da recm haddinin uygulanacağı hususunda görüş birliği etmişlerdir. Hasta kimseye de bu had uygulanır. Çünkü bu had ile kişi, sağlıklı da olsa zaten Öldürülecektir. Dolayısıyla yüz deyneklik haddin tersine olarak recm haddi, hastanın iyileşmesi zamanına ertelenemez.
Yine fıkıhçılar, gebe ise zina eden kadın recm haddinin uygulanmayacağı ve bu haddin kadının doğurmasına, çocuğunu emzirmesi ve çocuğun yiyecek yiyebileceği zamana kadar ertelenmesi gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Nitekim Gamidiye'nin haddinde Peygamber (s.a.s.) böyle yapmıştı. Ayrıca gebe kadına had tatbik edilmesi durumunda, karnındaki yavru da öldürülmüş olacaktır ki, bu da, suçsuz bir yavrunun öldürülmesi demektir. Alimler, had tatbiki sırasında ölmesi hâlinde zinâkârın yıkanacağı, üzerine namaz kılınacağı ve Müslüman Mezarlığına defnedileceği hususunda görüş birliği etmişlerdir. Nitekim Peygamber (s.a.s.) de, had nedeniyle ölen kişi için böyle bir muamele tarzı uygulamıştır.
Fıkıhçılar, hür, baliğ, akıllı ve müslüman bekârın zina yapmaları durumunda, her birine yüz deynek vurulması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir ki, bu hüküm, Allah'ın Kitabında yer almaktadır:
"(Bekâr olup da) Zina eden kadınla, zina eden erkeğin her birine yüz deynek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah'ın dini hususunda (emirlerini yerine getirmede) merhametiniz tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da bunların ceza tatbikîne şahid olsun." [114]
Müfessirler, dediler ki:
Bu ayet, evli bir kimsenin rezmedilmesi hususunda varid olan hadislerle tahsis edilmiştir. Ayet evli olmayan (zinakâr) kimsenin hükmü hakkında bakî kalmıştır.
Fıkıhçılar, dediler ki:
Ta'zir dayağı, zina dayağından daha şiddetlidir. Zina dayağı da içki içene çekilen dayaktan daha şiddetlidir. Had tatbiki durumunda, yeni kırbaçla vurulmaz ki, şiddetli acı vermesin. Darbeler, acı versin diye çürümüş eski kırbaçla da vurulmaz. Ancak deriden yapılmış vasat bir kırbaçla vurulur. Suçlu, yere yatırılmaz, bağlanmaz. Cellad, vururken aşırılığa kaçmaz.
Giysilerin tümü üzerinden çıkarılmaz. Avretini kapatacak şekilde iç çamaşırları üzerinde bırakılır. Kürkü ve deri elbiseleri üzerinden çıkarılır. Her organa darbedeki payını vermiş olmak için darbeler, bütün organlar üzerinde taksim edilir. Çünkü suçlu, zina yaparken lezzeti, her organında hissedip tatmıştır. Ayrıca darbelerin tümünü bir tek uzvun üzerine vurmak, teleflyete sebeb olabilir. Oysa ki, suçlu, telef olmaya müstehak değildir. Darbeler, bütün organlar üzerine taksim edilir ki, Peygamber (s.a.s.)'in yasaklamış olduğu öldürmeye sebeb olmasın.
Gjrtlak, tenasül organı ve yüz gibi yerlere vurulmaktan sakınılmalidır. Çünkü yüz, güzellikleri bir arada bulundurur.
Kadına gelince o, oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik edilir. Avret yerleri örtülür. Elbisesi, üzerinden çıkarılmaz. Çünkü o, setredilmesi gereken bir avrettir. Ancak kürk, aba ve deri giysisi üzerinden çıkarılır ki, darbelerin acisı vücuduna sirayet etsin. Tâ ki, had tatbikinden kastedilen amaca ulaşılabilsin. Bu amaç,, darbelerin acısını duymaktır ki, suçlu, artık suç işlemeye bir daha kesinlikle yanaşmasın. Kadın, oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik edilir. Zira Hz. Ömer (r.a.) buyurmuş ki:
"Erkek ayaktayken, kadın da oturmuş vaziyetteyken kendilerine had tatbik edilir."
Ayrıca erkeğin hâli alaniyyet ve âşikârlık üzerine kuruludur ki, başkaları onun bu durumundan ibret alsınlar. Kadının hâli ise, örtünme ve gizlilik üzerine kuruludur.[115]
Bunu da, böylece kaydettikten sonra günahların en çirkinlerinden olan Livata fiilinin beyanına geçelim. İslâm'ın ve mü'min müslümanların mahkum, gayr-ı İslâmî hükümlerin hakim olduğu işgal edilmiş İslâm topraklarında, Livata, oğlancılık, eşcinsellik ve homoseksüellik kelimeleri, aynı çirkin fiili anlatmak için kullanılır... Livata, erkeğin erkek ile cinsel ilişkide bulunmasıdır... Bu fiilin, yapılması ve yaygınlık kazanması, en korkunç felaketlerin en şiddetlisidir... İnsanlık tarihi boyunca bir çok gayr-ı müslimlerin yaşadığı ülkelerde ortaya çıkan bu çirkin zina fiili, özellikle Lut (as)'ın kendilerini İslâm'a davet etmek üzere peygamber olarak gönderildiği müşrik ve kâfir ahlaksız toplumun en büyük ö-zelliği olarak bilinmektedir...
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), toplumun felaketinin en büyük sebeblerinden birisi olan Livata fiiliyle meşgul o-lan Lût (as)'ın Müşrik ve Kâfir kavmi için şunları beyan buyurur:
"Hani Lût da, kavmine şöyle demişti: 'Sizden önce â-lemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız çirkinliği mi yapıyorsunuz?
Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.[116]
"Siz, insanlardan (cinsel arzu ile sadece) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz? Hayır, siz, sınırı çiğneyen bir kavimsiniz[117]
"Kavminin cevabı: 'Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları! Çünkü bunlar, çokça temizlenen (fuhuştan arınan, eşcinsellikten kaçman) insanlarmış', demekten başka olmadı.[118]
Rabbimiz Allah (c.c.) tarafından vazifeli kılınan Peygamberlerden biri olan Lût (as), en çirkin özellikleri eşcinsellik olan müşrik ve kâfir toplumu, imana davet ederken, onları bu korkunç çirkin fiilden alıkoymak için nasihat verirken, [119] çok kötü huylu olan müşrik kavmi ise, O'na şöyle cevab veriyordu:
Bizim gibi inanmayan, atalarımızın bize bıraktığı düzeni, rejimi beğenmeyen, atalarımızın ilkelerine reddeden, bizim gibi davranmayan ve yaptığımız eşcinsellik fiilini hoş karşılamayan, bundan ve bu gibi bizim değer verdiğimiz şeylerden kaçınan, kabul etmeyen, bizim değer ölçülerimizden arınan ve tertemiz olmak isteyen bu muvahhid, mütakki, mü'min müslümanları yurdumuzdan sürüp çıkarın... Bunlar gibi mü'min müslümanların, ahlaklı ve temiz kişilerin bizim yurdumuzda yerleri yoktur...
Böyle diyordu müşrik ve eşcinsel toplumun ileri gelenleri... Lût (as) ve O'nunla birlikte ancak bir aile ferdleri i-
Muvahhidİere, mütakkilere, mü'min müslümanlara, ahlâklı, iffetli ve namuslulara, böyle adî bir toplumda yer yoktu... Ta-ğutların egemen olduğu bu müşrik ve ahlâksız toplumu, bu toplumun yaşadığı ülkeyi, "Ya sev, ya terk et!" diye mü'min müslümanlara baskı yapılıyordu zalim, cahil ve' müşrik egemenler tarafından...
"Dediler ki: 'Ey Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.[120]
Gerek inanç, gerekse ahlâk bakımından lağamlaştın lan bir toplum yapısında elbette iyilerin, temizlerin, namusluların ve katıksız iman sahibi mü'min müslümanlann bulunmasına tahammül edilemez!.. "Ya bize benzeyin, ya da terk e-din!"diyen işgalci egemen tağutlarla mücadele edip işgal e-dilen İslâm toprakları işgalden kurtarılmalıdır.,. Egemen şirk fitnesi giderilip yerine, Allah'ın dini hakim kılınmalıdır... Muvahhid mü'minler, müşrik egemen tağutlar tarafından işgal edilip İslâm ve müslümanların mahkum edilerek Daru'I-Harbe dönüştürülen İslâm topraklarını, tekrar İslâm'ın ha-kim, mü'minlerin iktidar olduğu Daru'l-İslâm'a dönüştürmek için tüm imkânlarıyla çalışmalı, malları ve canlarıyla gayr-ı Müslim egemen tağutî güçlerle cihad etmelidir.[121]
Zina fiilinin en çirkini olan Livata, yani eşcinsellik için Önderimiz Rasululİah (s.a.s.)'in de, çok uyarıları olmuş ve Ümmeti için en çok kaygı duyduğu fiillerden biri olduğu beyan edilmiştir...
Cabir b. Abdullah (r.anhuma)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasuİuİlah (s.a.s.):
"Ümmetim için en çok korktuğum şey(İerden birisi), Lût kavminin ameli(ni işlemesidir.[122]
îbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasululİah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Bir erkeğe veya arkasından kadına yaklaşan kişiye Allah, (rahmet nazarı ile) bakmaz![123]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasululİah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Kimin Lût kavminin amelini işlediğini bilirseniz, bu (çirkin) fiili işleyeni de, kendisi ile bu fiili işleneni de öldürünüz.[124]
Ebu Hüreyre (r.a.) da, şu hadisi rivayet eder:
Rasululİah (s.a.s.) Lût kavminin (çirkin) amelini işlyen kimse hakkında:
"Üstekini ve alttakini recmediniz. Her ikisini de recme-din iz. "buyurmuştur.[125]
Bu berbat ve çirkin fiilinden dolayı ortaya çıkan suç i-çin Livata (eşcinsellik/homoseksüellik) haddi uygulanır... Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şöyle denilmektedir:
"Livata (homoseksüellik), insanın nev'îne ve fıtratına yakışmayan ahlâkî suçlardan biridir. Livatada, yani erkeğin erkek ile cinsel temasta bulunmasında insanlığa karşı açıkça düşmanlık edilmekte ve Allah'ın kanunlarının sınırları dışına çıkılmaktadır. Bu nedenle Cenab-ı Allah bu suçu, tıpkı zina gibi fuhuş olarak adlandırmıştır:
"Sizden önce âlemlerin hiç birinin yapmadığı rezaleti (oğlancılığı) mı yapıyorsunuz?" [126]
Bu çirkin fiili işleyen kimse hakkında İmamlar, farli görüşler ileriye sürmüşlerdir. Bazıları demişlerdir ki:
Oğlancılık yapan kişi, eğer evliyse, zinâkârın cezasına çarptırılır ki, o da, idamdır. Yapiîan kimseye gelince, onun . cezası, bekâr zinâcıların gibi deynek cezasıdır. Çünkü onda evlilik söz konusu olmaz.
Diğer bazıları demişler ki:
Oğlancılık (Livata) yapanın cezası, had babından değil de, ta'zir babmdandır. Kadı, onu bu suçtan caydırmak için, uygun gördüğü tarzda habseder veya deynek altına yatırır. Suçu tekrar işler ve terk etmezse, onu idamla ta'zir eder.[127] Aynı eserde bu konura şunlar da beyan edilir: "Gerçekten livata, Allah'ın lanet ve gazabını, Meleklerle bütün insanların lanetini getirir. Çünkü o, akl-i selimle ve sağlıklı zevkle çelişen anormal bir fiildir. Bu fiil sahibinin mürüvvet ve haya perdesini söküp çıkardığına, onurlu kimselerin niteliklerinden sıyrıldığına, hatta hayvanların adetlerinden bile tecerrüd ettiğine, hayvanlardan daha çirkin ve al-çak olduğuna delâlet eder. Köpeklerin, eşek ve domuzların bile kaçındıkları bir rezillikten seni men'ediyorum. Bu fiili işlemek, büyük ve cüsseli veya zengin ya da azamet sahibi bir kimseye nasıl yaraşır?
Hayır, bu fiili işleyen, hayvandan da aşağıdır. Daha meş'umdur. Pis leşlerden daha kötü kokuludur. Şer ve kötülüklere daha layıktır. Katiller, hırsızlar ve zinâkârlar, toplum nazarında oğlancılar gibi değildirler. Bunlar, hâi bakımından oğlancılardan daha iyi ve daha şereflidir. Çünkü o, Allah'ın ahdine ve emanetine hıyanet etmiştir. Yok olsun cehennemde helak olsun. Cehennem ne kötü bir duraktır.
Bu nedenle İslâm âlimlere, bu cürümden uzak durmak, tüysüz, özellikle parlak yüzlü çocuklara uzun uzadıya bakmaktan kaçınmak için işi sıkı tutmuşlardır. Bazıları, bu vasıftaki çocuklara bakmanın haram oluşu için, bakışın şehvetli olmasını şart koşmuşlardır. Çünkü bu bakış, fuhşu davet eder, durgun ve gizli oîan şehveti körükler.
Rahmetli Zekvan oğlu Hasan demiş ki:
Zenginlerin çocuklarıyla bir arada oturmayın. Onların, kadınlar gibi güzel yüzleri ve suretleri vardır. Onlar, kadınlardan daha çok fitneye düşürürler.
Merhum Şüdî oğlu Necib de, şöyle demiştir:
Bir erkek, tüysüz gençler ve çocuklarla gecelemesin, deniliyordu.
İbn SehPin de, şöyîe dediği rivayet olunmuştur:
Bu Ümmette, kendilerine Lûtî denen bir takım kimseler türeyecektir. Onlar, üç sınıftırlar: Bir sınıf bakar, bir sınıf musafaha eder, bir sınıf da bu fiili (oğlancılık) yaparlar.
Mücahid'in de, şöyle dediği rivayet edilir:
Bu fiili işleyen, yani oğlancılık yapan kimse, gökte i-nen ve yerde bulunan suların bütün damlalarıyla yıkanıp gusletse bile, bu günahdan tevbe etmedikçe murdar kalmakta devam eder.
Adamın biri Ahmed b. Hanbel'in meclisine geldi. Beraberinde güzel yüzlü ve parlak suretii bîr çocuk vardı.
İmam Ahmed, ona:
Bu, senin neyin olur?, diye sorunca,
Adam:
Bacımın oğludur, diye cevab verdi.
Bunun üzerine İmam, ona şu uyarıda bulundu:
Onu, bir daha buraya getirme. Yolda, onunla beraber yürüme ki, seni ve onu tanımayanlar, hakkında kötü zanda
bulunmasınlar.
Süfyan-ı Sevrî, umumî bir hamama girdi. Sonra da güzel yüzlü, çıplak bedenli bir çocuk, onun bulunduğu yere geldi. Süfyan, gözlerini yumup bağırarak şöyle dedi:
Onu, yanımdan çıkarın, yanımdan çıkarın. Ben, her kadında beraber bîr şeytan görüyorum. Her çocuk ve tüysüzle beraber on küsur şeytan görüyorum.
Bütün bunların sebebi şudur:
Bu çirkin fiilin zararı, erkeklere ve kadınlara, hatta ferd ve topluma, bütün insanlığa dokunan zararların en tehlikeli-sidir. Yüce Allah'dan, bizleri bu Şen'î cürümden korumasını ve muhafaza buyurmasını diliyoruz. Şübhesiz O, duaları işitendir.
Alimler oğlancılığın zararlarını özet olarak aşağıda maddeler hâlinde sıralamışlardır:
1) Selim beşer fıtratına karşı cinayet işlenmektedir. Çünkü selim nefisler bunu pek çirkin görür ve onu zinadan daha kötü sayarlar. Zira cinsel temasın yapıldığı mahal pistir, pislik yeridir.
2) Şehvet israfı nedeniyle gençler bozulmaktadır. Çünkü burada erkeklere pek kolay yaklaşılmaktadır.
3) Kendilerinde ibnelik hastalığı meydana geldiği için erkekler rezil olurlar. Bir defa başlarını yere indirdiler mi, artık bir daha kaldıramazlar.
4) Oğlancılıktan hoşlandıkları için kocalarının, kendilerinden yüz çevirmeleri nedeniyle kadınlar bozulmaktadır: Kocaları, karılarının iffetlerini muhafaza etmek, şehvetlerini tatmin etmek hususunda kusurlu davranmaktadırlar. Böylece de onları, ırzlarını hafife alınacak derekeye düşürmektedir.
5) Bu fuhuşun yayılması nedeniyle nesil azalır. Çünkü, oğlancılık, erkeklerin evlenmeye rağbet etmemeleri ve kadınlardan yüz çevirmeleri sonucunu doğurur.
6) Oğlancılık, erkeklerin kadınlara arkadan temas yapma eğilimini artırır ki, bu da, son derece berbat bir alışkanlıktır.
7) Bu fuhşu alışkanlık hâline getiren kişi, mastürbasyon yapmaya ve hayvanlarla cinsel temas yapmaya meyleder ki, bunlar da, iki çirkin suçturlar. Bedene şiddetli zararlar verirler, ahlâkı bozarlar. Tehlikeli ve öldürücü zararları olduğu için bunlar, tüm din ve milletlerde zina ve oğlancılık gibi yasaklanmıştır.
8) Evlilik hayatı bozulup aileler ve yuvalar parçalanır. Kin ve düşmanlık tohumları ekilir.
9) Oğlancılık nedeniyle gençler, evlenmekten ve aile sorumluluklarını yüklenmekten kaçınırlar. Çünkü bu pis alışkanhk, toplumu ayakta tutan sütunları yıkar. Oysa evlilik, eşlerin her ikisinin de iffetini korur.
10) Oğlancılık yapanda, Frengi ve bel soğukluğu hastalıkları gibi tehlikeli zararlar meydana getirir.
11) Kendisine yapılan da, bazı zararlar meydana gelir. Örneğin, tutamadığı için, anusundan pislik akar.
Genel olarak bu fuhşun zararlarını saymakla bitiremeyiz. Umumî olarak hem ferd, hem toplum için tehlike arzederler. Oğlancılık (Livata) korkunun habercisi, zarar ve ziyanın sebebi, düşüşün delili, alçaklığın nedeni, onur ve izzetin yetirilişidir.
Salgın öldürücü ve pis hastalıkların yayılmasına yol a-çar. İnsanı, ince illete ve safra hastalığına mübtela eder. Allah'ın rahmetini kaldırıp gazabım indirir. Yapana ve yaptırana azab ve lanet getirir. Yüzlerden utanmayı kaldırır. Yapanın da, yaptıranın da sahicilikleri reddolunur. Onlara, dünya ve ahirette azabın en şiddetlisidir vacib olur.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Medine toplumunu bozmasın diye muhannes bir erkeğin Medine dışına sürgün edilmesini emretmiştir.
Hikmet sahibi Şeriat koyucu, bu çirkin fiili, üzerinde durarak yasaklamış, bu suçtan caydırıcı bir cezayı va'zctmiş-tir. Bu çirkinliğe düşmekten insanları nefret ettirici, onları bu fiilin vehim sonucundan sakindıncı, şenaatinden ürkütücü, büyük fecaat ve tehlikesini açıklayıcı mahiyette bir çok ha-dis-ı şerif varid olmuştur.
Ebu Hüreyre (r.a.), Peygamber (s,a,s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cenab-ı Allah, yarattıklarından yedi kimseye, yedi kat göğün üzerinden Lanet etmiş ve onlardan her birinin üzerine laneti üç kez tekrarlamıştır. Onlardan her birine kendisine yetecek miktarda lanet etmiştir: Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Allah'dan başkası için (kurban) kesen mel'undur. Hayvanlarla cinsel temasta bulunanlar mel'undur. Anne-babasma asî olan mel'undur. Bir kadınla beraber (başka kocadan doğmuş olan) kızını kendisine nikahlayan mei'undur. Yeryüzünün hududunu değiştiren mel'undur. Velisinden başkasına nisbet edilen mel'undur.[128]/[129]
Lİvatanm korkunç zararlarına çağımızda ortaya çıkan AİDS hastalığını da eklemek gerekir... Çünkü bu hastalığın ortaya çıkmasının tek sebebi Livata, yani homoseksüelliktir... İnsanlığa ferd ve toplum olarak verdiği zarar, hemen hemen her insan tarafından bilinen AİDS hastalığı, tibb tarafından çaresi keşfediledursun, her imanlı ve aklım kullanmasını bilen insan idrak eder ki, bundan kurtulmanın tek yolu var o da, Livatayı ve zinânm her türlüsünü ortadan kaldırmak, ona yaklaşmamaktır... Bunun gerçekleşmesi için de, yeryüzünde şirk, küfıir, irtidad fitnesinin kaldırılması, müşrik, müstekbir, kâfir ve zaiim tağutların egemenliklerine son verilmesi, yeryüzüne İslâm'ın hakim kılınması gerekir... Ancak İslâm, hayata, gönüllere, ruhlara ve bedenlere hakim o-lursa hayat, yaşamaya değer...
Yegâne hayat nizâmı olan İslâm, tüm bu korkunç felaketleri önlediği gibi, karşılıklı rıza ile yapılan zinanın her türlüsünü yasakladığı gibi, ırza tecavüzü de, haram kılmış,, yani yasaklamış ve bu suçu işleyenlere gereken cezayı vermiştir... Böylece nesil emniyetini tertemiz bir şekilde sağlamıştır...
Vail (b. Hucr) el-Kindî (r.a.), anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'in zamanında(cemaatle) namaz kılmayı kasdederek (evinden) çıkan bir kadını, bir adam tuttu ve kadının üstüne kapanarak ona tecavüz etti. Kadın bağırınca, adam sıvıştı. Derken kadının yanından (başka) bir adam geçti ve kadın:
Beni, şöyle şöyle yapan işte bu adamdır!, dedi.
Muhacirlerden bir cemaate rastladı ve onlara:
Şu adam, beni şöyle şöyle yaptı, dedi.
Kadının, kendisine tecavüz ettiğini sandığı adamı gidip aldılar ve kadına getirdiler.
Kadın:
Evet, işte bu!, dedi.
Bunun üzerine adamı, Rasulullah (s.a.s.)'e getirdiler. Rasulullah (s.a.s,), recmedilmesi (taşlanması)nı emredince, kadına tecavüz eden kişi ayağa kalktı ve:
-Ya Rasulullah, o kadının adamı (hasmı) benim, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), kadına:
"Sen git, Allah, seni affetti" buyurdu.
(Suçsuz yere yakalanan) adama da, (Gönül alıcı) güzel sözler söyledi.
Müteakiben kadına tecavüz eden adam için:
"Onu, recmedin!" emrini verdi ve sonra:
"(Yemin olsun, bu zat, kusurunu ikrar etmekle öyie) bir tevbe etti ki, Medine halkı, o tevbeyi etselerdi, kendilerinden muhakkak kabul edilirdi (bütün Medine halkının günahlarına kefTaret olurdu)." buyurdu.[130]
Tüm kurum ve kuruluşlarıyla İslâm'ın hayata hakim olduğu Daru'l-İslâm'da yaşayan izzet ve şeref sahibi olan faziletli İslâm toplumunu bozmaya ve nesil emniyetini tehdit ederek zedelemeye çaba harcayan zinâkârlara, hayatları boyunca bir de mânevi ceza verilmiştir... Onlar, işlemiş oldukları bu suçtan dolayı, âleme ibret olsun diye, bu suçu işlememiş teiniz kişilerle evlenemezler... Ancak kendileri gibi günahkâr olan birileriyle evlenebilirler veya ancak onlar birbirlerine layıktırlar...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Zina eden erkek, zina eden, ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikâhlayamaz. Zina eden kadın da, zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.[131]
"Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır).[132]
Faziletli İslâm toplumunda, namuslu mü'min müslü-manların, namuslarına ve iffetlerine dil uzatmak, onları rendice etmek ve namuslarından dolayı kendilerine iftira etmek de haram kılınmış, yani tamamiyle yasaklanmıştır... İzzet ve Şeref sahibi, namuslu ve tertemiz olan mü'min müslü-manların namuslarına dil uzatıp iftira edenlere de, gerekli ceza verilmiştir... Böylece nesil emniyeti sapasağlam bir şekilde korunmuş ve ona toz kondurul mamaya çalışılmıştır...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"İman edenler için de, çirkin-utanmazhklarm (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada da, ahirette de acıkh bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.[133]
"Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan ve sonrada dört şahid getiremeyenlere de, seksen deynek vurun ve onların sahiciliklerini ebedî olarak kabul etmeyin. Onlar, fasık olanlardır.
Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendır.[134]
"Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.
O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahidlikte bulunacaklardır.
O gün, Allah onlara, hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da. Allah'ın hiç şübhesiz hak olduğunu bilecekleridir.[135]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Helak edici olan yedi şeyden çekininiz."
Sahabîîer:
Ya Rasuluîlah, bu yedi şey nedir?, diye sordular.
Rasulullah: (onlardan birisi de:)
Zinadan Kal'a'ya girmişçesine korunmuş olup hatırından bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina iftirası atmak." buyurdu.[136]
Mü'minlerin annesi Aİşe (r.anha) şöyle anlatıyor:
Bana yapılan iftirada suçsuz olduğumu bildiren Nur Sûresi (24/1-23) ayeti indiği vakit Rasulullah (s.a.s.), minbere çıktı, iftirayı anlattı, indirilen ayeti okudu. Minberden indiği vakit, iki erkekle bir kadının cezalandırılmasını emretti Onlara, had cezası tatbik olundu.[137]
Nufeyl, şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.), Aişe'ye ftıhşiyat yaptığını söyleyen Hasan b. Sabit, Mıstah b. Es.a.s.e'ye (NufeyFe göre) Hamne bint Cahş'a olmak üzere iki erkek ve bir kadına iftira sopası vurulmasını emir etti.[138]
Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:
"Ey iman edenler, zandan çok kaçının, çünkü zanin bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın)..[139]
İffet sahibi mü'minlere zina yaptı diye iftirada bulunan müfterilere (iftiracılara), hadd-ı Kazf uygulanır... Hadd-ı Kazf, ayette de beyan olunduğu üzere seksen deynektir...
Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı değerli eserde şunlar beyan edilir:
"İzzet ve celâl sahibi Allah, Nur Sûresi'nin başında zina suçundaki fuhşun büyüklüğünü, şenaatinin çokluğunu, diğer hiç bîr suçta bulunmayan cürüm fazlalığını ve çirkinlik aşırılığını açıklamıştır. Irz ve namus konusunda yapılan isnad ve ithamlar, insanın başını Önüne eğer, şerefini yıkar. Kıymetli İslâm Hukuku'nun amaçlarından biri de, kişinin ırz ve namusunu muhafaza etmek, şeref, onur ve değerini, izzet-i nefsini korumaktır. Şanı yüce Allah, hikmetinin bir gereği olarak, azgın kimseler için bu caydırıcı hadleri koymuştur.
Azgın kimselerin kin ve öfkeleri, onların insanların haysiyetlerini darbelemeye, onurlarını tırmalamaya itmektedir. Oysa ki, insanların şeref ve haysiyetleri, kendileri İçin çok kıymetlidir. Amma suç işledikleri takdirde değersiz olur.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"O vakit siz, o iftirayı dillerinizle birbirinize anlatıyordunuz. Hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadığınız şeyi, ağızlarınızla söylüyor ve bunu kolay (günah olmayan şey) sanıyordunuz. Halbuki Ailah katında (günah bakımından) çok büyüktür.[140]
Cenab-ı Allah, koymuş olduğu hükümlerle, yani caydırıcı olan kazf haddiyle -ki bu had, ırz ve namusu korumaya kefildir- insanların şeref ve haysiyetlerini korumamız emredilmiştir ki, insanlar, bu feci suçu işlemeye yeltenmesinler. Bütün mü'minler, diğer kardeşleri hakkında iyi zanda bulunma isteğinde terbiye olsunlar. İnsanlar hakkında, alelacele kötü zanda bulunmasınlar. Dillerini, temiz tutmaya devam etsinler, Edeblerini muhafaza etsinler. Hakkında bilgi sahibi olmadan büyük suçlamalara girişmesinler. Fecaatiyle orantılı olarak itham ve suçlama delillerini iyice araştırsınlar ki, insanlar yalan suçlama tuzağını, başkalarını haksız yere rüsvay etmek ve şereflerini lekeleyip tırmaklamak için vesile edinmesinler.
Dil suçundan başka hiç bir suç bulamazsın ki, sahibi yaptığı işin ne kadar tehlikeli olduğundan habersiz olsun. Tabiatıyla dil, kolayca hareket ettiği için dil suçu kolayca işlerin. Tabiî garib şeyleri anlatmak da insana tadlı gelir. İnsanları kolayca itham etmek için şu da, yeterli bir sebebtir:
Söylenen söz, sahibinde kaaleye alınacak duyulur bir eksiklik meydana getirmediği zannedilmektedir. Bunun yanı sıra insanlar kolayca konuşur ve konuşulanı dinlerler. Bütün bu sebeblerden ötürü insanlar, başkasını itham etmeyi önemsiz ve kolay bir şey zannederler. Oysa ki, bunun günahı, Allah (c.c.) katında çok büyüktür.
Bu nedenle Şeriat koyucu, kazf haddine son derece ö-nem vermiş ve üzerinde durmuştur. Hırsızlık hakkında bir ayet, yol kesme haddi hakkında bir ayet indirmiştir, Kazf haddine gelince, onunla ilgili olarak İki ayet indirmiştir. Sonra da kazfın bir başka çeşidi olan Liân hakkında beş ayet indirmiştir. Bunun ardı sıra "İfk Hadisesi'.'ni anlatmış, bu o-laya ilişkin dokuz ayet indirmiştir. Bütün bunların peşisira da,zinâdan haberi olmayan mü'min. kadınlara iftirada bulunmayı yasaklamaya dair dört ayet indirmiş ve şöyle noktalamıştır:
"Bunlar, iftiracıların dediklerinden beridirler. Kendileri için bir mağfiret ve (cennette) kerim bir nzık vardır."
Böyle oiunca da Cenab-i Allah, Kazf haddi, bu haddin hükümleri, nev'îleri, azabın ve cezanın açıklanması, toplumda yol açtığı zararların izahı, kazften yasaklanılmasi, iftiraya teşebbüsden sakındın İması, iftira etmeye yellenmenin fecaati hakkında Nur Sûresi'nde yirmi kadar ayet indirmiş olmaktadır. Sonra Cenab-ı Allah, insanlara zina iftirasında bulunan ve onların aleyhinde isbatlayıcı beyyineler getire-meyerek ırzlarını, namuslarını lekeleyen suçluların cezalarını, bu ayetlerde şöyle açıklamıştır:
1) Kendilerine seksen deynek vurulacak.
2) Şahidlikleri ebediyyen kabul edilmeyecek.
3) Kasıklardan, suçlulardan ve büyük günah sahiblerin-den sayılacaklardır.
4) Allah katında yalancılardan sayılacaklardır.
5) Dünya ve ahirette lânetli kimselerden olacaklardır.
6) Kıyamet gününde Allah tarafından kendileri için
saklanıp bekletilmekte olan azaba çarptırılacaklardır.
7) Daha fazla rezil ve rüsvay olsunlar diye organları, kendilerinin aleyhinde şahidlik yapacak olan şahidlerin başında gelecektir.
8)Yaptıklarının karşılığını Cenab-ı Allah, onlara çektirecektir. Amellerine göre cehennem ateşinde hakkettikleri kadar azabı onlara taddiracaktır.
Zina iftirasında bulunmanın en büyük günahlardan biri olduğu hususunda İcmâ-ı Ümmet vardır.
Kazf haddi, Kîtab, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmetle sabittir.[141]
Bu konuda, "Kitabu'i-İcmâ"dâ şunlar beyan edilir:
"Bir hristiyan, hür bir müslümana kazifte ( zina isnadında) bulunursa, müslüman, müslümana kazifte bulunduğu zaman nasıl bir ceza veriliyorsa ona, aynı şekilde ceza verilir.
Bir kimse, babasına, dedesine, dede veya ninelerinden birisine zina iftirasında bulunursa, ona had cezası gerekir.
Zina iftirasına uğrayan kimse, kendisinde kazifte bulunan şahsa gerekli had cezasının uygulanmasını isteyebilir.[142]Daru'I-İslâm vatandaşları olan gayr-ı müslim zimmîlerin de nesil emniyetleri, İslâm Devleti tarafından korunmaya alınmıştır... İslâm Devleti'nin üstünlüğünü kabul e-dip Daru'l-İslâm'da ikamet eden gayr-ı müslim zimmîlerin içinden biri çıkıp nesil emniyetini tehlikeye düşüren zina suçunu işlerse, ona gerekli ceza verilir... Böylece izzet ve şeref sahibi mü'minlerin yaşadığı iffetli ve faziletli İslâm toplumunda nesil emniyeti çok sıkı bir şekilde koruma altına a-hnmıştır...
Abdullah b. Ömer (r.anhuma), şöyle anlatır:
Bir takım yahudîler (Medine'de) Rasulullah (s.a.s.)'e geldiler de O'na, içlerinden bir erkek ile bir kadının zina ettiğini söylediler (ve ne hükmedersin?, dediler).
Rasulullah (s.a.s.), onlara:
"Sizler, recm hükmü hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu. Onlar:
Biz, zina edenleri teşhir ederiz. Bunlar, deynekle de döğülürler, dediler.
Abdullah İbn Selâm, bunlara:
Yalan söylediniz! Tevrat'ta recm ayeti vardır, dedi.
Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve Kitabı açtılar. Yahudilerden birisi (Abdullah İbn Surya) elini recm ayeti üzerine koydu da, ondan Önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı.
Abdullah İbn Selâm, ona: -Elini kaldır!, dedi.
O da, elini kaldırınca recm ayeti görülüverdi. Yahudiler:
Ya Muhammed, Abdullah İbn Selâm doğru söylemiştir: Tevrat'ta recm ayeti vardır, dediler.
Akabinde subût üzerine Rasulullah, bunların recm olunmalarına hüküm ve emretti.
Abdullah İbn Ömer:
Ben, o yahudî erkeğini, taşlardan kadını korumak için kadının üzerine kapanıyor hâlde gördüm, demiştir.[143]
Nesil emniyetine karşı işlenen suç, suçların en korkuncu ve günahların en büyüklerinden olduğunu bir kez daha hatırlatıp bu konuda Rabbimiz Allah'ın şu emirlerini unutmamalıyız:
"İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.
O, iş başına geçti mi yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, fesadı (bozgunculuğu ve kışkırtıcılığı) sevmez.
Ona, 'Allah'dan kork' denildiği zaman onu, büyüklük gururu günaha sürükleyerek alıp kuşatır. Böylesine cehennem yeter, ne kötü bir yataktır o.[144]
"Demek iş başına gelip yönetimi ele alırsanız hemen, yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparıp parçalayacaksınız öyle mi?
İşte bunlar, Allah onları lanetlemiş, böylece (kulaklarını) sağirlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör etmiştir.[145]
"Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.[146]
Helal malın ve temiz neslin düşmanlarına karşı çok u-yanık ve tedbirli olmak lazımdır... Bu düşmanlar, fırsatı buldukları anda nesli ve helâl malı yok etmeye ve bozmaya başlarlar... Temiz nesli ve helâl malı ifsad etmek, onlar için mü'mîn müslümanlara vurulacak en büyük darbe olarak görüldüğünden, bu ihaneti yapmaktan çekinmezler...
Dikkat! Yeryüzünün iktidarı bu hainlere verilmemeli, eğer iktidarda iseler, egemenliğin onlardan alınıp gerçek sahibi olan Allah'a verilmelidir... Yani Allah'ın dinine yardım edilmeli, mahkum edilen İslâm, hakim konumuna getirilmelidir...
Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:
"Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslâm'a ve müsîümanlara) yardım ederseniz, O da, size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.[147]
Allah, kendi (dini)ne yardım edenlere, kesin olarak yardım eder. Şübhesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.[148] Dünyanın maddî iktidarını elinde tutan süper müşrik egemen güçler, nesli ve malı ifsad etmeye devam ediyorlar... Onlar ve işgal altında bulunan İslâm topraklarındaki yerli u-şaklan, mü'min müslümanlarm mallarını sömiirüyor, ellerinden alıyor, alın terlerini kadehlerde içiyorlar... Ayrıca şirk ve küfür Kültürüyle genç nesli, kendilerine yabancı, özlerinden kopmuş, köksüz ve ahlâksız hâle getirmeye çalışıyorlar... Muvahhid mü'min müslümanlar bu, İslâm, nesil ve mal düşmanları olan yerli ve yabancı tağutlan yok etmek için cihada kuşanmalarıdırlar... Bu, muvahhid müzminlerin üzerlerine farz-ı ayn olmuştur...
Nesil emniyeti için meşru, yani Şeriata uygun ve helâl yol olan evlilik, her zaman ve her mekanda tavsiye olunmuştur... Muvahhid mü'min müslümanlar, helâl yoldan eşleriyle bir araya gelmeleri kendileri için sevab olduğunu bildiren önderimiz Rasulullah (s.a.s.), neslin korunması için gereken yolu göstermiştir.
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından bazı zevat, Muham-med (s.a.s.)'e:
Ya Rasuluîlah, servet sahihleri sevablan alıp gittiler. (Zira) bizim kıldığımız namazı kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fakat) onlar mallarının fazlalarını tasadduk ediyorlar, demişler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Size Allah, tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her teşbih mukabilinde bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her tahmid bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emr-i bi'1-ma'ruf sadaka, kötülükten nehy sadakadır. Birinizin cinsî münasebetinde bile sadaka vardır." buyurmuşlar.
Ashab;
Ya Rasulullah, birimiz şehvetini kaza eder de, onda da ecir mi olur?, diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ne dersiniz, o kimse, şehvetini haramla tatmin ederse, ona günah olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da sevab olur." buyurmuşlar.[149]
Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Yedi sınıf insan vardır ki, Allah, kendi gölgesinden başka hiç bir gölge bulunmayan kıyamet gününde bunları, kendi Arş'in gölgesinde gölgelendirir:
Adil imam (yani devlet başkanı).
Allah'a ibadet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç.
Gönlü mescidlere sevgiyle bağlanmış olan namazlı kimse.
Allah için birbirini seven ve bu sevgi ile birleşip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi.
İçtimaî mevkî sahibi ve güzelliği olan bir kadın tarafından çağrılıp da kadınlığı kendisine arzettiğinde: 'Ben, Allah'dan korkarım' cevabıyla karşılık veren er kişi.
Sağ elinin verdiği sadakayı, sol eli duymayacak derecede gizli sadaka veren zengin kişi.
İnsanlardan tenha (yalnız) olarak Allah'ı anıp gözleri yaş döken takvalı kişi.[150]
Yalnız Allah'ın rızası ve Allah'dan korktuğu için haramlardan kaçman, helâller ile amel eden muvahhid mü'minler, Allah'ın dostluğunu kazanmış, evliyaullah'dan olmuştur... Allah'ın veli kullarından olan bu değerli şahsiyete sahib, izzet ve şeref sahibi mü'min müslümanlarm istikamet üzere olmaları en büyük keramet olduğu bilinen gerçeklerdendir... Keramet, katıksız iman ve salih amel sahibiyle beraberdir.,. Tağutu tamamıyla reddedip Allah'a katıksız iman edenler, Allah'ın veli kullarıdır...
İbn Ömer (r.a.)'ın rivayetı'yle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Üç kişi sefere çıktılar. Yürürlerken yağmura tutuldular ve dağda bir mağaraya girdiler. Bunlar, orada iken bir taş düşüp mağaranın kapısının üzerine kapadı.
Bunlar, birbirilerine:
Hayatımızda işlediğimiz en hayırlı işi söyleyerek Allah'a dua ediniz (belki Allah, kapıyı açar), dediler.
Bunlardan bir diğeri şöyle dedi;
Ya Allah, Sen, yaidnen bilirsin ki, ben, amcamın kızlarından birini bir erkeğin, kadınları sevmesinin en hararetli-siyle severdim. Ben, ona sevgi açıkladıkça o, bana:
Sen, bu kıza yüz dinar vermedikçe, bu kızdan bir şeye nail olmazsın, derdi.
Ben, bu parayı kazanmak için çalıştım. Nihayet parayı biriktirip amucamm kızına getirdim. Emele nail olmak için hiç bir mani' kalmayıp, onun iki ayağı arasına oturduğumda kız, bana:
Allah'dan kork! Yaratıcı kudretin koyduğu mührü
bozma. O bekaret mührü, yalnız hak yoluyla nikâhla açılır, dedi.
Ben, bu söz akabinde kalktım ve kızı bıraktım. Ey Rabbim, Sen, çok iyi bilirsin ki, ben, kızdan çekilmemi Senin rızanı kazanmak için yaptım. Binaenaleyh bizden bu kayayı aç!, dedi.
Kapı, onlardan üçte iki miktarınca açıldı.[151]
Irzını temiz tutmak ve namus konusunda başkaların ırzını, kendi ırzı gibi korumak, istikamet üzre olan muvahhid mü'minlerin vasıfîarmdandır...
İslâm Dini'nin kaîblere, beyinlere, ruhlara, bedenlere, devlete, ülkeye ve tüm kurum ve kuruluşlara hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, yani İslâm ülkesinde yaşayan izzet ve şeref sahibi faziletli muvahhid mü'minlerden oluşmuş İslâm toplumunda durum bundan ibrettir... Bu, böyledir!..
Bu gün ise, İslâm toprakları, müstevli müşrikler, zalim kâfirler ve sömürücü egemen tağutlar tarafından işgal edilmiş, İslâm devre dışı bırakılmış, mü'min müslümanlar mahkum edilmiştir... İslâm topraklarını işgal eden müşrik ve mürted egemen tağutlar, egemen oldukları bölgelerde Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in haram kıldıklarını, helâlleş-tirmiş, helâl kıldıklarını da haramİaştırmışlardır. Yani Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in yasakladıklarını serbest bırakmış, serbest kıldıklarını da, yasaklamışlardır...
Nesil emniyetini ortadan kaldıran zinanın her türlüsü serbest bırakıldığı gibi, zinâhânelerin ve zinâkârların her türlü emniyeti, egemen gayr-ı İslâmî düzenin emniyet güçlerince sağlanmıştır... Zinaya her türlü teşvik yollan serbest bırakılmış, hatta egemen tağutlar tarafından vatandaşlar teşvik de edilmiştir... Zina yapmak ve zina evleri açmak kanunlaştı-nlmış, bu konuda ilkeler belirlenip tüzükler hazırlanmıştır... Nesli perişan eden zina fiili,bir kazanç yolu kabul edilmiş, genelev patronları memleketin vergi rekortmeni ilân edilmiştir... Bu çirkin ve korkunç yola düşürülen memleketin kız ve kadınları, genelevlerde, randevu evlerinde, barlarda, pavyonlarda, klüplerde, kumarhanelerde, diskolar ve plajlarda vergilendirilmiş belli para karşılığı isteyenlere satışa sunulmuştur... Genelevler ve genel kadınlar yasal bir şekilde serbest bırakılmıştır..[152]
Her türlü zinanın serbest bırakıldığı işgal altındaki İslâm topraklarında egemen olan gayr~ı İslâmî güçler, zina ve zinâkârları koruma altına alıp onlar için tüzükler hazırlamışlardır.[153] Böylece, nesil emniyetine en büyük ihanet edilmiş ve en korkunç darbe indirilmiştir...
Allah'ın ve Rasulü (s.a.s.)'in hükümlerini yürürlükten kaldıran, onun yerine heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunları icra edenler, İslâm topraklarına egemen olmuş ve fitnenin kaynağı hâline gelmişlerdir... Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e karşı baş kaldıran, isyan eden, İslâm'ın hükümlerini beğenmeyip bir yana bırakanlar, kendileriyle beraber, mah-kumlaştirdıkian müstaz'af mü'min müslümanlan da ateşe sürüklüyor, uçurumun kenarına doğru çekip götürüyorlar... Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), şöyle buyurur: "O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüptoplanacak olanlar, işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından da sapık olanlardır.[154]
Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, onlar öğreneceklerdir.
Kendi istek ve tutkularını (nevasını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir, ya da akimi kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır, onlar, yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar,[155]
İşgal edilmiş İslâm topraklarında egemen olan tağutlar, Rabbimiz Allah'ın ayetlerinde beyan buyurduğu tiplerin aynısının tıpkısıdir!.. Bunların, Allah'a ve O'nun nizâmı olan İslâm'a karşı sergiledikleri red ve isyan tavrının yüzünden İslâm topraklan kan gölü hâline gelmiştir... Her yerde katledilen müslümanlann oluk oluk akan kanları, İslâm topraklarını kan gölü hâline getirmiştir... Yine onların, şirk, küfür ve 1 irtidadlarmın gereği olarak işgal altındaki İslâm toprakları fitnenin kaynağı hâline gelmiştir!..
Bu fısk, fticûr ve zulüm ile hakim olanların ihaneti yüzünden her tarafta ahlâksızlık alabildiğine çoğalmış, din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti yitirilmiştir... Eğer bu kötü ve korkunç gidişata "dur" denilmezse, kurunun yanında yaşın yandığı gibi, kötünün yanında iyinin de helak olması gündeme gelecektir...
Mü'minlerin annesi Zeyneb bint Cahş (r.anha) şöyle anlatır:
RasuluIIah (s.a.s.), bir kerresinde telaşla Zeyneb'in yanına girmiş ve:
"Lâ ilahe illallah, vuku'u yaklaşan bir şerrden, büyük bir fitneden dolayı vay Arab'ın hâline! Bugün Ye'cüc ve Me'cuc'un şeddinde şunun gibi bir delik açıldı." buyurup başparmağı ile onu ta'kib eden şahadet parmağını halka yapmıştır.
Bunun üzerine Zeyneb bint Cahş:
Ya RasuluIIah, içimizde bu kadar salih kimseler varken biz, helak olur muyuz?
Rasuluflah:
"Evet, ahlâksızlık ve masiyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz).[156]
İslâm topraklarını işgal eden ve İslâm'ı yürürlükten kaldırıp müslümanları mahkumlaştıran müstekbir tağutlarm isyanı ve zulmü her gün biraz daha artan, zinanın sanat, eşcinsellerin sanat güneşi olarak kabul edilen, her türlü içkinin üretimi için bakanlık kurulan ve kumarın millîleştiriidiği bir ülkenin hâli ne olacak? Sorusuna çok ciddî cevablar bulunmalıdır!..
İbn Ömer (r.a.)'m rivayetiyle RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah, bir kavme azab indirince, o kavim içimde bulunan (iyi-kötü) her ferde azab isabet der. Sonra (Kıyamet gününde) herkes kendi amellerine göre diriltilir.[157]
Bu konuda Abdullah İbn Abbas (r.a.)'m şu çok değerli ve ciddî tesbitim de kaydederek cümlelerimizi şimdilik; noktalayalım!...
Şöyle buyurur Abdullah îbn Abbas (r.a.): -Ganimete hıyanet edip de kalblerine korku düşmeyen bir toplum yoktur. Zina yaygınlaştığı hâlde ölümlerin artmadığı, ölçü ve tartıyı eksik yaptıkları hâlde rızıkları kesilmeyen, haksız kararlar verildiği hâlde, kan dâvaları artmayan ve sözlerinde durmadıkları hâlde Allah'ın kendilerine düşmanlarını musallat etmediği bir topluluk yoktur.[158]
Ve ayetinde Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), şöyle buyurdu.
"Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.[159]
[1] Hacc, 22/5.
[2] Secde. 32/7-8-9.
[3] Bkz.- Zariyât, 51/56.
[4] Bkz.- Bakara, 2/256, Nisa, 4/60, Nah!, 16/36.
[5] Andolsıın Biz, zikir (Levh-i Mahfuz veya Tevrat)den sonra Zebur'da da: 'Hiç şübhesiz, Arz'a salih kullarım varis olacaktır, diye yazdık." Enbiya, 21/105 ve bkz. Kas.a.s., 28/5-6.
[6] En 'âm, 6/165.
[7] Gerçejt şu ki, İnsanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hîn) gelip geçti.
Hiç şübhesiz, Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
Biz, ona yolu gösterdik (artık o) ya şükredici olur, ya da nankör.'" İnsan. 76/J-2-3.
[8] Nisa, 4/1. Zümer, 39/6.
[9] Bkz. Hucurât, 49/13.
[10] Bkz. A'râf, 7/172-173.
[11] Nahl, 16/72
[12] Rum, 30/21, Şûra 42/11.
[13] Bkz. Nahl, 16/36, Bakara, 2/256.
[14] Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekleyicisinin Onları, karanlıklardan nura çıkarır, küfredenlerin velisi ise tağuttur. Onları da, nurdan karanlıklara çıkarırlar. îşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda sürekli olarak kalacaklardır." Bakara,2/257.
"İman edenler, Allah yolurtda savaşırlar, küfredenler de tağutun yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şübhesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır." Nisa. 4/76.
[15] Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasuiü'ne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır.
Kİm Allah'a ve Rasuiü'ne itaat ederse ve Allah'dan korkup ondan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bun!ardır." Nur, 24/51 -52.
[16] Nisa, 4/34.
[17] ÂI-i İmrân, 3/38.
[18] Bakara, 2/127-131.
[19] Furkan, 25/63-76.
[20] Burada, şu ayetleri hatırlatalım:
"Hani Rabbin. Âdemoğuüannm sırtlarından zürriyetîerirn almış ve onları kendi nefislerine şahid kılmıştı: 'Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) Onlar: 'Evet, (Rabbimizsin), şahid oldbk' demişlerdi. (Bu.) kıyamet günü: 'Biz, bundan habersizdik' dememeniz içindir.
Ya da: 'Bizden önce alalarımız şirk kokmuştu, biz ise. çınlardan sonra gelme bir kuşağız, işleri batıi olanların yaptıklanndan dolayı bizi helak mı e-decekşin?' dememeniz için.
İşte Biz. ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki, dönerler.'' A'râf. 7/172-173-174.
[21] Bu vesile ile şu ayetleri de hatırlatalım: "Elif-Lârri-Mîm'.
Bu, kendisinden şübhe olmayan, müttakilcr İçin kılavuz olan bir Kiusb'tır.
Ki onla., gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine nzik olarak verdiklerimizden infak ederler.
Ve (yine) onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgi ile inanırlar.
İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de bunlardır.'' Bakara, 2/1-5.
[22] Râ'd, 13/20-24.
[23] Mü'min (Ğafir), 40/7-8-9.
[24] Fetâvâyi Hindiyye (Fetâvâyi Aieıngiriyye), çev. Mustafa Efe, Ank.T.y. C.4, Sh.249.
[25] Sahih Sahih-i Sünen-i Sünen-i Sunen-i Sünen-i Sünen-i ^Sünen
Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.4 ve 3. Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds.3 ve 2. Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds.2046. Tinnîzî, Kiiabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.1087. Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.3192-3197. İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds-1845. Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hds.2171-2172
[26] İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.1846.
[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.5. Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4, Hds.3203.
Net: Rasulullah (s.a.5.)!in evİerine giden üç Sahabînin, Ali b. Ebi Talib: Abdullah b. Amr b, el-Âs, Osman b. Mcz'un (r.anhuma) olduğu beyan edilir.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabtf'I-Edeb, B.72, Hds.126. Sahih-i Müslim, Kitabıı'l-Fedail, B.35, Hds.127-128. Not: Hds.l28'de şu ziyade kayıtlıdır
"Bu, Rasululiah (s.a.s.)'hı kulağına geldi ve kızdı. O derece ki, gadab yüzünden belli oldu. Sonra şöyle buyurdu:
[29] Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.2I75. Sünen-i Kitabu Salaru't-Tatavvu, B.27, Hds.1369
[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.8, Hbr.l 1-12. Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hbr.6-8. Sünen-i Neseî, Kitabu 'n-Nikâh, B.6, Hbr.3198. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1088-1089. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr. 1848-1849. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hbr.2173-2174.
[31] Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4, Hbr.3199. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1098. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hbr.2174.
[32] Hiç şübhesiz müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min olan erkekler ve mü'min olan kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'dan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'dan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar için Allah, bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır." Ahzab, 33/35.
[33] Bakara, 2/187.
[34] Sünen-i Ebu Davud. Kitabu'n-Nİkâh, B.3-4 arası numarasız, Hds.2050. Siinen-i Nescî, Kitabu'n-Nikâh, B.I1, Hds.3213. Sünen-i îbn Mace, Kitabırn-Nikâh. B.8, Hds.1863.
[35] Sinen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hds.1847.
[36] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Vesaya, B.2, Hds. 14. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, B.36, Hds.1393. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.20, Hds.241. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Vesaya, B.I4, Hds.2880. Sünen-i Neseî, Kitabu'I-Vesaya, B.8, Hds.3632.
[37] Tahrim, 66/6.
[38] Sahih-i Buhârî, Kitabu'Utk, B.19, Hds.40. -Kitabım fi'1-İstikraz, B.21, Hds.23. Sahih- Müslim, Kitabu'İ-tmare, B.5, Hds.20. Sünen-i Davud, Kitabu'I-Harac ve'1-îmare ve'l-Fey, B. 1, Hds.2928. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-Cİhad, B.27, Hds.1757.
[39] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkam, B.8, Hds.15 ve 14. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-îmare, B.5, Hds.21-22.
[40] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst. 1983, C.8, Sh.695 (5141).
[41] Hûd, 11/6.
[42] Ankebut, 29/60.
[43] Bakara, 2/102.
[44] En'âm, 6/151.
[45] İsra, 17/29-30-31.
[46] Mümtehine, 60/12.
[47] Bkz. Bakara, 2/193, Enfal, 8/39.
[48] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.61. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd: B.47, Hds.2520.
[49] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2521.
[50] İsra, 17/32.
[51] En'âm, 6/151, A'râf, 7/33.
[52] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.121, Hds.156.
[53] Ziyau'd-Din Ahmed b. Ahmed b. Abduİlatifi'z-Zebidî, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-İ Sarih Tercemesi ve Şerhi, Şerh: Kâmil Miras, Ank.1980, C.11, Sh.105 (Beşinci baskı).
[54] Elmalılı M.Hamdî Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst. T.y. (Yenda Yayınlan), C.4, Sh.37.
[55] Nur, 24/30-31.
[56] Ahzab, 33/59.
[57] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.10, Hds.45. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2148. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-lsti'zan ve'I Adab, B.62, Hds.2925. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-lsti'zan, B.15, Hds.2646.
[58] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2149. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-lsti'zan ve'i-Adab, B.62, Hds.2926. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.3, Hds.2712.
[59] Sahih-i Müslim, Kitabu'İ-Hacc, B.19, Hds.147. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'İ-Hacc, B.56, Hds.1905. Sünen-i îbn Mace, Kitabu'l-Menasık, B.84, Hds.3074. Sünen-i Dârimî, Kitabu'İ-Hacc, B.34. Hds.1857.
[60] Sünen-ı Tirmizî, Kitabu'1-Hacc, B.54, Hds.886.
[61] Sünen-i Tirmizî.Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.63, Hds.2927. Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, B.37, Hds.4112.
[62] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hds.5272
[63] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hbr.5273.
[64] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.l 1, Hds. 14. -Kitabu'd-Diyet, B.22, Hds.40. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.40-41. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Kaseme, B.45, Hd.4830.
[65] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.I1, Hbr,!5. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hbr.42. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'î-Edeb, B.136, Hbr.5171.
[66] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.43. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.36, Hds.5172.
[67] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Dİyet, B.22, Hds.41, B.Î4, Hds.26 Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.44.
[68] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.136, Hds.5174.
[69] Sünen-i Tirmizî,Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.68, Hds.2936. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zinet, B.35, Hds.5093.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu't-Tereçcül, B.7, Hds.4173. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-İsti'zan, B.18, Hds.2649.
[70] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.2, Hds.3.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Libas ve'z-Zine, B.32, Hds.l 14. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.13, Hds.4815. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-tsti'zan ve'1-Adab ,B.3O, Hds.2869. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-İsti'zan, B.26, Hds.2658.
[71] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.12, Hds.I6,
Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Kader, B.5, Hds.20.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2152.
Not: Konuyu pekiştirmek açısından bir benzer hadisi de buraya kaydedelim...
Ebu Hüreyre (ra)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Âdemoğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Buna, mutlaka erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise, heves eder, diler. Fere bunu, ya tasdik eder, ya tekzib."
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Kader,B.6, Hds.21.
Sünen-i Ebu davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2153.
[72] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B.26, Hds.99.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.24, Hds.2286.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.4000.
[73] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.18, Hds.34. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.26, Hds.97-98. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.Î9, Hds.3998.
[74] El-Hafız Şihabu'd-Din Ahmed b. Ali İbnü Hacer el-Askalanî, Terğib ve Terhib, çev. Abdulvehhab Öztürk, İst.1982, Sh.442, Kitabu'n-Nikâh; Hds.675. (Taberânî ve Beybakî rivayet etmişlerdir, ravîleri sikadır.)
İmam Hafız El-Munzirî, Hadislerle İslâm - Teğib ve Terhib, çev. A.Muhtar Büytikçınar, îst.1985, C.4, Sh.197, Kitabu'n-Nikâh, Hds.16 (Tabe-ranî ve Beyhakî'den)
[75] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.3999.
[76] Peygamberler, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucu olarak (gönderildi). Öyle ki, Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir." Nisa, 4/165.
[77] Sahih-i Buhârî, Kitabu'î-Tevhid, B.20, Hds.44. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Liân, B.l, Hds. 17 ve 16. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.37, Hds.2233.
[78] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.56, Hds. 1996. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.66, Hds.2548.
[79] Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.69, Hds.2552.
[80] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hudud, B.2, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-îman, B.24, Hds. 100. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.16, Hds.4689. , Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-lman, B.l 1, Hds.2760. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.42, Hds.5626. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3936. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Eşribe, B.ll, Hds.2112
[81] Sahih-i Buhârî, Kitabu'i-Hudud, B.2 (Bab başlığında)
[82] Nur, 24/2.
[83] Abdullah îbn Mes'ud (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s..), şöyle buyurdu:
"İnsanların hayırlısı, benim asnm(daki Sahabîlerim)dir. Sonra onlara yakın olan (tabîî)lardır. Sonra onlara yakın olanlardır (Etbau't-Tabiîn). Sonra bir takım kavimler gelir ki, onlardan her hangi birinin şehadeti, yeminin önüne, yemini de şehadetinin önüne geçer."
Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehadet, B.9, Hds.17.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.52, Hds.211.
[84] İmam Malik, Muvatt\ Kitabu M-Hudud, Hds.12.
[85] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.3, Hds.2540.
İmam Suyutî, Camiu'-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. İst.1996, C.l, Sh.37O, Hds.798 (1365).
[86] Sahih-i Buharı, Kitabu'd-Diyet, B.5, Hds.I7, Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Kaseme, B.6, Hds.25-26. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Diyet, B. 10 Hds. 1423. -Kitabu'I-Fiten, B.l, Hds.2247.
Sünen-i Neseî, Kitabu't-Tahrimu'd-Dem, B.5, Hds.4003-4006. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Hudud, B.l, Hds.4352-4353. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'I-Hudud, B.l, Hds.2534 ve 2533. Sünen-i Dârimî, Kitabul'l-Hudud, B.2, Hds.23 02-23 03.
[87] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharibin min Ehli'l-Küfrî ve'r-Riddeti, B.13,Hds.21.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4427-4428.
[88] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharibin, B.7, Hds.14, B.14, Hds.22. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.16. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cenaiz, B.63, Hds.1959. Sühen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2554. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4419-4434. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1453. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.2325. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.2.
İmam SuyuÜ, Mutevatir Hadisler, çev. Mehmet Emin Akın, Ank.1992, Sh.İ35-136.Hds.83.
[89] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1452. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.442O. Sünen-i tbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2554. SÜnen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I3, Hds.2323.
[90] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4428.
[91] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.22.
[92] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hbr, 4378.
[93] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.4377. îmam Malik, Muvatta', Kitabu'i-Hudud, Hds.3.
[94] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.23. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudüd, B.25, Hds.4442. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.5.
[95] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.24. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cenaiz, B.64, Hds.1958. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-Hudud, B.9, Hds.1461. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4440. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2555. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I7, Hds.2330.
[96] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.8, Sh.365 (4811)
[97] Muhsan: Akıllı, baliğ ve evli kişi;
[98] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4435.
[99] Sahih-i Buhârî, Kitabıı'l-Muharribin, B.32, Hds.50. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.25. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hds.2548. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4445. Sünen-i Timıizî, Kitabu'l-Hudud, B.8, Hds.1457. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Adabu'l-Kudat, B.22, Hds.5375-5376 Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I2, Hds.2322. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.6.
[100] Sahih-i Buhâri, Kitabu'I-Muharribin, B.I6, Hbr.25. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hbr.15. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hbr.2553. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hbr.1455-1456. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, Hbr.4418. Not:Sünen-i Ebu Davud'da şu kayıt da vardır: "Allah'a yemin ederim ki, Eğer insanlar:
Ömer Allah'ın Kİtabı'na ziyade etti, demeyecek olsalardı, bu ayeti, Kur'ân'da yazardım."
Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hbr.2327. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr. 10.
[101] Mehmed Sofiıoğlu, Sahih-i Buhârî Tercemesi, İst.1989, C.14, Sh.6681 (31.dipnot)
[102] Sahih-İ Müslim, Kitabu'i-Hudud, B.3, Hds.12-13-14. Sünen-i Efau Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, hds.4415'. Sünen-i Tirmizî, KitabıTl-Hudud, B.8, Hds.1460. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hds.2550.
[103] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharribin, B.6, Hbr.l 3.
[104] Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hds.2328. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hbr.2553 (İmam Ömer, (ra)'ın beyan buyurduğu recm ayeti)
İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr.10 (Recm ayeti)
[105] Sünen-i tbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B. 1 l,Hds.2559.
[106] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Talak, B.35, Hds.59. Sahih-i Müslim, Kitabu'L-Liân, B.l, Hds.13. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l I, Hds.2560. Sünen-i Neseî, Kitabu't-Talak, B.39, Hds.3453-3454.
[107] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l8, Hds.2574. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.34, Hds.4472-4473.
[108] Ebu Bekir Muhammed b. ibrahim b. El-Munzir, Kitabu'1-îcmâ', çev. Doç. Dr. Abdulkadir Şener, Ank. 1983, Sh.79-80.
[109] Bu felaketin boyutunu biraz daha iyi kavramaya yardımcı olacak bir hadisi de buraya kaydedelim.
Ebu Hüreyre (ra)'dan.
Rastıhillah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Bir kul, zina ederken iman ondan ayrılır ve gölgelik gibi başının üstünde bulunur. O işten çıktığı vakit iman, kendisine avdet eder (geri döner)."
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'f-İman. B.l I Hds.2760.
[110] Buhârî, Hudud, B.2, Hds.l
[111] İsra, 17/32
[112] Abdurrahman Cezîrî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı, çev. Mehmet Keskin, İst. 1990, C.7, Sh.293 9-2942,
[113] Müslim, Birr, B.32, Hds.112-116
[114] Nur, 24/2
[115] Abdurrahman Cezîrî, A.g.e. C.7, Sh.295O-2954.
[116] A'râf, 7/81-82.
[117] Şuara, 26/165-166.
[118] A'râf, 7/82.
[119] Andolsun, Bİz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün." NahI, 16/36.
[120] Şuarâ, 26/167
[121] Bkz. Bakara, 2/193, Enfâl, 8/39.
[122] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2563. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1484.
[123] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rada, B. 12, Hds. 1175.
[124] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2561. Siinen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1483. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.29.Hds.4462.
[125] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2562. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.29, Hds.4463.
[126] A'râf, 7/80
[127] Abdurrahman Cezîrî, A,g.e. C.7, Sh.3062-3063, ve devamında Ehl-ı Sünneti'nİiı dört meşhur mezhebinin bu konudaki görüşleri beyan edilir. Geniş bilgi için eserin malûm cilt ve sahifelerine bakınız...
[128] Müsned, 1/217
[129] Abdurrahman Cezfrî, A.g.e C.7, Sh.3070-3073.
[130] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Hudud, B.22, Hds.1480. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Hudud, B.7, Hds.4379.
[131] Nur, 24/3.
[132] Nur, 24/26.
[133] Nur, 24/19.
[134] Nur, 24/4-5.
[135] Nur, 24/23-24-25.
[136] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Vesaya, B.24, Hds.29. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.38, Hds.145. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vesaya, B.10, Hds.2874. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Vesaya, B.12, Hds.3654.
[137] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4474. Sünen-i TirmiZÎ, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.25, Hbr.3393. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.15, Hbr.2567.
[138] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4475.
[139] Hucurât, 49/12.
[140] Nur, 24/15
[141] Abdurrahman Cezirî, A.g.e. C.7, Sh.3160-3162.
[142] Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir, A.g.e. Sh.80.
[143] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menâkıb, B.26, Hds.136. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.26-28. Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.26, Hds.4446. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.IO, Hbr.1462-1463.
[144] Bakara, 2/204-205-206.
[145] Muhammed (Kıtal), 47/22-23.
[146] Nisa, 4/36, Bakara, 2/83.
[147] Muhammed, 47/7
[148] Hacc, 22/40.
[149] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.16, Hds.53,
[150] Sahih-i Buhâri, Kitabu'z-Zekat, B.17, Hds.27. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.30, Hds.90.
Sünen-i Neseî, Kitabu Adabu'I-Kudat, B.I, Hds.5345. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.4I, Hds.2500. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'ş-Şa'r, Hds.14.
[151] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.98, Hds.158.
Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B.27, Hds. 100.
[152] Lâik-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde de, bu olay yasal bir şeküde gündemdedir. Bkz. Yargıtay, 5.C.D. 11 Şubat 1948, Esas No:298, Karar No:422. (Naklen: Melâhat Aktaş, İslâm Toplumunda ve Çağımızda Kadın, Ank.1997, Sh.19 ve 176.)
[153] Lâİk-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde de, zİnâ ve zinâkârlar yasallaştırılmış ve bu konuda Lâik devletçe bir tüzük hazırlanıp yürürlüğe konulmuştur:
"XVII-GeneI kadınlar ve Genelevlerin Tabi olacakları hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevî Hastalıklara Mücadele Tüzüğü ve Uygulaması:
"5/984 sayılı Bakanlar kurulu ile yürürlüğe konulan" genel kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevî hastalıklarla Mücadele Tüzüğüne göre;
1- Tarifler
Genel Kadın; başkalarının cinsî zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadına denir,
Genel Evler; Genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu maksat için toplandıkları yerlere denir.
Birleşme yeri; fuhuş maksadı ile muhtelif kimselere kısa müddetler için a-çık bulundurulan kapalı yerlere denir.
2- Genel Karınların Tescil Şartlan; Genel Kadın olarak tescili için komisyon karan olması gerekir. Komisyon kararı olmadan aşağıdaki şartların mevcut olup olmadığını araştırır.
Şartlara;
a- Fuhuşu kendisine sanat edinmek veya Komisyonca, yapılan tahkikatlar sonucu fiıhuşu sanat edindiğini şüphe götürmez bir şekilde anlaşılması üzerine hakkında karar vermiş olmak.
b- 21 yaşını bitirmiş olmak.
c- Yabancı tabiyetinde bulunmamak.
d- Tabiyetsiz olmamak.
2- Genel evlerin açılma şartları; a- O bölgede polis teşkilatının kurulmuş olması,
b- Hükümet veya Belediye teşkilatının kurulmuş olması,
c- Tüzükte belirtilen sağlık, kayıt ve şartlarına uyulmuş olmak,
4-Müracaat Usulü;
Genelevi açmak isteyenler, evvela bir dilekçe ile mahallin en büyük mülki âmirine baş vurur, Dilekçede tüzük hükümlerine tamamen uyacaklarını, zührevî hastalık ve fuhuşla mücadele komisyonunun alacağı karar tedbirlere aykırı hareket etmiyeceklerini kabul ve taahhüt edeceklerdir. Ayrıca dilekçesine a-şağıdaki belgeleri eklerler.
a- Binanın her katının planını gösteren bir kroki ve binanın bulunduğu mahalle ve sokak ismiyle kapt numarasını ve mal sahibinin kimliğini belirten
beyanname,
b- Dilekçeyi verenlerin 9x12 ebadında ve arkasında imzaları bulunan ikişer fotoğrafları,
c- Hizmetçi, kapıcı ve benzeri müstahdemlerin adı ve soyadı ile doğdukları yer ve yaşlan bilgiler ve ellerindeki hüviyet muayene cüzdanlarının numarasını gösteren bir liste ve her birinin arkasında imzalan bulunan ikişer fotoğraf.
d- Açılacak evde ve sanatlarını yapacak Genel kadınların adı soyadı ile doğdukları ve oturdukları yer ve yaşlan hakkındaki bilgiler ve ellerindeki hüviyet muayene cüzdanlarının numarasını gösteren bir bilte ve her birinin ad ve soyadları yazılı birer fotoğraf,
e- Genelev açmak isteyen evli kadınların kocaların rıza ve muvafakatları olduğuna dair noterlikçe onaylı belgeler,
Genelev açmak bir şahısta aşağıdaki şartlar mevcut değil ise, müsaade edilemez.
a- 40 yaşını bitirmemiş olanlar,
b- Mahcurlar,
c- Ağır hapis veya altı aydan aşağı olmamak üzere hapis cezasına mahkum edilerek, cezasının tamamen infazından veya af yahut zaman aşımı ile düştüğü tarihten (5) yıl geçmemiş olanlar,
d- Yabancı tabiyette ve tabiyetsiz olanlar."
Emniyet Teşkilatı ve Hizmetleri Mevzuatı, Emniyet Genel Müdürlüğü-Eğitim Daire Başkanlığı yayınları, Seri No.l, Yayın No.1983/4 (Nurdoğan
matbaası), Sh.63-64.
Emniyet Teşkilatı Rehberi, Hazırlayanlar: Refet Erdoğan-Mustafa Yiğit,
Ank.1971 (Başnur matbaası-3. Baskı), Sh.499-510.
[154] Furkan 25/34.
[155] Furkan, 25/42-43-44.
[156] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Enbiya, B.10, Hds.20.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiteni Eşratii's-Saati, B.l, Hds.I-2. Sünen-i Tinnizl, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.2280.
[157] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Fiten, B.20, Hds.52.
Sahih-i Müslim, Kitabırl-Cenne,
[158] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'J-Cihad, Hds.26
[159] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'J-Cihad, Hds.26
İslami Okul Okulların En Önemlisi