Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sistemimiz 10/06/2004/Prşmb - Nuzulsirasinagorekuran - 8. Sayfa

Altı milyar insan mektep arkadaşıdırlar. Dünya mektebinin tavanında yanıp sönen yıldızlar, durmadan dönen ay ve güneş bizlere göz kırparlar. Dağlar mektebin duvarları gibidir. Denizler okulun havuzu gibidir. Biz altı milyar insan aynı güneşte ısınır, aynı denizde yıkanırız.
Güneş herkese aynı şekilde ısı ve ışık verir ama bizler yaşımız, kilomuz, sıhhatimiz oranında yararlanırız. Bir taraftan tabiat ayetlerini okurken aynı anda şeriat ayetlerini de okumamız gerekmektedir. Kur’an ayetleri bu tabiat nimetlerinin paylaşımını kurala bağlamıştır. Bu kurala uyulmazsa, cimriler “dünyayı dolaşan nimetler yorulmuşlardır, dinlensinler” diye kendi kasalarında toplamaya giderler.
Ekonomik dengeyi kendi çıkarları doğrultusunda bozanların duyguları bozulur. Bütün paraları kendi kasasına yutturan adam, afyon yutmuş adam gibi doğruyu eğri görmeye başlarlar. Açlık dan inleyen insanların iniltisinden zevk almaya başlarlar. Dünyayı satın aldıklarına inanırlar ama karşılık olarak ömürlerini verdiklerini bilmezler.
Mekke parlamentosunun üyeleri, yeraltının babaları olan Ebu Cehil, Ömer, Muğire gibi adamlar bir araya geldiklerinde Ömer: “Muhammedi davet edelim. Onu bir dinleyelim. Sözlerinin doğru olanlarını alalım, yanlış olanlarını kabul etmeyelim” dediğinde Ebu Cehil: “Hayır. Doğrusunu da yanlışını da kabul etmeyiz. Doğruyu da yanlışı da biz belirleriz” diye cevap verir.
Ömer’le Ebu Cehil arasındaki fark Ömer’in doğruyu aramasıdır. Rabbimiz de “doğruluk isteyenlere bu Kur’an yol gösterir, öğüt verir” diyor. Güneşli havada gözünü kapatana güneş ne yapsın. “Her yer karanlık. Aydınlık diyenin dilini koparırım” diyene aydınlar ne yapsın demeyelim. Yine de biz doğru olmaya, doğrulukla onların basiretini açmaya, karşılığında ücret almamaya, basireti açma masraflarını da kendi kesemizden harcamaya dikkat edelim.
Dünyanın her tarafında her dinden, her dilden insanlar arasında çok iyi niyetlerle iyiyi doğruyu arayanlar var. Ama çıkarlarının zedeleneceğini, şehvetlerinin ve şöhretlerinin sınırlandırılacağını, “dediğim dedik, çaldığım düdük” teranesini tekrarlamayacaklarını bilen bir avuç zorba, insanla İslam arasına giriyor, engel oluyor.
Biz o zalim zorbalara hatırlatacağız: Ağaçların kuruduğu, insanların öldüğü gibi bir gün gelir ışığında yandığımız güneş dürülür, yıldızlar dökülür, üzerine yazlık ve kışlık villalar yaptığınız, insanlara hava attığınız dağlar yerinden yürütülür. Değerli mallar değersiz olur. Biriktirdiğin altınların, dolarların yüzüne bakmaz olursun. İçinde yatlarla, kenarında botlarla yüzdüğün denizler kaynamaya başlar. Gökyüzü açılır cehennem alevlendirilir. Sahifeler açılır, cennet yaklaştırılır.
İşte o zaman ne yapacağız. Amel defterimiz yaptıklarımızı önümüze serecek. Bunlar ne zaman olacak ben inanmam deme. Güneş gibi baban, ay gibi anan, yıldız gibi yakınların kayıp gidiyor. Yer yarılıyor, öbür dünyaya kapı açılıyor. Sen de bir gün bir yıldız gibi kayıvereceksin. Seni getiren götürecek. Gardrop gibi giyindiğin bu dünyadan yine soyunarak gideceksin. Yanında amel defterinden başka bir şeyin olmayacak. Öyle ise senin kalbini, kalıbını, canını, tenini, kanını, sen uyurken de, uyanıkken de çalıştıran Allah’a vücudunu teslim ediyorsun, doktorlara gidip “ben Allah’ın yarattığı sindirim sistemini, kan dolaşımı sistemini beğenmiyorum, bana yeni bir sistem kurun” demiyorsun. İşte sosyal, siyasal, bireysel vs. hayatında da Allah’ın sisteminden başka sistem istersen toplum bünyesinde deprem olur. Köşe dönenler çıban gibi şişer ve patlar. Fuhuş yarıkları, soygun çukurları, terör yıkıntıları meydana gelir. Firavun sisteminde olduğu gibi erkek çocuklar öldürülür.
Mekke müşriklerinin sisteminde olduğu gibi kız çocukları öldürülür. Bugün ki sistemlerde olduğu gibi zayıfsa ikisi de öldürülür.
Bunları önlemek için değerli, güçlü, kuvvetli, güvenilen elçinin getirdiği kitaba göre sistemimizi kuralım ki ak ve pak sahifelere kavuşalım. Bu gün A’la süresinin tefsirini okuyalım, yüceler yücesi Rabbimiz’in kelamıyla yücelelim.