Kulliyatlar - 7. Sayfa - Esmaulhusna
ER-RAZZÂK
“Rızık veren” manasına gelen “er-Razzâk” ismi celili Kur’anı Kerimde bir defa “Şüphesiz Allah rızık verenin ta kendisidir, çok çetin kuvvet sahibidir.” (Zariyat 58) geçmekte. Altı defada “Hayru-r-Razikin” rızık verenlerin en hayırlısı anlamında geçmekte.
Bize can verende, ten verende O Allah (c.c.)dır. Tenimiz topraktan yaratıldığından, gıdamızda topraktan yaratılmakta.
Hz. İsa’nın havarilerinden bir kısmı “Rab binin gökyüzünden bize sofra indirmeye gücü yetermi?” diye sormuşlardı da Hz. İsa (s.a.v.) “Eğer iman ediyorsanız Allah’dan sakının” diye cevap vermişti. (Maide 112)
Ra’d suresinin 4 üncü ayetinde ifade edildiği gibi aynı su ile sulanan topraklarda ayrı ayrı rızıklar çıkaranın Allah olduğu bildirilmekte.
Yer sofrasında yiyecekler sunan, gök sofrasından yağmurlarla içecekler sunan ve kıpırdayan canlının rızkını veren Er-Razzâk olan Allah’tır. “Yeryüzünde kıpırdayanın rızkı Allah’a aittir” (Hud 6) buyurur.
Ekmek için ekmek gerek. Ateş için çakmak gerek. Durmayıp kıpırdamamız, çalışmamız gerek.
“Er-Razzâk” olan Rabbimiz toprağı ekmeğe, domatese, elmaya, limona dönüştürüyor. İnsanlık ailesi binlerce yıldır toprağı altın yapabilmek için “simya” ilmiyle uğraştı başaramadı. Ama Rabbimiz bize faydalı olanları, faydası oranında yarattı. Tenimiz topraktan geldiğinden gıdasıda topraktan geliyor ve yine ölünce toprağa dönüyor.
Canımız ise Rahmandan geldiğinden gıdasıda Rahmandan gelir. Tarih boyunca Peygamberler ve getirdikleri kitaplarda ruhumuzun gıdasıdırlar.
Tenimiz sun’i, yapay gıdaları değil, tabii gıdaları istediği gibi canımızda yapay fikirleri değil, ilahi emirler yasaklar ve tavsiyeleri ister.
Ekmeği göğsümüzün üstüne sarsak midemiz doymaz. Kur’anı da başımızın üstünde tutsak ruhumuz doymaz. Onu iman olarak kalbimizin en derin yerine koyacağız ve amel-eylem çiçekleri şeklinde dışımızda meyve verecek.
Aynı akıla,bedene, kültüre ve çalışmaya sahip iki kişi bir zaman sonra birinin zengin olduğunu, öbürünün iflas ettiğini görüyoruz.
Çok çalıştığı halde zengin olamayanı gördüğümüz gibi, az çalıştığı halde zengin olanıda görüyoruz.
“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm 39)
Çalışırız. Zengin olursak şükreder,
zekatla,
Kimse gönül rızasıyla fakir olmak istemez. Ama olunuyor, çalışıyor, çabalıyor ve yine fakir kalıyor. Rabbimiz bunun hikmetini: “Onların dünya hayatındaki geçimliklerini biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürsünler diye bir kısmını diğerleri üzerine derecelerle üstün kıldık” diyerek haber veriyor. (Zuhruf 32)
“Her akıl bir olsa koyuna çoban bulunmazdı” diye bir atasözümüz var. İnsanlık ailesinin terziye, marangoza, ustaya, doktora, hocaya ihtiyacı var. Akıllar, zevkler, kuvvetler denk olsaydı herkes aynı şeyi yapar ve dünya çekilmez olurdu.
Çalışmaya devam edelim. Rabbimizin taksimine razi olalım. Yine çalışalım. Çünkü helal mal kazanmak için çalışmak bir mü’min için ibadettir.
Bülbülün, Kartalın, Karıncanın, Filin, Hamsinin, Balinanın vücudlarına uygun olarak rızıklarını taksim eden Rabbimiz bütün insanlığa yetecek rızkıda yaratmaktadır.
Ancak insanlar inkara yönelirse ateist-gavurlaşırsa hayvandan daha aşağı olur ve milyonlarca insana yetecek serveti kendi tekelinde tutar ve insanlara zulmeder.
“Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta dahada sapıktırlar. İşte onlar gafillerin ta kendisidirler.” (A’raf 179) buyurur Rabbimiz.
Rabbimiz yeryüzünü bizim için yarattığını “O, yeryüzündekilerin hepsini sizin için yarattı” (Bakara 29) diye haber verir ama, “Yeyiniz, içiniz israf etmeyiniz. O israf edenleri sevmez” (A’raf 31) diye sınır koyar.
Rızık konusunda kuşlar gibi olmamızı ister Peygamberimiz, ve şöyle der: “Siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşları doyurduğu gibi Allah sizi de doyururdu. Kuşlar sabah erkenden aç giderler, akşam tok olarak dönerler” buyurur. (Tirmizi, Zühd, Hadis 2441, İbni Mace, Zühd H. 4164)
İşinizin durumuna göre erken vakti ne ise ona göre davranacaksınız, kuşlar gibi kanat çırpacaksınız, ama eve dönünce yarını düşünerek ailenin ağzının tadını kaçırmayacaksınız. “Sabahın sahibi var” deyip tevekkülle geceleyeceksiniz.
Hz. Adem’den beri milyarlarca insan geldi geçti yeryüzünden bir avuç eksiltemedi. “Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz.” (İbrahim 34)
O nimetlerden kazanmaya çalışın. “Kaybettiğinizde yerinmeyin, çok verdiğinde sevinmeyin.” (Hadid 23)
Ekmek için ekelim. Ekmek sayınsınca insan değil, insan sayısınca ekmek üretelim. Adil bir şekilde yardımlaşalım. O zaman Rabbimiz bizi hesap etmediğimiz yerlerden de rızıklandırır.
Eğer Edison (1847-1931) un babası “soframa ortak olmasın” diye doğum kontrolü yapsaydı insanlık uzun zaman ampulün ışığından yararlanamayabilirdi.
Akıl madeni altın madeninden değerlidir. Altının üzerini topraklar, kayalar, ormanlar örter. Aklın üzerini ise kanunsuz veya kanunlu baskılar örter.
Bir insan yazarken, konuşurken hatta rüyasında bile konuşurken kendisi gibi birilerinin baskısından korkuyorsa o toplumda insanların akılları açığa çıkmadan toprağa geri gider.
Onun için Kur’an, Allah’dan başka hiçbir şeyden korkmamayı, hiçbir kula kul olmamayı bize emreder.
Hür fikirli gür imanlı nesiller yetişirse kendisine dar geldiği için her tarafı sökülen elbiseyi atar, kendi çildi gibi çocuğa, gence, ihtiyara, zayıfa, şişmana göre uyum sağlayan tabii ve ilahi hukuka uyar. Ekmeği insandan değerli görerek ekmek sayısınca insan yetiştirmek yerine, insan sayısınca ekmek üretir.
el-FETTÂH
“Açan” manasına gelen “el-Fettâh” ismi şerifi Kur’anı Kerimde bir defa “Deki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak sonra aramızı hak ile açacak. O açandır, her şeyi bilendir” (Sebe 26)
Ehli kitap, özellikle Yahudilerin hak ile batılı birbirine karıştırdığını, Bakara 42 de haber vermekte. Bu dünyada siyasilerin silah gücü, ilim adamlarının kelime cambazlığ ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına bu dünyada yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını “el-Fettâh” olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş olacak.
Kur’anı Kerimde ...açtı...açtık şeklinde fiil olarak yedi defa tekrarlanmakta.
Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açan. Göğüslerdeki iki kapı kapanınca acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açandır.
Gönüllere iman kapısını açan, imanlı mücahitlere ülkelerin kapılarını açan. Gözlerini açan, hüznümüzü, kederimizi giderip sevinç kapılarını açan. Bereket kapılarını açan (A’raf 96) Çekirdeklere çiçek açtıran, tomurcuk gülleri güldürüp, açan “el-El-Fettâh”a iman edenler gönül kapılarını herkese açarlar. Varlık kapılarını ihtiyaç sahiplerine açarlar. Gözlerini açarlar. İmansızların her türlü madrabazlıklarını ortaya çıkarıp insanların gözlerini açarlar.
Altı milyar insanın imana giden yoldaki engelleri açarlar. Allah ile kulu arasındaki engelleri kaldırırlar.
el-ALİM
“Her şeyi bilen” manasına gelen “el-Alim” ismi şerifi Kur’anı Kerimde 162 defa zikredilmiştir.
4 defa da el-Allâm=çok iyi bilen olarak zikredilmiştir. İlim kelimesi 105 defa tekrarlanmıştır.
Bütün bunlardan ilmin önemini anlıyoruz. Yediğimiz yemeklerin, içtiğimiz içeceklerin, giydiğimiz elbiselerin, evlerimizin, bineklerimizin hepsinin yapılması, kazanılması, harcanması ilimle olmaktadır.
Rabbimizin ilmiyle insanlık ailesinin ilmini kıyaslamak için bilgisayar çağını yakalayan insanın keşfettikleri ve ilim diye sevindikleri Rabbimizin milyonlarca yıl önce yarattığıdır. İnsan yaratmıyor, yaratılanı keşfediyor. Kendi vücudunda bir hücre yaratamadığı gibi daha vücudundaki hücrelerin sayımını tamamlayamamıştır.
Genetik mühendisleri genlerin şifresini çözmeye çalışıyor. Bunlar güzel gelişmeler ama o genlerin şifresini Rabbimiz Hz. Adem’in genlerinde kodlamıştı. Ayrıca gen mühendisleri kendi akıllarını da kendileri yaratmış değil.
Biz “Alim” olan Allah’ın ilminden yararlanmaya çalışacağız. Kelamı olan Kur’an ilimlerini öğrendiğimiz gibi tabiat bilimlerini de öğreneceğiz. Kur’anı indiren Allah’tır. Tabiatı yaratan Allah’tır. O’nun indirdiğini ve yarattığını anlamaya çalışmak ibadettir.
İnsana kalemi öğreten (Alak 4) kitabı öğreten (Maide 110), Kur’anı öğreten (er-Rahman2), isimleri öğreten (Bakara 31), harp sanayiini öğreten (Enbiya 80), Süleyman’a (s.a.v.) kuş dilini öğreten (Neml 16), bilenlerle bilmeyenlerin denk olmadığını bildiren (Zümer 9) Allah (c.c.)
“Her ilim sahibinin üstünde daha alim biri vardır” buyurur. (Yusuf 76) ve ilim despotluğu yapan, ilmin şarlatanlığını yapanlarıda uyarır.
Mal arttıkça yükünüz artar. İlim arttıkça yükünüz hafifler. Mal dağıtılınca azalır, ilim dağıtıldıkça çoğalır. Yemeğe doyulur, ilime doyulmaz. Siz malı korursunuz,ilim sizi korur.
El-KABİD
EL-BÂSIT
“Daraltan” manasına gelen el-Kabid ile “genişleten” manasına gelen el-Bâsıt isimleri Kur’anı kerimde “Allah daraltırda, genişletirde. Ona döndürüleceksiniz” (Bakara 245) ayetinde maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleteninde Allah olduğu bildirilmekte. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, Mekke de zayıf görüldüğü halde Medine de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi olanları, Yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden Mısıra sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz. Muhammed’i gördük.
Kabid ve Basıt’e iman eden bir mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini daraltırken, haklıların dışını ve içini genişletir.
Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır. el-Kâbıt isminin daha çok tecelli ettiği insanlar daha çok sorun üretirler, çözüm üretmezler. Mazeretleri çoktur. “Bana ne” sözünü çok kullanırlar. Gözünde bütün dağlar aşılmaz, hiç bir kapı açılmaz. “el-Bâsıt” isminin tecelli ettiği insanlar ise her işin olumlu tarafını görürler ve çözüm üretirler. Mazeret ileri sürmez. “Bu işde bende varım” der. Aşılmaz dağ ,açılmaz kapı tanımaz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi