Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

DOĞRULUK 27-10-1999 (Fatiha) - Nuzulsirasinagorekuran - 6. Sayfa

DOĞRULUK 27-10-1999 (Fatiha)
Kör, fakir ve bekâr bir adama sormuşlar: “Allah’ın senin bir tek duanı kabul edeceğini bilsen ne isterdin?” demişler. “Çocuğumu bir küp altın sayarken görmek isterdim” diye cevap vermiş. Biz bu dünya yolculuğumuzda bir milyondan fazla okuduğumuz Fatiha sûresinde Rabbimize “ancak Sana kulluk yaparız ve ancak Senden yardım isteriz” dedikten sonra bütün istekleri içine alan bir istekte bulunuyoruz. O da Allah’ın Peygamberlere, sıddıklara, şehitlere ve salih insanlara bir ni’met olarak lütfettiği doğru yoldur.
Barışta ve savaşta, dosta ve düşmana karşı, ticarette, siyasette, komşuluk ilişkilerinde, arkadaşlıklarda, ilim hareketlerinde, fikir hareketlerinde vs.. her yerde hava gibi, su gibi lâzım olan doğruluk.
Peki ama kimin doğruluğu sorusu bütün dünyada tartışmaya açılmış durumda. Irkları, dilleri, dinleri, bölgeleri, gelenek ve görenekleri ayrı ayrı olan altı milyar insanın hangisinin dediği doğru?
“Anam beni doğurdu, besleyip büyüttü ve şimdi öldü. Onu toprakta değil karnımda taşırım, anama mezar olurum” diyen yamyamın dediğini kabilesinde oylarsanız demokratik yollarla anasını yer. Hindistan’da başbakan bayan Gandi’nin cesedini oğlu Rajiv başbakan olarak kendi elleriyle yakarken bir milyarlık Hindistan göz yaşlarıyla onayladılar ve demokratik bir yakma merasimi gerçekleştirdiler.
“Dünya dönüyor” dediği için Engizisyon mahkemesi tarafından cezalandırılan Galileo’ (1564-1642) nun cezası o günün insanlarının çoğunluğu tarafından alkışlandığı için demokratik olmuştu. Günümüzde seçilmiş insanların parmak hesabıyla doğrular belirleniyor. Oylamada kaybeden taraf karşı taraftan parmak satın alıyor ve kendi doğrularını parmak çokluğuyla onaylatıyor. Peki ama bunların hangisi doğru? Üçüncü, üç yüzüncü veya altı milyarıncı olan bir kişi doğru söylüyorsa ama kendi parmağından başka parmak bulamıyorsa veya o bir parmağını da birileri kırıyorsa ne olacak?
İşte bu altı milyar insanı yaratan Rabbimiz bize bir yol gösteriyor. O da “Sıratı müstakim” Peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin üzerinde yürüdüğü, denenmiş ve dünyada izzete, ahirette cennete ulaştıran yol.
27/10/1999 günü benim yanımda Kelime-i şehadet getirerek Hıristiyanken Müslüman olan otuz beş-kırk yaşlarında, Kapalı Çarşı esnafından olan beyefendiye sordum: “Kim seni etkiledi?” dedim. Yanındaki Tokatlı delikanlıyı gösterdi ve “Ben bundaki doğruluğu kendi cemaatımızda görmedim” dedi. Tokatlı delikanlıya sordum: “Sen nelere dikkat edersin” dedim. “Hocam ben İstanbul’a gelirken babamın: ‘Oğlum, namazını geçirme, yalan söyleme, haram yeme’ nasihatına sıkı sarıldım” diye cevap verdi. Bu üçü de insanı insan etmeye yeter. Sözleriniz, akitleriniz, taahhütleriniz, çek ve senetleriniz, yalan söylemekle bozuluyor. Hakkı ve hukuku belirleyen Cenabı Hakk’ın huzuruna doğru her nefeste yaklaşıyoruz. O halde Peygamberlerin yolunu ta’kip edelim. Peki başka yol var mı ki? Evet var. Allah’ın gazabına uğrayanların ve sapıkların yolu var.
Lezbiyenleri ve eşcinselleri ile gurur duyan, “Amerika sizinle gurur duyuyor” diyen, ajanlarının öldürdüğü insan sayısıyla öğünen, insanların kan, göz yaşı ve alın terini sömürerek semirenlerin yolunu istemediğimizi günde beş vakitte i’lân ediyoruz. Mesaj yerini buluyor. Batılı siyasilere, Müslümanların Avrupa’nın göbeğinde açtıkları dört bin camide biraraya gelerek sesli olarak okudukları bu “Fatiha” sûresinin son ayetiyle mesaj veriyorlar.Yolcu yoluna devam edecek. Sapıklık, fitne, fesat, zulüm, işkence, haksızlık ortadan kalkıncaya, Allah’ın yarattığı âlem üzerinde Allah’ın kullarına indirdiği din ile insan arasına girecek güç kalmayıncaya kadar yürümeye devam.
Engellemek isteyen Ebu Leheplerin askeri ve ekonomik güçlerinin kendilerine fayda vermediğini yarın okuyacağız.
Siz bu günden “Mesed Sûresi’nin tefsirini” bir okuyuverin.