Alakamız 21-10-1999 (Alak süresi) - Nuzulsirasinagorekuran - 2. Sayfa
Peygamber Efendimiz “Yeryüzü bana mescit kılındı” buyuruyor.
Camide kimse kimsenin cebinden para çalmaz. Kanını emmez. Omuzuna basarak
yükselmez. Siz de yeryüzü mescidinde yürürken Rabbimizin verdiği ayakla
Rabbimizin yurdunda yürüdüğünüzün farkında olunuz. Efendimiz: “Bütün kullar
Allah’ın, bütün iller Allah’ın” buyurur. (Ahmet.Müsned 1/166)
Gökyüzünden tavanı, güneş, ay ve yıldızlardan avizesi, denizlerden havuzu olan
bu dünya mektebinde Rabbimizin yarattığı tabiatı fizik, kimya, biyoloji,
astronomi, matematik vs. okumaya devam ederek fiziki ihtiyaçlarımızı
karşıladığımız gibi Rabbimizin indirdiği kitabı Kur’an-ı Kerim’i okuyarak
psikolojik, sosyal, hukuk vs. ihtiyaçlarımızı karşılayacağız.
Tabiat ilimlerini okurken de şeriat ilimlerini okurken de tabiatı yaratan ve
şeriatı indiren Allah’ın adını unutmayacağız.
Üniversitede ders veren bir profesörümüz öğrencilerine suyu anlatıyor. Arşimeti
tanıtıyor. Suyun kaldırma hesaplarını yaptırıyor. Bu suya kaldırma gücünü
Arşimet’in vermediğini söylüyor. Bu gücü buraya Amerika’nında koymadığını
anlatıyor ve soruyor: “peki suya bu kaldırma gücünü kim verdi?”
Öğrenciler koro halinde “Allah!..” diyorlar. Bunun üzerine soruşturma açılıyor.
Soruşturma yapanlara profesör soruyor: “Siz olsaydınız ne cevap verirdiniz?”
Soruşturmayı yapanlar: “Allah derdik” diyorlar. Peki sonuç nasıl olmuş der
gibisiniz. Allah’ın dediği olmuş.
Kurbağa sesiyle su bulanmaz. Karga sesiyle tabii musikinin ahengi bozulmaz. Siz
su gibi akmaya devam ediniz. Şırıltınızla kulakları, suyunuzla kökleri,
buharınızla çiçekleri sulamaya devam ediniz. Sizin ağzınız veya kaleminiz
kargalara hoparlör olmasın.
Halktan sömürdüğü paralarla semiren ve şımaran biri yürüyor. Geçtiği yerdekiler
hep ayağa kalkıp kaygı yüklü saygılarını, kinle bilenmiş dişleriyle sırıtarak
sunuyorlar. Müslümanlardan birinin bile kılı kıpırdamamış. Sömürerek semiren bu
tağut, o müslümanın yanına gelip : “Beni tanımadın mı?” Diyor. Müslüman:
“Tanıdım. Evvelin bir damla su . Sonun bir avuç toprak” diyor. Sömüren: “Şimdiki
halime bak” diyor. Müslüman: “Karnına bıçak atsam gübre dökülür. Gübrenin
çokluğuyla övünülmez ki! Sırtındaki yünlü elbiseye gelince o yünü hayvanın biri
yıllarca sırtında taşıdı hayvanlıktan kurtulamadı” diyor.
Tarihi heykelcikleri kırmadığımız, ipek gibi fırçalarla temizlediğimiz ve
değerli yerlere koyup koruduğumuz gibi insanı da ilimle aydınlatıp
temizleyeceğiz. Rabbimiz ilk inen beş ayette iki defa “oku” emrini veriyor, bir
defa da kalemden bahsediyor. Asıl olan amel =eylemdir. Amel ilimle olur. O ilim
kalemle kaydedilir. Ama yazacağını tekrar tekrar oku. En doğrusunu yaz. Ağızdan
çıkan söz, kalemden çıkan öz, silahtan çıkan kurşun gibidir. Hayır hayır
benzetme yakışıksız oldu. Silah, mermi, kurşun, yakma yıkma kelimelerini fazla
kullanmamalıyım. Şöyle diyeyim: Ağızdan çıkan söz, kalemden çıkan öz, bahardan
çıkan çiçek gibidir. Kökler ve dallar altı aylık bir hazırlıktan sonra ılık bir
ilk bahar sabahında güneşle beraber gülüverirler. İşte bizde uzun bir okumanın
ve hazırlanmanın sonunda kalemin ucunda çiçek açtıralım.
Nimetleri karşılıksız veren, Ekrem olan Rabbin adıyla yürü. Malıyla şımaran,
Allah’a kul olmak isteyeni namaz kılmaktan alıkoyan, dini yalanlayan tağuta
itaat etme. Her türlü sıkıntıdan, ümitsizlikten, stresten kurtulmak için sen
secdeye kapan. Rabbine yaklaş.
Yarın “safları sıklaştırın araya fakir girmesin” diyenlerin Kalem suresinden
resmini çizeceğiz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi