Sistemimiz 10/06/2004/Prşmb - Nuzulsirasinagorekuran - 8. Sayfa
Altı milyar insan mektep arkadaşıdırlar. Dünya mektebinin
tavanında yanıp sönen yıldızlar, durmadan dönen ay ve güneş bizlere göz
kırparlar. Dağlar mektebin duvarları gibidir. Denizler okulun havuzu gibidir.
Biz altı milyar insan aynı güneşte ısınır, aynı denizde yıkanırız.
Güneş herkese aynı şekilde ısı ve ışık verir ama bizler yaşımız, kilomuz,
sıhhatimiz oranında yararlanırız. Bir taraftan tabiat ayetlerini okurken aynı
anda şeriat ayetlerini de okumamız gerekmektedir. Kur’an ayetleri bu tabiat
nimetlerinin paylaşımını kurala bağlamıştır. Bu kurala uyulmazsa, cimriler
“dünyayı dolaşan nimetler yorulmuşlardır, dinlensinler” diye kendi kasalarında
toplamaya giderler.
Ekonomik dengeyi kendi çıkarları doğrultusunda bozanların duyguları bozulur.
Bütün paraları kendi kasasına yutturan adam, afyon yutmuş adam gibi doğruyu eğri
görmeye başlarlar. Açlık dan inleyen insanların iniltisinden zevk almaya
başlarlar. Dünyayı satın aldıklarına inanırlar ama karşılık olarak ömürlerini
verdiklerini bilmezler.
Mekke parlamentosunun üyeleri, yeraltının babaları olan Ebu Cehil, Ömer, Muğire
gibi adamlar bir araya geldiklerinde Ömer: “Muhammedi davet edelim. Onu bir
dinleyelim. Sözlerinin doğru olanlarını alalım, yanlış olanlarını kabul
etmeyelim” dediğinde Ebu Cehil: “Hayır. Doğrusunu da yanlışını da kabul etmeyiz.
Doğruyu da yanlışı da biz belirleriz” diye cevap verir.
Ömer’le Ebu Cehil arasındaki fark Ömer’in doğruyu aramasıdır. Rabbimiz de
“doğruluk isteyenlere bu Kur’an yol gösterir, öğüt verir” diyor. Güneşli havada
gözünü kapatana güneş ne yapsın. “Her yer karanlık. Aydınlık diyenin dilini
koparırım” diyene aydınlar ne yapsın demeyelim. Yine de biz doğru olmaya,
doğrulukla onların basiretini açmaya, karşılığında ücret almamaya, basireti açma
masraflarını da kendi kesemizden harcamaya dikkat edelim.
Dünyanın her tarafında her dinden, her dilden insanlar arasında çok iyi
niyetlerle iyiyi doğruyu arayanlar var. Ama çıkarlarının zedeleneceğini,
şehvetlerinin ve şöhretlerinin sınırlandırılacağını, “dediğim dedik, çaldığım
düdük” teranesini tekrarlamayacaklarını bilen bir avuç zorba, insanla İslam
arasına giriyor, engel oluyor.
Biz o zalim zorbalara hatırlatacağız: Ağaçların kuruduğu, insanların öldüğü gibi
bir gün gelir ışığında yandığımız güneş dürülür, yıldızlar dökülür, üzerine
yazlık ve kışlık villalar yaptığınız, insanlara hava attığınız dağlar yerinden
yürütülür. Değerli mallar değersiz olur. Biriktirdiğin altınların, dolarların
yüzüne bakmaz olursun. İçinde yatlarla, kenarında botlarla yüzdüğün denizler
kaynamaya başlar. Gökyüzü açılır cehennem alevlendirilir. Sahifeler açılır,
cennet yaklaştırılır.
İşte o zaman ne yapacağız. Amel defterimiz yaptıklarımızı önümüze serecek.
Bunlar ne zaman olacak ben inanmam deme. Güneş gibi baban, ay gibi anan, yıldız
gibi yakınların kayıp gidiyor. Yer yarılıyor, öbür dünyaya kapı açılıyor. Sen de
bir gün bir yıldız gibi kayıvereceksin. Seni getiren götürecek. Gardrop gibi
giyindiğin bu dünyadan yine soyunarak gideceksin. Yanında amel defterinden başka
bir şeyin olmayacak. Öyle ise senin kalbini, kalıbını, canını, tenini, kanını,
sen uyurken de, uyanıkken de çalıştıran Allah’a vücudunu teslim ediyorsun,
doktorlara gidip “ben Allah’ın yarattığı sindirim sistemini, kan dolaşımı
sistemini beğenmiyorum, bana yeni bir sistem kurun” demiyorsun. İşte sosyal,
siyasal, bireysel vs. hayatında da Allah’ın sisteminden başka sistem istersen
toplum bünyesinde deprem olur. Köşe dönenler çıban gibi şişer ve patlar. Fuhuş
yarıkları, soygun çukurları, terör yıkıntıları meydana gelir. Firavun sisteminde
olduğu gibi erkek çocuklar öldürülür.
Mekke müşriklerinin sisteminde olduğu gibi kız çocukları öldürülür. Bugün ki
sistemlerde olduğu gibi zayıfsa ikisi de öldürülür.
Bunları önlemek için değerli, güçlü, kuvvetli, güvenilen elçinin getirdiği
kitaba göre sistemimizi kuralım ki ak ve pak sahifelere kavuşalım. Bu gün A’la
süresinin tefsirini okuyalım, yüceler yücesi Rabbimiz’in kelamıyla yücelelim.
İslami Okul Okulların En Önemlisi